Ekonomi Tıkırında (71): Karun’un hazinesi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında‘nın 71. programında Sedat Pişirici, ticaretin doğuşu ve paranın icadından yola çıkarak, siyasi iktidarın ekonomik iddialarını değerlendirdi, olan ile olması gerekeni karşılaştırdı.

Yayına hazırlayan: Yusuf Said Akcakaya

İyi günler. Ekranda gördüğünüz 100 liranın genel adı “para’’. Parayı icat eden ise Lidyalılar. Lidya, bugünkü Manisa-Uşak’ta. Başkenti, Manisa’nın Salihli ilçesindeki Sart kasabası. Sart harabelerini orada halen görmek mümkün. 

İlk madeni parayı milattan önce 600’lü yıllarda, yaklaşık 2 bin 600 yıl önce, Kral Alyettes’in darp ettirdiği söyleniyor. Darp, “vurma, dövme” demek; darp etmek de “vurmak, dövmek”. Darphane, hatırlarsınız, paralarımızı bastığımız yer. O da adını oradan alıyor. Vura vura para yapmışlar anlayacağınız, vura vura para yapmaya da devam ediyoruz. Ama bizi Alyattes’ten çok başka bir Lidya Kralı ilgilendiriyor. Onu “Kroisos’’ ya da “Krezüs’’ olarak biliyorlar, bizse “Karun’’ olarak tanıyoruz. Hani “Karun kadar zengin’’ denir ya, işte o deyimdeki Karun. 

Altın, gümüş, bronz, bakır üzerine yazıyı ve resmi darp edince oluyor sana para. Para sözcüğü de Türkçe’ye Farsça’dan geçmiş. Farsça’da “pâre”, “küçük parça’’ demek. Para sahibi olmak için kendimizi parçalamamız belki de bu yüzden.

Ticaret ise paradan daha eski. Sözcüğün kökeni Arapça, anlamı “ticareti yapan, tacir’’. Tacirin çoğulu ise tüccar. Ama ticaret, kimsenin Arap, Türk, Çinli, İngiliz, Amerikalı, Alman olmadığı, herkesin sadece insan olduğu, yönümüzü ihtiyaçlarımızın belirlediği, beslenmek, barınmak, üretmek, üremek hasılı hayatı sürdürmek için ihtiyaç duyulanların takas edildiği zamandan beri yapılan bir şey. Yani işin özü takas, işi büyüten ise Fenikeliler, antik çağda yaşamış Akdenizli bir kavim. Atlayıp gemilerine her yerde ticaret yapmışlar. Akdeniz’in kıyılarında onlarca şehir kurmuşlar. O şehirlerden biri de bizim Antalya’nın ilçesi Finike.

Dönelim günümüze. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da, Sağlık Bakanlığı Marmara Üniversitesi Profesör Dr. Asaf Ataseven Hastanesi’nin açılış töreninde konuştu. Vadettiği “her vatandaşa haftada 5 adet maske’’yi dağıtamayan cumhurbaşkanı konuşmasının bir yerinde, “Salgın döneminde adeta ‘takke düştü kel göründü’ misali yüzlerdeki makyajlar akmış, hakikatler ortaya dökülmüştür. Maskeden solunum cihazına, sağlık personelinin sarf malzemelerinden ilaca kadar üretime dayalı her konuda gelişmiş ülkeler ciddi sıkıntılar yaşamışlardır’’ deyiverdi. 

Halbuki Erdoğan’ın İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un 5 Nisan 2021’de ekranda gördüğünüz resimle birlikte Twitter’da duyurduğu şuydu: “Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın talimatı ile Sağlık ve Ulaştırma Altyapı Bakanlığı’nın koordinasyonunda 20-65 yaş arası vatandaşlarımıza maske dağıtılacaktır. maske.eptt.avm.com adresindeki formu dolduran her vatandaşımızın evine haftada 5 adet maske teslim edilecektir.’’ O maskeler dağıtılmadığı gibi sonunda maskeler para ile satılır hale geldi. 

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan aynı konuşmada, “Bugün ufka umutla bakıyorsak son 18 yıldaki gayretlerimizin sayesindedir” diyerek Türkiye’yi dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına sokma hedefinin altyapısını oluşturduklarını söyledi. Türkiye’yi “özenen’’ ülke olmaktan çıkarıp “özenilen’’ ülke haline getirdiklerini iddia etti. Türkiye özenilen bir ülke ise onu bu hale getiren siyasi iktidarın hala Türkiye’yi dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına sokmayı hedeflemesi tuhaf tabii. Bıraktık demokrasiyi, ekonomik açıdan bakacak olursak özenilen ülke zaten dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biridir değil mi? Özenilen ülkenin borcu yoktur, özenilen ülkenin ihracatı ithalatından fazladır. Özenilen ülkenin vatandaşının kişi başına milli geliri, mesela, 50 bin dolardır. Özenilen ülkenin yoksul vatandaşı yoktur mesela, ama bizzat Erdoğan’ın söylediğine göre Türkiye’de 5,5milyon dar gelirli vatandaş var.

Bu sayı daha fazla da olabilir. Nereden mi çıkarıyorum? Diyanet İşleri Başkanı’nın açıklamasından. Ali Erbaş bugün, “2020 yılı vekalet yoluyla kurban kesim bedelinin yurtiçinde 975 Türk Lirası, yurtdışında 825 Türk Lirası olacağını açıkladı. Yaklaşık 40 gün sonra Kurban Bayramı. Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Türkiye Diyanet Vakfı’na vekalet verip kestirebileceğiniz kurbanların fiyatları bunlar. Kurbanların etleri de ihtiyaç sahiplerine gidecek. Ali Erbaş, bu yıl yurtiçi ve dışında 20 milyonu aşkın ihtiyaç sahibine ulaşmayı hedeflediklerini söylemiş. 2019 yılında da Türkiye Diyanet Vakfı’na emanet edilen 453 bin 560 hisse kurbanın yurtiçinde 424 kesim noktasında, yurtdışında 149 ülkenin 423 bölgesinde bizzat görevli ve gönüllüler nezaretinde kesildiğini ve ihtiyaç sahiplerine dağıtıldığını anlatmış. Yurtiçinde 424 kesim noktası ile yurtdışında 423 bölgenin sayı olarak eşit olduğuna bakacak olursak, basit bir hesaplama ile yurtiçindeki ihtiyaç sahiplerinin sayısının 10 milyon civarında olduğu söylenebilir. Yani Türkiye’de 10 milyon insan kırmızı et tüketmeye ihtiyaç duyuyor ama tüketemiyor. Bu nedenle Kurban Bayramı’nda kendilerine kurban eti dağıtılıyor.

Tekrar dönelim özenilen ülkeye. Özenilen ülkenin vatandaşı genel ekonomik duruma da güven duyar mesela. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Merkez Bankası öyle demiyor ama. Bu iki kurumun beraber yürüttüğü bir çalışma var: Tüketici güven endeksi. Bu endeksin Haziran 2020 verisi 62,6 olarak açıklandı. Bu çalışmada mayıs ayı verisi yüzde 59,5’tu. Tüketici güveninde mayıstan hazirana yüzde 5,2 oranında bir artış görülse de endeksin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması ise tüketici güveninde kötümser durumu gösteriyor. Hazirandaki 62,6’lık endeks değeri de tüketicideki genel güvensizliğin sürdüğüne işaret ediyor. Endeksin alt değerlerinde de durum farklı değil. 

Genel olarak bir artış görülmekle birlikte, bütün değerler 100’ün altında. Genel ekonomik durum beklentisi endeksine bakıyorsunuz, değer 85,5. Hanenin maddi durum beklentisi endeksine bakıyorsunuz, değer 79,9. İşsiz sayısı beklentisi endeksine bakıyorsunuz, değer 62,1. Tasarruf etme ihtimali endeksine bakıyorsunuz, değer 23,1. 

Veriler ortada, yoruma bile gerek yok. O zaman olmamız gereken nedir? Dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmak mı, yoksa her vatandaşın başını sokabileceği doğru düzgün eve sahip olduğu bir ülke olmak mı? Her vatandaşının geçinmek için yeterli para kazandığı bir ülke olmak mı? Her vatandaşının temel besin maddelerini ücretsiz ya da çok ucuz fiyatlar ödeyerek ulaşabildiği bir ülke olmak mı? Her vatandaşının musluktan akan suyu olduğu ve o suyu da güvenle içtiği bir ülke olmak mı? Her vatandaşının sağlık hizmetlerine ve ilaca her düzeyde ücretsiz erişebildiği bir ülke olmak mı? Her vatandaşının bir salgın baş gösterdiğinde yeterli sayıda maskeye her zaman ve her yerde ücretsiz olarak ulaşabildiği bir ülke olmak mı? Her vatandaşının her düzeyde eşit ve parasız ve modern eğitime erişebildiği bir ülke olmak mı? Her vatandaşının “yarın halim ne olacak’’ korkusu duymadan gece başını yastığa huzurla koyabildiği bir ülke olmak mı? Vatandaşının “aç komşu’’ diye bir şey bilmediği bir ülke olmak mı? Vatandaşının askerden, polisten, siyasi iktidardan, savcıdan, hakimden, cemaatten, cemiyetten korkmadan aka ak, karaya kara diyebildiği bir ülke olmak mı? Hangisi?

Size, en başta, parayı icat eden Lidyalılar’ın kralı Karun’dan söz etmiştim. Kur’an’da da geçiyor Karun, Kasas, Ankebut ve Mümin surelerinde. Mesela, Kasas suresinin 76. ayetinde diyor ki, “Biz ona, anahtarlarını (bile) taşımak güçlü bir topluluğa ağır gelecek hazineler verdik. Hani kavmi kendisine şöyle demişti: ‘Böbürlenme! Çünkü Allah böbürlenip şımaranları sevmez’’. Aynı surenin 78. ayeti de şöyle, “Karun, ‘Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir’ dedi. O, Allah’ın kendinden önceki nesillerden ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helak etmiş olduğunu bilmiyor mu?’’

Karun, milattan önce 560-546 yılları arasında 14 yıl hükümdarlık etmiş Lidya’ya. Efsane o ya, her tuttuğunun altın olması için yalvarmış tanrılara. Dileği kabul edilince mutluluğa erişeceğini sanmış. Kabul edilmiş dileği ama çok zengin olduğu halde mutluluğu bir türlü bulamamış. Acı içinde kıvranarak ölmüş. 

Hazinesi şimdi Uşak’ta, Arkeoloji Müzesi’nde. 

Gidiniz, görünüz, ibret alınız efendim. 

İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus