Enes Kanter ile baş edemeyen Türk hariciyesi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

ABD Senatosu’nun 54 üyesi Başkan Joe Biden’a mektup yazarak Türkiye’ye baskı yapılmasını istedi. Mektupta kendisini Fethullah Gülen’in manevi oğlu olarak tanıtan NBA oyuncusu Enes Kanter’den “insan hakları savunucusu” olarak bahsedilmesi Türk dışişlerinin ve Ankara’nın paraya boğduğu lobi şirketlerinin nasıl sınıfta kalmış olduğunun kanıtı.

Yayına hazırlayan: Fazıl Alp Akiş

Merhaba, iyi günler. Dün, Amerika Birleşik Devletleri’nde 54 senatör bir mektup yazdılar ve Amerikan Başkanı Joe Biden’a Türkiye üzerinde baskı yapmasını istediler. Bugün o konuda bir şeyler söylemek istiyorum; fakat öncesinde izin verirseniz çok alâkasız bir konuda bir tür dipnot düşmek istiyorum:

Alâkasız diyorum, ama aslında alâkalı; çünkü Türkiye’deki hukuk devleti ile çok alâkalı bir şey. Trakya Üniversitesi’nin İlâhiyat Fakültesi Dekanı Cevdet Kılıç Facebook’ta bir paylaşım yapmış: Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine yönelik olarak çok sert bir tehdit mesajı. Daha sonra, “Ben öyle demedim, benim hakkımda bunu bir tehdit olarak sunanlar hakkında dava açacağım” falan gibi şeyler diyerek tedbir etmeye çalıştı, ama olay çok bâriz. “Gece geliriz, sabah işbaşı yaparız” diye tehdit eden bir açıklamaydı. Bunu bilenler bilir, ben bu tür şeylere pek girmeyi seven birisi değilim, bu tür kötü sözlerin dolaşımına çok katkıda bulunmak da istemem; ama bu olay benim katkım olmadan da zaten alabildiğine büyüdü, kendisi hakkında üniversite soruşturma açmış deniyor, buradan bir şey çıkacağını sanmıyorum, çünkü kendisi aynı zamanda üniversitenin genel sekreteriymiş. Sadece İlâhiyat Fakültesi Dekanı değil; ama daha önemlisi de “halkı kin ve nefrete teşvik” diye Türk Ceza Kanunu’ndaki o meşhur maddenin kapsamına giren bir açıklama, bir meydan okuma ve bu meydan okuma hakkında aslında Cumhuriyet savcılarının birşeyler yapması gerekir — o konuda da çok büyük bir beklentim yok.

Peki buna niye taktım diyelim, evet taktım. Bir ayrıntıdan dolayı taktım, bazı izleyiciler arada sırada bundan bahsediyor olmamdan rahatsız olabilirler, ama ben, nasıl söyleyeyim, memleket muhabbeti yapmayı seven birisiyim, Hopalı’yım, Laz’ım, ama anne tarafından Şavşatlı’yım. Hopa’dan Şavşat’a yerleşmişler, orada doğup büyümüş annem, dayılarım, hepsi. Ve Şavşat’ı çok severim, Türkiye’de belki de Hopa’dan daha çok sevdiğim bir yerdir. Ne denir? İsviçre gibidir. Çok güzel bir yerdir ve insanları çok iyidir. Yoksuldur Şavşatlılar ve onun için de çocuklarını okuturlar, çocuklarının öğretmen olmasını, hemşire olmasını, polis olmasını, devlette bir şeyler yapmasını isterler. Yargıda çok vardır. Böyle bir şeydir ve bu kişi de, Cevdet Kılıç denilen kişi de Şavşat’tan, Demirci’denmiş. Anne tarafından Şavşatlı olan birisi olarak bu ayrıntı ayrıca beni çok üzdü ve kendisine yönelik kızgınlığımı daha da artırdı. 

E-posta adresini buldum, kendisine yazmayı düşündüm; ama sonra bunu kamusal olarak yapmanın daha iyi olacağını düşündüm. Dava açacağını söylüyormuş, eğer bu yayından bir şekilde haberi olursa bana da dava açarsa açıkçası çok sevinirim; ilginç, güzel bir dava olur kamu yararına diye düşünüyorum.

Neyse, konumuza gelelim: Konumuz 54 senatörün kaleme aldığı, Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni başkanı Joe Biden’a hitaben yazılmış bir metin. Şimdi, Amerika’da başkanlık sistemi var, ama oradaki kurumların içerisinde belki de en güçlüsü Senato. Genel olarak Kongre tabii; ama Kongre’nin içinde Temsilciler Meclisi ve Senato iki farklı şey, Senato en güçlüsü. Tabii, Yüksek Mahkeme gibi başka kurumlar da var; bazı bakanlıklar, özellikle Dışişleri ve Savunma Bakanlığı Pentagon da ayrıca güçlü; ama Senato bambaşka bir şey ve 100 üyesi var. 100 üyenin 54’ünün imzaladığı metin bu. Amerika Birleşik Devletleri’nde bir dönem Washington’da gazetecilik yaptığım için biraz bilirim, Senato’ya, senatörlere ulaşmak, senatörleri bir konuda ikna etmek çok zor bir şeydir ve dünyanın dört bir tarafında Amerika’da bir çeşit lobi yapmak isteyen ülkeler için senatörler çok ciddi hedeftirler. Yani onlara herhangi bir konuda kendi ülkelerinin çıkarları için, ya da diyelim ki Amerika’daki bazı şirketlerin ve çokuluslu şirketlerin çıkarları için, senatörlere ulaşmak isterler, her açıdan çok kritiktir. 54 senatör Türkiye ile ilgili bir metin ele alıyor ve bu metinde Türkiye özellikle insan hakları konusunda çok ciddi bir şekilde eleştiriliyor. Onun dışında, Azerbaycan gibi, Suriye gibi konular da var; olabilir, ama esas olarak gazeteciler meselesi var, orada Gazetecileri Koruma Komitesi’nin raporlarına atıf var, basın özgürlüğü meselesi var ve şöyle diyorlar: “İnsan hakları ve demokratik ilkeleri teşvik etmemiz gerekir ve bunun için de Başkan Biden’ın Türkiye konusunda bir şeyler yapması lâzım.”

Bu zaten beklenen bir şey, ABD’deki yeni yönetimle beraber Türk-Amerikan ilişkilerinin nasıl seyredeceği konusunda birtakım ipuçları var; biz de “Transatlantik”te bunu çok düzenli bir şekilde Ömer Taşpınar ve Gönül Tol ile ele alıyoruz. S-400’ler gibi başlı başına bir sorun var, insan hakları meselesi daha fazla gündeme geleceğe benziyor, Halkbank meselesi var vs., birçok konu var. Bunlar hep bir şekilde gündeme gelir diye bekleniyor ve şu âna kadar Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın’la Amerikan Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan görüşmesi dışında bir görüşme olmadı. Galiba bugün Türkiye saatiyle akşam saatlerinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’yla yeni ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken’ın görüşeceği söyleniyor. Henüz başkanlar düzeyinde görüşmenin olup olmayacağı ya da ne zaman olacağı –bir şekilde olacaktır– belli değil. 

Ve tam bu arada bu mektup çıktı ve bugün yazısında Murat Yetkin “berbat bir mektup” demiş; berbat olabilir, ama her açıdan bakıldığında şöyle bir berbatlık var — benim de esas öne çıkartmaya çalıştığım: Türkiye Cumhuriyeti devleti şu âna kadar diplomatik faaliyetler ve lobi faaliyetler yürüttü — ki bilmeyenler için söyleyelim, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki lobi şirketlerine Ankara yıllardır, tarih boyunca, her zaman için, AKP iktidarında da, buralarda Türkiye lehine birtakım dengelerin oluşturulması için çok acayip paralar akıtılır.

Bir dönem Temsilciler Meclisi’nde özellikle Türkiye yanlısı temsilcilerin oluşturdukları gruplar vardı, o gruplar artık bildiğim kadarıyla yok. Amerika Birleşik Devletleri’nde Temsilciler Meclisi’nde kimse kalkıp Türkiye yanlısı sözleri açık açık söyleyemez bir hâle geldi. Hele Senato’da bu çok çok zor ve burada bir ayrıntı özellikle bugünkü yayının konusu: Enes Kanter. Enes Kanter’i biliyoruz. Basketbolcu, NBA’de 2011 yılında 19 yaşındayken Utah Jazz’a 3. sıradan draft edildi. O tarihten beri, yani 10 yıldır Amerika Birleşik Devletleri’nde NBA’da oynuyor ve değişik takımlarda oynadı, şu an Portland’da oynuyor ve kendisi Fethullah Gülen’i neredeyse bir baba gibi seven birisi. Hatta ailesi burada kendisini evlatlıktan reddettiğini söyleyince, soyadını Gülen olarak değiştirdiğini söylemişti — ne derece geçerli, emin değilim. Baktığım kadarıyla hala Kanter soyadını kullanıyor. Bir müddet vatansız kaldı, ama 2020 Haziran ortasında ABD vatandaşlığını da kazanmış olduğunu görüyoruz.

İlginç birisi, çok küçük bir yaşta oynamaya başlıyor. Fethullahçıların önde gelen okullarından birisi olan, Ankara Samanyolu Koleji’ndeyken Ülker Spor’a oradan Fenerbahçe’ye ve daha sonra da Amerikan üniversitesine gidiyor ve oradan NBA’e geçiyor ve baştan itibaren Fethullahçı bir profil çiziyor, bunu hep açık açık söylemiş birisi. Bir keresinde –unutmuyorum Kayseri’deydi yanılmıyorsam–, tam Türkiye’de Fethullahçılar’la Erdoğancılar arasındaki kavgaların yeni yeni başladığı dershane krizi dönemiydi ve uçakta karşılaştık; o da Kayseri’ye Fethullahçıların bir üniversitesinde konuşma yapmaya gidiyordu. Öğrendiğim kadarıyla, NBA’in tatil olduğu bir dönemdi, Türkiye’ye gelmiş ve Anadolu’da, Türkiye’nin değişik yerlerinde o dönem Fethullahçıların kontrolündeki üniversitelerde öğrencilerle buluşuyordu. Zaten upuzun, çok ilginç birisi, değişik birisi; ama Amerika Birleşik Devletleri’nde de epey popüler birisi ve bu popülaritesini Fethullah Gülen’in ve onun örgütlenmesinin propagandası için kullanan birisi. Olabilir, sürekli bunu gündeme getiriyor, sürekli bu davayı gündeme getiriyor ve Türkiye’nin de ona karşı yaptığı İnterpol’de kırmızı bülten çıkarmak, hatta bir ara Avrupada’ydı yanılmıyorsam bir yere maç için gittiğinde onu tutuklatmaya kalktılar, ama olmadı, bir kere de Kanada’da galiba benzer bir şey denendi. 

Türkiye, Ankara, Enes Kanter’e karşı tamamen kriminal bir perspektiften yaklaşıyor. Zaten bu sözünü ettiğim mektupta da, Türkiye’nin Enes Kanter için kırmızı bülten çıkarmış olması, Türkiye’deki ailesine birtakım zararlar verildiği iddiaları dile getiriliyor ve Enes Kanter’den insan hakları savunucusu olarak bahsediliyor. Enes Kanter’in insan hakları savunucusu olduğunu hiç sanmıyorum. İnsan hakları savunuculuğu çok daha geniş bir kavramdır. O, Fethullahçıların savunuculuğunu yapıyor; kendi davasını, kendi örgütlenmesini ve kendi “Hocaefendisi”nin savunusunu yapıyor, yapabilir, Amerika Birleşik Devletleri’nde bunlar normal şeyler; ama bir yanda Enes Kanter, bir yanda koca Türkiye Cumhuriyeti Devleti –öyle diyelim– ve Türk hariciyesi.

Bir olay var, 15 Ocak 2019’da Florida Senatörü Marc Rubio makamında Enes Kanter’i kabul etmişti, sohbet etmişlerdi. Zaten Marc Rubio’nun bu sözünü ettiğimiz mektupta da imzası var, belki de mektubun organizasyonunu yapanlardan birisidir. O tarihte bu fotoğraf çıktığında –Marc Rubio’nun kendisinin paylaştığı bir fotoğraf bu– çıktığında, dönemin Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç tweet atmış, “utanç verici” vs. demiş; ama sıfıra sıfır elde var sıfır. Zaten 15 Temmuz sonrası Washington’da büyükelçilik yapan Serdar Kılıç’ın Amerikan kamuoyunu ve Amerikan karar vericilerini Fethullahçılık konusunda, darbe konusunda ne derece ikna ettiği şüpheli. Aslında şüpheli de değil, hiçbir şekilde ikna etmediği ortada.

Şimdi dönüp dolaşıp –yaklaşık beşinci yılına giriyoruz darbe girişiminin–, Türkiye bir koca bir devlet, o büyük, güçlü, uzaya bile gidecek olan devlet, ve hâlâ bir NBA oyuncusuna –küçümsemek için söylemiyorum, ama sonuçta bir oyuncu, kendi başına bir oyuncu, en fazla Fethullah Gülen’den ve onun örgütünden destekler alıyor–, ona karşı birşey yapamıyorlar, çaresiz kalıyorlar. Yani 54 senatörün imzalayacağı bir metne bu kişinin adının bir şekilde pozitif olarak girebilmiş olması tam anlamıyla bir iflastır. İflastır; Türkiye’nin bu konuda kimseyi ikna edemediğini, ikna etme yolunda neler yapılıp edildiğini, çok paralar akıtıldığını biliyoruz, birtakım insanlar gitti Amerika Birleşik Devletleri’nde konuştular, anlattılar; ama bu kişilerin yaptıkları bütün çalışmalar sonuçta, çok sevdiğim, hep söylediğim merhum Çetin Altan’ın o meşhur “Türk’ün Türk’e propagandası”ndan başka bir şey değil. Sonunda ne oluyor? Kızıyorsunuz ediyorsunuz, “Aslında 15 Temmuz’u ABD yaptı, yaptırdı”ya kadar gidiyorsunuz, onu da bir şekilde temellendiremiyorsunuz. Böyle söyleyip duruyorsunuz, sonuçta bir kişi o 54 tane senatörü –ki 54 senatör ABD’de şu anda Amerikan Senatosu 50’ye 50 oldu mâlûm ve Başkan Yardımcısı’nın oyuyla Demokratlar Senato’da istediği şeyleri geçirme şansını yakalayabildiler–, böyle bir yerde, yarıdan fazla kişinin bir yerde birleşmesi, Türkiye’deki Erdoğan yönetimi aleyhtarlığında birleşmesi ve bunu yaparken de Fethullah Gülen’in manevi oğlu olduğunu övünerek söyleyen ve bu konuda Türkiye’nin bütün iddialarının yalan olduğunu, aslında kendinin mağdur olduğunu anlatan bir kişinin burada yer bulabilmiş olması tek kelimeyle iflas.

Aslında söylenecek çok da fazla bir şey olmayabilir, Enes Kanter gerçekten Fethullah Gülen’in diplomasisini, lobisini tek başına bayağı bir yapıyor ve bu sırada kendisi para harcamıyor; tam tersine para kazanıyor. Burada bizim vergilerimizle akıtılan paralarla da lobi şirketleri vs. öyle bir şeyler yapıyorlar; yapıyorlar ama, kimseye hiçbir şekilde meramlarını anlatamıyorlar.

Türk-Amerikan ilişkilerinin önümüzdeki dönemde bayağı sertleşme ihtimalinin işaretçisi olan bu mektubu berbat da bulsanız önemsemek zorundasınız. Ben bunun içerisindeki bir ayrıntı üzerine yoğunlaştım bugün; ama bu ayrıntı bile bize birçok şeyi çok bâriz bir şekilde gösteriyor. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus