Rövanşizm ne işe yarar?

Yerel seçim hezimetinin ardından Erdoğan iktidarının krizinin derinleşmesi Türkiye’de yeni bir dönemin başlamakta olduğu duygusunu güçlendirdi. Bu da son yılların popüler kavramlarından “rövanşizm”in yeniden öne çıkmasına neden oldu. Rövanşizm nedir? İyi bir şey midir? Mümkün müdür?

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler. “Rövanşizm” diye bir kavram var ve bu kavram, Türkiye’de siyasî tartışmalarda epey zamandır bayağı kullanılan bir kavram. Ama son günlerde kullanımı iyice arttı, daha da artacağa benziyor. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi ve Erdoğan iktidarı çok ciddi bir kriz içerisinde; son yerel seçimlerde de gördük bunu; çok büyük bir mağlubiyet yaşadılar. Yeni partiler kuruluyor –Davutoğlu’nun partisi kuruldu, Ali Babacan’ın partisi yolda–; bütün bunlardan hareketle bir devrin kapanacağı yolundaki beklentiler de artıyor. Bu beklentilere bağlı olarak, yeni devir, yani yeni dönemde nelerin olması gerektiği yolunda birtakım beklentilerin dile getirilmesi söz konusu ve burada “rövanşizm” kavramı karşımıza çıkıyor. O da nedir? Sonuçta rövanşı almak; bir anlamda hesap sormanın da ötesinde bir şey aslında rövanşizm, intikamla hesap arasında bir yerde olabilir, hatta belki intikama daha yakın bir kavram. AKP iktidarı döneminde mağdur edildiklerini, dışlandıklarını düşünen kesimlerin bir kısmı –hepsi olmasa bile ciddi bir kısmı–, devran döndükten sonra, yani AKP ve Erdoğan iktidardan indikten sonra kendilerini mağdur ettiğini düşündükleri kişileri mağdur etme haklarını kendilerinde görüyorlar bir anlamda. Birkaç kere daha söylemiştim, Rumen asıllı Fransız felsefecisi Cioran’ın bir sözü — mealen: “Mazlumlar en zalim olabiliyorlar” [“En büyük zalimler … mazlumlar arasından çıkar”], mazlumların ya da kendini mazlum hissedenlerin zalime dönüşebilmesi çok kolay. Bu yayını yapmamın ana tetikleyici unsuru, Mustafa Yeneroğlu’yla burada yaptığımız yayının ardından gelen tepkiler oldu. Ezici bir çoğunluğu olumlu bakıyor, farklı kesimlerden insanlar; ama özellikle muhalefette olup onu tanımayanların bazıları hiçbir şekilde ikna olmaya ya da onun samimiyetini kabullenmeye yanaşmıyor ve AKP iktidarının içerisinde şu ya da bu şekilde yer almış kişilerin bir nevi suçlu oldukları ve hesap vermeleri gerektiği ısrarındalar ve bir rövanş hakkını kendilerinde görüyorlar. Bu rövanş beklentisini birkaç açıdan ele alabiliriz:

  1. Doğru mu, yanlış mı? 
  2. Bu ne derece mümkün? 

“Ne derece mümkün?” sorusuna baktığımız zaman, aslında FETÖ tartışmalarında, darbe sonrasında da bu çok oldu. Darbeye kalkışan bir örgüt var, gizli örgüt var, bunun açıkta gözüken bir yüzü bir de gizli yüzü var. Darbenin hesabı görülürken bu arada darbeyle ilişkisi olmayan çok sayıda insanın da devlet tarafından mağdur edildiğini görüyoruz; KHK’larla işlerinden edildiklerini görüyoruz, özgürlüklerinden mahrum edildiklerini görüyoruz, ama bütün bunlar bir anlamda Fethullahçılardan hesap sorma, Fethullahçılardan rövanş alma anlamıyla meşrulaştırmaya çalışılıyor. Dolayısıyla kurunun yanında çok da yaş yanıyor. Kademeler belirlenmiyor, yani doğrudan darbeye karışmış, darbeyi tezgâhlıyanlar vs. gibi ayrımlar gözetmeden, tabii ki kendilerine yakın olmayan ya da kendilerine bir şekilde ulaşanların dışındakilere yönelik, herkesi bir kaba koyma hususu var. Rövanş meselesinde Türkiye’nin bir döneminin hesabını görme iddiasında olanlar, kiminle neyin hesabını, nasıl görecekler, bu ne derece mümkün? Her şey bir yana AKP iktidarının Türkiye’ye bırakmakta olduğu en kötü miras Türkiye’de yargının tamamının çözülmüş olması, Türkiye’de hukuk devletinin izinin neredeyse kalmamış olması. Ama biliyoruz ki her türlü hesaplar, önce suçun belirlenmesi, ondan sonra da cezalandırılması hususu, ancak özgür ve bağımsız mahkemelerle, yargıyla olur, Türkiye’de bu yok. İktidarın değişmesi durumunda özgür ve bağımsız yargı ne kadar zamanda, nasıl test edileceği belli değil. Bu arada tabii insanların rövanş duygusunun nasıl olacağı da belli değil. 

Bir kere rövanşizm olayının teknik olarak gerçekleşebilmesi öyle sanıldığı kadar kolay değil. Kolay yoldan yapılmak istendiği zaman, Türkiye’de zaten var olan kutuplaşmanın daha da tırmandırılmasından başka bir şey yapılmamış olur. Dolayısıyla bir kere bu çok da mümkün bir şey değil; ama en önemlisi doğru bir şey değil, iyi bir şey değil. Çünkü her yeni gelen eskide kalanlardan hesap sormaya, ondan intikam almaya kalkarsa –Türkiye’de bu gelenek büyük ölçüde yaşandı, ama bir yerden sonra bunun bitmesi gerekiyor–, yani yeni gelenin eskiden orada olana her şeyi yapmasının müstehak olduğu, meşru olduğu bir anlayış Türkiye’de maalesef egemen gözüküyor, bu anlayışın bir an önce kırılması gerekiyor. Tabii ki çok şeyler yaşandı, yanlışlar yapıldı –yapılmaya devam ediyor–,  bu nedenle çok kişi mağdur edildi –edilmeye devam ediyor–, bunların bir şekilde rehabilite edilmesi, tazmin edilmesi gerekiyor, bütün bunlar doğru; ama bunları yaparken Türkiye’de yeni kutuplaşmalara meydan vermemek gerekiyor. Bu işin aslında şöyle bir şey olması lâzım: Bir merkez var, Türkiye’de bu merkezi büyük ölçüde devlet kontrol ediyor; bu merkezi paylaşma meselesinde bir sorun var. Her gelen, kendi meşrebinden olanlarla yalnız başına bu merkezi kontrol etmek istiyor, onun dışındaki ötekileri merkezin dışına atmak ve onları gerekirse mağdur etmek istiyor. Ama Türkiye’nin artık bir yerden sonra farklı kesimlerin bir arada yaşadığı bir merkezi inşa etmesi, çoğulculuğu gerçekleştirmesi gerekiyor. Dolayısıyla “rövanşizm” diye ortaya çıkanlara verilecek en iyi cevap, bence, bunun yerine eskisiyle yenisiyle herkesin toplumun farklı kesimlerinin merkezde birlikte temsil edilebilmeleri ve bu birlikte yaşamanın formüllerini,  protokollerini ve kurumlarını geliştirmeleri. AKP iktidarının Türkiye’ye yaptığı en büyük kötülüklerden birisi, iyi-kötü var olan kurumları büyük ölçüde iğdiş etmesi, yok etmesi, etkisizleştirilmesi ya da kamusal alanda özgür ya da özerk toplulukların olmasına izin vermeyip burayı bir anlamda çölleştirmesi. Medya böyle, kültür-sanat alanı böyle, eğitim böyle, bir yığın alanda tam bir tekdüzelik, liyakat diye sadakatin öne çıktığı görevlendirmeler vs.. Bunun telafi edilmesi için tabii ki Türkiye’nin birtakım enerjiler harcaması gerekecek ve bu arada hak etmediği yerlere gelmiş olanların o yerleri kaybetmesi, yerlerine bunlara layık olanların gelmesi gibi olaylar yaşanması muhakkak gerekecek. Şu anda büyükşehir belediyelerinde kısmen bunun provası gibi bir olay yaşanıyor; ama onun dışında gelenin eskiden olan herkesi yok etmesi, tasfiye etmesi gibi bir anlayışla Türkiye’nin gidebileceği hiçbir yer yok. 

Bir diğer husus da şu: Bu tür kutuplaşmanın olduğu yerlerde, kritik anlarda rövanşizm sözlerini çok dile getiren insanların daha sonra en kolay eski düşmanıyla ittifak yapan kişiler olduklarını gördük. Mesela şu anda bakıyoruz: Erdoğan’ın iktidarının en büyük destekçileri düne kadar Erdoğan hakkında en sert şeyleri söyleyenler. Zamanında Fethullahçılarla birlikte mağdur olan kesimlerin bir bölümü şu anda Erdoğan’la beraber hareket ediyor ve onu, ondan daha çok savunur pozisyona girebiliyor. Neden bu oldu, nasıl bu oldu? Bunları konuşmaya gerek yok ama, yani her rövanşist çıkış yapana da çok da fazla aldanmamak lâzım, belki de biraz ellerini yükseltmek için bunu yapıyorlardır. Peki rövanşizm kötü bir şeyse yapılan her şey unutulacak mı? İnsanlar bağrına taş basıp unutacak mı? Herkes birbiriyle her konuda helâlleşecek mi? Böyle bir zorunluluk olduğunu sanmıyorum. Çok basit; kendi yaşadığım bir örnek vereyim: Cuma günü Ankara’da Gelecek Partisi’nin kuruluş toplantısına gittiğimde, kuruculardan birisi vaktizamanında şahsıma yönelik çok bariz ve çirkin birtakım şeyler yapmıştı, beni ihbar etmeye kalkmıştı vs. Bir şey olmadı, ama ben bunu unutmadım. Hatta beraber Bilkent Otel’e gittiğimiz arkadaşlara da o kişiden bahsettim ve dedim ki: “Muhtemelen gelecektir”. Nitekim geldi, hatırlamadığı bir nedenle benim ona kızmış olduğumu, helâllik istediğini söyledi ben de, “Hakkımı helâl etmiyorum, hiçbir zaman etmeyeceğim ve bir daha da karşılaşmamayı diliyorum” dedim. O kişi Gelecek Partisi’nin kurucularından birisi, Gelecek Partisi’nin diğer kurucularına diyecek bir şeyim yok, isim de vermeyeceğim, ama insanlar tahmin edebilir, neyse. Böyle bir mecburiyetimiz yok; insanlar size, çevrenize, ailenize kötülükler yapmış ya da kötülük yapmak istemiş, iktidara dayandığı zaman kendi gücünü abartmış ve buradan hareketle alikıran başkesen olmuş ya da olmak istemiş olabilir. Sizin, bizim, insanların bunlarla dost, arkadaş olmamız gerekmiyor, kendilerini mağdur eden ya da mağdur etmeye çalışan insanları affetmek diye bir zorunluluğumuz yok, böyle bir zorunluluk yok. Ama hep birlikte sevmediğimiz insanlarla da birlikte yaşamak diye bir zorunluluğumuz var. Bunu yaparken de birtakım öfkelerimizi, sinirimizi, anılarımızı belki de geri plana atmamız, atmaya çalışmamız gerekiyor. Orada bence bir ince bir çizgi var; unutmadan birlikte yaşamanın yollarını bulmaya çalışmak; unutmadan, ama rövanşist de olmadan Türkiye’yi, çoğulcu bir ülke olarak herkesin bir şekilde kendini özgür hissettiği, hukuk devleti teminatı altında hissettiği bir ülkeyi inşa etmek ve bizden sonraki kuşaklara devretmek gibi bir borcumuz var. 

Hepimizin ayrı ayrı yaşadığı birtakım travmalar, mağduriyetler şunlar bunlar var… Bizim gelecek kuşaklara yine kutuplaşmış, yine eline güç geçirenin diğerinin gözünü oyduğu bir ülke bırakmamıza neden olmamalı diye düşünüyorum. Bunu başarmanın çok kolay olmadığının farkındayım, ama dediğim gibi dünyada bunun çok örnekleri var – mesela Güney Afrika örneği var. Güney Afrika’da onca yıllık ırkçı yönetimin ardından, Mandela gibi doğrudan o yönetimin birinci derecede mağdurlarından bir lider, bu geçişi pekâlâ yaptı. Bu tabii ki Güney Afrika’nın şimdi güllük gülistanlık bir ülke olduğu anlamına gelmiyor; ama o kadar büyük bir zulümün ardından, o kadar büyük bir rejimin ardından, herkesin bir şekilde birlikte yaşayabildiği bir Güney Afrika’yı yapmak gibi zor bir işi Mandela ve arkadaşları büyük ölçüde başarmışlardı. Türkiye’de bunun çok daha kolay olacağı kanısındayım, ama dediğim gibi bu rövanşizm meselesini, gelmesi muhtemel yeni dönemde yeni iktidarlar almak için kullanmak isteyenler olacak, şimdiden olmaya başladı. Bir de tabii şimdiden iktidarın gitmesi tedirginliğini yaşayıp birilerinin kendilerinden rövanş alacağını düşünenlerin tedirginlikleri var. Onları da uzaktan da olsa ilgiyle izliyoruz. 

Son olarak yeni arkadaşımızdan bahsedelim: Evet, bir çiçek olayımız var burada. Beceremedik, sorun yaşadık. Ondan sonra tabii izleyicilerimiz içerisinden bazıları bu olaya müdahil olma ihtiyacı hissettiler ve bir izleyicimiz, sağ olsun, bize bunu kargoyla bugün yolladı. Bitkinin adını şimdi unuttum bir dahaki yayına hatırlarım, uzun bir adı var, bilenler biliyordur. En önemli özelliği her koşul altında yaşamını sürdürebilmesiymiş; ışık, su vs. gibi ihtiyaçları çok fazla olmayan bir bitkiymiş. Bu birazcık Türkiye’de gazeteci olmak gibi bir şey herhalde. Evet, izleyecimize de çok teşekkür ediyoruz. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar