Tahir Elçi’nin öldürülmesine ilişkin davanın ikinci duruşması yapıldı: Sanıkların tutuklanması talebi reddedildi, dava 14 Temmuz’a ertelendi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesine ilişkin dört buçuk yıl sonra açılan davanın ikinci duruşması Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılmaya başlandı. İlk duruşmada mahkeme heyeti tarafından konuşmasına izin verilmeyen Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi, bu duruşmada söz aldı. Elçi, yargı makamına, “Yetkililerin yaşanan mağduriyet karşısında sessiz kalması, olanakların adaletin tecellisi için kullanılmaması, hukuka ve makamlara olan güveni zedeler. İşlenen cinayetle kanayan yaranın onarılma görevinin yargıya düştüğü, kamu düzeninde karşılaşılan her türlü haksızlığın yargı makamlarınca çözülebileceği, adaleti tesis edebilme rolüyle toplumsal barışın ve huzurun sağlanacağı unutulmamalıdır. Yargı, toplumsal yaraları adaletle onarma işleviyle mükelleftir” diye seslendi.

Bugünkü duruşma, bir önceki davada yaşananlar nedeniyle avukatların “reddi hakim” talebinde bulunduğu mahkeme heyeti tarafından görüldü. Duruşmayı, Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Özgür Özel, CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu ve Alpay Antmen, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Semra Güzel ve Mahmut Toğrul, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz ve Dersim Dağ ile Ankara, Van, Antep, Mardin, Batman, Şanlıurfa baro başkanları izledi.

Tahir Elçi’nin öldürülmesine ilişkin sanık polisler S.T., F.T. ve M.S.’nin “bilinçli taksirle öldürmeye sebebiyet verme”, firari örgüt üyesi Uğur Yakışır hakkında ise “iki polis memurunu öldürme”, “bir polis memurunu öldürmeye teşebbüs etme” ve “Elçi’yi olası kastla öldürme” suçlarından açılan davanın ikinci duruşmasında sanık polisler, duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı.

“Gerçek bir mağdur hiçbir zaman umut etmekten vazgeçmez, vazgeçemez”

Duruşmada, daha önce mahkemeye sunulan katılma talebinin reddi kararından dönülerek Tahir Elçi’nin eşi, müşteki Türkan Elçi’ye söz verildi. Türkan Elçi, konuşmasında, 132 gün önce bu salonda uzun yılların ardından açılan bir cinayet dosyasının adalet arayışının ilk adımlarının atılacağını umduğunu ve umutlu olduğunu belirterek, “Beş yılı aşkın bir zaman da geçmiş olsa umutluyduk. Toplumda yaşadığımız genel atmosfer düşünüldüğünde ‘umut’ sözcüğü çoğu insan için inandırıcılığını yitirmiş olabilir fakat gerçek bir mağdur hiçbir zaman umut etmekten vazgeçmez, vazgeçemez. Çünkü umut onların yaşam dayanağıdır. Çoğu kayıp yakınından dinlediğim hikayelerde gidenlerin günün birinde kapıdan içeriye gireceklerine, geri döneceklerine inandıkları gibi ben de adaletin tecelli etmesi gerektiğine hep inandım. 132 gün önce ‘adalet dağıtıcısı’ olarak addedilen makamınıza saygımız var çünkü mağdur vekili olarak yapılan haksızlıkların adaletle buluşması için hukuka inanan bir insanın ruhunun mahkeme duvarlarında izi var şeklinde meramımızı anlatacaktık. Fakat, saygı duyduğumuz makam bizi dışarıya atmakla tehdit etti. Makamınıza birilerini salondan atma olanağı tanındığını bilebilecek durumdayız fakat bir yetki vicdani ve empati gibi değerlerden uzaklaştığında ortada iletişimi koparacak ve güveni sarsacak bir güç kalır” dedi.

Elçi, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bizimle sürekli beraber yürüyen ölülerin sesleri var hepsi o kadar”

“Oysa hukuk düzeni, güven duygusu içinde bir yaşamı vadeden bulunmaz bir nimettir. Benim gibi bir mağduru dışarıya atmakla tehdit etmek oldukça kolay bir davranıştır çünkü arkanızda bir mülkün devasa gücü var. Bizim arkamızda ne devlet gücü ne devlerin gücü ne de sırtımızı yaslayacağımız duvarlarımız var. Bizimle sürekli beraber yürüyen ölülerin sesleri var hepsi o kadar. Fakat bu da bilinmelidir ki bir mülk ancak ve ancak adaletle güçlenir, adaletle ayakta kalabilir. İnsan evladı var olalı peşine düşüp bulmaya çalıştığı en önemli ortak değerlerin başında ‘adaletin’ geldiği de unutulmamalıdır. Albert Camus’nun anlatımıyla, ‘İnsanlar, herkeste herkesçe benimsenen ortak değere dayanamıyorlarsa, insan için insan anlaşılmaz kalıyor demektir.’ Adaletin gerçekleşme olanağı bu salondadır, onu gerçekleştirme yükümlülüğü de bu makama düşmektedir. Aynı zamanda bu makamın yükümlülüğünü yerine getirirken objektif olduğu kanısını uyandırmak zorunluluğu vardır. İlk duruşmada usul tartışması hususunda gösterilen direnç sanıkların salonda hazır bulundurulması konusunda da gösterilmiş olsaydı, yargılamanın sıhhatle yapılmasının olanakları yaratılsaydı, taraflara objektif yaklaşıldığına, adaletin tecellisi için gayret edildiğine kanaat getirilecekti. Zımni de olsa bir yargıç, taraflara meylini hissettirdiğinde eşitlik ilkesinin varlığından söz etmek ne derece doğru olacaktır? Bir yargı makamı kendini adaletin hizmetinde değil de devletin bir memuru olarak görüyor ve sanık sandalyesinde devletin menfaati için çalıştığını iddia eden polisleri yargılama hususunda hassas davrandığını hissettiriyorsa bunun keyfi bir yaklaşım olduğu, keyfiliğin vicdanları yaraladığı da bilinmelidir.”

“Son sözlerini dile getirdiği anda katledildi”

Hz. Ömer’in Ebu Musa’ya gönderdiği mektuba atıfta bulunan Türkan Elçi, “Yargıcın tarafsız olması kadar tarafsız görünmesinin hissettirilmesi de önem arz eder. Yargı makamından tarafsız, objektif, bağımsız ve başkalarından farklı tutulmamayı istemek de biz vatandaşların en doğal hakkıdır ve adil yargılanma hakkımızın temelini oluşturmaktadır. Bugün bizi bu salonda bir araya getiren cinayet dosyasında maktul olarak yer alan koca bir şehrin baro başkanı, ömrünü cezasızlıkla mücadeleye adamış Tahir Elçi, toplumun kaosa sürüklendiği, sokaklarda bombaların patlatıldığı, silahların gece gündüz susmak nedir bilmediği, masum insanların zarar gördüğü bir gidişata hiç kimsenin cesaret edip dur diyemediği bir anda sadece kendi insani duygularının etkisiyle ve savaşa karşı durmak gerektiğine olan inancıyla son sözlerini dile getirdiği anda katledildi” dedi.

Türkan Elçi, insan olarak insanların ölümünden duyulan mahcubiyeti yüreğinde hisseden baro başkanını katledenlerin cezalandırılması yönünde mücadele etmelerinin de kendilerine kefareti ödenemez bir suçluluk yükleyeceğini ifade ederek, “Bu talep bir eşin talebi olduğu kadar, bir suçun cezasız kalmaması için sıradan bir vatandaşın insani bir talebi olarak da kabul edebilirsiniz. Yaşanan insanlık dramının karşısında kendini sorumlu hisseden birinin, kaosa mahal verecek şiddet dilini reddederek savaşa karşı olduğunu, savaşın taraflarından çekinmeden samimiyet ve cesaretle dile getirdiği esnada katledilmesi toplumda yankı bulmuş, ölümü esefle karşılanmıştır. Bugün bizi bu salonda bir araya getiren cinayetin acısını dile getirip faillerin cezalandırılmasını talep ettiğim kadar bu menfur cinayetin, toplumun üzerindeki tezahürünün de gözardı edilmemesi gerektiği hususuna dikkat çekerek adaletin tecelli edeceği beklentisinin toplumun umudu haline geldiğini de belirtmek isterim” diye konuştu.

“Oynanan oyunun ve suçun taksiren olduğu inandırıcı değildir”

Elçi sözlerine şöyle devam etti:

O daracık sokakta başrolleriyle, figüranlarıyla oynanan oyunun senaristinin, yönetmeninin, kurşunu sıkanın bilinemeyeceği veya işlenen suçun taksiren olduğu inandırıcı değildir. Hukuk devleti ilkesi gereği, yaşadığımız mağduriyetin hukuksal çözümünü yargı mekanizmasına bırakmayı gerektirir.Yetkililerin yaşanan mağduriyet karşısında sessiz kalması, olanakların adaletin tecellisi için kullanılmaması, hukuka ve makamlara olan güveni zedeler. İşlenen cinayetle kanayan yaranın onarılma görevinin yargıya düştüğü, kamu düzeninde karşılaşılan her türlü haksızlığın yargı makamlarınca çözülebileceği, adaleti tesis edebilme rolüyle toplumsal barışın ve huzurun sağlanacağı unutulmamalıdır, yargı toplumsal yaraları adaletle onarma işleviyle mükelleftir.”

Elçi, son olarak yargı makamlarının adalet dağıtıcısı olarak tanrısallaştırılmış işlevini yerine getirmemesi, suçluların cezalandırılmaması neticesinde yargı hanesinde tarih boyunca hatırlanacak bir leke olarak yerini alacağını belirterek, davaya katılmasına karar verilmesini talep etti.

Duruşmada, Tahir Elçi’nin kardeşleri Mehmet Elçi ve Ömer Elçi de şikayetçi olduklarını ve davaya katılmak isteklerini beyan etti. Müştekiler adına müşteki vekili avukat Beydağ Tıraş Öneri ise katılma nedenlerini açıkladığı konuşmasında, “Bu kamu davasının iddianamesinin 35’inci sayfasından itibaren 37’inci sayfa arasında Tahir Elçi’nin öldürülmesinden sorumlu olan faillerinin tespitinde yaşanan güçlükler, olay yeri incelemelerindeki imkansızlıklar, neden bazı incelemelerin yapılamadığı ve can güvenliği nedeniyle yapılamayan keşiflerin gerekçeleri açıklanıyor. Bir başka anlatımla iddia faaliyetinde ve soruşturmada eksikliklerin gerekçeleri iddianamenin konusu haline dönüşmüş olduğu anlaşılıyor” dedi.

Avukat Öneri, bu davaya neden katılmak istedikleri ile ilgili konuşmasını şöyle sürdürdü:

“İddia faaliyetinin gerçekleştirilmesi, kovuşturmanın devlet tarafından yürütülmesinin amacı suçların cezasız bırakılmaması düşüncesidir. Devlet tarafından yürütülmek demek cumhuriyet savcılığı eliyle yürütülmektir ki ortaya kamu davası çıkar. Hukukumuzda suçtan zarar gören kişinin de kovuşturmada yer alması sağlanır. Bireysel olarak iddia makamı olamıyoruz. Toplumsal iddia yanında kendimizi var edebilmeliyiz ve bunun için kamu davasına katılmak istiyoruz. Kamu davasına katılma hakkı ve koşulları CMK 237. maddede düzenlenmiştir. Davaya katılmak istiyoruz çünkü Cizreli avukat Tahir Elçi meslektaşımızın öldürülmesi davasında ‘duruşma hakkımız’ olduğu kanaatindeyiz. Böylece bu yargılamada etkin ve verimli bir şekilde katılabiliriz. Sadece meslektaşımızın katledilmesi nedeniyle bizim uğradığımız zararların nasıl giderileceğini görmenin ötesinde Türkiye’de bir baro başkanının hangi gerekçelerle ve neden öldürüldüğü hakkındaki hukuki yazgının belirlendiği sürece katılmak suretiyle bu topraklar üzerinde savunma hakkıyla ilgili hukuki yazgıyı bizler de belirlemek ve yeniden hak ihlallerinin yaşanmasını istemediğimiz faili meçhullerden herkesi korumak istiyoruz.”

Duruşma, Diyarbakır, Van, Gaziantep, Mardin, Ankara, Şanlıurfa ve Şırnak baroları, Tahir Elçi İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Özgürlük için Hukukçular Deneği ile Çağdaş Hukukçular Derneği adına avukatların söz alarak davaya müdahil olmak istediklerini beyan etmesiyle devam etti. Sanıklar, kurumların katılma talepleri konusunda takdiri mahkemeye bırakırken, iddia makamı ise Türkan Elçi, Mehmet Elçi, Ömer Elçi ve Diyarbakır Barosu’nun katılma talebinin kabulüne, diğer kurumların taleplerinin reddine karar verilmesini istedi. Duruşmaya ara verildi.

Elçi ailesi ve Diyarbakır Barosu dışındaki katılma talepleri reddedildi

Elçi’nin duruşmasına verilen aradan sonra başlandı. Mahkeme, Türkan Elçi, Mehmet Elçi, Ömer Elçi ve Diyarbakır Barosu’nun katılma talebinin kabulüne, diğer baro ve kurumların taleplerinin reddine karar verdi.

SEGBİS ile duruşmaya katılan sanık S.T.’nin savunmasına geçildi. S,T., olay günü görev aldığını, meydanda silah sesi geldiğini ve koşan örgüt mensuplarına iki el ateş ettiğini belirterek, “Ben de yaralandım. Benim bulunduğum yerden Tahir Elçi’nin olduğu yer görünmüyordu. Tahir Elçi’yi görmedim. Öncesinden bize istihbarat gelmemişti” dedi. Avukatlar ve mahkeme heyetinin soruları üzerine sanık S.T., şunları söyledi:

“Olay yerinde güvenlik şubeye bağlı kamera ve kayıtlar için orada bulundum. Yaralananlara ateş etmedim. Örgüt militanlarının olay yerine gelmesine dair anons almadık. Sadece bir ticari taksiden söz edildi. Detay verilmedi. Olay yerinde kimlerin zarar gördüğünü bilmiyorum. İstihbarattan kimseyi tanımam. Cemal Temizöz veya Kamil Atak diye kimseyi tanımıyorum. Ben önümden koşan kişilere ateş ettim. Dört Ayaklı Minare tarafına ateş etmedim. Beş-altı ay güvenlik şubede çalıştım. Bizim dışımızda TEM ve istihbarat da olay yerinde takip yapıyordu. Olaydan sonra idari soruşturma geçirmedim, ifadelerimiz alındı, rapor tutulup tutulmadığını bilmem. Benim bulunduğum yerde iki ekip arkadaşım vardı. Güvenlik şube, sanık Fuat, vatandaşlar vardı. Silah seslerinden sonra sokak boşaldı. İlk silah sesini duyduktan sonra orada emniyet müdürü de olsaydı aynı istikamete ateş ederdim. Daha evvel çevik kuvvet, trafik şube gibi birimlerde çalıştım. Gelen anons üzerine aracı kontrol etme prosedürünü işlettik. Biz her zaman emir-komutaya bağlı çalışırız. TEM ekip amir vekilinin ısrarlı ‘Silah kullanmayın’ anonsundan haberim yok, duymadım. Bize polis memurlarının öldürüldüğü haberi gelmedi. Telsiz kanalından anons edilir böyle durumlar. Bizim görevimiz kayıt almak. Özellikle sivillerin olduğu yerde silah kullanma ile ilgili bir eğitim almadım, normal eğitim neyse onu aldım. Mermilerimin kaçının isabet ettiğini bilmiyorum. Bunu öngöremem de”.

Sanık S.T.’nin avukatı ise, müvekkilinin beyanlarına katıldığını, müvekkilinin olayın mağduru olduğunu ifade ederek, “Tahir Elçi’nin ölümü beni derinden üzmüştür. Tahir Elçi hepimizin saygın kabul ettiği bir meslek büyüğüydü. Diyarbakır Barosu’na ve ailesine sabır dilerim” dedi.

Duruşma, sanık M.S’nin savunması ile devam etti.

M.S., savunmasında, ekip amir vekili F.T.’nın çağrısı üzerine olay yerine gittiklerini, Kürtçe bildiğinden oradaki amacının yapılacak Kürtçe açıklamaları merkeze bildirmek olduğunu belirterek, “Açıklama bittikten sonra yaşlı bir adam Tahir Elçi’ye yaklaştı. Silah seslerinden sonra iki kişi yanımızdan kaçtı. Tahir Elçi atış alanımın dışındaydı o esnada. Benim iki ya da üç el atışım oldu. Benim mermim azdı. Şarjörüm bitti. Tahir Elçi’nin vurulma anını görmedim” dedi. Sanık M.S.,’nin avukatların sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

“Olay yerinde Elçi yerine emniyet müdürü de olsaydı aynı şeyi yapardık”

“Hep güvenlik şubede çalıştım. Ben Şırnaklı’yım. Tahir Elçi’yi baro başkanlığı nedeniyle tanıyordum. Tahir Elçi’nin nereli olduğunu bilmiyordum. Sokakta kimlerin ateş ettiğini bilmiyorum. Ben Kasrik’te (Şırnak) büyüdüm. Ailemde korucu yoktur. Olaydan hemen sonra tayinimin çıkmasının nedeni hakkımdaki bu olayla ilgili dedikodulardı. Olay yeri incelemesine ben gitmedim. Olay anında Tahir Elçi’yi ve kendimizi korumak yerine koşan kişileri etkisiz hale getirdik. Olay yerinde Tahir Elçi yerine Emniyet Müdürü olsaydı da aynı şeyi yapardık”.

Savunma yapan sanık F.T. ise kendisi ve diğer sanık M.S. ile aynı ekipte olduğunu ve olay günü görevlendirildiklerini belirterek, “Olay günü olay yerinde görevlendirildik. Basın açıklamasını takip etmek üzere oradaydık. Daha önce detaylı savunmamı sunmuştum. Kaç el ateş edildiğini hatırlamıyorum.  Olay yerinde tanıklar ve sanıkların katılımıyla birlikte keşif talebimiz vardır” dedi. F.T., avukatların soruları üzerine ise şunları söyledi:

“Olay günü ben amir vekiliydim. Tahir Elçi’yi en son yaşlı kadınla konuşurken gördüm. Silah sesinden sonra Balıkçılarbaşı istikametine döndüm. Orada Sinan ve diğer arkadaşlar vardı. Görevimiz basın açıklamasını takip etmekti. Örgüt üyeleri silah sıktıktan sonra Sinan’ı yaralı olarak gördüm. M.S.’yi ateş ederken görmedim. Sonra TV’den gördüm. Örgüt üyelerinin bize ateş attığını görmedim.  ‘Telsizleri bırakalım, uzun hattan görüşelim’ demek, telefondan görüşelim demektir. Kaç el ateş ettiğimi hatırlamıyorum. Olay sonrasında görüntüleri emniyette izledim. M. büyük ihtimalle vardı. Sonra gidip ifade verdik. Olay tutanağının olaydan 11 saat sonra düzenlenmesinin nedenini bilmiyorum.”

Cihan Aydın: “Soruşturma kötü yönetildi, sanıkların tutuklanmasını istiyoruz

Duruşmaya verilen aranın ardından iddia makamı mütalaasında tanıkların dinlenmesini talep etti. Avukat Aynur Tuncer Yazgan, tevzii tahkikat ile ilgili soru, keşif ve bilirkişi ile ilgili taleplerinin olacağını, tanıkların ve sanıkların duruşmada hazır edilmesi ile ilgili taleplerinin olduğunu bu nedenle süre talep etti. Diyarbakır Barosu Başkanı Cihan Aydın ise  “Soruşturma kötü yönetildi. Sanıkların tutuklanması gerekmektedir. Halen görev başında olan iki sanık var. Bunların delil karartma ihtimalleri var. Sanıkların tutuklanmasını talep ediyoruz” dedi.

Sanıkların tutuklama talepleri reddedildi, yurtdışı çıkış yasağı verildi

Mahkeme, celse ara kararı vermek üzere duruşmaya ara verdi. Mahkeme verdiği karar ile müşteki ifadelerinin alınmasına, tanık ve gizli tanıkların duruşmada dinlenmesine ve sanıkların tutukluluk talebinin reddi ile yurt dışına çıkış yasağı tedbirinin uygulanmasına karar verilerek duruşmayı 14 Temmuz 2021’e erteledi.

Davanın ardından Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Manisa Milletvekili Özgür Özel, adliye binası önünde bir konuşma yaptı. Özel şunları söyledi:

“Bugün Diyarbakır Baro Başkanlığı görevini yaparken bir basın açıklaması sırasında katledilen Tahir Elçi’nin yıllar sonra süren adalet arayışı sonucunda gelinen noktada ikinci duruşmasını izlemek üzere buradayız. Diyarbakır Barosu neredeyse cumhuriyetle yaşıt olan bir barodur. Diyarbakır Barosu’nun adalet arayışının savunma mesleğinin en önemli kalelerinden bir tanesidir. Diyarbakır Barosu tarihi boyunca çok sayıda hak ihlaline, insan hakları ihlaline, insanlık onurunu zedeleyen başta işkence olmak üzere tüm davranışlara karşı her zaman mağdurun ve mazlumun yanında durmuş. Her zaman hak arayışı noktasında dirençli olmuş ve hemen hemen geçmişte görev yapan davayı birlikte izlediğimiz üç baro başkanı da dahil olmak üzere geçmişte görev yapan bütün baro başkanları çeşitli bedeller ödemiş ve baskılar görmüş bir barodur. Savunma mesleğinin Diyarbakır’daki evidir ve çatısıdır. Bu bedellerden en ağırını da 2012’de baro başkanı seçilen ve görevi başında katledilen Tahir Elçi ödemiştir. Elçi, kendisini yakından tanıyan herkesin bir barış elçisi olduğuna şahitlik edecek yılmaz bir insan hakları savunucusuydu. Elçi katledildikten sonra onun öldürülüşüyle ilgili delillerin toplanması aşamasından olay yerinin korunması aşamasından başlayarak adalet arayışının önüne görünmez eller set çekmeye çalıştılar. Şunu not etmek gerekir ki bugün ikinci dava görülüyor. Tam altı yıl sonra 4,5 yıl boyunca soruşturma sırasında üç başsavcının beş tane savcının değiştiğini hatırlayalım. gelinen bu noktada ilk davada da doğrudan sanıkların savunmasına geçilerek taraf teşekküllünün dahi ortaya çıkmasına izin verilmeyen bir tutum vardı ve çok tartışmalıydı. bugün ikinci kez buradayız ve mahkeme oy birliğiyle o günkü tavrından kararından rücu ettiğini açıkladı. bu önemli bir gelişme ama bu sivil toplumun başarısı kamuoyunun başarısı. Bu Tahir Elçi dostlarının ve adalet arayışında Tahir Elçi’yi ve ailesini Diyarbakır Barosu’nu ve Diyarbakır’ı yalnız bırakmak istemeyen herkesin başarısı. bu yüzden toplumsal dikkat ve toplumsal takip dayanışma ve buralarda kalabalık olmak bu yüzden çok önemli. basın bu yüzden çok önemli bir görev yapıyor. bu adalet arayışını izlemeye takip etmeye devam edeceğiz. ömrü boyunca adaletin peşinde koşmuş birisi Dört Ayaklı Minare’nin dibinde hakkı hukuku adaleti vurguluyordu. o sırada hayatına son verildi. devletin bazı yükümlülükleri var. biz ona şahitlik etmek isteriz. Devletin buradaki en önemli yükümlülüğü buradaki tüm sorumluları tüm açıklığıyla ortaya çıkması için adaletin tecelli etmesi için üstüne düşen görevi yaparsa devlet kendi üzerine atılı şüpheleri dağıtmış kendi üzerindeki şüpheden kurtulmuş olacak. Burada gerçeğin üstünün örtülmeye çalışıldığı her adım adaleti vicdanları yaralayacağı gibi kendisine güvenilmesini isteyen herkesten tüm vatandaşlardan bunu bekleyen devlet organizasyonunun inandırıcılığını da sarsacaktır. bu noktada biz davayı takip etmeye hem mağdurlar açısından hem de hepimizin mağdur olduğu hepimizin birden o 4 ayaklı minarenin önünde vurulduğu adalet arayışı açısından bu davayı takip etmeye devam edeceğiz. tüm sivil toplum örgütlerini ve Türkiye de artık bir şeyler değişsin isteyen herkesi bütün itiraz edenleri ya da bu itirazları görüp de vicdanlarında bu kadar da olmaz diyen herkesi bu davayı ve tüm toplumsal davaları takip etmeye buraya yüreklerini koymaya desteklerini koymaya davet ediyoruz.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus