George Soros’un Financial Times yazısının tam metni: “Avrupa, Putin’in Suriye’deki savaş suçlarına karşı Türkiye’nin yanında olmalı”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Macar asıllı ABD'li yatırımcı ve Açık Toplum Vakfı kurucusu George Soros, 5 Mart 2020 tarihinde Financial Times için bir yazı kaleme aldı. Okan Yücel'in çevirisiyle sunuyoruz.

Eylül 2015’te Suriye’ye müdahale ettiği günden beri Rusya, sadece en sadık Arap müttefiki Esad’ı iktidarda tutmak için değil, aynı zamanda Sovyetler Birliği yıkıldığından beri kaybettiği küresel bölgesel nüfuz alanlarını genişletmek için de mücadele ediyor.

Vladimir Putin, Ortadoğu’daki karışıklıkları kullanarak 2. Dünya Savaşı’ndan beri uluslararası alanda geçerliliğini koruyan normları ve uluslararası insanî hukuk uygulamalarını yok etmeye çalışıyor. Öyle ki 6 milyon insanı mülteci haline getirerek ülkelerini terk etmeye zorlayacak ölçüde büyük bir insanî kriz yaratmak, Rusya’nın Suriye’deki yan hedefi değil, en temel amaçlarından biriydi.

Bence Esad, Joseph Stalin’den beri dünyanın gördüğü en acımasız lider. Kendi yurttaşları ona isyan ettiği zaman sivil muhaliflerine en büyük acıları yaşatacak askerî stratejiler geliştirdi. Kasıtlı olarak hastaneleri, okulları ve kreşleri hedef aldı. Hastabakıcıları öldürmeye veya sakatlamaya çalıştı. Zehirli gazlar ve kimyasal saldırılar ile yarım milyondan fazla insanın ölümüne neden oldu. Bunları da Putin’in kendisine sağladığı hava desteğiyle gerçekleştirdi. Aksi halde bunları yapması mümkün değildi.

New York Times’ın gerçekleştirdiği bir araştırmanın ortaya çıkardığı verilere göre Mayıs 2019’da Rusya dört hastane bombaladı. Bireşmiş Milletler’e (BM) göre; 26 Şubat’ta bir gün içinde kreşler de dahil on okul hedef alındı. Yerel yetkililere göre ise Esad ve Rusya’nın İdlib’e yönelik başlattığı operasyonda Nisan 2019’dan bugüne kadar en az 49 tıbbi tesis hedef alındı. Başka bir araştırma ise sayının 60 olabileceğini söylüyor.

Rusya aynı zamanda İdlib’deki çatışmalar boyunca yerinden edilmiş insanların bulunduğu toplam 14 bölgeyi de hedef alan saldırılar düzenledi. Kısa zaman önce saldırıların yoğunlaşması üzerine binlerce insan Türkiye sınırına doğru akın etti. Bu da Ankara’yı paniğe sevk etti ve halihazırda kendi topraklarında bulunan mültecilerin Avrupa’ya gitmesini teşvik etmeye başladı. Bu durum da Türkiye-Yunanistan sınırında büyük bir mülteci krizini tetikledi.

Suriye sivil toplumu ve uluslararası insan hakları grupları, sivillerin sistematik olarak hedef alındığını defalarca belirtmesine rağmen somut bir sonuç alınamadı. Rusya, BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) bir üyesi olduğu için Suriye iç savaşı başladığından beri savaşta yaşananlara ilişkin daha şeffaf ve hesap verilebilir olunmasına yönelik çabaları veto hakkını kullanarak toplam 14 kez engelledi. Çin ile birlikte kullandığı bu veto oyları, 65 ülkenin ve BMGK’nin diğer üyelerinin de desteklediği ve Suriye’de işlenen savaş suçlarının Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından incelenmesini öngören çözüm önerilerini de kapsıyor.

İdlib’de Rusya’nın ve Suriye’nin saldırılarının arasında sıkışıp kalan sivil halkı korumak için askerlerini bölgeye yollayan tek ülke Türkiye. Moskova kendi rolünü inkâr etse de Rus uçaklarının hava saldırıları sonucu 34 Türk askeri geçen ay hayatını kaybetti.

Ancak Türkiye direkt olarak Rusya’ya saldırmaya cesaret edemedi, çünkü Rusya’nın hava kuvvetleri Türkiye’den daha güçlü. Bunun yerine Türkiye, askerî drone kullanarak rejim güçlerine karşı bir operasyon düzenledi. Bu sayede Putin işlediği cinayetin hesabını vermekten kurtuldu.

2014 yılında, başka bir coğrafya ve farklı bir bağlam üzerinden yaptığım çağrıda Rusya’nın, Avrupa’nın stratejik çıkarlarına nasıl tehdit oluşturduğu konusunda Avrupa’yı uyarmıştım. Rusya, Avrupa’nın kendisiyle karşı karşıya gelmek istemediğini bildiği için Ukrayna’yı işgal etmişti.

İdlib’de de benzer olaylar yaşanıyor. Avrupa, Rusya’nın Suriye politikasına karşı çıkması gerekirken Rusya ile karşı karşıya gelmekten kaçınıyor. Avrupa, Rusya’nın yarattığı mülteci meselesini çözmeye çalışarak sorunun kendisiyle değil semptomlarıyla uğraşıyor.

Mülteci akınını sınırlamaya çalışan Avrupa, Türkiye’nin ülkelerinden kaçmak zorunda bırakılan milyonlarca mültecinin sorunlarını çözmeye çalışırken çektiği sıkıntıları görmezden gelmemek zorunda. Türkiye halihazırda üç buçuk milyon Suriyeli mülteciyi kendi topraklarında barındırıyor. Esad ve Putin’in sınırlarına ittiği bir milyon mülteciyi daha ülkesine alabilmesi mümkün değil.

Avrupa tabii ki Türkiye’nin kendi yurttaşlarına nasıl davrandığını da unutmamalı. Kürtler’e karşı pervasız güç kullanımlarının farkında olmalı. Ancak en azından Suriye konusunda, Türkiye Avrupa’nın desteğini hak ediyor.

Avrupa, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Putin’le İdlib’deki Suriyeli mülteciler için “güvenli bölge” içeren bir ateşkes anlaşmasına ulaşma noktasındaki müzakere pozisyonunu desteklemeli. Umarım bu çabalar aynı zamanda, Putin’in savaş suçlarını Avrupa’daki diyaloğun da merkezine oturtur.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus