Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap (64): Gezi Davası

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

“5 Soru 10 Cevap” programının 64. bölümünde Kemal Can, şu sorulara yanıt aradı:

- Yarın dördüncü duruşması yapılacak Gezi Davası neden önemli? 
- Gezi Davası’nda neler yaşandı, şimdi hangi noktada?
- Gezi Davası’nın açılma mantığı ve asıl derdi nedir?
- Gezi Davası’ndaki tutarsızlıklar, saçmalıklar neler? 
- Yarınki duruşmadan beklenti ve olması gereken ne?

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba iyi haftalar.

Yarın 4. duruşması yapılacak Gezi Davası neden önemli?

Türkiye bir çok siyasal, toplumsal süreci bir süredir mahkeme salonlarında yaşıyor. Bazı sembol davalar üzerinden olup biteni takip ediyoruz. Ergenekon Davası, Barış Akademisyenleri Davası, Cumhuriyet Davası’nı yaşadık. Şimdi de bir Gezi Davası daha yaşıyoruz. Bunların hepsinde, Türkiye’deki hukuk sisteminin doğrudan siyasi merkezler tarafından yönlendirilerek hukuksuzluğun ve haksızlığın somutlaştığı alanlara dönüşmesi sürecinin içindeyiz. Bu anlamda Gezi Davası diğer davalarda olduğu gibi sembol dava. Hem saçmalığıyla hem mesnetsiz oluşuyla hem de uygulanan hukuk dışı yöntemlerle örnek bir dava. 4. duruşmadan önce Gezi Davası Takipçileri bir kitapçık hazırladılar. Bu kitapçığın içeriğinde davanın nereden nereye geldiği, nasıl anlamsız suçlamalar yöneltildiği, ve bunların nasıl boş gerekçelerle oluşturulduğu anlatılıyor. Çok açık biçimde “bu saçmalığa son verin” talebiyle sonuçlanıyor. 

Osmankavala.org. internet adresinden bu kitapçığı indirebilirsiniz. Kitapçıkta nelere işaret ediyor? Öncelikle temel kanunilik kuralı, yani suç olmadan suçlu olamayacağı. Suçluluk karinesi, yani kimse hakkında suç kanıtları ortaya konulmadan suçlanamaz ilkesi. Kanaatin değil delillerin esas olması ve bunların hukuki yollarla elde edilmiş olması. Bu kuralların hiçe sayıldığı bir hukuk rezaleti ile karşı karşıyayız. Gezi Davasının tamamı bundan ibaret. Siyasal gerekçelerle ortaya konulmuş bir hesaplaşma davası.  Kişisel intikam davasına dönüştü ve büyük haksızlıklara neden oldu. Sonuçta Kavala’nın tutukluğu iki yılı aştı, 784. gün olacak. Gezi 6 yıl önce yaşanmış bir olay olduğu için o tarihten itibaren birilerinin bitmeyen davası oldu. Dolayısıyla sadece yargılananlardan ibaret olmayan bir anlamı ve önemi var. 

Gezi davasında neler yaşandı, şimdi hangi noktada?

18 Ekim 2017’de  Osman Kavala’nın havaalanında göz altına alınmasıyla başladı her şey. Kavala, 1 Kasım itibarıyla tutuklandı. O tarihten bu yıl Haziran ayında hakim karşısına çıkartılana kadar savcı ile bile karşılaşmadı. Ne tür delillerle kendisinin suçlandığından haberdar olmadı. Avukatları bile dosyanın içeriğine tam olarak hakim olamadılar. Yargı tarafından servis edilen yönlendirici bazı haberler dışında kimse ne olduğunu aylarca öğrenemedi ama Kavala tutuklu kaldı. Kavala’dan bir yıl sonra yeni bir gözaltı dalgası yaşandı. 16 ay boyunca 6 yıl önce gerçekleşmiş bir olayın iddianamesi hazırlanmadı. Osman Kavala ne ile suçlandığını bilmeden hapiste tutuldu. Sonuçta iddianame ortaya çıktığında görüldü ki, Kavala ve 16 kişi Gezi’yi finanse etmek ve organize etmekle suçlanıyorlar.

İddianame,  657 sayfa ve binlerce sayfa ekten oluşuyor. Yöneltilen suçlamaların hepsi, sanıklar ve sanık avukatları tarafından tek tek cevaplandırıldı. Aslında bu 675 sayfalık iddianamede gerçekte delil olabilecek hiçbir belge yer almadı. Neredeyse tamamı dinleme kayıtlarından ve büyük ölçüde kanaatlerden oluşuyordu. Hatta bazı iddiaları savcılık basından öğrendiğini söylüyordu. Bunu da iddianameye yazmakta sakınca görmüyordu. Hukuki süreç çok yavaş işledi. AYM bir ihlal kararı olmadığına karar verdi. Ankara’daki ve İstanbul’daki mahkemeler ihlali görmedi. Ama bu yıl 10 Aralık’ta, AHİM 3 madde itibariyle bu davada ihlal olduğunu ve Kavala’nın hemen serbest bırakılması gerektiğine hükmetti. Hikaye kabaca böyle gelişti, davanın özeti böyle. 

Gezi davasının açılma mantığı ve asıl derdi nedir?

Gezi davası ilk defa açılmıyor. 2013’ten itibaren çeşitli gezi davaları açıldı. Taksim Dayanışma’ya, taraftar gruplarına tek tek insanlara çeşitli şehirlerde açılmış davalar var. Bu davaların büyük bir çoğunluğu beraatla sonuçlandı. Davalarda, ortada suç oluşturan bir şey olmadığı hükmü yer aldı. Defalarca yargılanmış, bu ülkenin mahkemeleri tarafından “ortada bir suç yok” kararı verilmiş bir olay, 6 yıl sonra yeniden yargılama konusu yapılıyor. Bu sefer suçun niteliği değiştirilerek 312. Maddeden, yani hükümeti yıkma suçlamasıyla açıldı. Ama hükümeti yıkmaya kalkmış insanların hangi araçlarla, hangi silahlarla ve hangi örgütle bunu yapacaklarına dair hiçbir delil ve belge ortaya konmuyor. Örgütleri yok, silahları yok, ellerine taş bile almamışlar, çoğu birbirini tanımıyor ve bu insanların hükümeti devirmeye karar verdiği, bunu finanse ve organize ettiği iddia ediliyor. Bu saçmalığın en temel göstergesi, daha önce suç yok denilerek beraat verilmiş olması. Ayrıca İçişleri Bakanlığı Gezi olaylarının 80 ilde ve 3,5 milyon insanın katıldığı olaylar zinciri olduğunu kayda geçirmiş durumda. Böyle bir şeyin fiilen organize finanse edilmesi mantıken imkansız ve tamamen saçma bir iddia. 

Peki sanıkların olmayan bir suçu işledikleri neye dayandırılıyor?  Büyük ölçüde telefon dinlemelerine. Dinleme kararı veren, dinlemeyi yapan, uzatılmasını onaylayan, hakim savcı ve polislerin tamamı, bugün başka bir örgütün mensubu oldukları için, FETÖ örgütünün mensubu oldukları iddiası ile tutuklu, kaçak veya yargılanıyor. İşte bu yargı ve emniyet mensuplarının yaptıkları dayanak gösteriliyor. Ayrıca bu dinlemelerde bulunmuş bir suç emaresi de yok. Çarpıtılarak, tuhaf bağlantılar kurularak suç imal edilmeye çalışılıyor. Suç arama, Gezi olayları bittikten sonra söz konusu örgütün mensubu olduğu bugün mahkeme kararlarıyla ortaya çıkmış kişilerce yapılmış dinlemelere dayandırılıyor. Yani aslında kendisi hukuk dışı olan dinlemeler. Ve bu insanların tamamı bu tür komplolar hazırladıkları için yargılanıyorlar. “Biz bunları yeniden kıymetlendirdik” deniyor. Bu ne demek? Mesela 17-25 Aralık soruşturmalarının belgeleri, bu insanların komplo yaptıkları ve dolayısıyla belgelerin hukuk dışı olduğu söylenerek imha edilmişti. Fakat aynı ekibin Gezi Davası ile ilgili belgeleri kıymetlendirildi. Ortada tuhaf bir durum var: Ya daha önceki kıymetlendirilebilir belgeleri imha edenler suçlu ya da şu anda bir suç örgütü tarafından oluşturulmuş delilleri ya da dinleme kayıtlarını kullananlar suçlu. 

Gezi davasındaki tutarsızlıklar ve saçmalıklar neler?

En bariz saçmalıklardan biri: İddiaya göre, Gezi olaylarını iş adamı Soros finanse etmiş, organize etmiş ve burada yargılanan insanlar da ondan aldıkları para ve talimatla bunları yerine getirmişler. İddianın temel tezi; Soros Türkiye’deki hükümeti devirmek istedi ve bir ayaklanma organize etti. Ama çok temel bir mesele var; Soros bu davanın sanığı değil. Savcı, Soros’u sanık olarak davaya eklemeyi unutmuş ya da Türkiye’de ayaklanma organize edebilecek birinin sanık olması önemsiz görülmüş. Ayrıca yine ayaklanmanın gerçekleşmesi için faaliyetlerde bulunduğu, eğitim verdiği ileri sürülen bir takım örgütler var iddianamede. Fakat onlar da sanık değil. Ayrıca bu davada yargılanan hiçbir insanın onlarla bağı bulunmuş değil. Finansman için bir para transferi olmadığı devlet belgelerinde çok açık görülüyor. O kadar saçma. Para olmadan finansman, örgüt olandan darbe yapmak gibi suçlamayla karşı karşıyayız.

Delil olarak neyi görüyoruz? Osman Kavala’nın telefonundan çıkan, Türkiye’deki arı türleri haritasının “Sevr haritası” olarak iddianameye koyulduğunu görüyoruz. Gezi Parkı’na götürülmüş bir kaç poğaçayı, bir kullanılmış masayı ve ofise alınmış tuvalet kağıtlarının fotoğraflarını finansman kanıtı olarak iddianamede görüyoruz. İnsanlar arasında bağlantı yok, eylemler arasında bağlantı yok, insanların eylemlerle bağlantısı yok ama daha önemlisi ortada bir suç yok. Peki iddianame bunu nasıl tamamlıyor? Bir yığın oluşturuyor, çeşitli bağlantılar ve hikayeler uyduruyor, bunların hiçbirinin kanıtını ortaya koymadan sonuna “anlaşılmıştır” diyor. İddianamede yüzlerce kez “anlaşılmıştır” ifadesi geçiyor. Bu “aslında delilini belgesini bulamadık biz öyle olması gerektiği kanaatindeyiz” demek. Bu açıdan dünya hukuk literatüründe çok özel bir yer edinebilecek bir örnek teşkil ediyor.  

Yarınki duruşmadan beklenti ve olması gereken ne?

Hiç tartışmaya mahal verecek bir durum yok. Durum gayet açık ve net. Açık ihlal, hukuksuzluk olan ve mesnetsiz bu davanın, öncelikle mağdurlarının bütün mağduriyetlerini ortadan kaldırılarak sonlandırılması gerekiyor. Türkiye’deki hukuk sisteminin hala bir ölçüde sürdüğü iddiasını devam ettirebilmek için, sadece davanın mağdurlarına değil bunu yaşamak zorunda bırakılan her Türkiye vatandaşı için yük olan bu utanç verici olan tablodan kurtulmak için bu cayipliğe son verilmesi gerekiyor. Evet Osman Kavala’dan 784 günü alındı, diğer sanıkların hakları ihlal edildi ama aslında Türkiye’den bir şeyler eksiltildi. Demokrasiden, adalet fikrinden, vatandaşlık bilincinden eksilten bir dava bu.

Dolayısıyla sessiz kalmamak, itiraz etmek, alışmamak, kabul etmemek çok önemli.  Hazırlanan broşür bu çerçeveyi, Gezi Davası hikayesini, önümüze getirilen hukuksuz saçmalığı ahlatan kısa bir özet. Bunu edinen ve okuyan herkes de anlayacaktır ki, bu dava sürdürüldüğü taktirde Türkiye’nin bütün dünya açısından utançla hatırlanacağı sembol bir dava olacak. Onun için, bütün sonuçlarıyla birlikte bu davaya son verilmesi, Osman Kavala’nın hemen serbest bırakılması ve gecikmiş olarak da olsa bu ayıbın Türkiye’nin önünden kaldırılması tek ve olması gereken sonuçtur. 

Tekrar iyi haftalar. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus