Bilim insanları araştırıyor: Koronavirüs neden ABD ve Avrupa’da Asya’dan daha fazla ölüme neden oldu?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Washington Post gazetesinden Simon Denyer ve Joel Achenbach, koronavirüsün neden Asya’da Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’ya kıyasla daha az ölüme neden olduğu sorusuna yanıt aradı. İkilinin farklı bilimsel çalışmaları ve uzman görüşlerini derlediği yazının çevirisini sizinle paylaşıyoruz.

Koronavirüs salgını hakkında yanıtlayamadığımız birçok soru var. Bunlardan biri de koronavirüsün Asya’da neden Batı Avrupa’da ve Kuzey Amerika’ya kıyasla daha az insanın ölümüne neden olduğu. 

Birçok ülke, birbirinden farklı test uygulamalarına izin veriyor ya da sınırları içinde görülen koronavirüs vakalarının tamamını ifşa edip etmemek noktasında farklı kararlar alıyor. Koronavirüsün gizemlerini çözmeye çalışan araştırmacılara göre, virüsten kaynaklanan ölüm oranlarının dünyanın belli bölgelerinde diğerlerinden çok daha fazla olması dikkat çekici.  

Asya kıtasındaki ülkelerden bazıları koronavirüsün yayılma tehlikesine karşı oldukça hızlı hareket etti ve fiziksel mesafe, tecrit gibi önlemleri erken aşamada uygulamaya başladı. Ancak araştırmacılar salgına erken yanıt vermenin yanı sıra, bireylerin genetik ve bağışıklık sistemlerindeki farklar, obezite vakalarının görülme oranındaki bölgesel farklar gibi faktörleri de inceliyor.

Bazı Batı Avrupa ülkeleri, ABD ve bazı Asya ülkelerinde 100 bin kişiden kaçının koronavirüs nedeniyle öldüğünü gösteren grafik. Kaynak: Johns Hopkins Üniversitesi, Simon Denyer/Washington Post

Çin, geçen yılın sonunda yeni tip koronavirüsün ilk kez görüldüğü ülke. Virüsün ortaya çıktığı Vuhan kentinde 5 binden az kişi koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. Bu da demek oluyor ki bir milyon Vuhan sakininden sadece üçü koronavirüsten öldü. Japonya’da koronavirüsten kaynaklanan ölüm oranı bir milyonda 7, Pakistan’da bu sayı 6, Güney Kore ve Endonezya’da 5, Hindistan’da 3, Taylan’da 1 bile değil. Vietnam, Kamboçya ve Moğolistan ise bugüne kadar sınırları içinde hiç kimsenin koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetmediğini söylüyor. 

Bu sayıların Almanya’daki karşılığı bir milyonda 100. Kanada’da 180, Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) 300, İngiltere, İtalya ve İspanya’da ise bugüne kadar bir milyonda 500 kişi koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti.

Virüsün dünya üzerindeki etkisini ve neden olduğu ölümleri takip eden Japonya’nın Chiba Üniversitesi’ndeki bilim insanları, Kovid-19’dan kaynaklanan ölüm oranları arasında ciddi bölgesel farklar gözlemledi. Üniversitenin eczacılık fakültesi öğretim üyelerinden Akihiro Hisaka, “Bu durumda, herhangi bir ülkede virüsün yayılmasını etkileyen politikaları ve diğer faktörleri incelemeden önce bölgesel farklılıkları göz önünde bulundurmamız gerekiyor” diyor. 

Geleneksel bilgelik 

Koronavirüs hakkındaki mevcut temel varsayım, virüsün diğer bütün virüsler gibi başkalaşım geçirmekte olduğu yönünde. Ayrıca virüsün dünyanın bütün bölgelerinde aynı şekilde öldürücü etkiye sahip olduğu varsayılıyor. 

Columbia Üniversitesi’nde epidemiyolog olarak görev yapan Jeffrey Shaman, “Hepimiz aynı bağışıklık sistemine sahibiz ve aynı böcekle karşı karşıyayız. Test uygulamaları, raporlamalar ve salgının kontrol altına alınma biçimi ülkeden ülkeye değişebilir. Ayrıca ülkelerin nüfusu içinde yüksek tansiyon, kronik akciğer hastalıkları gibi sağlık problemleriyle karşı karşıya olanların oranı da birbirinden farklı” diyor. 

Koronavirüsün ABD’de ve bazı Batı Avrupa ülkelerinde çok sayıda insanın ölümüne neden olmasının birçok nedeni olabilir. Bunlardan biri, coğrafi olarak çok uzakta olduğu düşünülen ve tehdit öğesi olarak görülmeyen virüse karşı önlem almakta geç kalınması olabilir. Tam aksine, Asya ülkeleri ise daha önce SARS ve MERS salgınları sırasında deneyim edinmişti. Bu deneyimleri sayesinde, yeni ve beklenmedik koronavirüs tehdidine yanıt verirken çok daha erken ve temkinli hareket ettiler. 

Örneğin Tayvan, koronavirüs salgınına karşı hızlı harekete geçen ve erken önlemler alan ülkeler arasında yer alıyor. Çin’in Vuhan kentinden Tayvan’a seyahat eden yolcular, koronavirüs henüz yayılmaya başlamamışken bile havaalanında sağlık taramasından geçmek zorundaydı. Bir diğer örnek ise geliştirdiği test, takip ve izolasyon sistemini erken aşamada ve yolcular üzerinde uygulamaya geçiren Güney Kore. 

Ancak Japonya ve Hindistan gibi koronavirüs salgını süresince birbirinden oldukça farklı yöntemler uygulayan ülkeleri ele alalım. Her iki ülkede de ölüm oranlarının düşük olması bilim insanlarını şaşırttı. Aynı örneği Pakistan ve Filipinler için de verebiliriz. 

Hava koşulları ve kültürel nedenler 

Kamboçya, Vietnam ve Singapur gibi ülkelerde sıcak ve nemli hava önemli bir faktör olabilir. Birçok bilimsel çalışma, sıcak ve nemli havanın koronavirüsün yayılmasını durduramasa da yavaşlatabileceğine dikkat çekiyor. Ancak Ekvador ve Brezilya gibi ekvator kuşağındaki bazı ülkelerde koronavirüsten kaynaklanan ölüm oranları oldukça yüksek. 

Demografik veriler de bölgesel farkları incelerken göz önünde bulundurulmalı. Örneğin, Afrika kıtasındaki yoğun genç nüfus, Kuzey İtalya’nın yaşlı nüfusuna oranla koronavirüse karşı daha dayanıklı olabilir. 

Dünyanın en yaşlı nüfusuna sahip Japonya’da ise farklı nedenler gözlemleniyor. Japonya’da, el sıkışmamak, yaygın maske kullanımı ve hijyen kurallarına uymak gibi alışkanlıkların koronavirüsün yayılmasını yavaşlattığı düşünülüyor. Japonya’da ölüm oranlarının az olmasındaki diğer etkenlerin ise kapsamlı sağlık sistemi ve yaşlıların toplumda önemli bir yeri olması gösteriliyor. 

Virüsün geçirdiği başkalaşım

Cambridge Üniversitesi’nden bir ekip, yürüttükleri bir araştırma ile yeni tip koronavirüsün Doğu Asya’dan Avrupa’ya seyahat ederken geçirdiği başkalaşımları ortaya çıkardı. Doğu Asya’daki nüfusun bağışıklık sistemi ya da çevresel etkenler nedeniyle virüsün ortaya çıktığı ilk haline karşı daha dirençli olabileceği düşünülüyor. Bu nedenle bölge değiştiren virüsün, karşılaştığı direnci yenmek üzere mutasyon geçirmek zorunda olduğu üzerinde duruluyor. 

Bu çalışmaya öncülük eden genetikbilimci Peter Forster, mutassyona uğrayan koronavirüsün hangi toplumlarda nasıl yayıldığına dair klinik verinin hayli kısıtlı olduğunu belirtiyor. Forster’a göre yine de, başkalaşım geçiren virüs türlerinin neden olduğu ölüm oranları ve bu oranlar arasındaki bölgesel farklar incelemeye değer. 

ABD’de yer alan Los Alamos Ulusal Laboratuvarı’ndan bir grup bilim insanı, koronavirüsün başkalaşım geçirerek daha bulaşıcı hale gelmiş bir türünün ABD ve Avrupa’da yayıldığını öne sürüyor. Ancak diğer uzmanlar, bu yeni türlerin bulaşma oranının ne kadar farklı olduğunun henüz net olarak bilinmediğini belirtiyor. 

Massachusetts Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Virolog Jeremy Luban, “Koronavirüsün başkalaşım geçirmiş halini vücudunda taşıyan kişinin en kalabalık rock festivaline ya da gece kulübüne giderek virüsü başkalarına bulaştırmış olması tamamen tesadüf olabilir. Bunun yanında, virüsün başkalaşım geçirdikten sonra daha bulaşıcı hale gelmiş olması da ihtimal dahilinde” diyor. 

Genler ve bağışıklık sistemleri 

Nobel ödüllü Japon doktor ve bilim insanı, immünoloji uzmanı Tasuku Honjo, genleri Asya’ya dayanan insanlarla Avrupa’ya dayananlar arasında insan lökojit antijeni (HLA) açısından önemli farklar bulunduğunu belirtiyor. Honjo, bu durumun Asya kıtasındaki düşük ölüm oranlarını açıklamaya yardımcı olabileceğini, ancak tek başına yeterli olmayacağını belirtiyor. 

Chiba Üniversitesi’ndeki bilim insanları, bir dizi genetik faktörün insan vücudunun koronavirüse verdiği tepkiyi etkileyebileceğinin altını çiziyor. Henüz bu fikri destekleyecek yeterli bulgu elde edemediklerini belirten bilim insanları, yine de bunun üzerinde durulması ve çalışılması gereken bir konu olduğunu söylüyor. 

Farklı bağışıklık tepkilerinin de duruma etkisi olabilir. Tokyo Üniversitesi’nden Tatsuhiko Kodama, ilk aşamada yürütülen çalışmalara göre, Japonya’daki bireylerin vücutlarının yeni tip koronavirüse sanki daha önce virüsle karşı karşıya kalmışçasına tepki verdiğini belirtti. Kodama ayrıca, Doğu Asya’da yüzyıllardır farklı koronavirüs türlerinin ortaya çıktığının altını çiziyor ve “Doğu Asya’daki ölüm oranlarının düşük olmasının gizemi, var olan bağışıklıkla açıklanabilir” diyor.

Diğer çalışmalar, uygulanan verem aşısı oranlarının bir rolü olabileceğini öne sürüyor. Çünkü verem karşıtı aşı, hücre düzeyinde bağışıklık sistemini güçlendirici etkiye sahip olabilir. Fujita Sağlık Üniversitesi’nden Tsuyoshi Miyakawa, “Hipotezimiz, verem aşısı ve virüse maruz kalmanın bireyi koronavirüse karşı koruyabileceği yönünde” diye konuşuyor.

Ancak Japonya’da uygulanan verem aşılarının oranı, Fransa’daki oranlarla oldukça benzer. Ancak iki ülkede koronavirüsten kaynaklanan ölüm oranları epey farklı. Uzmanların bu konuda birbirinden farklı görüşleri var. Ancak bilimsel çalışmalar devam ediyor. 

Mikrobiyata faktörü

Harvard Tıp Fakültesi’nden bulaşıcı hastalıklar uzmanı Megan Murray, mikrobiyotalar, yani bireylerin bağırsaklarında yer alan trilyonlarca birbirinden farklı bakteri ve tek hücreliler arasındaki farklar üzerinde de çalışılması gerektiğini düşünüyor. Bu bakteriler bağışıklık sistemimiz üzerinde önemli etkiye sahip. Murray, “Her bireyin bünyesinde farklı mikrobiyotalar mevcut. Herkes farklı besinler tüketiyor” diyor. 

Bazı Batı Avrupa ülkeleri, ABD ve bazı Asya ülkelerinde obezite oranlarını gösteren grafik. Kaynak: Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Simon Denyer/Washington Post

Obezite de incelenen faktörler arasında yer alıyor

Birçok Asya ülkesinde obezite vakalarının oranları da Batı’ya göre çok daha düşük. Obezite, koronavirüsten kaynaklanan rahatsızlıkları tetikleyen ciddi bir faktör. Japonya’da nüfusun yalnızca yüzde 4’ü obez olarak sınıflandırılıyor. Güney Kore’de ise bu oran yüzde 5. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre bu oranlar Batı Avrupa’da yüzde 20, ABD’de ise yüzde 36. 

Ancak tesadüf faktörünü de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Örneğin Rusya, salgının başlangıcında birkaç ay boyunca virüsten az zarar gören ülkeler arasındaydı. Şimdi ise en tehlikeli bölgelerden biri. Hindistan’da koronavirüs eğrisi nispeten düz iken son dönemde vaka sayısı artıyor. 

Koronavirüsle ilgili bütün epidemiyolojik araştırmalar, yetersiz veri sorununda düğümleniyor. Eldeki verilere dayanarak çıkarılan sonuçlar ise yeni verilerin devreye girmesiyle geçersiz hale gelebilir. Uzmanlar, henüz koronavirüs salgınının erken aşamalarından birinde olduğumuzu ve bazı zor soruları yanıtlamanın zaman alacağını belirtiyor. Öyle görünüyor ki, dünya üzerindeki bütün ülkeler koronavirüs salgını karşısında aldıkları önlemleri uygulamaya devam etmeli. Hükümetler kontrolü elden bırakmamalı.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus