Ekonomi Tıkırında (27): “Alo merkez, beni dinlesin herkes!”

Ekonomi Tıkırında’nın 27. bölümünde Sedat Pişirici, Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın görevden alınmasının nedenlerini ve yol açacağı olası ekonomik ve siyasi sonuçları değerlendirdi.

Yayına hazırlayan: Ata Bilginperk

Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya, 6 Temmuz 2019 Cumartesi günü Resmi Gazete’de yayınlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile görevinden alındı. Görevinden alınırken gerekçe gösterilenlerden bir tanesi 375 sayılı KHK’nın ek 35. maddesiydi. Murat Çetinkaya’nın yerine yardımcısı Murat Uysal getirildi. 

375 sayılı kanun hükmündeki kararnamenin ek 35. maddesi şöyle diyor: “Cumhurbaşkanınca süreli atanan üst kademe kamu yöneticileri, ilgili kanunlarda öngörülen görevden alma gerekçelerinin yanında, kurumsal hedeflere ulaşılamaması nedeniyle de süreleri tamamlanmadan görevlerinden alınabilirler.” 

Murat Çetinkaya üç yıl üç aydır görevdeydi. Görev süresi dört yıldı. Beş yıl olan bu görev süresi dört yıla indirilmişti. Görev süresini tamamlayamadan görevinden alınmış oldu. Yani bir anlamda  Murat Çetinkaya kurumsal hedeflere ulaşamamış, ulaşamadığı için de görevinden alınmış. 

Neydi Merkez Bankası başkanı Murat Çetinkaya’nın kurumsal hedefler? Aslında bankanın açıkça ve sadece tek bir kurumsal hedefi var, o da Merkez Bankası Kanunu’nda yazıyor. 4. maddede şöyle diyor: “Bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamak.” Faiz ise hükümetin, daha doğrusu Recep Tayyip Erdoğan’ın hedefi. Onu da hükümete yakın gazetelerden ve köşe yazarlarından öğreniyoruz. Onlara göre yine hafta sonu Erdoğan’ın AKP milletvekilleriyle yaptığı toplantılarda söylediği, Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın faiz indirimine yanaşmadığı için görevinden alınmış olduğu. 

Şimdi önce enflasyona bakalım, bu kurumsal hedeflerden bir tanesi olan enflasyona. Murat Çetinkaya fiyat istikrarını sağlama hedefine ulaşabilmiş mi? Ulaşamamış. Çetinkaya, 11 Nisan 2016’da Merkez Bankası Başkanı oldu. Ondan önce Erdem Basçı’nın yardımcısıydı. Ondan önce Kuveyt Türk Katılım Bankası Hazine, Uluslarası Bankacılık ve Yatırım Bankacılığından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı’ydı. Yani AKP iktidarının atadığı Merkez Bankası Başkanı’nın yardımcısı olarak, yine AKP iktidarı döneminde atandı, sonra o başkanın yerine başkan oldu. Göreve geldiğinde devraldığı Mart 2016 enflasyonu tüketici fiyatlarında %7,46’ydı, görevi devrederken bıraktığı Haziran 2019 enflasyonu tüketici fiyatlarında %15,72. Bu daha yüksek aslında ama hem yaz etkisi hem baz etkisi bu enflasyon oranını %15,72’ye geriletti. 

Peki, bu hedefe ulaşamamış olmak sadece Murat Çetinkaya’nın suçu mudur? Bağımsız davranamamış mıdır Murat Çetinkaya? Merkez Bankası’nın fiyat istikrarını sağlayabilmek için kullanacağı araçlar üç aşağı beş yukarı belli. Merkez Bankası Kanunu’na göre de banka, fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını doğrudan kendisi belirliyor. Aynı kanun, “Banka fiyat istikrarını sağlama amacıyla çelişmemek kaydıyla, hükümetin büyüme ve istihdam politikalarını destekler” de diyor. Sizin anlayacağınız, zaten Merkez Bankası’na hükümetin atadığı başkan yardımcısıyken yine hükümetin tasarrufuyla Merkez Bankası Başkanı olan Murat Çetinkaya’nın pek o kadar da bağımsız olması mümkün değildi. Ve zaten Recep Tayyip Erdoğan’ın Mayıs 2018’de, 24 Haziran seçimlerinden önce, Londra’da yatırımcılarla yaptığı toplantılarda söyledikleri de bunu teyit eder nitelikteydi.

Hatırlatalım, Erdoğan 13-14-15 Mayıs tarihlerinde Londra’yı ziyaret etti, orada bir dizi görüşme yaptı, Bloomberg televizyonunda bir programa katıldı ve yine Londra’da yatırımcılarla birlikte oldu. Orada iki şey söyledi: 1- Enflasyonun nedeninin faiz olduğunu, faiz ne kadar düşükse enflasyonun o kadar da düşük olacağını söyledi, hep Türkiye’de söylediği gibi “Faiz sebep, enflasyon neticedir” dedi. 2- 24 Haziran seçimlerinin ardından para politikası konusunda daha etkin rol oynayacağını söyledi. 

Erdoğan’ın o zaman sarfettiği bu laflar derhal yankı buldu. Londra’daki yatırımcılar Merkez Bankası bağımsızlığının, 24 Haziran 2018 seçimlerinin ardından Merkez Bankası Başkanı’nın elinden gideceği yorumlarını zaten yaptılar. Erdoğan’ın 13-14-15 Mayıs’taki Londra ziyaretinin ardından, döneminin Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ve yine Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya beraberce işi toparlamaya çalıştılar. Önce 28 Mayıs’da İstanbul’da, sonra 29 Mayıs’ta Londra’da yine fon yöneticileriyle, yatırımcılarla, yerli yabancı yatırımcılarla bir araya geldiler falan, ama beklenen toparlama gerçekleşemedi. 

Önce cumhurbaşkanlığı hükümeti kurulmadan önce Mehmet Şimşek gitti; ne milletvekili olabildi, ne de cumhurbaşkanlığı hükümetinde bakan olabildi. Murat Çetinkaya’nın vadesi de bir yıl kadar uzadıktan sonra cumartesi günü sona erdi. Yani Merkez Bankası’nın bağımsızlığı aslında Mayıs 2018’de havaya uçmuştu. Ama patlamanın etkisi Türkiye’de çok geç duyuldu. 

Murat Çetinkaya bağımsız davransa ne olacaktı? 25 Temmuz’da toplanacak olan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’ndan bir faiz indirimi bekleniyor ancak bu faiz indirimi, hükümetin, daha doğrusu Recep Tayyip Erdoğan’ın arzu ettiği oranda mı olacak, arzu ettiği süreçte mi yaşanacak, orası belli değil. Ve eğer gerçekten radikal bir faiz indirimine gidilmezse bu da Erdoğan’ın çok istediği bir şey değil gibi duruyor. Dediğim gibi eğer yeterince indirilmezse faiz, radikal bir faiz indirimi olmazsa bu Erdoğan’a yetmiyor. Neden? Çünkü Ali Babacan geliyor. 

Dikkat ediniz cumartesi günü piyasalar kapalıyken Cumhurbaşkanı, Merkez Bankası Başkanı’nı bir kararla görevden alıyor; öteden beri hükümet kuracağı söylenen, geçen hafta, evvelsi hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşüp bu niyetini belli ettiği yazılan çizilen Ali Babacan da hemen bugün yazılı bir açıklamayla Adalet ve Kalkınma Partisi üyeliğinden istifa ettiğini duyuruyor, açıklamasının satır aralarında da yeni bir parti kuracağını söylüyor, beyaz bir sayfa açtığını ilan ediyor. Şimdi Babacan ve partisinin kuruluşunda onlara destek verecek taban, büyük olasılıkla Adalet ve Kalkınma Partisi kurulurken onlara destek olan taban, Anadolu sermayesi. Bu sermayenin canı yanmış durumda. Bu sermayeye düşük faizli kredi aktarılsa, birazcık da Merkez Bankası para basıp ortalığı rahatlatsa, bu insanların Adalet ve Kalkınma Partisi-Recep Tayyip Erdoğan var iken Ali Babacan’ı ve onların kuracağı yeni partiyi desteklemesinin önüne geçilebilir. Geçilebilinir mi, bunu bize zaman gösterecek. 

Aslında bir alt soru da şu: 6 Temmuz Cumartesi günü Merkez Bankası’nın başkanının görevden alınması ve bugün Ali Babacan’ın AKP’den istifa edip, yeni bir parti kurabileceğini satır arasında söylediği bir açıklama yayınlaması, erken bir genel seçim ve cumhurbaşkanlığı seçiminin işaret fişeği olabilir mi? 

Yeni Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal hiç kuşkusuz Erdoğan’ın “Faiz indir” taleplerine karşı uysal davranacaktır. Ne de olsa o da daha önce bu hükümet tarafından Merkez Bankası’na başkan yardımcısı olarak atanmış ve yine aynı hükümet tarafından Merkez Bankası Başkanı yapılmış birisi, nasıl uymasın faiz indirme arzusuna hükümetin ve Erdoğan’ın? Erdoğan cumartesi günü “Alo merkez, beni dinlesin herkes” diye haykırmışken, buna kayıtsız kalması, onun atadığı bir merkez bankası başkanı tarafından mümkün değil. 

Şöyle bir baktım, 12 Eylül 1980 sonrası Merkez Bankası Başkanlığı yapanların sayısı yedi. 12 Eylül Askeri darbesi yapıldığı sırada İsmail Hakkı Aydın Merkez Bankası Başkanı’ymış. Ondan görevi Osman Şıklar devralmış. Sonra Yavuz Canevi, sonra Rüştü Saraçoğlu, ardından Bülent Gültekin, ardından Yaman Törüner ve nihayetinde Gazi Erçel Merkez Bankası Başkanı olmuş. Adalet ve Kalkınma Partisi döneminin Merkez Bankası Başkanı sayısı ise bu son operasyonla birlikte beşe yükseliyor. Gazi Erçel’den görevi devralan Süreyya Serdengeçti 2001-2006 yılları arasında Merkez Bankası Başkanlığı yaptı. Ordan Durmuş Yılmaz’a geçti başkanlık. Ardından Erdem Başçı, onun ardından yardımcısı Murat Çetinkaya. Şimdi onun yardımcısı Murat Uysal, AKP döneminin beşinci Merkez Bankası Başkanı oldu. 

Bir not, Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın görevden alınmasının şık olmadığı söyleniyor, hukuki olmadığı söyleniyor, yanlış olduğu söyleniyor, ekonomik teamüllere uymadığı söyleniyor, bunun ciddi etkileri olacağı söyleniyor. Gerçi piyasaya baktığımızda Murat Çetinkaya’nın görevden alınmasının kurda, faizde büyük bir etkisi olduğunu görmedik. Burada şunun da altını çizelim, henüz bir etki görülmemesi etki görülmeyeceği anlamına gelmiyor. Piyasalar bir miktar da olsa böyle bir gelişmeyi kendilerini ikna ederek satın almış durumdalar. Ne demek “kendilerini ikna ederek”? Biraz önce anlattığım gibi, “Zaten de başarısızdı, zaten enflasyonla mücadele edemedi, zaten enflasyonla mücadele konusunda hükümetle arasında sıkıntı vardı, zaten bağımsız değildi, zaten görevden alınacaktı” denerek piyasa kendisini bir şekilde hazırlamış görünüyor sonuca, bir şekilde satın almış görünüyor. 

Ama bugün burada, iki saat önce İbrahim Turhan’ı konuk ettik, onun bu konudaki değerlendirmelerine başvurduk. Kendisi AKP döneminde hem Durmuş Yılmaz’ın hem Erdem Basçı’nın Merkez Bankası Başkanlığı döneminde Merkez Bankası Başkan Yardımcılığı yapmış, ardından da iki dönem AKP İzmir Milletvekilliği görevinde bulunmuş bir ekonomist. O, 25 Temmuz’da Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’ndan gelecek kararın bir miktar faiz indirimi kararı olacağını ama asıl 31 Temmuz’da Amerikan Merkez Bankası’nın kararının beklenmesini gerektiğini, o kararın Türkiye’de Merkez Bankası Başkanı’nın görevden alınmasına verilecek asıl tepkiyi göstereceğini söyledi. 

Bugün temmuzun 8’i. Yani bir 25 Temmuz’u, bir 31 Temmuz’u bekleyip göreceğiz ne olacağını. Demin Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanlarını sıraladım ya, bir not, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanları arasında siyasi iktidar tarafından görevden alınılan ilk Merkez Bankası Başkanı’nın Murat Çetinkaya olduğu söyleniyor. Bu doğru olmayabilir. Ondan önce İsmail Hakkı Aydınoğlu da 12 Eylül askeri yönetimi tarafından görevinden alınmış bir Merkez Bankası Başkanı. 1980, 2019; bir askeri yönetim, bir sandıktan çıkmış hükümet; sonuç aynı: Sözlerini dinlemeyen Merkez Bankası Başkanlarını görevden alıyorlar.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar