Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap (84): Ne oluyor? Nereye gidiyoruz? Ne hissediyoruz?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba, iyi haftalar. 

Bir süredir devam eden yoğun gündem, bu soruları insanların kendilerine ve birbirlerine sormasına neden oldu. 

Endişe dolu soruların sorulmasına neden olan gelişmeler neler? 

Darbe tartışması, erken seçim söylentileri derken siyasi hareketlenme çok yükseldi. Siyasette saldırganlık dozu -gündelik hayatta da- çok arttı. Bunun yanında gözaltılar, tutuklamalar, soruşturmalar benzeri çok sayıda gelişmeler de yaşandı. Sosyal medyada, bir takım silah depolarının varlığından, ölüm listelerinin hazırlandığından ve tecavüz imalarına varıncaya kadar giden çok sert paylaşımlar yapıldı ve bunların TV’lerde konuşulduğunu gördük. Haksızlık eşitsizlik, partizanlık gibi şeylerin aslında bir görev haline geldiğine gördük. RTÜK başkanının yaptığı açıklamalardan aslından kimi cezalandırmak kimi gözetmek zorunda olduğunun kendisi açısından bir görev olarak algılandığını, bunun bir liyakat meselesi değil bir sadakat meselesi olduğuna tanık olduk.  

Bütün bunlar gündeme gelince ne oldu? Bunun ne anlama geldiği ve ne oluyor konusundaki yorumlar karşımıza geldi. Tabi ki en çok, iktidar gündem değiştirmek için bunları ortaya atıyor tezi ortaya konuldu. Kutuplaştırmayı tırmandırarak konsolidasyonu artırmak istiyor, kendi desteğini yeniden toparlamak istiyor yorumları yapıldı: Bu fırsatı kullanarak bir türlü yerleştirilemeyen rejimi, tek adam rejimini ya da bu yeni sistemi kökleştirmek ve istiyor diyenler oldu.  Baskın seçim tartışmaları da buradan çıktı. Seçime gitmek için bunları yapıyor diyenler de oldu. Tersine hiç seçim yapılmayacak onun zemini hazırlanıyor diyenler de oldu. Bunlar konuşuldu, tartışıldı hala da konuşuluyor. 

Aslında neler oluyor? İktidar ne yapmak istiyor? Hazırlanan ne?

Bir kere ben gündem değiştirilmek istendiği fikrine katılmıyorum. Tam tersine yapılmakta olanın “gündemden ayrılmayın” atağı olduğunu düşünüyorum. İktidarın gündemden rahatsızlığı yok, yıllardır devam etmekte olan gündemin değişmemesi hassasiyeti var. Yükselen bir başka gündemden bahsetmiyoruz. Halkın çektiği sıkıntılar konuşulmasın diye yapılıyor deniyor ama bunu konuşturan, gündem oluşturan bir zemin zaten yok. Konsolidasyon, oyunu artırmak için kutuplaştırmayı kışkırtıyor meselesini de çok gerçekçi bulmuyorum. Çünkü bildiğimiz gibi bunun bir konsolidasyon üretmediğini, iktidarın oylarını geri getirmediğini iki seçimdir çok net gördük. Ayrıca muhalefeti bozma anlamındaki çabaların da tam sonuç verdiği kanaatinde değilim. Tavan seviyesinde siyasi aktörleri fazlasıyla etkiliyor, fakat ana itiraz gövdesiyle ilgili bir değişiklik yaratmıyor, kalabalıkların eğilimini değiştirmiyor. Bunun da iktidar tarafından gayet iyi bilindiğini söylüyorum, düşünüyorum. 

İktidarın gündemi değiştirmek değil pekiştirmek veya oylarını değil iktidarını konsolide etmek için araçları ya da ağırlıklarını değiştirmeye çalıştığını düşünüyorum. Mesela gerilim odağı olarak HDP’yi, Kürt politikasını, Ortadoğu ve Suriye politikasını kullanırken şimdi daha iç gündeme dönük, CHP’yi gündeme koyan bir gerilim stratejisi. Seçimin yani oy konsolidasyonunun iktidarın gücünün kaynağı olması da değişiyor. Çünkü artık 50 artı biri bulmakta zorlandığını biliyoruz. İktidarın çözmesi gereken denklem bu aritmetiği çözmek değil. Aritmetiği çözmenin taktik denemelerini yapıyor olabilir ama asıl olarak buna rağmen kendi iktidarının devamını sürdürecek yollar bulmak zorunda. Yani bu aritmetik açmazı, sürekli önüne getirilmesini bir mesele olmaktan çıkartması gerekiyor. Şu anda yaşadığımız yoğunlaşma buna hizmet ediyor. Seçimi ortadan kaldırmak gibi bir şeyi iddia etmiyorum bazı yorumcuların söyledi gibi. Seçim ortada kalabilir ama ağırlığı ve önemi değişiyor. Bu nasıl olabiliyor? Anayasa nasıl yapıldıysa meclis, hukuk nasıl yapıldıysa, seçim de kalmasına rağmen işlevi değiştirilebilir. İktidar, seçim lafını da darbe lafını da bu yüzden çok seviyor. Yine dikkat ederseniz, çoğunluğun kendisini desteklediğinden değil, yerli-milli niteliksel ağırlıktan bahsetmeye başladı iktidar. Bu, seçimdeki sayısal çoğunluğu değil başka bir niteliksel değişimi zorladığını, böyle düşünülmesini istediğini ve başka tür bir vesayet üretmeye çalıştığını düşündürüyor

Bu gelişmeler ve niyet Türkiye’yi nereye götürür?

Siyaset, Türkiye’de çok uzun bir süredir çok dar alanda ve sınırlı imkanlarla yapılıyor. İktidar yerel seçimde ortaya çıkan aritmetik baskının muhalefet tarafından kullanılmasını engellemek istiyor. Biraz önce de söylediğim gibi oy çoğunluğu yerine oy ağırlığı gibi bir temayı öne çıkartıyor. Bu, iki anlamda da siyasi çökmeyi artıracak bir şey. Bir tanesi siyasi alanı daha da kapalı hale getirip oradaki tek kullanılacak alan olan seçimi, kayyum politikasıyla yerel yönetimlere yaptığı muameleyle sonuçların öneminin olmadığı bir tablo üretiliyor. Aynı anda kendi çöküşünü de dolaylı olarak hızlandırıyor. Çünkü seçimi muhalefetin elinden alırken -aslında kendi tabanınız da dahil- bütün vatandaşların da elinden almış oluyorsunuz. Bir umut ve seçenek olarak seçimi veya milli iradeyi, seçimle bir şeylerin değişebileceği fikrini muhalefetin elinden alabilirsiniz ama yaptığınız şey, bütün vatandaşların kendi ellerinden bir şey alındığı hissini besler. 

Bu kutuplaşma ve sertleşen dil, bütün tabalarda ama özellikle iktidar tabanında daha keskin çekirdeğin, daha uç unsurların fikri hegemonyasını yaratıyor. Bu, çok bozucu ve kalıcı etkiler yaratabilir ve iki taraflı reaksiyonlar üretebilir. Tabi bu sürecin kurumsal ve kavramsal tahribatı büyük olacak ve derinlik kazanacak. Baskılar, kısıtlamalar belki şimdiye kadar gördüğümüz ölçülerin çok üstüne tırmanacak. Bunlara tanık olabilir. Bir yandan da köpürtülen bu gerilim, kendisini ifade edebilecek bütün alanları tıkanan bir kuşatma ile iç basıncı çok yükseltecek siyasette ciddi çatlamalar yaratabilir. İktidarın yeni beka stratejisi ve yeni konsolidasyon programı, memleket bekasını daha fazla tehlikeye sokacak diye düşünüyorum.

Yaşananlar insanların duygu dünyalarını nasıl etkiliyor?

Aslında bu strateji neler yapıldığı ya da yasal uygulama sonuçlarıyla değil daha çok duygu dünyasını ele geçirmek üzerine kurulu. Elbette duygularımız gerçektir ama gerçeğin tamamı bizim hissettiklerimizden ibaret olamaz. Duygularımızla gerçeklik arasındaki bağı, siyaset etkili biçimde kullanabilir. (Not olarak hatırlatayım: KONDA’nın ürettiği bir kavramdı, endişeli modern. Sonra bunun çeşitli versiyonları üretildi. Her türlü politik pozisyonun önüne bir takım duygular eklendi. Tedirgin, kindar, öfkeli vs.) Uzunca bir süredir kutuplaştırmanın da etkisiyle, politik-ideolojik-ahlaki tutumların önüne gelen duygular o tutumu/duruşu geriye itiyorlar. Dolayısıyla endişeli modern için endişeli olmak modern olmaktan daha önemli hale geliyor. Duygular öne çıkıyor, politik pozisyonları duygular belirliyor. 

Korona endişesi bazılarına yüksek bir fırsat penceresi gibi görüldü. Yüksek endişe halleri ve belirsizlik durumları, korkuyu büyüttüğü için merkez güçler etkinlik kazanırlar. Korona atmosferinde oluşan “ne oluyor, ne olacak, nereye varılacak, bundan kurtulabilecek miyiz” endişeleri ve çaresizliği içinde, bu sorulara politik bir içerik de dahil edilerek cevapsız sorular artırıldı. Kalabalıkların duygu kontrolünü sağlayan, yani uzunca bir süredir iktidar için bütün imkanlarına rağmen gündemi kontrol edemiyor fikrini değiştiren bir vasat oluştu. Karamsarlığın aslında çok derin sonuçlar yaratabildiğini bu ülkede ve dünyada çok kez gördük. Şu anda yaratılan “bu iş nereye gidiyor ve ne yapmak istiyorlar” sorularının etrafından oluşan hava, kendi başına bir politik güç tedariki yaratıyor. 

Muhalefet yeni konsolidasyon dinamikleri karşısında çaresiz mi?

İktidar 50 + 1 çoğunluğu bulamıyor baskısını muhalefet için bir avantaj olmaktan çıkartmaya çalışıyor. Bunun belirleyici ağırlığını değiştirmeye çalışıyor. Bu iktidar için avantaj gibi görünüyor ama muhalefetin pasif bekleme halini de değiştirebilir. Muhalefet bir süredir, iktidarın kendiliğinden yenileceği rehavetiyle davranıyordu. Bu yeni konsolidasyon dinamiği, belki de muhalefetin bu pasif bekleme halini değiştirebilir, bunu kışkırtabilir. Muhalefet aktörleri birden bire siyasetin bütün tıkanan alanlarında biriken iç gerilimlerin etkisiyle yeni gedikler açılabilir ve siyaset alanı başka bir gündemle şekillenebilir. İktidarın yapmaya çalıştığı şey ters bir sonuç verebilir. Bunun aynısı kamuoyu ve seçmenin duyacağı rahatsızlıkla da ilgili. Birikmekte olan sorunlarına ek olarak elindeki son araç olan seçimin de iktidar tarafından önemsizleştirilmesi tepki yaratabilir. İktidarın, “seçim benim iktidarda kalmamın onaylandığı bir şey olarak önemli, onun dışındaki her seçeneğin benim için hiçbir önemi yoktur ve hiçbir sonuç doğurmaz” demeye devam etmesinin, seçmende de bir reaksiyon üretmesi ihtimal dahilindedir. Kaş yaparken göz çıkartmaya neden olabilir. 

Muhalefetin iktidarın yeni konsolidasyon dinamikleri ve gündemi sıkıştırma hamlesine ilk başta biraz  bocalayarak karşılık verdiğini söyleyebiliriz.  Tam da iktidarın istediği gibi konuya dahil olma eğilimleri ortaya çıkmıştı ama son bir kaç gündür, Kılıçdaroğlu’nun, Mithat Sancar’ın ve son olarak hatta Akşener’in açıklaması bile yerel seçimden sonra oluşmaya başlayan kavramsal ve daha bir demokrasi programı etrafındaki temaları önceleyen ve aslında iktidarın yeni konsolidasyon atağına teşne olmadıklarını gösteren umut verici bir kaç çıkış olarak not edilebilir. 

Ruşen Çakır’ın deyişiyle söyleyeceklerim bu kadar diyeyim.  Hepinize tekrar iyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus