Ekonomi Tıkırında (62): Hayatta kal Türkiye

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında’nın 62. programında Sedat Pişirici, hükümetin ekonomik kriz ile mücadelede başarlı olup olmadığını, bu sırada patlayan koronavirüs salgınının yol açtığı ekonomik sıkıntıların giderilmesi için alınan tedbirlerin yeterli olup olmadığını değerlendirdi.

Yayına Hazırlayan: Semanur Kızılarslan 

İyi günler. 

Yıllar önce önüne gelene ”Merhaba Televole” dedirterek ekranlarımıza giren delikanlının, şu sıralarda Survivor’ı için beyaz cama yapışanlar, aslında Survivor’ın kralını yaşıyorlar da haberleri yok. Ölümcül koronavirüs salgınında her akşam ”Acaba bugün kaç kişi öldü” diye Survivor’ın hakikisini yaşarken, aynı ekrandan çakmasını seyredip teselli bulmaya çalışmak da “post truth”un ta kendisi. Hem de en dokunulmazından.

Anlatmak istediğim şu. Sosyal medya kullananlarınız, iktidarı destekleyenlerin 16-17 Nisan günleri paylaştığı Erdoğan güzellemelerini görmüş olmalı. Sebebi, seçmenin cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesine onay verdiği 16 Nisan 2017 anayasa değişikliği referandumunun yıldönümü olmasıydı. Sonucu iktidar lehine kıl payı “evet” çıkan o referandumla milletvekili sayısı 550’den 600’e yükseltildi, milletvekili seçilme yaşı 25’ten 18’e indirildi,  milletvekilliği süresi beş yıla çıkarıldı, milletvekili ve cumhurbaşkanı seçimlerinin beş yılda bir aynı günde yapılması kararlaştırıldı. Cumhurbaşkanı hem devletin hem de hükümetin başı ilan edilerek başbakanlık kaldırıldı. Cumhurbaşkanı, yardımcılarını ve bakanları atayıp görevlerine son verme yetkisine sahip oldu. Cumhurbaşkanının yürütme ile ilgili konularda, cumhurbaşkanlığı kararı çıkarma yetkisi verildi. Seçilen cumhurbaşkanının bundan sonra seçildiği parti ile ilişiğini kesmek zorunda olmadığı kararlaştırıldı, yani başka bir siyasi partinin başkanı olabilecekti. Ve bu anayasa değişiklikleri kabul edilirse bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimlerin 3 Kasım 2019’da yapılması kararlaştırıldı o referandumda. Bir ayrıntı: 3 Kasım 2019’daki cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimden önce, takvimi yıllar önce otomatiğe bağlanmış olduğu üzere, 31 Mart 2019 yerel seçimler yapılacaktı.

İktidar, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde referandumdan geçirdi ama o referandumun öngördüğü cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimi 3 Kasım 2019’da, yerel seçimden sonra yapmayı göze alamadı.  Çünkü bir ekonomik kriz gelip kapıya dayanmıştı. Krizin ilk işaret fişeğini 8 Mart 2018’de Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşu Moody’s çakmıştı. Kuruluş, Türkiye’nin kredi notunu  BA1′ den, BA2’ye düşürüp  not görünümünü negatiften durağına çevirmişti. O gün dolar kuru 3 lira 83 kuruştu. Moody’s Türkiye’nin kredi notunu düşürdükten 40 gün sonra, iktidar ekonominin toparlanamayacağını görmüş olacak ki 17 Nisan 2018’de Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Partisi’nin grup toplantısında, ”26 Ağustos 2018’de erken seçime gidilmesi” çağrısını yaptı. Bir sonraki gün, 18 Nisan 2010’da,  Recep Tayyip Erdoğan, erken seçim çıkışı yapan MHP lideri Devlet Bahçeli ile görüştükten sonra, 24 Haziran’da erken seçime gidileceğini açıkladı. Sonrası, kredi derecelendirme kuruluşlarından art arda gelen not düşürmeler; Erdoğan’ın 13-14-15 Mayıs tarihlerindeki Londra ziyareti ve orada yatırımcılarla yaptığı görüşmelerde enflasyonun nedeninin faiz olduğunu ve faiz ne kadar düşükse enflasyonun da o kadar düşük olacağı söylemesi ve seçimlerin ardından da para politikası konusunda daha etkin rol oynayacağını anlatmasının yatırımcılarda yarattığı tedirginlik;  Rahip Brunson nedeni ile Amerika Birleşik Devletletleri ile gerilen ilişkiler ve nihayet 24 Haziran 2018 seçimi. 

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ilk cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan -ki daha sonra partisi Adalet ve Kalkınma Partisi’nin de başına geçip geçip partili cumhurbaşkanı oldu-; ittifaklarla girilen seçimde meclis çoğunluğu kaybetmiş bir AKP ama meclis çoğunluğu elde etmiş bir AKP-MHP koalisyonu. Ya ekonomik kriz?

24 Haziran seçimlerinde cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan’ın 9 Temmuz’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yemin etmesi ile Türkiye fiilen cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçti ama Erdoğan’ın mutlak iktidarı da ekonomik krizi çözemedi. Bu süreçte Erdoğan’ın Trump’la papaz olması, Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’den ithal edilen çelik ve alüminyumdan alınan gümrük vergisinin iki katına çıkarılması kararını 13 Ağustos 2018’de uygulamasına ve aynı gün piyasaların açılmasıyla birlikte dolar kurunun 7 lira 23 kuruşu görmesine yola açtı. Şu sıralarda dolar 7 lirayı zorluyor. 

Rahip Brunson’ın serbest bırakılıp Amerika Birleşik Devletleri’ne dönmesine izin verilmesinin ardından, Suriye savaşında uçağını düşürdüğümüz Rusya’dan satın alınan S-400 füzelerinin yarattığı krizin ekonomiye yansımaları, 31 Mart 2019 yerel seçimleri öncesinde yaşanan meyve-sebze krizi… Derken, derken… Ekonomik krizin ilk işaret fişeği sayılan uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in 8 Mart 2018’deki not indiriminden iki yıl sonra, ekonomik kriz Türkiye ekonomisini 2018 yılının dördüncü çeyreğinde %3,  2019 yılının birinci çeyreğinde %2,3, 2019’un ikinci çeyreğinde %1,6 oranında küçültmüşken, bu nedenle Türkiye ekonomisi 2019 yılını binde 9 büyüme oranı, %13,7 oranında işsizlik ve 4 milyon 469 nin işsiz ve çift haneli enflasyonla geride bırakmışken, 10 Mart 2020 gecesi Sağlık Bakanı, Türkiye’de ilk koronavirüs vakasının tespit edildiğini açıkladığında, ekonomik krizden henüz çıkamamış olan Türkiye, bu kez sadece ulusal değil, küresel bir ölçek de kazanan yeni bir ekonomik krizin içine yuvarlandı. 

Şu sıralar iki temel derdimiz var: Hayatta kalmak ve kriz sonrasında ayakta kalmak. Hayatta kalabilmek için koronavirüsten uzak durmak gerekiyor. Bunun için yapılması gereken en temel şey ise evde kalmak. Evde kalmanın da iki yolu var, ya kendi iradenizle evde kalacak, kendinizi diğer insanlardan izole edeceksiniz ya da hükümetin aldığı önlemlere uyuyacaksınız. Hükümetin aldığı önlemler ne? 65 yaş ve üstü ile 20 yaş ve altı vatandaşların sokağa çıkması yasaklandı. Okullar ve üniversiteler kapatıldı. Vatandaşların çok yakın bir mesafede bir arada bulunarak hastalığın bulaşma riskini artıracağı gerekçesiyle  pavyon, diskotek, bar, gece kulüpleri geçici bir süre için kapatıldı. Aynı gerekçeyle tiyatro, gösteri merkezi, konser salonu, nişan-düğün salonu, çalgılı müzikli lokanta, kafe, gazino, taverna, kahvehane, kıraathane, kafeterya, kır bahçesi, nargile salonu, nargile kafe, internet salonu, internet kafe, playstation vb türü her türlü oyun salonu, alışveriş merkezi ve lokanta içindekiler dahil her türlü kapalı çocuk oyun alanları, çay bahçesi, dernek lokali, lunapark, yüzme havuzu, hamam, sauna, SPA, kaplıca, spor merkezlerinin faaliyetleri geçici bir süre için durduruldu. Dernek vakıf ve her türlü sivil toplum kuruluşunun genel kurulları ve eğitimler dahil insanları toplu olarak bir araya getiren her türlü toplantı ve faaliyetleri geçici olarak ertelendi. Vatandaşların toplu olarak bir arada bulunduğu taziye evlerinin faaliyetleri, yine vatandaşların çok yakın bir mesafede bir arada bulunarak hastalığın bulaşma riskini artıracağı gerekçesiyle berberler, kuaförler ve güzellik salonları kapatıldı. Büyükşehir statüsündeki 30 il ile Zonguldak’a kara, hava ve deniz yoluy ile toplu ulaşım aracı, özel araç kullanarak veya yaya olarak girmek-çıkmak yasaklandı. Yine bu illerde 11-12 ve 18-19 Nisan günleri sokağa çıkma yasağı uygulandı. Ama hükümetimiz şu ana kadar “tüm yurtta şu kadar süreyle kesin sokağa çıkma yasağı uyguluyorum” demedi, diyemedi. Sadece “Evde kalın, kendinizi evinizde izole edin” diyerek vatandaşlarını geçim sıkıntısı ile baş başa bıraktı. 

Geçim sıkıntısının nedeni ne? Tiyatronu, sinemanı, gösteri merkezini, konser salonunu, nişan-düğün salonunu, çalgılı-müzikli lokantanı-kafeni, gazinonu, birahaneni, tavernanı, pavyonunu, diskotekini, barını, gece kulübünü, kahvehaneni, kıraathaneni, kafeteryanı, kır bahçeni, nargile salonunu, nargile kafeni, internet salonunu, internet kafeni, atari, playstation vb oyun salonunu, çay bahçeni, dernek lokalini, lunaparkını, yüzme havuzunu, hamamını, saunanı, kaplıcanı, masaj salonunu, SPA merkezini, spor merkezini, berberini, kuaförünü, güzellik salonunu, ana okulunu, ilkokulunu, ortaokulunu, liseni, üniversiteni kapatmak.

Kapatmak yanlış mı? Değil. Ama buralarda çalışanlar ne olacak? Ne yiyecek ve içecek ne ile geçecek? Dediler ki “Yasa çıkarıyoruz, üç ay işten çıkarmak yasak”. Ama üç ay ücretsiz izne çıkarmak serbest. Velev ki işten çıkarılmadınız ama izne çıkarıldınız, alabileceğiniz para ayda 1.177 lira. Velev ki işten çıkarılmadınız da işvereniniz kısa çalışma ödeneği için başvuruda bulundu, alabileceğiniz para günlük olarak son 12 aylık prim ve esas kazançlar dikkate alınarak hesaplanan, günlük ortalama brüt kazancınızın yüzde 60’ı. Buyrun hesabınızı siz yapın. Bu arada, bu şekilde hesaplanan kısa çalışma ödeneği miktarı da aylık asgari ücretin brüt tutarının yüzde %50’sini geçemiyor. Bir önemli ayrıntı da şu, kısa çalışma ödeneği için işçi değil işveren başvurabiliyor. İşçinin kısa çalışma ödeneğinden yararlanabilmesi için son hizmet akdine tabi olmak kaydıyla son üç yıl içinde 450 gün prim ödemiş olması gerekiyor.

Bütün bunların dışında, bir işiniz yok, dar gelirlisiniz, geçinemiyorsunuz, bir de üzerine koronavirüs salgını geldi. Ne yapacaksınız? Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın açıkladığına göre, Türkiye’de bu durumda 2.100.000 aile var ve onlara sırf bu halde oldukları için 1000 lira verildi. Yine koronavirüs nedeniyle 2.300.000 aile sıkıntıya düştü ve onlara da 1000’er lira verilecek. Dikkatinizi çekerim, bu 1000 liralar şahıslara değil ailelere veriliyor. Artık aileniz kaç kişi ise! Bakınız daha bugün, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk 268.717 firmanın, 3.044.420 çalışanı için kısa çalışma ödeneğine başvurduğunu açıkladı. Neydi bu kısa çalışma uygulaması? Yerel, ekonomik, sektörel, bölgesel kriz veya zorlayıcı sebeplerle işyerindeki haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak en az üçte bir oranında azaltılması veya süreklilik koşulu aranmaksızın işyerinde faaliyetin tamamen veya kısmen en az dört hafta süreyle durdurulması hallerinde, işyerinde üç ayı aşmamak üzere sigortalılara çalışmadıkları dönem için gelir desteği sağlayan bir uygulama. İşçinin kısa çalışma ödeneğinden yararlanabilmesi için işverenin kısa çalışma talebinde bulunması gerekiyor. İşte Aile ve Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanının açıkladığı 268.711 işveren bunun için başvurmuş. 3.044.400 çalışan da şu kriz zamanında o ödenekten yararlanacakmış. Ödenek ne kadar? Az önce de söylemiştim, günlük olarak, son 12 aylık prime esas kazançlar dikkate alınarak günlük ortalama brüt kazancın %60’ı. 

Açıklamanın önemli yani şu: Kısa çalışma ödeneği başvurularının %40’ı imalat sanayiinde, %15’i toptan ve perakende ticaret sektöründe, %12’si konaklama ve hizmet sektörlerinde, %6’sı ise eğitim sektöründe faaliyet gösteren firmalar tarafından yapılmış. Ama açıklamanın daha da önemli yanı şu: Kısa çalışma ödeneği için başvuran firmaların çalışan sayısı incelendiğinde, ödenek için en çok başvuran firmaların %51,3 oranıyla 3’ten az çalışanı olan firmalar olduğu görünüyor. Onları %28,3 ile 4 ile 9 çalışanı olan firmalar izliyor. Üçüncü sırada  %10,8 de 10 ile 19 çalışanı olan firmalar yer alıyor. 20 ila 49 arası çalışanı olan firmalar %6,4 ile dördüncü sırada. Bir başka açıdan bakıldığında kısa çalışma ödeneği için başvuran firmaların %90’dan daha fazlasını 50’den az çalışanı olan firmalar oluşturuyor. Sizin anlayacağınız koronavirüs bile büyükten önce küçüğü vuruyor. 

Öyleyse ne yapmalı?

Neyin yapılabileceğine bakmalı, kimin yapabileceğini görmeli.

Bunun için de bir araya gelinmeli, dayanışma içinde olunmalı, üretimden gelen gücün farkına varılmalı.

Daha iyisini yapmak için, salgın geçtikten sonra daha iyi bir hayat kurmak için ise

önce hayatta kalmalı. 

O nedenle hayatta kal Türkiye. 

İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus