MİT mensubunun ifşa edilmesi davası: Üç gazetecinin tutukluluğu devam edecek

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Libya’da ölen MİT mensubunun kimliğini ifşa etmekle suçlanarak mart ayında tutuklanan gazeteciler Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Hülya Kılınç, Murat Ağırel, Ferhat Çelik ve Aydın Keser’in ilk duruşması Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Terkoğlu, Keser ve Çelik’in adli kontrol şartıyla tahliyesine karar verildi. Mahkeme heyeti, Kılınç, Ağırel ve Pehlivan’ın ise tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı 9 Eylül’e erteledi.

Tutuklu yargılanan gazetecilerin duruşma salonunda gelmelerinin ardından mahkeme heyeti de yerini aldı. Mahkeme başkanı önce sanık savunmalarını alacağını, iki tanığın dinleneceğini ve yarım saatte bir ara verileceğini belirterek “Duruşmanın 18:00-19:00’dan sonraya kalmasını istemiyorum” dedi.

Yargılananlardan Akhisar Belediyesi Basın Birimi görevlisi Eren Ekinci, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya katıldı. Kimlik tespitinin yapılmasından sonra mahkeme başkanı iddianameyi özetlemeye başladı.

İddianamede, tutuklu gazeteciler için Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 329/1. maddesinde yer alan “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklamak” suçundan beşer yıldan onar yıla, Devlet İstihbarat Hizmetleri ve MİT Kanunu’nun 27. maddesi gereğince “istihbarat faaliyetiyle ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek” suçundan ise dörder yıldan onar yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep ediliyor.

Avukat Ömer Faruk Eminağaoğlu, müvekkili Erk Acarer’in kaçak olmadığını, üç yıldır yurtdışında yaşadığını söyledi. Atılı suçun yurtdışında işlendiğini, bu nedenle Acarer hakkında duruşma açılamayacağını, sadece kanıt toplanabileceğini belirtti.

Ağırel: “Hukuk cinayetinin işlendiği mahkeme kararı ile tutuklandım”

Duruşmada ilk savunmayı Yeniçağ gazetesi yazarı Murat Ağırel yaptı. Ağırel savunmasına “Mahkemenizde iddia edildiği gibi bir suçun olmadığını ve nasıl olmadığını savunacağım. Zira bu olmayan suçlamalarla tam 120 gündür cezaevinde bir odada tek başıma tutuluyorum. Hakkımdaki suçlamalar ne bir somut delile dayanıyor ne de vicdana sığınıyor. İddia makamının tarafınıza sunduğu iddianame bana göre bir ‘niyetnamedir'” diyerek başladı.

Ağırel’in savunmasında öne çıkan noktalar şöyle: 

“Şubat ayının ilk haftasında ‘Sarmal’ isimli kitabım satışa çıktı. Satışa çıkmasından sonra bir ilgiye mazhar oldu. Bu nedenle devamlı tanıtımlara ve kitap imza günü etkinliklerine katıldım. 22 Şubat günü, yani suç işlediğim iddia edilen tweet paylaşımını yaptığım gün, Caddebostan Kültür Merkezi’nde (CKM) imza günü etkinliği saat 15:00’de yapılacaktı. O günün sabahında TELE1 TV’de Namık Koçak’ın programına canlı yayın konuğu olarak katıldım, kitabım hakkında konuştuk. Sonrasında CKM’ye gittim. İmza etkinliği başlamadan yirmi dakika önce Sputnik Radyo RS FM’de Ahu Özyurt’un sunduğu programa telefon bağlantısı ile canlı yayına bağlandım. Bu canlı yayın 14:40’ta başladı, 15:00’e kadar sürdü. Konu sadece kitabım ‘Sarmal’dı. İmza etkinliği çok kalabalık gerçekleşti. Saatlerce kitap imzaladım. Etkinlik 19:00 civarlarında bitti. İmza sonrası CKM yanında yer alan bir kafede eşim, çocuğum, arkadaşlarım ile bir süre dinlendik. 20:00-20:30 gibi evime gittim. Ertesi gün İzmir Alsancak’ta imza günüm vardı. Seyahatimi uçak ile gerçekleştirecektim. Uçuş saati de sabah çok erken saatteydi. Hazırlık yapmam ve pazartesi yayımlanacak olan gazete makalemi hazırlamak zorundaydım. Yazımı hazırlamam ve göndermem ancak saat 22:10 civarında gerçekleşti. Haber özetlerini izledim televizyondan. Yazımı göndermemiş olsam bu konuda yazacaktım. Şehitlerimiz kaç kişiydi? İsimleri neydi? Bunu öğrenip sosyal medyada paylaşmayı, sonrasında da yazı yazmaya karar verdim. Sosyal medyaya baktım. Konu hakkında binlerce kişi paylaşımında bulunmuştu. Daha öncesinde ise Libya’da bir geminin vurulduğu ve şehitlerimizin olduğu haberleri vardı. Hatta Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’a da bu sorulmuştu. Sayın Kalın isabet etmediğini bildirmişti. Geminin vurulduğu videolar yayınlanmıştı, şehitler hakkında da paylaşımlar yapılmıştı. Benim dikkatimi ise Habertürk Güvenlik Uzmanı olan, askeri harekât konularında devamlı televizyonlarda gördüğümüz ve şehitler konusunda en doğru bilgiler veren Abdullah Ağar’ın 19 Şubat’ta yaptığı ‘Vatan kimi zaman bilinen kimi zaman da bilinmeyen kahramanlarıyla yükselir’ yazıp ek olarak paylaştığı fotoğraflı paylaşımı çekti. Hiçbir kurumda bir bilgi yoktu. Araştırma yaptım ancak hiçbir yerden doğrulatamadım. Sosyal medyaya daha dikkatli baktım. Benim de yazarı olduğum Yeniçağ gazetesi internet haber servisi bu konuda bir haber yapmış ancak kaldırmıştı. Yeniçağ internet haber servisi sorumlusu Batuhan Çolak, silinen haberi kendi Twitter hesabında birkaç tweet mesajı ile haberleştirmişti. Okudum. Şehitlerimizden birisi emekli olmasına rağmen tekrar göreve çağrılmış ve sonra şehit olmuş, cenazeleri de törensiz yapılmış yazıyordu. Cumhurbaşkanının ‘tane’ açıklaması ve üzerine bu bilgi beni derinden üzmüştü. Batuhan Çolak’ı aradım. Bu bilginin daha önce de gazeteciler tarafından bilindiğini ancak doğrulatamadığını, hiçbir yerde de resmî açıklama olmadığından bahsettim. Batuhan resmî kurumlardan onaylattığını bildirdi. Şehitlerimizin törensiz gömüldüğünden bahsetti. Üzüntülerimizi dile getirdik.

“Sayın başkan, değerli heyet. Neresinden başlayacağımı inanın bilmiyorum. Savcılık makamı yani iddia makamı böylesine ciddi bir iddiayı sadece ‘niyet’ olarak bildirmiştir. MİT’in yurtdışında görev aldığı zaten Cumhurbaşkanı tarafından tüm dünyayı bildirmiştir. Fotoğraflar ilk olarak devletin muhtarı Cemali Merter’in sosyal medya hesabı, ‘Türk Özel Kuvvetleri’, ‘Bize Emanet’, ‘Bordo Bereliler’, ‘Şehit- Ruhuna el Fatiha’ gibi sitelerde isimleri, ölüm tarihleri ile paylaşıldığı belgeler ile sabittir. Şehit haberi bizzat Cumhurbaşkanı tarafından bildirilmiştir.”

“Hukuk cinayetinin işlendiği mahkeme kararı ile tutuklandım. Gerçeği öğrenmek yerine savcılık makamı sahte diye baskı kurmuştur. Mahkemeler sunduğumuz dilekçeleri görmezden gelip katalog suçları terör suçları gibi dava konusu ile alakası olmayan maddelerle tutukluluğun devamına karar vermiştir. Tüm soruşturma sürecinde gizli kalması gereken bilgiler medyaya servis edilmiş ve kamuoyunda dava ile ilgili algı yaratılmaya çalışılmıştır. Aynı yapılar tarafından, silinen tweet mesajlarım sanki suç gibi servis edilmiştir.

“İddianame içinde yer alan HTS bilgileri de aynı şekilde servis edilmiştir. İddianamede işlemediğim suçlar isnat edilmiştir. Tüm iddia ‘caseofficer’ üzerine kurulmuşken örnekleri ile açıkladığım gerçeklik es geçilmiştir. İddiayı güçlendirebilmek adına bir radyoya yaptığım canlı yayın bağlantısı suçmuş gibi eklenmiş, olmayan mahkeme kararları çarpıtılarak iddianameye eklenmiştir. Ben sadece bir tweet mesajı paylaştım. Haftanın bir günü TELE1‘de bir günü de Halk TV’de programa katılan, gazetede haftada üç gün makale yazan, kitapları olan, onlarca televizyon kanalındaki programlara katılan, paneller ve konferanslarda konuşmacı olan ben iddia edildiği gibi bir hainliği, ahlaksızlığı sadece bir tweet mesajı ile mi yapacağım? Sizce bu hangi mantığa sığmaktadır?”

“CIA ajanı olan Edward Snowden’ın ‘Sistem Hatası’ adlı kitabının 155. sayfasında ‘Casusların kendi aralarında, sosyal ilişkiler kurmalarını sağlayan kendi tarzında bir Facebook’u var. Casuslara kurum ekipleri, çalışmaları ve görevleri hakkında bilgiler sunan kendi tarzında bir wikipedi ve bir de casusların bu dağınık gizli ağda arama yapmaları için Google’ın kurum içi kullanım amaçlı versiyonu var’ diye belirtmiştir. Bunun gibi çok çeşitli haberleşme yöntemleri varken, hainlik yapacak kişi resmî twitter hesabından mı paylaşım yapar?

Keser: “Yargılandığımız haber özel bir kasıtla değil, haber verme saikiyle yapılmıştır

Ağırel’in savunmasından sonra beş dakika ara verildi. Yeni Yaşam Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser’in savunması ile duruşma başladı. Keser şunları söyledi:

İddianamede 23 Şubat’ta yayınlanan haberimizle 24 Şubat’ta yayımlanan haberler nedeniyle cezalandırılmam isteniyor. Bu suçlamaları kabul etmiyorum. Bu haber özel bir kasıtla değil, haber verme saikiyle, çok sayıda haberler derlenerek yapılmıştır. Açık kaynaklardan elde edilmiştir bu haberin içeriği. Haberde yaşamını yitiren kişinin MİT mensubu olduğu yazılmamıştır. Haberin içeriği daha önce yayımlanan haberlerden derlenmiştir. Bu suçlamaların hukuki ve maddi dayanağı da yoktur. Dört aydır cezaevinde ve tecritteyim. Doktora gittim cezaevinde, hastaneye gitmem gerektiğini söyledi ancak pandemi nedeniyle gidemedim. Tahliyemi ve beraatımı talep ediyorum.”

Çelik: “Haberimin arkasında duruyorum”

Keser’den sonra Yeni Yaşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ferhat Çelik’in savunmasına geçildi. Çelik şöyle konuştu: “Dört aydır tecrit altındayız. Medya tamamıyla tahakküm altındadır. Gazeteciler hiçbir şey yazmasın isteniyor. İlk kez Cumhurbaşkanı Libya’da ölen kişilerin olduğunu ifade etti. Ölen kişinin devre arkadaşları, akrabaları paylaşım yaptı. Biz de sosyal medyada ve sitelerde yer alan bilgileri karşılaştırdık. Açık kaynaklardan bu kişilerin MİT mensubu olduğuna dair bir veriye erişmedim. Ölen kişilerin MİT mensubu olduğunu bilmediğim için böyle bir bilgiyi zaten yazmadık. Ayrıca bu haberin bir iddia olduğunu da yazdık. Haber, gazetecilik faaliyeti kapsamındadır. Ertesi gün ise internet sitesindeki habere, benzer ifadelerle gazetede yer verdik. Bu haber de gazetecilik faaliyeti kapsamındadır. Kararda haberin daha önce yayımlandığı gibi gerekçeler vardı. Sonra hakkımızda yakalama kararı çıkarıldığını öğrendik. Tutuklanacağımı biliyordum. Haberimin arkasında duruyorum. Haber ortada. İnsan sormadan edemiyor: Her şey ortadayken biz neden hedef alındık?

Biz gazetecilik yapıyoruz, bir kamu görev yapıyoruz. Talimat almayız. Bu işe başlarken Musa Anter, Hrant Dink, Metin Göktepe gibi isimlerden feyiz aldım. Bir ifşa kastımız yok. Bu haberden sonra Ümit Özdağ, MİT mensubu olduklarını açıklamış. Manisa’daki cenazeye MİT çelenk yollamış. Kimse orada herhangi bir önlem almamış. Dört yıl da gerekirse yatarız. Basın şehitlerinin anısına ses çıkarmam. Ama bu ülke kaybediyor. Basın özgürlüğü endeksinde son sıralardayız. Bana kişisel olarak ne kaybettirecek? Böyle küçük bir olaydan, böyle büyük bir suç yaratmak doğru değildir.”

Çelik’in ifadesinin ardından duruşmaya ara verildi.

Kılınç: “Deşifre eden ben değilim, bu deşifreyi savcılık yapıyor”

Duruşma Oda Tv muhabiri Hülya Kılınç’ın savunması ile devam etti: “20 yıllık deneyimli bir yerel gazeteciyim. Hayatımda ilk defa böyle ağır bir suçlama ve ilk defa ağır ceza mahkemesi karşısında bulunuyorum.   İddianamede haberi yapmam için; şehidin defnedildiği yere gitmem, yörenin muhtarı, aza, Akhisar Belediyesi Basın Bürosu görevlisi ve şehidin ailesiyle olan görüşmelerim gizli, gizemli ve suç işlemek amaçlı faaliyetler olarak anlatılmaktadır. Bu anlatımın gerçekle ilgisi yoktur.

Bu haberin ‘MİT görev ve faaliyetlerine ilişkin devletin gizli kalması gereken bilgilerini açıklamak, yayınlamak, yaymak, MİT mensuplarının açık kimlik, görev ve unvanlarıyla birlikte ifşa etmek’ amacıyla hazırlandığını iddia etmek makul, mantıklı ve hakkaniyetli değildir. Haberde yayınlanan ve vatandaşlarca cenazenin taşındığını gösteren fotoğrafta MİT mensuplarının olduğunu bilmiyordum ve bilmem de mümkün değildir. ‘Bu fotoğrafta MİT personeli var’ diye deşifre eden ben değilim, tabii doğruysa, bu deşifreyi savcılık yapıyor. Suçlanan ben oluyorum. Bu suçlama adil ve hakkaniyetli değildir.”

Pehlivan: “FETÖ ile mücadelenin bir rant ve sermaye değişimi aracı haline geldiğini yazmasaydım burada olmazdım”

Daha sonra Oda TV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan savunmasına başladı. Pehlivan’ın savunmasında öne çıkan noktalar şöyle:

“Libya’da şehitlerimiz olduğuna dair haberler sosyal medyaya fotoğraflarıyla birlikte düşmeye başladı. Aynı gün… Manisa’daki muhtar Cemali Merter, şehidimizin adını ve soyadını, babasının adını ve soyadını, cenazenin ne zaman nereye defnedileceğini ilk kez yayımlanan fotoğrafıyla herkese açık, herkes tarafından görülecek şekilde sosyal medyada paylaştı. Yine aynı muhtar bir paylaşım daha yaptı. Hem kendi mahallesindeki şehidin hem de diğer şehidin farklı fotoğraflarını, üstünde ‘Libya görevi şehitlerimiz’ yazan, isimlerinin, soyadlarının ve doğum tarihlerinin olduğu bir görsel paylaştı.

Libya’ya TSK ve MİT mensuplarının gittiğini, Libya’da şehitlerimiz olduğunu, şehitlerimiz arasında MİT mensuplarının da olduğunu, şehit olmalarının nasıl gerçekleştiğini, şehitlerin açık kimliklerini, fotoğraflarını, memleketlerini, mezarlarının nerede olduğunu, hangi görevlerde ne kadar süre çalıştıklarını ve ailelerinin kimlik bilgilerini, sırasıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhtar Cemali Merter, onlarca sosyal medya hesabı, milletvekili Ümit Özdağ̆ ve onlarca haber sitesi ile gazeteden öğrendik.

Eğer bu toprakların en tehlikeli örgütü FETÖ ile mücadelenin bir rant ve sermaye değişimi aracı haline geldiğini yazmasaydım burada olmazdım. ‘Eğer böyle giderse, yarın bir tankın içinde, devlet gömleği giydirilen başka tarikatlara mensup darbeciler görürüz’ diye yazmasaydım burada olmazdım. Ama tüm yaşadıklarıma rağmen diyorum ki iyi ki yazdım, iyi ki yazıyorum, iyi ki yazacağım. Hepsi gerçekti. Yalanlayamadılar. Bunun yerine, bir bahaneyle hapse attılar. Amaç daha önce yazdıklarımın bedelini ödetmek ve ileride de yazmamamdı. Dedim ya, ben şehidin mezar fotoğrafının üzerine saygısızlık olmasın diye logomuzu bile koymadım. Onlar ise şehidin mezarının üzerine basarak bize siyasi operasyon yaptılar. Sayın başkan, değerli üyeler… Bize sürekli dava açanlar, ölümle tehdit edenler, hapse atanlar şunu anlamıyor… Barış Terkoğlu ile yazdığımız Metastaz’ın birinci sayfasında, kitabımızı ithaf ettiğimiz iki kişi var: ‘Adil bir gelecekte yaşamaları için Arya’ya ve Ali Derya’ya’. Onlar bizim çocuklarımız. Biz, çocuklar adil bir gelecekte yaşasın diye bu çileli yolu seçtik. Ne kadar başarılı olduk ya da olacağız o gelecek için, ileride tarih kitapları yazar. Ama çocuğum yarın ‘Peki, o günlerde sen ne yaptın’ diye sorarsa, başımı eğmeden gözlerinin içine bakıp anlatacağım bir mücadeleyi miras bırakmak istiyorum. Gerisi lafügüzaf.”

Terkoğlu: “Basit bir sorum var: Devlet yurttaşlarına tuzak kurar mı?”

Pehlivan’dan sonra Oda TV Haber Müdürü Barış Terkoğlu savunmasına başladı. Terkoğlu şunları söyledi: “Bu davanın ille de bir yerinde olacaksam savcısı değil, sanığı olmayı tercih ederim. Bunun bir sebebi var. İnsan ancak kafasını kaldırıp ufka baktığı zaman dünyanın yuvarlak olduğunu görebilir. Ben de istikbale baktığımda bu davada verilecek mücadelenin, ülkemin adaletine katkıda bulunacağını ve yargının çürümüş dallarının budanmasına vesile olacağını görüyorum. Emin olun, bu baş aşağı duran fotoğraf düzeldiğinde, bu iddianameleri yazanlar kendilerinden öncekiler gibi işledikleri günahlarla anılacak! Ancak biz; bir fikirde, bir kelimede, bir harfte yaşamaya devam edeceğiz.  Biz, Odatv’nin gazetecileri, bu mahkemede sanık olmadan önce yıllarca böyle yaşadık. İktidar içindeki çetelerden beslenen sürülerin hakaretleriyle, ‘Tutuklayın!’ çığlıklarıyla, ölüm tehditleriyle terbiye edilmeye çalışıldık. Sonumuzun El Kaideciler’in Charlie Hebdo dergisini katletmesi gibi olacağını söyleyen kamu görevlileriyle bile karşılaştık. Nihayetinde katillerin yapamadığı işe savcılar talip oldu.

Sayın hâkimler, basit bir sorum var: Devlet yurttaşlarına tuzak kurar mı? Hukuk devleti tabii ki kurmaz. Ama devletin üniformasını kendi aidiyetlerine kalkan yapanlar kurar.

Sayın hâkimler, 10 yıl önce ‘kumpas’ diyorduk. Bugün buna ‘tezgâh’ diyoruz. Serçeler, bıldırcınlar, güvercinler kafese giriyor. Karga gelince kapak kapanıyor. Demek ki Odatv’deki haber olmasa böyle bir dava hiç açılmayacaktı. Bunu nereden biliyorum? Çok basit, İrfan Fidan ve Hasan Yılmaz’ın yönettiği savcılık, bütün soruşturmaları Odatv haberinden sonra başlatıyor. Hatta Ümit Özdağ hakkındaki fezleke bile Odatv haberinden sonra yazılmaya başlıyor. Bakın burada komik bir şey var. Ümit Özdağ ile ilgili soruşturma, açıklama yaptığı gün değil, hafta değil, benim gözaltına alındığım gün yani 4 Mart 2020’de başlatılmış. Savcı Hamza Yokuş imzalı tutanak ‘Resen soruşturma açılmasına karar verildi’ diyor. Yani soruşturma açıldığında orada da MİT’in bir şikâyeti yok.

Tekrar söylüyorum, Oda TV’de yayımlanan haberde böyle bir sorgulama yok. Ama bu dava hiçbir ifşa içermeyen sade bir cenaze haberini yargılayarak bütün sorgulamaların şimdiden önünü kapatıyor.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus