Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap (92): Ayasofya vesilesiyle iktidar neyin peşinde?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

“5 Soru 10 Cevap” programında Kemal Can, şu soruların yanıtlarını aradı:

1- İktidarın atakları gündem değiştirmek için mi?
2- İktidarın ataklarının oy kazandırması mümkün mü?
3- Dünyaya kafa tutmanın bir faydası var mı?
4- İktidar bunları neden yapıyor ve ne kazanacak?
5- İktidarın saldırganlıkları, çaresiz son hamleler mi?

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba iyi haftalar. 

Ayasofya vesilesiyle ama aslında hep devam eden iktidar neyin peşinde sorusunu biraz tartışmak istiyorum. 

İktidarın atakları gündem değiştirmek için mi?

Bundan yaklaşık 2 hafta önce Ruşen ile yaptığımız yayında değinmiştim. Aslında başka bir gündem falan olmadığı için, bir gündem değiştirme çabası da veya ihtiyacı yok. Yaşadığımız şey gündem değiştirme, perdeleme faaliyetinden ya da yapay bir gündem oluşturulmasında ibaret değil. Tam tersine bir şeyi kapatmak için değil aslında yeni bir siyaseti yönetme biçimi olarak gündem kuruluyor. Gündemin kurulduğu alan ve çevreler, hem iktidarın kendi çekirdek tabanıyla kurduğu ilişki açısından hem muhalefeti yönetme imkanları açısından rastlantısal değil. 

İktidar meseleyi oy desteği üzerine kurmuyor. Buradan okunmaya çalışmak bazen yanıltıcı sonuçlara varmamıza neden olabiliyor. Aslında gerilemenin kaybetme anlamına gelmeyeceğini anlatmak için kurulan bir gündem var. Dolayısıyla, yapay bir gündemden değil önemli bir gündem kuruluşundan bahsediyoruz ve artık gündem bu. Bu perdelemek için yapılıyor iddiası sadece gündemin dışına düşmeyi sağlıyor. Bu, iktidarın oy gerilemesini alanını genişleterek ve saldırganlıkla telafisi stratejisinin doğal bir sonucu. 

İktidar ataklarının oy kazandırması mümkün mü?

Bu atakların gerekçesi oy artışı değil. Herkesin bildiği ve kolayca söylediği gibi, Ayasofya açılmadığı için iktidar oy kaybediyor değil, baro seçimlerini kazanmadığı veya İstanbul sözleşmesini imzaladığı için kaybetmiş değil. Bunları herkes biliyor, iktidar da biliyor. Bunları yaparak oy artışı sağlamanın da mümkün olmadığı ortada. Ayrıca bunlar kutuplaştırma tetikleyerek konsolidasyon sağlamaya çok uygun araçlar değil. Hem karşı tarafta muhatabı ve karşı cephesi olmayan konular. 

Tam tersi iktidar önünde engel olmadan alanını genişletebileceği mevzuları seçerek saldırıları buralara odakladığını görüyoruz. İktidar tabanın beklentileri ve onun oy desteğinin devamı için bir şeyler yapmakla ondan uzaklaşmayı göze alarak alanını sağlamlaştırma konusunda bir tercih yapmak zorundaydı. Ve tercihini ikinci seçenek üzerine kurdu. Kendisi için sembol değeri yüksek ama karşısındakiler için müdahale edilmesi zor alanları seçerek saldırı dozunu artıyor. Seçtiği temalara bakarsak bunu daha net görmemiz mümkün.

Dünyaya kafa tutmanın bir faydası var mı?

İçeride gücünü tahkim ederek destek erimesini dengeleme çabasının dışarıda da tekrar edildiğini görüyoruz. Yani dışarda da destek ve işbirliği imkanları yerine, alanını kuvvetlendirmek ve yapabilirlik kapasitesini yükseltmek üzerine kurulu bir strateji yürütüyor.  Ayasofya olayında göreceğiz ki bundan kaynaklı bir yaptırım dalgası ya da iddia edildiği gibi çok gürültü çıkaran bir kutuplaştırma icat etmesi çok mümkün değil. Buna karşılık kimse çok direnç göstermediği için kendini olduğundan daha etkili göstermesi önemli. Bugünkü konjonktürde dışarda sert bir kavgaya çok da ihtiyacı yok. kendisini “iyi geçinilerek” idare edilen biri gibi göstermesi yeterli. 

Bir not olarak şunu da söylemek lazım; içerideki tartışmalarda halifelik göndermeleri, Ayasofya’nın devamı halifelik mi soruları, hem iktidarın tabanında gündeme geldi hem de muhalif çevrelerde. Açıkçası halifelik ilanı, bütün ümmetin liderliği anlamında bir iddia olduğu için buradaki ümmetin kim olacağı ve ümmetin kabulüyle ilgili bir tarafı var. Yani sadece Türkiye’nin yüzde 30’u ve Katar’dan ibaret bir ümmete halifelik yapılmasının bir karşılığı olabilir ama bütün İslam dünyasında karşılık bulabilecek bir atağın gerçekçi olduğu söylenemez. 

İktidar bunları neden yapıyor ve  kazanacak?

Yenilginin ya da başarının ölçüsünün aritmetik olmasını bozmak istiyor. Hem destek erimesinin kalıcılaşması ve artma eğilimine girmesi hem de geçen yıl yaşadığı yerel seçim yenilgisinden sonra, ya bu aritmetiği değiştirmek için yeni siyaset üretmek zorundaydı ya da bu durumu önemsizleştirerek kendisini koruması gerekiyordu. Buradaki tercihiyle kendi tabanını iki açıdan kurban etti. Birincisi; kendi tabanının beklentileriyle ilişkisini neredeyse iyice bitirdi. İkincisi de siyasetsizleştirmenin bir aracı olarak tabanını hedefe koydu. Bugün muhalefet çevrelerinin çoğu iktidarın devamını tabanının reflekslerine bağlıyor. Bir kısmı “ne yaparsa yapsın tabanı peşinden gider” diyerek iktitar tabanını öfke nesnesine çeviriyor. İkinci versiyon; bu tabana hoş görünmek için taklitler yapmak. 

Aslında her durumda özne bozuluyor. İktidar tabanını bu anlamda kurban ediyor. Kendisini koruyan bir kalkana dönüştürüyor. Bu, taban dinamikleri ve gerçek siyasetin dinamiklerini bozma girişimi. Öbür taraftan da, aslında siyaset üretmediği için siyaseti yöneterek idare ediyor. Siyaset üretmiyor yönetiyor ve uzunca süredir böyle yürüyor. Çekirdek odaklar açısından bir rövanşist tatmini ve en başarısız olduğu anlarda bile bir tür zafer havasını daim kılabiliyor. Bütün bunlar şimdi yaptıklarının gerekçesi ve sağladığı faydanın özeti.

İktidarın saldırganlıkları çaresiz son hamleler mi?

İktidar elinde olmayan bir şeyi kazanmaya çalışmıyor. Elinde olanı tutabileceğini ve kaybetmeyeceğini, sanılandan fazlasına sahip olduğunu göstermek istiyor. İktidarın şimdiye kadar yasladığı çoğunluk fikri dışında bir hegemonya inşası. ya yüklüyor. “Tuzaklara düşmeyeceğiz,  sokaklara çıkmayacağız, davet gelirse namaza da gideriz, bir faydası olursa Ayasofya’yı da destekleriz” sözleri  etrafında herkesi yönetmeyi becerebiliyor. Bunlar iktidarı engelleyebilecek dış sınırları ortadan kaldırıyor. Üstelik tahmin edilenden daha fazla sürdürülebildiğini görüyoruz. Ama bu, tercihin yarattığı iç yapısal risklerin önemsiz olduğunu göstermiyor.

Önümüzdeki dönemde şimdiye kadar izlediğimiz türden atakları izlemeye devam edeceğiz. Taarruza uğrayacak kavramlar semboller çok daha çeşitlenecek. Ama burada siyaset üretmeden siyaseti yönetebilmenin bir sınırı var. Evet bir başka yönteme sahip olmadığı için bir tür çaresizlikle bunları yaptığı doğru ama bu muhalefet çevrelerinde yaygın olduğu gibi kendiliğinden sonunu getirecek bir süreci başlatan bir durum değil. Ama bu her durumda kazanamayacağınız bazı şeylerden vazgeçerek devam ettirebileceğiniz bir yöntem. Vaz geçtiğiniz şeylerin bir süre sonra belirleyici dinamiğe dönüşmesi mümkün. İktidar kendisini yenebilecek kabiliyette ya da yenmeye değer bir aktörün ortaya çıkmasını engelleyebilmiş durumda. -Hani yarışmalarda olur ya; birinciliğe değer eser bulunamadığı için ilk ödül ikinciye verilir-  Türkiye’de de iktidar olmaya değer bir muhalefet bulunamadığı için iktidar yerini korumaya devam ediyor. 

Şimdilik bu kadar diyelim. Hepinize iyi günler.  

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus