Doğu Akdeniz’deki enerji rekabeti: Eski gerilimlerle beslenen ekonomik bir savaş

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Bu yazı Fransa’nın Liberation gazetesinden çevrilmiştir.

Akdeniz’deki devasa gaz yataklarının 2010’da keşfedilmesinden bu yana başta Türkiye olmak üzere, Doğu Akdeniz kıyılarındaki ülkeler kaynakların kullanımı için rekabete girdi. Bu rekabet önceden de var olan gerilimleri besleyen ekonomik bir savaşa dönüştü.

Şimdiye kadar tekne kaptanları, askerler ve Avrupa’ya ulaşmak isteyen mülteciler haricinde pek kimse Akdeniz’de deniz sınırlarıyla ilgilenmiyordu. Onlara şu son on senede bir grup daha eklendi: Petrol ve doğalgaz şirketleri.

2010’ların başında, Doğu Akdeniz derinliklerinde büyük gaz sahalarının keşfi hem kıyı ülkelerinin hem de istifade eden şirketlerin iştahını körükledi. Bu iştah kaçınılmaz olarak, zaten kargaşa içinde olan bir bölgede, bu kaynakların kontrolü için sert bir diplomatik ve ekonomik rekabeti tetikledi.

Bu doğalgaz rezervlerinin mülkiyeti öncelikle bir coğrafi ve uluslararası hukuk meselesi. Meselenin temelinde, Birleşmiş Milletler‘in (BM) 1982 tarihli Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni Türkiye ve İsrail’in imzalamaması yatıyor. Kıyıdan 22 kilometre açığa kadar olan deniz alanları ülkelerin egemenliğinde. Bundan sonra 370 kilometreye kadar uzanan alan ise “münhasır ekonomik bölge” olarak tanımlanıyor. Ne var ki Akdeniz’in dikdörtgen şekli bu geometrik hesaplamaları zorlaştırıyor ve bu nedenle bu bölgelerin “teorik” sınırları iç içe geçiyor.

Hukuk jeopolitiğe karşı

Türkiye ve Libya, 27 Kasım 2019’da, kendi münhasır ekonomik bölgelerini belirlemek amacıyla ortak bir muhtıra imzaladı. Bu belgenin yasallığı Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan ve Avrupa Birliği (AB) tarafından sorgulandı.

Liberation gazetesine konuşan, İskoçya‘nın Stirling Üniversitesi‘nde öğretim görevlisi olan Clemens Hoffmann şunları söylüyor:

“Türkiye tarafından iddia edilen münhasır ekonomik bölge, egemenlik hakkının Yunanistan’da olduğu bazı adaları da kapsıyor. Bu nedenle Ankara’nın bu konuda Atina ile müzakere etmesi gerekiyordu, Trablus’la değil. Buna ek olarak, Libya hükümetinin meşruiyeti sorgulanmaktadır ve bu hükümet BM deniz hukuku anlaşmalarını da onaylamamıştır. Bu nedenle Türkiye ile Libya arasındaki anlaşma uluslararası mahkemeler nezdinde pek bir şey ifade etmeyebilir.”

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da bunun bilincinde. Fakat “jeo-politika” sadece hukuka bağlı değildir. Bu nedenle bu muhtırayı imzalayarak, Akdeniz’de yürüttüğü istikrarsızlaştırma stratejisini de devam ettiriyor. Bu kapsamda, geçen seneden bu yana Türk savaş gemileri, İtalyan şirketi ENI’nin keşif çalışmalarını engellemek ve hatta son zamanlarda kendi arama sondajlarını yapmak için Kıbrıs adasının etrafında dolaşıyor. Çünkü Doğu Akdeniz’deki bu gaz yarışında, kendi kaynakları olmayan ve önemli bir ithalatçı olan Türkiye, kendisini geride ve izole bir durumda hissediyor.

“Külfetli” komşu Türkiye

Doğu Akdeniz’deki ilk gaz yataklarını İsrail buldu. 2009’da “Tamar”, 2010’da da “Leviathan” adı verilen yataklar keşfedildi. İsrail kıyılarında, Noble Enerji tarafından bulunan bu gaz yataklarında 2013’te sondaj faaliyetlerine başlandı.

Özgür Brüksel Üniversitesi‘nde enerji jeopolitikası profesörü olan Samuel Furfari şunları söylüyor:

“Herkes gaz aramaya başladı. Önümüzdeki yıllarda yeni keşifler yapılacak. İsrail’in bu iki gaz yatağındaki kaynakları 130 yıllık ulusal gaz tüketimine eşdeğer, bu nedenle tüm ekonomisini gaza dönüştürmekle beraber, Mısır ve Ürdün’e de ithal ediyor. Mısır-İsrail gaz boru hattı, ikinci Camp David Sözleşmesi’nden sonra İsrail’e gaz tedarik etmek amacıyla yapılmışken, şimdi ters şekilde işliyor.”

Doğu Akdeniz’de sadece Mısır’ın gaz terminalleri mevcut. Samuel Furfari’ye göre Kahire Ankara’ya göre avantajlı bir durumda.

2015’te İtalyan enerji şirketi ENI, Mısır’ın münhasır ekonomik bölgesinde “Zohr” gaz yatağını keşfetti. Bu yatak, Akdeniz’de şimdiye dek bulunanların en büyüğü. Aralık 2017’de işleme başlandı fakat iç talebin artmasıyla sadece o amaçla kullanılıyor. Afrodit yatağıysa Türkiye ve Kıbrıs Rum Kesimi arasında kavga konusu. Her iki ülke de “Burası benim” diyor.

Fransa Savunma Bakanı Florence Parly, bölgedeki güvenlik durumunu konuşmak için 18 Şubat’ta Lefkoşa’daydı. Görüşmenin ardından yapılan açıklamalarda Fransa, Kıbrıs Rum Kesimi’ne destek verdi ve Türkiye’nin adını vermeden “Kıbrıs Cumhuriyeti komşularının gözdağına karşı koydu” denildi.

Paris-Dauphine Üniversitesi‘nde akademisyen olan Marie-Claire Aoun şunları söyledi:

“Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesinde bugüne kadar hiçbir enerji yatağı bulunamadı, ancak Erdoğan ülkesini Avrupa için vazgeçilmez bir gaz merkezi haline getirme hedefine sahip. Rus gazını Karadeniz üzerinden Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya bağlayan TürkAkım’ın açılışı bu transit mantığının bir parçası.”

Doğu Akdeniz’deki yeni gaz üretici ülkeler ise, külfetli Türk komşudan geçmeden gazlarını ihraç etmeyi planlıyor. Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail arasında 2 Ocak’ta Atina’da imzalanan “Eastmed” boru hattı projesiyle yılda 9 ile 11 milyar metreküp arasında gaz AB’ye sevkedilecek. Bu sayede 27 AB ülkesinin Rus gazına olan bağımlılığının azaltması öngörülüyor.

Aoun bu girişimi şöyle değerlendiriyor:

“Eastmed projesi her şeyden önce siyasi. Amaç Akdeniz’in her iki tarafını da birbirine bağlamak. Şimdilik ekonomik çıkar kesin olarak belirlenmiş değil.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus