Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap (79): Sokağa çıkma ve istifa yasağı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba iyi haftalar. 

Hafta sonu sokağa çıkma yasağı deneyi bize ne gösterdi?

İktidar yanlısı çevreler, sosyal medya ve medya tuhaf tartışmalar açmış olsa da aslında olayın bir yönetim beceriksizliği olduğu açık. Hafta sonu insanların sokağa çıkmasını engellemek için, ‘sorumsuz, akıllı davranmayan insanları’ engellemek için yapılan bir yasak uygulaması -ki hukuka da aykırı tarafları var- yine ‘aynı sorumsuzların’ iki saat içinde sokağa çıkmasıyla sonuçlandı. Bunun hiçbir savunabilir tarafı yoktu. Sağlık Bakanı buna ilişkin bir açıklama yapmadı ama Bilim Kurulu’ndan bu gelişmenin iyi olmayacağı yolunda bazı açıklamalar yapıldı. Zaten bunun sonuçlarını ilerideki tablolar göreceğiz. İnşallah görmeyiz. 

İçişleri Bakanı olayın sorumluluğunu baştan şöyle tarif etmişti; “Cumhurbaşkanımızın talimatları ile gerçekleşen bir süreç yönetiminin içindeyiz.” Yakın zamanda her türlü açıklamada, her bakan, bu ön bilgiyi vermek zorunda ve sonunda da mutlaka teşekkür etmek zorunda zaten. Yani Cumhurbaşkanı her şeyin kararını veriyor ama hiçbir şeyden sorumlu değil. Bu olayda da böyle olmuştur. İçişleri Bakanı da açıklamasında bunu belirtmiştir. Ardında bildiğimiz şeyler yaşandı. Bakan TV’lere çıkıp abartmayın önemli bir şey yok dedi ama sonra iş net bir hal alınca “evet öngöremediğim şeyler var, eleştirileri de hakaretleri de aldım” dedi. Dün akşam itibariyle yani 48 saat tamamlanmadan önce bir sosyal medya mesajı ile de istifasını açıkladı. 

Soylu’nun istifa süreci nasıl işledi ve nasıl sonuçlandı?

İçişleri Bakanı’nın, milletten ve Cumhurbaşkanından bağışlanmayı dilediğini belirten bir açıklamasında ince bir mesaj vardı; “sokağa çıkma yasağının uygulama sorumluluğu şahsıma ait olduğu için” ibaresi yer alıyor. Burada da aslında karar sorumluluğunun değil uygulamadaki hata sorumluluğunu ima eden bir çıkış var. Bu açıklamanın hemen sonrasında yoğun bir sosyal medya kampanyası başladı. İstifanın kabul edilmemesi yolunda, Soylu’yu destekleyen başlıklar açıldı. İktidar çevrelerinin çoğunluğu Soylu’yu destekleyen çıkışlar yapmakla birlikte tam bir görüş birliğinin oluşmadığı ortaya çıktı. Hata yapılmıştı, birinin sorumluluğu alması gerekirdi yolunda bazı yorumların gündeme geldiğini gördük. Soylu ile de gerilim içinde olduğu söylenen iktidar kliğinin etkili gazetelerinden birinin İngilizce versiyonunda “hatanın sorumlusu olan bakan istifa etti” diye haber bile girildi. 

İktidara yakın medya temsilcileri bakanın yerine gelecek isimleri dolaşıma soktular. Kafalar karışıktı. Cumhurbaşkanının haberi vardı yoktu tartışmaları oldu. Tabi ki çok sayıda kulis bilgisi, dedikodular, komplo teorilerine varan çok yoğun bir hareketlilik oldu. İlginç olan bütün bu hareketliliğe rağmen, üstelik de bu kararın öğle saatlerinde verildiği bilgisi hayli kuvvetli iken, uzun süren bir sessizlik oldu. Cumhurbaşkanlığından bir açıklama gelmedi. Yine geç saatlerde önce bakan ile Erdoğan’ın görüşeceği açıklandı. Hemen peşinden de yine Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan, istifanın kabul edilmediği ve bakanın göreve devem ettiği açıklaması geldi.  Ama sosyal medya hesabında sabah itibariyle Soylu’nun istifası duruyordu. 

İstifa olayı ve sonrasında yaşananlar hakkında neler söyleniyor?

Soylu’nun yasağı açıklarken Cumhurbaşkanı’nın talimatları doğrultusunda yapıldığını özel olarak belirtmesinin, yani teşekkürle yetinmeyip bunun altını çizmesinin bir rahatsızlık yarattığı dile getirilen meselelerden biri. İstifa ve geri alma sürecinin böyle başladığı söyleniyor. Hatta bu konuda önceden gerilimli, yatıştırmalı bir sürecin de olduğu anlaşıldı. Bir başka mesele, özellikle sağlık Bakanı ve Bilim Kurulu çevresindeki rahatsızlık ve bazı isimlerin istifa etmek noktasına kadar geldikleri söyleniyor. Dolayısıyla bunun sorumlusu hakkında bir şey yapılması talebinin yüksek perdeden ifade edildiği de söylenen şeyler arasında. İktidara yakın sosyal medya paylaşımlarında “siyaset dışı bazı kurumlar hadlerini aşmasınlar” türünden sözlerin dolaşıma girmesi, bu tür söylentilerin doğruluk payı olabileceğini düşündürüyor. 

Bunların sonucunda istifayı kabul etmeme sürecinin nasıl olduğu konusunda da çeşitli yorumlar yapılıyor. Bunlardan bir tanesi Soylu’nun kendisine dönük negatif yargıyı durduramadığı, tasfiye hamlesi için birilerinin fırsat bulduğunu düşündüğünü ve bu hamleyi kesmek için önce davrandığı yolunda bazı yorumlar var. Bu tabi riskli bir siyasi hamle intibaını getiriyor önümüze. Çekişen kliklerin varlığı, en azından var olduğu görüntüsünün engellenmemesi bu tür yorumları da makul hale getiriyor. Hafta sonu yaşananlardan -her sorunda olduğu gibi- Erdoğan’ı uzaklaştırmak için bir mizansen olarak kurulduğu, birinin geçici olarak sorumluluk aldığı ve bu hatayı temize çeken istifanın kabul edilmemesinin de bu mizansenin parçası olduğu dile getirilen başlıklar arasında. Tabi bütün bunların arkasında katman katman başka hikayeler oluşuyor.

İddiaların hangileri gerçek olabilir ya da gerçek olması ne kadar önemli?

Tamamen bir mizansen olabilir mi? Bir hata yapıldı, birisi sorumluluk alsın, istifa etsin, havalı bir görüntü versin, istifayı kabul etmeyelim, sonra da sosyal medya kampanyasıyla sahip çıkılsın, hem o temize çıkmış olsun hem bu hata unutulmuş olsun gibi bir mizansen ihtimali gerçekçi mi? Ben çok gerçekçi olduğunu düşünmüyorum. Bu resim ilk bakışta böyle bir sonuç verebilir, yani birisi şövalyelik yaparak sorumluluğu üstüne aldı, herkes onu çok tuttuğu için de “hatanla da seni destekleriz” dediler.  Ama bu resim çok geçici ve bu kadar çok hengameyi göze alacak temiz bir mizansen değil. Bunun yaratacağı hasar, imaj tamiratı ile kıyaslandığında başarılı bir mizansen olarak düşünülemez. (Çok gerçekçi, akılcı olmayan hamlelerin de yapıldığına tanık oluyoruz tabi) Çünkü sonuçta istifanın kabul edilmemesi ile bitse bile, Pazar gecesinin bilançosu iktidar açısından Cuma gecesine benziyor yönetim basireti ve kabiliyeti açısından. 

Eğer arkasından epeyce çatışma, gerilim filan var ise bunların var olması ya da olmamasından bağımsız olarak sadece konuşuluyor olması bile yeterince önemli. Söylentisi gerçeğinden daha önemli olan konular bunlar. Çünkü iktidarın tek merkezden ve hızlı kararlarla yönetildiği fikrini sürekli olarak bozan. Bir görüntü. Evet belki Cumhurbaşkanı’nı bazı sorunlarda sorumlu olarak görmeyi engelleyebilir ama sonuçta onun her şeyi belirleyen ve mükemmel yöneten karizmasını da sarsan bir durum. Her türlü krizde, iktidar içindeki kliklerin birbiriyle ve sorunla kurdukları ilişkide buna benzer meseleler önümüze geliyor. Bir takım politik aktörlerin  iktidar bloğunda giderek silikleşmiş ve kendi başına güç sahibi olan politik aktörlerin azalmış olmasına rağmen Soylu hadisesi, kendi gücünü politik bir enstrüman olarak devreye sokan bazı politik hamlelerin başladığını düşündürüyor. Daha önce Ulaştırma bakanı görevden ayrıldı ama kimsenin tam olarak bilmediği biçimde ve sessizce gerçekleşti. Bu tür şeylerin gürültülü olmaya başlaması, bunun gösterilmek istendiği fikrini artıyor. 

Bu işin genel bilançosu ve gelecekte ortaya çıkacak sonuçları neler?

Korona krizi çok ilginç bir sürece soktu bütün dünyayı ve Türkiye’yi. Virüs daha önceki krizlere benzemeyen bir pratik üretiyor. Çok erken seviyesinde bu kadar çok çalkantı, ilerideki şiddetli fırtınaların da aslında habercisi. Sıkışma ve zorlanmalar, açık ve saklanamayan kırılmalar halinde kendini gösteriyor. Bu kırılmalar sadece klikler arasında değil. Daha genel anlamda da bir takım kırıklar var. Mesela Cuma gecesi yaşananlarda dışarı çıkan herkesi hakaretlere boğan kırılma, iktidarın kendi tabanıyla -aslında milletin bütünüyle- ilişkisinde önemli bir kırılmanın başladığını gösteriyor. Çünkü kendi bekası refleksleri ile soruna yaklaştığı için ama virüs hayat memat meselesi olduğu için, bu çatlaklar bir kırılma haline dönüşüyor. Dolayısıyla bu olay tek başına değil ama bu olayın gösterdiği, hikaye ve söz üretme kapasitesini kaybeden, sorunlarla ve gerçeklerle ilişkisi zayıflayan iktidarın pek çok bağlayıcı noktasının aşındığını gösteriyor. 

Soylu’nun istifa metni ile ortaya çıkan, iktidarın ilk kez -sonunda bir kurban vermeden geçilecek olsa bile- hatayı kabul ettiği bir eşik de. Bu anlamda siyasi iletişim kırılması açısından da kritik bir nokta olduğu söylenebilir. Bir de not olarak, Soylu’ya parantez açmak gerekir: Biraz önce de söylediğim gibi, artık iktidar bloğunda görülmeyen kendi politik gücüyle var olan aktörler çok azalmıştı. Soylu, bu hamlesiyle ve oluşan sosyal medya ve medya hareketliliği ve sonunda istifasının kabul edilmemesiyle biten süreçte, bir tür kendi gücüyle var olabilecek bir politik aktör olarak kendisini göstermiş oldu. Fakat bunun nasıl sonuç vereceğini, bu ilk görüntüden okumak problemli olabilir. Onu biraz süreç içinde ve hikayenin arka planları daha güvenilir biçimde ortaya çıktığında, hem de bundan sonra atılacak adımlar ortaya çıktığında daha net göreceğimizi sanıyorum.

Şimdilik yapabileceğim değerlendirme bu sınırda. Tekrar iyi günler diliyorum. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus