Sedat Pişirici ile Ekonomi Tıkırında (102): Vergilendirilmiş kazanç kutsal mıdır utanç mıdır?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında’nın 102. programında Sedat Pişirici, adlarının açıklanmasını istemeyen vergi rekortmenlerinden hareketle vergilendirilmiş kazancın kutsal sayıldığı Türkiye’nin ne oldu da vergilendirilmiş kazançtan korku ve utanç duyulan bir ülke haline geldiğini değerlendirdi.

Vergi dairelerinin bulunduğu binalarda, ya içerde ya da dışarda,“vergilendirilmiş kazanç kutsaldır” yazar. Vergi vermeyi teşvik etmeye yönelik bu cümlenin sahibi, 1970’li yıllarda Gelirler Genel Müdür Başyardımcısı olan -ki genel müdür de Adnan Başer Kafaoğlu’dur- ve o dönem uygulanan Finansman Kanunu’nun hazırlanmasında büyük emeği geçen, üstat baş hesap uzmanı Erdoğan Nirun.

Bu cümle 70’lerden itibaren vergi dairelerinin duvarlarına kazınırken, benim gazeteciliğim boyunca da -ki ben mesleğe 1981 yılında başladım- vergi rekortmenliği hep kıvanç duyulan bir unvan olmuş, sadece Türkiye’nin vergi rekortmenleri değil illerin ve hatta ilçelerin vergi rekortmenleri bile çoğu zaman basının önünde, kimi zaman bizzat ayaklarına gidilerek ödüllendirilmiş, kendilerine en üst düzeyden teşekkür edilmiş ve vatandaşa örnek gösterilmişlerdi. Ama artık böyle değil.  

Gelir İdaresi Başkanlığı, geçen hafta, 20 Ocak 2021 Çarşamba günü, Türkiye’nin 2019 yılı gelir ve kurumlar vergisi rekortmenlerini açıkladı. Aslında hem açıkladı hem açıklamadı. “Nasıl” diyeceksiniz.

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın açıkladığı, 2019 vergilendirme döneminde en çok gelir vergisi beyan eden 100 mükellef listesindeki 67 vergi rekortmeni, isminin açıklanmasını istememiş. Kurumlar vergisi listesinde ise ilk 100’e girenlerden 20’si adını saklı tutmuş.

2018 yılının en çok gelir vergisi ödeyen ilk 100 mükellefinin de 57’si adının saklanmasını istemişti. Adının saklanmasını isteyen gelir vergisi rekortmenlerinin sayısı 2012’de 35, 2008’de 31, 2000 yılında ise 14’tü.

Öte yandan 2018’de kurumlar vergisi rekortmeni ilk 100 firmanın da 27’si, adının ve ödediği vergi tutarının gizli kalmasını istemişti. 

Gelir vergisi rekortmenleri 2019 listesinde ilk 10’dan beşi adının açıklanmasını istememiş ki buna ilk sıra da dahil. 2018’in ilk 10’unda ise üç mükellef adının açıklanmamasını istemişti, bunlar da birinci ve ikinci ile 10. sıradakilerdi.

Çalışmışsın, çabalamışsın, paranı kazanmış, kazancını beyan etmişsin, vergi rekortmeni olmuşsun. Neden adını saklar, açıklanmasını istemezsin ki?! Vergi rekortmeni olmak bir zamanlar kıvanç konusu iken şimdi neden saklanması gereken bir şey haline geldi acaba?!

Bu sorunun benzerini, 25 Kasım 2019 Pazartesi günü, Ekonomi Tıkırında’nın 42. yayınında da sormuştum. Çünkü ondan bir hafta önce Gelir İdaresi Başkanlığı 2018 yılı vergilendirme dönemine ilişkin gelir ve kurumlar vergisi rekortmenlerini açıklamıştı. O zaman da rekortmenler adlarını saklamıştı ve ben de “Şimdi soru şu: Bir vergi rekortmeni adının ve ödediği verginin gizli kalmasını neden ister, neden açıklanmasını istemez? Korkudan mı utançtan mı, neden?” demiştim. Aradan geçen 14 ayda soru hala güncelliğini koruyor. Bir vergi rekortmeni adını neden saklar? Kimdir bu vergisinin arkasına saklananlar?

Eğer 2018 yılı vergi rekortmenleri için sorarsak bu soruyu, Kasım 2019’da, listelerin açıklandığı 20 Kasım’a kadar yaşanan intiharlar belki bir cevap olabilir. Hatırlarsanız, Kasım 2019’da Türkiye art arda üç toplu intihar vakasıyla sarsılmıştı. Önce 6 Kasım’da, İstanbul-Fatih’te dört kardeş siyanür içerek intihar etmişlerdi. Bakkalın veresiye defterinde, Cüneyt Yetişkin, Oya Yetişkin, Yaşar Yetişkin ve Kamuran Yetişkin’in 2 bin 200 küsür lira borcu vardı. Üç gün sonra Antalya’da iki küçük çocuğuyla dört kişilik bir aile siyanür ile canına kıymıştı. Dokuz aydır doğru dürüst çalışamayan, para kazanamayan bilgisayar teknikeri Selim Şimşek, eşi Sultan ile dokuz yaşındaki kızı Ceren ve beş yaşındaki oğlu Ali Çınar’a siyanür içirmiş, ardından kendisi siyanür içerek intihar etmişti. 15 Kasım’da da İstanbul’da bir küçük çocuğuyla üç kişilik aile, Bahattin Delen, eşi Zübeyde Delen ve yedi yaşındaki çocuğu Ali Delen siyanürle ölmüştü. Kuyumcukent’de altın ticareti yapan Bahattin Delen’in büyük miktarda borçlandığı ve bu borcun altından kalkamadığı söylenmişti.

İtiraf edilmeyen bir ekonomik krizin içinden geçilirken vatandaşlarının borçtan, harçtan, geçim sıkıntısından intihara sürüklendiği bir ülkede, vergi rekortmeninin, adının açıklanmasından rahatsız olması bir ölçüde anlaşılabilir. Ama aynı vergi rekortmeni bilmelidir ki adını saklaması memleketin gidişatını değiştirmeyecek, saklanan adlar bir gün mutlaka ortaya çıkacaktır.      

Bakınız vergi rekortmenlerinin adını sakladığı, ekonomik krizin vatandaşları intihara sürüklediği 2019 yılının yine kasım ayında, İstanbul-Fatih’teki intiharlarla aynı gün, Sabah Gazetesi’nde Dilek Güngör, “Yalancı çobanlar yandı” başlığını verdiği köşe yazısında, her gün çıkıp ekonomiye Türk Lirası’na, finansal göstergelere ilişkin yalan yanlış ve yanıltıcı bilgiler ile sallayanları yola getirecek bir düzenleme yapıldığından” söz ediyordu. Onun bildiği kadarı ile “ekonominin genel yapısı, milli para, finansal göstergelere ilişkin olarak bunların fiyat değer ve seviyeleri üzerinde önemli ölçüde etki doğurabilecek yalan yanlış ve yanıltıcı bilgi veren, söylenti çıkaran, bu suretle menfaat elde edenlerin altı aydan iki yıla kadar hapis ve 5 bin liraya kadar adli para cezası ile cezalandırması” gündemdeydi.

Ertesi gün 7 Kasım 2019’da da dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Ordu’da, sanayi ve ticaret odasının düzenlediği toplantıda konuşurken “Birileri çıkacak, isimlerinin başında ekonomist, profesör yazan ama bu ülkeye zarar vermeye çalışan, nereye hizmet etmeye çalıştığı, hangi tabloları çizerek milleti korkutmaya, Türkiye aleyhinde algı oluşturmaya çalışan bu kişilerin, terör eylemlerinde gördüğümüz ekipten farkı yok” diyordu.

Sabah Gazetesi, 16 Ocak itibarı ile Ankara, İzmir, Adana ve Antalya bölge eklerini kapattı. Demek ki ekonomiye, Türk Lirası’na, finansal göstergelere ilişkin bilgiler “yalan yanlış” ve “yanıltıcı” değilmiş. Yine o yazıda ileri sürüldüğü gibi “ekonominin genel yapısı, milli para, finansal göstergelere ilişkin olarak bunların fiyat değer ve seviyeleri üzerinde önemli ölçüde etki doğurabilecek yalan yanlış ve yanıltıcı bilgi veren, söylenti çıkaran, bu suretle menfaat elde edenlerin altı aydan iki yıla kadar hapis ve 5 bin liraya kadar adli para cezası ile cezalandırması” gündeme gelmedi. Demek ki bir “yalancı çoban” varmış ama o yalancı çoban, Sabah yazarının aba altından sopa gösterdikleri değilmiş.

Öte yandan, istifa edebilmek için instagramdan başka yol bulamayan müstafi Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın  iddia ettiği üzere, isimlerinin başında ekonomist, profesör yazanlar da Türkiye aleyhinde algı yaratmıyor, gerçekleri söylüyormuş. Albayrak’ın “terör eylemlerinde gördüğümüz ekipten farkı yok” diyerek aklınca “terörist” dediği bu insanlar, çizdikleri tablolarla milleti korkutmaya değil milleti aydınlatmaya çalışıyormuş.

Gelir İdaresi Başkanlığı 2018 yılının vergi rekortmenlerini açıkladıktan iki gün sonra, 22 Kasım Cuma günü de memleketin camilerinde Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Musibetler Karşısında Mümin Tavrı”başlıklı hutbe okunmuştu. Hutbede vatandaşlara yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle isyan etmeyip sabretmeleri öğütlenmiş, “Dinimiz, ne kendinin ne de başkasının ıstırabını dindirmek amacıyla bile olsa Allah’ın emaneti olan canına kıymaya kesinlikle izin vermez” denilerek intiharların önüne geçmeye çalışılmıştı.

Diyanet, cuma hutbesinde “zorluk, çile, keder, maddi sıkıntı içindeki Müslümanlar’a “İsyan etmeyin” diyordu ama o Müslümanlar’ın işsizlikle, yoksullukla, parasızlıkla, enflasyonla, hayat pahalılığıyla nasıl baş edeceğini, karnını nasıl doyuracağını, çoluğuna çocuğuna nasıl bakacağını, evde tencereyi neyle ve nasıl kaynatacağını, kirayı nasıl ödeyeceğini, nasıl ısınacağını, elektrik ve su parasını nasıl ödeyeceğini söylemiyordu. Hutbe “sabredin” diyordu ama sabır karın doyurmuyordu!

Ekonomik kriz vatandaşı intihara sürükler, yandaş gazeteci ile ekonomiden sorumlu bakan göz korkutmaya çalışır, din adamı “aman isyan etmeyin” diyerek inanç sahiplerini yatıştırmaya uğraşırken, ürkek sermayenin vergi rekortmeni, adını saklamasın da ne yapsın!

Gelelim bugüne. İşsizlik, enflasyon, hayat pahalılığı ortada. “Faiz sebep enflasyon netice” denile denile geniş halk yığınları için içinden çıkılmaz bir bataklığa dönüşen ekonomide reform gerektiği, artık siyasi iktidar tarafından da kabul gördü, hükümetin başı tarafından da bizzat ilan ve itiraf edildi. Öyle ki talimata uyup faizi indiren “bağımsız” Merkez Bankası’nın başkanı görevden alınıp, yerine faizi artıracak “bağımsız” Merkez Bankası Başkanı getirildi. O da 8,25’ten devraldığı faizi 17’ye kadar yükseltti.     

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, geçen hafta 21 Ocak 2021 Perşembe günü yaptığı toplantıda ise politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının %17’de sabit tutulmasına karar verdi. Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun bu kararın açıklandığı metne dikkatiniz çekmek isterim.

Önce “iktisadi faaliyetin güçlü bir seyir izlediği” savunuluyor, sonra “Hizmetler ve bağlantılı sektörlerdeki yavaşlama ve bu sektörlerin kısa vadeli görünümüne dair belirsizlikler devam etmektedir” deniyor. Yani hizmetler sektörü ile “bağlantılı” denilen gıda, içecek, mobilya, tekstil, turizm, ulaşım sektörlerinde işler hala sıkıntılı.  

Yanı sıra “salgın döneminde sağlanan yüksek kredi büyümesinin birikimli etkileriyle güç kazanan iç talebin cari işlemler dengesi üzerindeki olumsuz etkisinin devam ettiği” belirtilirken, diğer taraftan, iç talep koşulları, döviz kuru başta olmak üzere birikimli maliyet etkilerinin, uluslararası gıda ve diğer emtia fiyatlarındaki yükseliş ve enflasyon beklentilerindeki yüksek seviyelerin, fiyatlama davranışları ve enflasyon görünümünü olumsuz etkilemeye devam ettiği” kaydediliyor. Yani “verdiler düşük faizli krediyi, gazladılar talebi, bir yandan o talep diğer yandan talep edilen mal ve hizmetin artan fiyatı enflasyonu körüklüyor, biz şimdi parayı sıkı tutuyoruz ama enflasyon öyle kolay kolay düşeceğe benzemiyor” demeye getiriyor. 

Kasım ve aralık PPK toplantılarında gerçekleştirilen güçlü parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki yavaşlatıcı etkilerinin daha belirgin hale gelmesi beklenmekte, böylelikle enflasyon üzerinde etkili olan talep ve maliyet unsurlarının kademeli olarak zayıflayacağı öngörülmektedir” denilerek de hem faiz sebep enflasyon netice yaklaşımının hem de düşük faizli kredi ile ekonominin çarklarını döndürme politikasının bir işe yaramadığı bir kez daha itiraf ediliyor.

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu “Hizmetler ve bağlantılı sektörlerdeki yavaşlama ve bu sektörlerin kısa vadeli görünümüne dair belirsizlikler devam etmektedir” diyor ya bugün Ocak 2021 sektörel güven endeksi değerlerini açıklayan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ise hizmet sektörü güven endeksi değerinin Aralık 2020’de 99 iken, Ocak 2021’de %2,9 oranında artarak 101,9 değerini aldığını söylüyor. Hizmet sektöründe bir önceki aya göre, son üç aylık dönemde iş durumu alt endeksi %5,4 artarak 103 olmuş. Son üç aylık dönemde hizmetlere olan talep alt endeksi %1,4 artarak 98 değerini almış. Gelecek üç aylık dönemde hizmetlere olan talep beklentisi alt endeksi ise %2,1 artarak 104,6 olmuş.

Merkez Bankası’na göre sıkıntılı olan hizmet sektörü, Türkiye İstatistik Kurumu’na göre gelecekten umutlu. İnsan hangisine inansın bilemiyor.

Memleketteki ahval ve şerait bu. Şimdi kendinizi, çalışmış çabalamış, yasadan ve insanlıktan çıkmadan kazanmış, sonra da helal kazancını beyan etmiş vergi rekortmeninin yerine koyun. Onca yoksulluk varken, ekonomi kriz içindeyken, koronavirüs salgını işleri daha da berbat etmişken, bütün bunlara rağmen kazanabilmiş ve vergi ödeyebilecek hale gelebilmişseniz dahi göğsünüzü gere gere “Ben vergi rekortmeniyim” diye ortaya çıkabilir misiniz?

Ya da bu iktidar boyunca iktidara yakın durmuşsanız, iktidar sahiplerinin saraylarını inşa etmişseniz, bu iktidar döneminde aldığınız ihaleler sayesinde büyümüş, semirmişseniz, adınız tüm dünyada “devletten en çok ihale alan şirketler” listelerinde ilk 10’daysa, onca yoksulluğa, ekonomi krize ve koronavirüs salgınına rağmen paranıza para malınıza mal katmışsanız ama göğsünüzü gere gere bu kazancın arkasında duramıyorsanız, adınızı saklar mısınız saklamaz mısınız?

Veya vergi rekortmeni olunca kapınıza tahsilat için sadece vergi memurları değil başkaları da dayanabilir korkusu yaşıyorsanız, adınızı sanınızı açıklar mısınız?

Vergilendirilmiş kazancın kutsal sayıldığı bu ülke, şu veya bu nedenle vergilendirilmiş kazançtan korku ve utanç duyulan bir ülke haline geldi ya sebep olan utansın!

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus