Douglas Adams: Teknolojiye bakışımız (2001-Türkçe altyazılı)

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Douglas Adams’ı çok seviyorum.

Sadece bu cümleyi (yukarıdakini) yazıp sonrasına hiçbir şey eklemeden, ık mık etmeden, şöyle de böyle de diyerek lafı uzatarak işleri sarpa sardırmadan bu videoyu paylaşmayı çok isterdim. Gelgelelim işler böyle yürümüyor, insan sadece bir cümleyle kendisini anlayacağına inandığı insanların karşısında olduğuna dair kendisini daima ikna edemiyor ve sonra başlıyor birtakım amansız açıklamalar.

Tabii işin bir de “insanların merakını giderici” yanı var. Ne demek istiyorum? Yani herkes Douglas Adams’ı biliyor olamaz, adını duysa da yüzünü görmemiş olabilir, hadi adını duyup yüzünü gördü diyelim, burada paylaştığım videonun nereden olduğunu bilemez. Böyle şeyleri anlatmam gerek. (Bir gereklilik olduğuna dair elimizde çok az ipucu var.)

Konumuza dönmeye çalışırsak: Douglas Adams’ı çok seviyorum.

Seneler evvel Otostopçunun Galaksi Rehberi’ni okuduğumda yerimde duramamıştım. Bir yandan okuyor, bir yandan da “Dahice bu!” diyerek dolanıyordum. Şimdi düşündüğümde, az bile yapmışım diyorum. “Keşke ben yazmış olsaydım” dediğim yegâne eser olabilir OGR. Tabii sonra Kutsal Dedektiflik Bürosu serisini ve kıyıda köşede kalmış birkaç roman, hikaye, söyleşi vs. ne bulduysam okudum. Hatta Douglas Adams’ın ölmeden evvel kaydedilmiş bir gösterisini de çevirip kanala koydum: https://www.youtube.com/watch?v=BQXG2…

Şu an izlemiş veya izleyecek olduğunuz bu kısacık video da yine 2001 senesinden. Douglas Adams’ın ölmeden evvel konuşmacı olarak boy gösterdiği bir konferanstan. Yaklaşık 1 saatlik bu performansı şuradan bulabilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=3Sp5O… (“Tamamının çevirisi olacak mı?” diye soranlarınız olursa, cevabım şöyle olacaktır: “Bilmiyorum.” Bu cevap baştan savma görünse de, gerçeğe en yakın cevaptır. Nitekim yaklaşık bir saat öncesine dek bu 40 saniyelik parçayı çevireceğime dair de pek bir fikrim yoktu. Hep olduğu gibi oldu: Birtakım olaylar gelişti.)

Konuyu pek dağıtmadan ve fakat çok da heyecanlı bir hale getiremeden yoluma devam edeyim.

Douglas Adams, insanların teknolojiye nasıl yaklaştığına dair kafa patlattıktan sonra 3 aşamalı bir kurallar dizisinin işlediğini görmüş. Şöyle ki:

“Kural 1: Doğduğunuz zaman dünyada olan her şey normal ve sıradan olup dünyanın çalışma şeklinin doğal bir parçasıdır sadece.

Kural 2: 15 ile 35 yaşınız arasında icat edilen her şey yeni, heyecan verici ve devrimseldir ve muhtemelen bunda kariyer yapacaksınızdır.

Kural 3: 35 yaşından sonra icat edilen her şey ise, yaşamın doğal akışına karşıdır.”

Dünyayı yerinden oynatacak bir tespit olmadığı konusunda hemen hepimiz kolaylıkla hemfikir olabiliriz sanırım, ama yine de benim çok hoşuma gitti bu kurallar dizisi. Tüm o kuşaklar çatışması, nerede o eski bayramlar, Z kuşağı çok zekiler ve daha fazlası düşünüldüğünde, dünyayı ve evreni kendimizle (kendi deneyimlerimiz ve kendi yaşamımızla) sınırlı sanmamızın başımıza olur olmadık işler açtığını görebilir hale geliyoruz. Her neyse, Cioran’dan minicik bir alıntı buraya cuk olmasa da bir biçimde oturacaktır: “Yaşlanmak, en nihayetinde, yaşamış olmanın cezasıdır.” Mümkünse kendinize iyi bakın.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus