Bernard Georges: Salgında ayakta kalmak

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Société Générale Grubu’nun Kaynaklar ve Dijital Dönüşüm Yönetimi’nde Stratejik Öngörü sorumlusu olan Bernard Georges’un yazısını Haldun Bayrı çevirdi.

Bernard Georges

Uzun süre, müteveffa Albert Jacquard’ın şu cümlesini yazadurdum: “Ötekilerle dokuduğumuz bağlarız” — dünyada olma’nın acımasız bir hatırlatması gibi; özlü bir şekilde, özne’mizin ne olduğunu söyleyen soluk kesici bir kısa yol gibi. Bunda hiçbir şey değiştirmek istemem. Maamâfih birkaç gün önce, filozof Emanuele Coccia’nın yine ışıltılı şu diğer formülünün zarâfetiyle resmen kalakaldım [1] : “Her birimiz ötekilerin hayatıyız” — bu formül, Jacquard’ınkini hiç geçersizleştirmeden, bilâkis, bir perspektif tersinmesiyle aydınlatıyor onu. Zira Kovid-19 fâciasının ve tarihin bütün büyük darbelerinin hatırlattığı, tam da her birimizin ötekilere, iki katıyla, ne borçlu olduğu’dur. Her ne kadar içimizden her biri, mirasçı olarak, tabii ki ötekilerle karşılıklı bağımlılıklarının ürünüyse de, aynı zamanda, tek başına, dünyanın dayanağıdır — hemcinslerinin, erkek ve kadın insanlık kardeşlerinin düşmemesini sağlar bu. Coccia’nın formülü, özne fikrini, kadir-i mutlaklık olarak değil ama sorumluluk anlamında yücelterek, insanların ve tüm canlıların savunmasızlığını ve paylaştığımız sonluluk bilincini, bizi nihâî bir biçimde birleştiren sarsılmaz bağın merkezine tekrar yerleştirmektedir.


Artık çok kişinin kabul ettiği gibi, bugün bilhassa en fukarayı vuran ve Çehre’siyle [2] bizi bu kadar uzun zamandır icbar etmiş olması gereken pandemi, birlikte yaşayışımız’ı yeniden kurmayı; en nihayetinde, sağlıktan eğitime, ortaklığımızı ve değerlerimizin temelini yeniden tanımlamayı emretmektedir. Üstelik, sonunda neyi bırakmaya hazır olduğumuzu teşhis etmeyi de. Ama öyleyse, ıslah etmek, daha doğrusu “tekrar bağ kurmak” gerekecek o biz hangisidir peki? Yurttaşların katılımcı biz’inden, temsilî demokrasinin bizler’ine, ekonomik-politik-askerî ve diğer alanlarda, dünya boyunca, harekete geçme iktidarını ellerinde tutanların bizler’ine, bu biz çokbiçimlidir, çekiştirilmektedir, yolunu şaşırmıştır, çoğu zaman inanılırlığını yitirmiştir, bazen takdir uyandırmaktadır. Dolayısıyla harekete geçmek. Harekete geçmek. Lâf ağızdan çıktı bir kere. Harekete geçmek, öyleyse öngörmek ve ön almak. Harekete geçmek, öyleyse hakiki bir eylem başlangıcı gibi, tutarlı harekete sokucu ve gerçekleşmesinin mutlak şartı inanılırlık olan edimsel (performative) bir sözü taşımak. Harekete geçmek, aynı zamanda, zihinsel çerçevelerimizi ve alanlarımızı dağıtıp yeniden inşa etmektir bazen; ufacık bile bir şansımızın olması için, kriz-sonrası’nın, kriz-öncesi’ndeki durumu beyhude yere soluk bir şekilde sürdürme teşebbüsü olmaması için yeniden yatırım yapmaktır. Zira kriz-öncesine dönüşün başarısızlığa uğrayacağı da, birçok açıdan bakıldığında besbelli görünmektedir; çünkü dünyanın dört tarafında çok sayıda hemcinsimiz kaderlerine terk edilmiştir; insanlar yol boylarında ya da kaldırımlarda, veya kamplarda, veya iki toprak arası sularda kaderleriyle baş başa bırakılmış, kentlerin ve arazilerin ortasında kaybolmuş, sınıf düşmüş, horgörülmüşlerdir. Sözün kısası, insanlığın kıyısında yüz üstü bırakılmışlardır.


Artık başka seçeneğimiz yok. Aramızda buna kanaat getirenlerin sayısı yeterli mi? Artık hiç beklemeksizin, bizzat aramızda bağ kurma fikrini tekrar düşünmeliyiz, yani insanlık olarak kendi kendimize bulunduğumuz sarsılmaz vaadi yerine getirmek için, alınyazımız aynı olmasa da aynı akıbeti paylaşacağımıza göre hep birlikte kararlılıkla harekete geçmeli ve, Jacquard ve Coccia ile birlikte, “miras olarak devraldığımız” ile “bizim katabileceğimiz”i birleştiren bir hümanizmi hayata geçirmeliyiz. Bunun için, Edgar Morin’in uzun zamandır gereğini vurguladığı karmaşıklık (hem … hem …) (complexité) fikrini eylemin ve bilginin merkezine tekrar koymamız gerekecektir elbette. Gevşemeksizin karmaşıklık fikrine yeniden tüm kuvvetini ve zekâsını iade etmek; kesin zıt eylemleri hiçbir şey olmamış gibi mekanik bir biçimde üst üste bindirerek bu fikri basit bir “ve aynı zamanda”ya indirgememek. Karmaşıklıkta harekete geçmenin “birlikte dokumak” olduğunu bize hatırlatır durur Morin. Eski’yi inkâr etmeden aşmak; zıtlıkları inkâr ederek ya da zıtları toplayarak değil de, şeyleri farklı şekilde tekrar birbirine bağlayarak gayrimuhtemeli su yüzüne çıkartmak; insanı özgürlüğü içinde ve hümanizmi içinde muhafaza ederek, yeni “yollar”da bocalamadan düşünmesini ve ilerlemesini sağlayacaktır. Ama o zaman bize ayakta kalma olanağını sadece cesurların, isyankârların, ihlâl eğilimlilerin, kentaurlar’ın [3], bu çapta olanların hepsinin, bakış değiştirerek başkasından korkmaksızın gerçek ya da muhayyel çizgileri aşacakların ve varlıklarla şeyleri başka şekillerde dokumayı deneyeceklerin vereceğinin bilincinde olalım.

[1] Emanuele Coccia: “Virüsler bize herhangi bir varlığın şimdiyi yok edip bilinmeyen bir düzen kurabildiğini hatırlatıyor”, Libération, 13 Mart 2020
[2] Bkz. Emmanuel Levinas’tan

[3] Bkz. « Tous centaures ! Éloge de l’hybridation » de Gabrielle Halpern, Editions Le Pommier, Şubat 2020

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus