Bilim insanları koronavirüsü araştırıyor: Neden bazı insanlar hastalığı ağır geçirirken bazıları hafif atlatıyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Bilim insanları, koronavirüsün bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerini çözmeye, neden bazı insanların hastalığı daha ağır geçirdiğini anlamaya çalışıyor. New York Times’ın haberine göre ağır koronavirüs hastaları üzerinde yapılan çalışmalar, bağışıklık sisteminin normalde virüse vereceği yanıtı veremediğini gösteriyor. Haberi Medyascope okuyucuları için çevirdik:

Ağır koronavirüs vakaları üzerine yapılan bilimsel çalışmalar, bağışıklık sisteminin virüse karşı olağan tepkisini vermediğini ve virüsün bağışıklık sisteminin işleyişini altüst ettiğini gösteriyor.

Uzmanların aktardığına göre bağışıklık sistemi, enfeksiyon geçiren bünyede koronavirüse karşı doğru hücre ve molekülleri harekete geçiremiyor. Sistem virüse karşı tüm silahlarını çalıştıramıyor, hatta sağlıklı dokuya zarar verebilecek bir tehlikeye meydan veriyor.

Yale Üniversitesi’nde koronavirüse yönelik yeni çalışmalara liderlik eden bağışıklık uzmanı Akiko Iwasaki, “Enfeksiyonun çeşitli aşamalarında akıl almaz şeyler meydana geldiğini görüyoruz” dedi.

Koronavirüse karşı bağışıklık sisteminin verdiği alışılmadık tepkiyi anlamaya çalışan araştırmacılar hastalığı en ağır atlatan kişilerde, virüse karşı savunma sisteminin işleyişinde bazı benzerliklere rastladı. Bu çalışmalardan elde edilen bilgi tedavilerde değişikliğe yol açabilir, semptomları hafifletebilir ve hatta bağışıklık sistemini fazla zorlamadan virüsü yenmeye yardımcı olabilir.

Pensilvanya Üniversitesi’nden bağışıklık uzmanı John Wherry, sözkonusu çalışmalarda elde edilen son bilgilerin ışığında hastalıkta erken müdahalenin önemine işaret etti ve virüse dair daha fazla bilgi edinildiğinde araştırmacıların hastalığın seyrini değiştirebileceklerini ileri sürdü.

Grip virüsü gibi daha aşina olduğumuz solunum yolları enfeksiyonları vücutta tutunacak bir yer ararken bağışıklık sistemi iki bilinen atakla savunmaya geçer. Birincisi, oldukça hızlı hareket eden savaşçılarını enfeksiyon bölgesine gönderir ve virüse özel bir savunma hazırlayana kadar virüsü orada tutmaya çalışır.

Bağışıklık sisteminin enfeksiyona yönelik bu ilk atağı sırasında sitokin adı verilen moleküller vücutta başka bir yerden destek gelmesi için sinyaller vermeye başlar. Savunma görevini ilk üstlenen bu öncü hücreler ve moleküller, daha sonra virüs ve enfekte olmuş hücreleri yok etmekle asıl görevli antikorlara ve T hücrelerine yol devrederek geri çekilirler. Ancak görünen o ki bu eşgüdümlü görev değişimi sistemi koronavirüs hastalığını ağır geçiren kişilerde çöküyor. Öyle ki antikorlar ve T hücreleri olay yerine geldiğinde bile, ilk müdahaleyi yapan ancak artık görevi iade etmesi gereken sitokin molekülleri alarm vermeye devam ediyor. Yani sitokinin verdiği yangın alarmı artık ihtiyaç olmasa dahi durmuyor.

Dr. Iwasaki’ye göre bu durmayan alarm sistemi vücudun virüsü kontrol etmesine engel oluyor olabilir. İyileşmekte zorlanan hastalarda durmayan bu yardım sinyalleri belki de bağışıklık sistemini beklemeye teşvik ediyor ve sistemin inflamatuara karşı harekete geçmesini geciktiriyor.

AIDS ve herpes virüsleri dahil pek çok virüs çeşidi bağışılık sistemini kandırmak üzere çeşitli yöntemler geliştirdi. Son bilimsel çalışmalara göre koronavirüs, ilk sitokin savunması olan interferonun (bağışıklık sisteminin cevap vermesini artıran madde) işleyişini geciktirmek ya da etkinliğine engel olmak için bir yöntem bulmuş olabilir.

Savunma mekanizmasının ilk aşamasındaki bu aksamanın, bağışıklık sisteminin yıkıcı bir tahribata cevap vermesine engel teşkil ediyor olması mümkün. Buna yönelik olarak Cornell Üniversitesi’nden bağışıklık uzmanı Avery August “Bu bir muamma. Şiddetle tepki gösteren bir bağışıklık sözkonusu ancak virüs çoğalmaya devam ediyor” dedi.

Nature Medicine dergisinde geçen hafta yayımlanan bir makalede Dr. Iwasaki ve meslektaşları, koronavirüs hastalığını ağır geçiren kişilerin sistemlerinin hastalığa karşı verdiği alarmların aslında virüs harici hastalıklara karşı verilen alarmlar olduğunu gördüklerini belirtti.

Tanımlamalar her zaman belirgin olmasa da bağışıklık sisteminin hastalıklara karşı cevapları kabaca üç kategoriye ayrılır ve her bir grup farklı nitelikteki sitokin moleküllerini kullanır. Bağışıklık sistemimiz, 1. Tip cevap olarak adlandırılan savaşını doğrudan hücrelerimize sızmış virüslere ve bazı bakterilere karşı verir. 2. Tip cevap ise hücreleri ele geçirmeyen parazitlere karşı verilen savaşlardır. Sistem, hastalıklara karşı 3.Tip savaşını ise hücreler dışında yaşayabilen mantar ve bakterilere karşı verir.

Dr. Iwasaki ve ekibi, koronavirüsü hafif atlatan hastalarda bağışıklık sisteminin virüse karşı 1. Tip savunmayla cevap verdiğini keşfetti. Öte yandan hastalığı kolay atlatamayan hatırı sayılır sayıdaki hastada ise sistemin virüse karşı 2. ve 3. Tip savunma tepkisi verdiğini gören Dr. Iwasaki, koronavirüste bir parazit sözkonusu olmadığı için bu durumun çok tuhaf olduğunu söyledi.

Dr. Wherry konuyla ilgili olarak “Bağışıklık sistemi koronavirüse karşı nasıl bir savunma tipinde savaş vereceğine sanki karar verememiş gibi görünüyor” diye konuştu.

Bağışıklık sisteminin bu oryantasyon bozukluğu, hastalıklara karşı normalde eşgüdümlü çalışan iki tip savaşçı hücreler olan B ve T hücrelerinin işleyişinde de görülüyor. Örneğin normal koşullarda T hücrelerinin belirgin bir türü, bir hastalığa karşı B hücrelerini antikor üretmeye teşvik eder. Ancak Dr. Wherry ve meslektaşları, koronavirüsü ağır geçiren hastalarda normal koşullarda ortaklaşa çalışan bu iki hücre tipinin iletişim sorunu yaşadıklarını buldu. Dr. Wherry, “Kesin konuşmak şu an için güç ancak sanki koronavirüs bu B ve T hücrelerinin birbiriyle iletişim kurmasına engel oluyor gibi” dedi.

Konuyla ilgili çalışmalarda koronavirüsü ağır geçiren hastaların tedavisinde bağışıklık sisteminin normal haline getirilmesi gibi tedavi önerileri sunuluyor. Örneğin, vücudun dengesini yeniden kurabilecek ve koronavirüsün hücreler arasında bozduğu iletişim ağını tamir edecek bir ilaç tedavisinden bahsediliyor. Böyle bir tedavi, virüsün sitokin moleküllerinin işleyişini altüst etmiş ağır hastalarda uygulanabilir. Ancak Dr. August’a göre bu önerilerin hayata geçmesi kolay değil. Önerilen tedavide ince ayar yapmak çok güç çünkü bağışıklık sisteminin virüse karşı savunmasında doğru tepki vermesini sağlamak gerekiyor.

Koronavirüse karşı bağışıklık sistemine yönelik tedavi önerilerinde zamanlama da ayrıca önemli. Örneğin Stanford Üniversitesi’nden Dr. Catherine Blish’in belirttiğine göre bağışıklık sistemini düzenlemeye dayalı bir tedavi, enfeksiyonun bulaşmasından hemen sonra uygulanırsa hastalığı yok edebilir ancak hastalığın daha geç bir evresinde uygulandığı takdirde savunma mekanizmasına zarar verebilir.

Öte yandan şimdiye kadar sitokin moleküllerinin etkisine dayalı uygulanan tedavilerin zayıf sonuç verdiği görüldü. Columbia Üniversitesi’nden Dr. Donna Farber’a göre deksametazon gibi hormonlar, bir seferde sitokin moleküllerinin toplu halde işleyişine engel oluyor olabilir. Ancak erken klinik denemeler deksametazonun ağır koronavirüs vakalarına karşı yararını gösterdi. Dr. Farber, olumsuz tarafları olmasına karşın hastalık hakkında daha fazlasını öğrenene kadar şimdilik bu tür tedavilerin işe yarar teknikler olduğunu düşünüyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus