Kürtaj olan kadınlar anlatıyor (4): “Doktor bana ‘Seni buraya okumaya yolluyorlar, sen hamile kalıp bize geliyorsun’ dedi”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Deniz (*) üniversiteli genç bir kadın. Sıradan ve sakin bir hayat sürerken flört ettiği erkekten hamile kaldığını fark ediyor ve bu bebeği istemediğine karar veriyor. Deniz, hamile kaldığını anladıktan ve kürtaj kararı aldıktan sonra birçok insan tarafından psikolojik şiddete maruz bırakılıyor.

Deniz henüz 21 yaşında. Bir Anadolu şehrinde üniversite öğrencisi. Devlet üniversitesinde okuyor ve devlet yurdunda kalıyor. Deniz’in üç-dört yıldır ilişkilendiği bir erkek var fakat ne arkadaşlar ne de sevgililer. Deniz bu ilişkiyi şöyle anlatıyor: “Konuşmamız biraz böyle arkadaşlıktan öteye falan gidiyordu. İkimiz de bu durumdan memnunduk. Hem cinsel şekilde birbirimizi tatmin ediyorduk hem de arkadaş olarak birbirimizin yanında duruyorduk.”

“Belirtiler başladığında üzerinize böyle bir korku çöker, anlarsınız”

Bir gün cinsel ilişki sırasında prezervatif yırtılıyor fakat sarhoş oldukları için durumu fark etmiyorlar. Aradan on gün geçiyor ve Deniz kendindeki değişimleri fark etmeye başlıyor: “Ben durumu sezmeye başladım. Nasıl anlatsam, o belirtiler başladığında üzerinize böyle bir korku çöker, bir ağırlık çöker, anlarsınız.”

Deniz durumdan şüphelenmeye başlayınca hemen gebelik testi alıyor, test negatif çıkıyor fakat ısrarla test yapmaya devam ediyor ve en sonunda dördüncü testte sonuç pozitif çıkıyor. İlişki halinde olduğu erkekle ayrı şehirlerde yaşıyorlar. Durumu anlatmak için onu aradığında verdiği yanıt Deniz’i hayal kırıklığına uğratıyor, “İlk önce onu telaşlandırmamak için gayet sakin bir şekilde ‘Nasılsın, iyi misin?’ diye konuşmaya başladım. Sonra söyledim. İlk dediği şey ne oldu biliyor musun? ‘Ben bu çocuğu istemiyorum.’”

Deniz’in içi rahat etmiyor ve doktora da gitmek istiyor. Fakat yaşadığı şehirdeki hastaneden randevu alamıyor. Bunun üzerine yaşadığı şehre çok yakın başka bir şehirdeki devlet hastanesine gidiyor. Hastaneye saat gece 01.00’de varıyor ama onu ancak 08.00’de randevu alırsa muayene edebileceklerini öğreniyor. Deniz, randevu saatine kadar otogarda uyuyor.

“Muayenede kendimi tacize uğramış gibi hissettim”

Deniz sabah olunca hastaneye gidiyor. Hastanede sıra beklerken önünde iki tane kadın olduğunu anlatıyor: “Kızlar sanırım 18 yaşlarındaydılar. Bunlar evlenmiş, hallerinden gayet memnunlar. Altı aylık hamileler, bebeleri olacakmış. Bir de kendime baktım. 21 yaşındayım ve içimdekini atmak istiyorum. Çok tezat iki durumla karşılaştık.”

Bu, Deniz’in kadın doğum uzmanına ilk muayene oluşu ve o anları şöyle anlatıyor: “İlk muayeneyi o gün deneyimledim. Kendimi bayağı tacize uğramış gibi hissettim. Doktorun suçu yok, o sadece tedavi ediyordu. Ama ben hem duygusal olarak kötü hissediyordum, hem de vajinamda yoğun bir acı hissediyordum.”

Deniz, doktora çocuk sahibi olmak istemediğini söylüyor, doktor da burada kürtaj yaptıramayacağını, özel hastanede yaptırabileceğini söylüyor. Deniz’e göre doktoru anlayışlı bir kadın: “Doktorum kadındı. Anlayışlı bir kadındı şansıma. Ama sonra durum şansıma olmadı.”

“Devlet hastanesine gitmek zorundaydım”

Deniz, devlet hastanesine gittiği için hamileliğinin kaydının tutulmasından endişe ediyor fakat buna mecbur: “Kayıt tutulmasından endişelendim. Çünkü benim sigortam annemin üstüne. Araştırsa çıkar. Hâlâ da çıkar. Ama ben bunu hâlâ gizlemek zorundayım. Devlet hastanesine gitmek zorundaydım, özel hastaneye gidemezdim. Çünkü cebimde doğru düzgün param yoktu.”

Deniz’in kürtaj olacak parası da yok. Bu yüzden kürtaj parasını denkleştirebilmek için günübirlik işlerde çalışıyor. Kasiyerlik yapıyor, parfüm standında çalışıyor, çocuk tiyatrosunda oynuyor. 

“Çocuk tiyatrosunda oynarken çocuğu düşürmeye çalışıyordum” diyor. Kürtaj yaptırabileceği zaman gitgide daralıyor ama gerekli parayı da bulamıyor. En sonunda kendi kendine hamileliği sonlandırma kararı alıyor: “İshal yapıcı ilaçlar kullandım. Maydanoz suyu, limon, papatya çayı, bir sürü bitki çayı içtim. İp atladım. Sürekli koştum, hareket ettim. Doğru düzgün yemek yemedim. Kendi sağlığıma da zarar verdim.”

“Ben burada tek olmak istemiyorum dedim. ‘Gelme’ dedi”

Deniz çalıştığı işlerden sadece 300 lira biriktirebildiğini söylüyor. Bunun üzerine beraber olduğu kişiye kürtaj parasını tamamlayıp tamamlayamayacağını soruyor. Fakat aldığı yanıt “Ben bunu ayarlayamam” oluyor. Hatta Deniz, hamile olduğunu ilk öğrendiğinde beraber olduğu kişinin yaşadığı şehre gitmek istediğini fakat onun bunu istemediğini anlatıyor: “İlk haberini aldığımda ‘Oraya geleyim, bu süreci yanında atlatayım, ben burada tek olmak istemiyorum’ dedim. ‘Gelme’ dedi.” 

Hamileliği sonlandırma yöntemleri işe yarıyor

Deniz’in uyguladığı düşük yapma yöntemleri işe yarıyor. Deniz tiyatro sahnesindeyken düşük yapıyor. O anları şöyle anlatıyor: “O gece tiyatro oyunu sahneleniyordu. Tiyatronun son kısmı sahnelenirken ilk kısım düşmüş, ben onu fark etmemiştim. Sonra tam tiyatronun çıkışında kutlama çayı, yemeği derken o sıra ağrılarım başladı. Apar topar yurda gittim. Hastaneye de gitmiyorum korkumdan. Baktım kanamam ilerliyor, durduramıyorum ben bunu. Ambülansı aradım.”

Hastaneye gidebilmek için ambülansa yalan söylüyor

Ambülans için aradığında görevli Deniz’e “Seni niye hastaneye götürmemiz gerekiyor?” diye soruyor. Deniz durumunu saklıyor, “Sindirim sorunlarım var” diyor: “Ben bu durumu yurtta söyleyemezdim. Büyük ihtimal yurttan atarlardı. Devlet yurdu. ‘Ben reglim’ dedim. ‘O zaman götüremeyiz’ dediler. ‘Sindirim sorunlarım var, çok fazla ağrı yapmaya başladı’ dedim. O şekilde hastaneye götürdüler.”

Doktor, Deniz’e bir şey sormadan ağrıkesici iğne yapıyor

Deniz utandığı için doktora durumunu anlatamıyor. Ancak kanamaları artmaya başlayınca anlatabiliyor. Deniz, durumunu söylemeden önce doktor, Deniz’e ağrıkesici iğne yapıyor. “Başıma bir şey gelirse sorumlu değilim” yazılı bir dilekçe imzalatıyor Deniz’e. 

“Düşük yaptığım bir anda tüm hastaneye yayıldı”

Deniz, düşük yaptığı haberinin bir anda tüm hastaneye yayıldığını söylüyor. Bununla birlikte bir de katlanılması zor sorulara da maruz bırakılıyor: “Eşin nerede, evli misin, sen niye buraya geldin, öğrenci misin, nasıl hamile kaldın böyle?”

Bu soruları soranlar ise Deniz’in kaydını alan sağlık personeli ve doktorlar. 

Hastanede doktoru beklerken düşük yapıyor

Deniz, hastaneye gece yarısı vardığını söylüyor. Deniz’i ameliyat edecek doktor sabah 06.00’da hastaneye geliyor: “Ben 23.30’dan sabah 06.00’ya kadar kendi kendime düşük yaptım neredeyse. Kan kaybından titriyordum. Çok berbat bir şeydi.”

Destek olması için birlikte olduğu kişiyi arıyor Deniz. Telefonda tartıştıklarını, sabaha kadar ağladığını anlatıyor sonra: “O sırada ben birlikte olduğum o kişiyi aradım. Biraz kavga ettik, beni anlamadı. Sonra ben sürekli ağlamaya başladım. Sabahın altısına kadar ağlaya ağlaya düşük yaptım yani. Gözlerim falan şişmiş, rengim atmıştı.”

“Seni buraya okumaya yolluyorlar, sen hamile kalıp bize geliyorsun”

Sabah 05.30’a doğru bir hemşire Deniz’in yanına geliyor ve ona “Seni ameliyata alıyoruz” diyor. Deniz ayaklanmaya çalışınca da bayılıyor ve sedyeyle ameliyat odasına alınıyor. Kendisini ameliyat edecek doktorla ilk defa orada karşılaşıyor: “Bana şunları dedi, hiç unutmam: ‘Seni buraya okumaya yolluyorlar. Sen hamile kalıp bize geliyorsun.’ Ben de bağırış çağırış ‘Siz işinizi yapın, benim hayatımdan size ne!’ dedim. O sırada da bayılmam için ilaç veriyorlardı. Saat 10.30-11.00 gibi uyandım. Her şey bitmişti.”

“Cenini pedin üstünde gördüm”

Deniz, hastaneden çıkışta bir arkadaşının onu karşıladığını anlatıyor: “Bir arkadaşım çıkışta karşıladı. Ona da olayın psikolojisiyle kötü davrandım.”

Deniz’in kanaması ameliyattan sonraki beş gün boyunca da devam ediyor: “Nasıl ameliyat ettiler, içimden ne aldılar, ne oldu bilmiyorum ama o gece 23.30’dan sabah 06.00’ya kadar sancı çektim ve tuvalette düşük yaptım. Benden çıkan cenini de gördüm pedin üstünde.”

 “Anne olunca ne yapacaksın?” diye sordular

Deniz tüm bunlar yaşanmadan önce, daha tiyatroya gitmeden bir miktar kan geldiğini ve bunun için doktora gittiğini de anlatıyor: “Tiyatronun öncesinde bir miktar kan geldiğinde ben doktora gitmiştim. Bana şunu dediler: ‘Açılma başlamış. Eğer kanama devam ederse gel. Hatta bir hafta sonra gel’ dediler bana. Kan testi falan almışlardı. Ben kan testinin acısından korkunca bana ‘Anne olunca ne yapacaksın?’ demişlerdi ve ben ağlamıştım. Bu da devlet hastanesiydi. Bana böyle bir travma yaşattılar.”

Deniz hastaneden çıktıktan sonra bir süre oyalanıp yurda gittiğini, narkozun etkisiyle uzun bir süre uyuduğunu söylüyor. Bir süre yurttan hiç dışarı çıkmıyor, dolayısıyla bu durumdan dersleri de etkileniyor. Fiziksel olarak iyileşmesinin de yaklaşık on gün sürdüğünü söylüyor Deniz: “Bu süreçte okula doğru düzgün gidemedim. Ben, düşük yapmadan önceki süreçte de okula gidemedim. Çünkü onun psikolojisiyle iyi hissedemiyordum. Bir şekilde onu düşürmeyi, imha etmeyi ya da çalışıp para kazanıp düşük yapmadan normal aldırmayı düşünüyordum. Onlarla uğraştığım için okula gidemedim. Bir dönemim gitti gibi bir şey oldu.”

“Oradaki doktorlara grip olsam gitmiyorum artık”

Deniz, ilk başta yaşadıklarını atlattığını zannediyor fakat bir gün meme ucundan süte benzer bir sıvı gelince tekrar hastanede yaşadıklarına geri dönüyor. Hislerini ise şöyle anlatıyor: “Böyle bir ağırlık hissi, duygularını kontrol ediyorsun ya o duygularını kontrol ederken kontrol dışına çıkmaya başladığım hissine kapıldım. Galiba hâlâ bunu atlatamadım, onu fark ettim. Sonra doktora gittim. Tabii buradaki doktora değil, başka bir şehirdeki doktora gittim. Oradaki doktorlara grip olsam gitmiyorum artık. Sonuç olarak hormon yükselmesi çıktı. Ama büyük ihtimalle bunun düşükle bir alakası yok.”

Deniz, bu yaşadıklarından sonra hiç psikolojik destek almıyor.

“Yaşananların ağırlığını hisseden genelde kadınlar oluyor”

Deniz, ameliyattan sonra birlikte olduğu kişiyle bir kere telefonda konuştuklarını ve bir ay boyunca hiç konuşmadıklarını söylüyor. Fakat daha sonra tekrar iletişime geçiyorlar ve buluşuyorlar: 

“Ben ona anlattım iyi hissetmediğimi falan. Hiç farkında değilmiş benim yaşadıklarımın. Durdu, şok oldu. Tamamını anlatmamıştım. Kalktı, ‘Ben kendi başıma bir yürüyeceğim’ dedi. Aldı sigarasını, içmeye başladı. Ben öyle tek başıma kaldım yine. O tek başına yaşadı, tek başına kurdu. Benim de atlattığımı zannetti. Belki de hâlâ öyle zannediyor. Yaşananların ağırlığını hisseden genelde kadınlar oluyor.”

Deniz artık doğru düzgün görüşmediklerini söylüyor. Yaşadıkları ilişkiyi ise “Toksik bir ilişki” olarak tanımlıyor.

“Evlatlıktan reddedilebilirim”

Deniz’e tüm bu yaşadıklarını ailesinden herhangi biriyle paylaşıp paylaşmadığını soruyorum. Cevabı şöyle oluyor: “Aileme asla söyleyemem. Evlatlıktan reddedilme konusuna kadar gelir. Zihniyet açısından açık bir ailede değilim, annem haricinde. Annemin de yeni yeni ufku açılmaya başladı. Ben bu durumu söylediğim an beni yarı yolda bırakırlar. Bunu biliyorum.”

Deniz, doktorların tavırlarını Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) yazmayı düşündüğünü fakat şahit bulamayacağı için vazgeçtiğini söylüyor. Bunun yanında şikayet etse bile bir şey olmayacağını düşündüğü için vazgeçiyor: “Ben doktorların bu tavrını CİMER’e yazmayı düşündüm. Fakat elimde kanıt yoktu, şahidim de yoktu. Medyaya falan baktığımda bu tip çok vaka görüyorum. Fakat sonunda doğru düzgün bir şey olmuyor. Boşu boşuna yaparım büyük ihtimal diye düşündüm. O yüzden yapmadım.”

“Devlet hastaneleri bu konuda anlayışlı olsa benim başıma bunların hiçbiri gelmezdi”

Deniz, hastanelerin kürtaj konusundaki politikalarını eleştiriyor:

“Eğer özel hastanelerde bu kadar yüksek fiyatlar olmasa, devlet hastaneleri bu konuda anlayışlı olsa benim başıma bunların hiçbiri gelmezdi. Ben sağlıklı bir şekilde giderdim, aldırırdım, hayatıma devam ederdim. Okulumdan, psikolojimden, sağlığımdan olmazdım. İntihar edenler çıkıyor bu durumlar yüzünden.”

Deniz, doktorların duyarlı olması gerektiğine de vurgu yapıyor: “Eğer tecavüze uğrasaydım ve bu şekildeki davranışlara maruz kalsaydım bu sefer daha berbat bir halde olurdum. Doktorların böyle bir ihtimali göz önünde bulundurarak yaklaşması gerekirdi.”

*Röportaj yapılan kişinin ismi değiştirilmiştir.

Türkiye’de kürtaj 1983 yılında yasallaştı. Her ne kadar 10 haftaya kadar kürtaj yapılması kanunen yasal olsa da birçok devlet hastanesi kürtaj yapmıyor. Uzmanlar, 2012 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı “Kürtaj cinayettir” açıklamasının ardından fiili bir yasak başladığını belirtiyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus