Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap: “Tırmandırılan gerilim ve darbe söylentileri”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Kemal Can, 5 Soru 10 Cevap’ın bu haftaki bölümünde şu sorulara cevap aradı:

  • Her alandaki gerilim tırmanması nereye varacak?
  • Darbe söylentilerini hangi çevreler yaygınlaştırıyor?
  • Darbe neden olacak, kim yapacak, nasıl olacak?
  • Korku ve tehditlerle kurulu anlatı geri mi geliyor?
  • Gerilim tırmanması kısa ve uzun vadede kime yarar?

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Her alandaki gerilim tırmandırması nereye varacak?

Suriye’de ve genel olarak dış politikada bu tırmanmanın somut işaretlerini hem söylem hem eylem düzeyinde gördük. Suriye’deki yığınak, gerilim devam ediyor. Çok yüksek perdeden iddialar ve tehditler üzerine senaryolar hala yürürlükte. Oradan gelen yüksek bir gerilim zaten mevcut. İçeride de hem bunun etrafında hem de FETÖ’nün siyasi ayağı tartışmalarında ya da doğrudan muhalefete dönük söylemin gerilim dozunun arttığını gözlemliyoruz. Bu durum, öyle denk geldi gündem öyle oluştu, birdenbire de tansiyon arttı gibi yorumlanmaya çok müsait değil. Sistemli bir tırmandırmayı düşündürecek seviyeye varmış durumda. Bir kere onu söylemek lazım. Zaman zaman siyasi tansiyon artabilir ama bunun nasıl karşılandığı, nasıl bir dile çevrildiği de önemli. Bunun da gerilimi teşvik eden bir içerik kazandığını da görüyoruz. 

İktidarın ortağı MHP Genel Başkanı, ana muhalefetin liderini milli güvenlik sorunu olarak işaret ediyor. Keyfilik ve hukuksuzluk anlamında fütursuz hamleler aynı sertlikte devam ediyor. Bu hafta içinde bir kaç tane sembol davanın duruşmalarını da göreceğiz. Gezi duruşması ve Büyükada davasının duruşmaları gibi. Duruşmalardan çıkacak sonuçlar ya da o duruşmaların seyri de, bu tansiyonu artırmaya dönük adımları düşündürüyor. Bütün bunlara bir de geçen hafta yoğunlaşan darbe söylentileri eklendi. Yeterince tansiyon başlığı yokmuş gibi darbe söylentisi bu tabloya eklendi. Bütün bunları birlikte düşündüğümüzde, rastlantısal bir gündem, kendiliğinden tırmanmış bir tansiyon olarak düşünülmeye çok müsait görünmüyor. 

Darbe söylentilerini hangi çevreler yaygınlaştırıyor” 

Önce iktidara yakın medyada bazı köşe yazarları dile getirdi. Sonra iktidara yakın sosyal medyada -örgütlü ya da örgütsüz- bu yazılar kampanyaya dönüştürülmeye çalışıldı. Ardından Erdoğan bu konuya girdi,  bu konudaki sorulara c “ne alakası var” demeyerek ve bu ihtimal üzerine bir takım spekülasyonlar yaparak devam etti. Onun konuya girmesi bir tür işaret olarak algılandığı için, AKP’nin resmi sözcüleri de bu konuda konuşmaya başladılar. Meselenin özü, bir ABD düşünce kuruluşu olan Rand Corporation’ın hazırladığı raporda geçen bir kaç cümleden başlıyor. Orada TSK içinde orta kademelerde genel gidişattan rahatsızlığın büyüdüğü ve bunun da bir darbe ihtimalini de düşündüreceği şeklinde bir değerlendirme var. 

Başbuğ’un FETÖ’nün siyasi ayağı konusundaki çıkışı da eklenerek, “bir şey hazırlanıyor” iddiası genişletildi. Ağırlıklı olarak iktidar çevrelerinin yoğunlaştırdığı ve hevesli olduğu bir tartışma şeklinde devam etti. Kısmen muhalefet çevreleri de katıldı. Mesela HDP, darbe mekaniği gibi açıklamalar yaptı. Muhalefet çevreleri bu olasılık ve tartışma üzerine bazı yorumlar yaptılar ama ağırlıklı olarak gündem iktidar çevrelerinden yükselen bir tartışma halinde. Tırmandıran iktidar çevresi olmasına rağmen, gerilimde başka odak varmış havası verildi.  

Darbe neden olacak, kim yapacak, nasıl olacak?

Gerek içerideki tartışmaların tırmanmasına gerek yurtdışındaki raporlara dayansın fark etmiyor; hepsinde örtülü biçimde iktidar ittifakının içinden doğacak sıkıntıların bir darbeye yol açabileceği iması var. Neyi kast ediyorum? 15 Temmuz darbe girişiminden sonra başka bir ittifak oluşmuştu. Muhalefet çevrelerinin bir kısmı bunu “Ergenekon”un yeniden kıymetlendirilmesi olarak değerlendirilmişti. Şimdi oralarda bir çatlak oluştuğu, dolayısıyla müttefik olunan ordu içindeki  bazı çevrelerde sıkıntılar ortaya çıktığı iddiası var. Bu darbenin Amerikancı bir darbe olacağı iddiaları var. Tam tersi iddialar da var. Rusya ile yeniden denklemin terse dönmesi üzerine Avrasyacı bloğun rahatsızlığından bahsedenler de var. Bir de temizlenememiş FETÖ artıkları gibi bir tez var. Ama bu çeşitlilikten de anlıyoruz ki, aslında kimse tam olarak darbeyi kimin, ne için yapacağının cevabını vermiyor. Bu tıpkı FETÖ tartışmalarında olduğu gibi muğlak, gizemli bir alana itilip farklı kullanımlara açılabilmesine imkan veren tartışma halinde yürüyor. Diğer tüm tehditlerle ilgili aktörleri muğlak alanda tutarak herkesi tehdidin parçası haline getirme meselesini burada da görüyoruz. Dolayısıyla darbe tehdidinin geldiği çevreler için birbiriyle çelişik geniş bir yelpaze var. 

Darbe nasıl olacak hikayesini iktidar çevresindeki yazarlar şöyle kuruyor: Önce kriz algısını yaratacaklar. Çok sevilen algı operasyonu lafı kullanılıyor. İşler kötü, durum kötü algısı yaratılacak medyada ve sosyal medyada. Ondan sonra kargaşa çıkartılacak, sokak hareketleri olacak ve bu darbeye meşruiyet zemini yaratacak. Böyle bir sıralama konuluyor. Aslına bu sıralamanın hiçbir aşamasının işaretlerini görmüyoruz. Algı operasyonu denilen şeyin içine her türlü soruna ilişkin lafları sokabiliriz. Sokaklara dökülen bir muhalefet olduğunu da kimse söyleyemez. Ama bunlar baştan ve daha var olamadan kriminalize etmenin aracı haline getiriliyor. Aktörler de değiştiği için –Amerikancılar, Kemalistler Ergenekoncular, FETÖ’cüler, Avrasyacılar- kim neresinden tutarsa, hangi sorunun üzerine kargaşa çıkartılacağı son derece serbest biçimde tartışılıyor. Bu belirsizlik bile, bu tartışmanın hayli yapay olduğunu düşündürüyor. Türkiye tarihinde darbeler çeşitli konjonktürlerde gerçek tehdit olarak var oldular: Böyle dinamiklerin işleyip işlemediği takip etmek elbette önemli. Ama bunun her türlü tehdit gibi sürekli gündeme tutulmasının ve aslında çok da mesnetsiz acil bir tehdit gibi konuşulmasının makul sebeplerini görmekte zorlanıyoruz. 

Korku ve tehditlerle kurulu anlatı geri mi geliyor?

Çok kısa süre önce yaşadığımız darbe girişimi sonrasındaki OHAL dönemi, aslında  2015’ten itibaren neredeyse tamamen olağanüstüleşmiş siyasi zeminde korku ve şiddet dilini çok fazla yaşadık. Zaman zaman bu dil biraz daha geriliyor ama sürekli varlığını koruyor. Yerel seçimden sonra iktidar, “işler yolunda tezini” işleyen, -ekonomik olarak da buna ihtiyaç olduğu için- “bir şey olmadı” denilen daha sakin bir alanda duruyordu. Sonbaharda kayyum hamlesi, peşinden Suriye, şimdi de gerilimi yükselten girişimlerle başka bir evreye, yeniden korku ve şiddet dilinin yükseldiği bir evreye geçildiği görülüyor. Suriye konusunda, “Şam’a yürümek”, “rejimin kökünü kazımak” gibi tehditler yükselmiş durumda. Aynı şekilde muhalefete dönük suçlamaların dozu da makul sınırların üzerine çıkmış durumda. Darbe tartışmalarının sosyal medyadaki yansımalarına baktığımızda “kafaya sıkmalar”, “boğaz kesmeler”, “yargılamaya da gerek olamadan hepsini öldürmeler” falan…  

Darbe tartışmaları iktidar tarafında demokrasiye bağlılık meselesi olarak değil iktidara sadakat meselesi olarak gündeme getiriliyor.  Dil bu ülkenin demokrasiye bağlılığı üzerinden değil kullanılacak güçlerin denkliği açısından, kimin kimi hırpalayabileceği ve hatta imha edeceği üzerinden yürüyor. Bu dilin kendisi, askeri ya da sivil bir darbe karşısında makul ve destek bulabilir bir siyasi duruşu tarif etmez. Darbe tartışmalarının seyri ve kullanılma biçimi, sadece iktidar medyası açısından değil resmi sözcülerin -Erdoğan da dahil- verdiği karşılıklar da benzer şeyler. “Bu ülkede asla darbe yapılamaz çünkü demokratik olgunluğumuz var” gibi bir cümle duymuyoruz. “İnsanlar işaret beklemeden sokağa çıkarlar gibi güçle açıklanacak bir şeyden bahsediliyor. Bu, kendi başına tartışmanın zeminini bozan bir durum. 

Gerilim tırmanması  kısa ve uzun vadede kime yarar?

Senelerdir bunu konuşuyor. Özellikle muhalefet çevrelerinde yaygın bir inanış var: Gerilimi tırmandırarak, savaş tehdidi ya da başka tehditlerle seçim yaptırmayan, iktidarını garantiye alan, herkesi susturan bir iktidar var. Her sert gelişme yaşandığında “bunun için yapıyor” deniyor. Bunların sürekli konuşulduğu sürede, galiba 6-7 tane seçim yapıldı. Bunun çok işler bir şey olmadığını defalarca gördük. Korku tehditler üzerine kurulu bir anlatı, bir süreliğine gündemi yakalayabiliyor, tutabiliyor, başka şeylerin konuşulmasını engelleyebiliyor ama bunun sürekliliğinin olmadığını gördük. 15 Temmuz darbesinin bile politik sonuçlarının söylediği gibi dramatik bir  fark oluşturmadığını, 2010’dan beri işleyen grafiğin bazı dalgalanmalarla birlikte ana çok değişmediğini gördük. Kısa vadede avantaj gibi görülen şeylerin çok da kalıcı etkiler yaratmadığını görüyoruz. Tehdit algısı, bu gerilimin oluşmasında kendisini de aktif aktör tarif ettiği için, aslında güveni sürekli bozan olağanüstülük halinin sebebi halinde kendisini tarif etmesine yol açıyor. Bugün ekonomiden dış politikaya kadar her alanda, her şeyi kontrol edebildiğini ve işlerin iyi gittiğini, güvenin arttığını söyleme ihtiyacı neden? 

Aslında iktidarlar için kalıcılık  güven yaratabilmeleriyle mümkün. Her sıkışıldığında gerilim tırmandırmaya müracaat etmek, bu güvene dayalı destek ilişkisini bozmakta. İktidarın bunu kısa aralıkta çok kullandığı için, bu durumla karşı karşıya kaldığını düşünüyorum. Bu son gerilim tırmandırma hamlesinin de benzer bir sonuçla karşılaşmaya aday olduğunu düşünüyorum. Pek çok muhalefet yorumcusu tersini düşünse bile bunun çok işe yarar olmadığını düşünüyorum. En azından tek gerekçesinin bu olduğunu düşünmüyorum. Tam tersi, iktidarın kendi iç kimyasındaki bir takım sorunlarla ilgili olduğunu düşünüyorum. Konu kamuoyunda destek yaratmakla ilgili değil, kendiliğinden işleyen siyasi-toplumsal dinamiklerle ilişkisi var.  Suriye’de gördüğümüz gibi, artık denge siyasetinin kolay olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla, başka şey konuşulsun istenmiyor basitliğiyle açıklamasının çok doğru olmadığı kanaatindeyim. Ama bu ayrı bir tartışmanın konusu. 

Bugün itibarıyla burada noktalayalım. İyi haftalar. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus