Türkiye Gazeteciler Sendikası Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu Üyesi Gülfem Karataş ile söyleşi: “Her sektörde olduğu gibi medya sektöründe de ilk gözden çıkarılanlar kadınlar oluyor”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu’nun salgın sürecinde çalışan kadın gazetecilerin durumu hakkındaki araştırması, evden çalışmaya başlayan ve sahada çalışmaya devam eden gazetecilerin salgın döneminde yaşadıkları psikolojik, ekonomik ve fiziksel sorunların boyutunu gözler önüne seriyor. TGS Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu üyesi Gülfem Karataş, araştırmayı Medyascope‘a anlattı.

TGS Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu’nun salgın döneminde evden çalışmaya başlayan ve sahada çalışmaya devam eden kadın gazetecilerin katılımıyla yaptıkları araştırma, esnek çalışmanın kadınlar üzerindeki etkisini ortaya koymakla beraber evde çalışmanın olumlu ve olumsuz yönlerine dair çarpıcı sonuçlar içeriyor. Sahada çalışmaya devam eden kadın gazetecileri de kapsayan araştırma, salgının sahadaki gazetecilere etkisine de değiniyor. 

Araştırma sonuçlarına göre, salgın döneminde kadın gazeteciler “bir taraftan işverenlerce haklarının gasp edilmesiyle karşı karşıya kalıyor, bir taraftan da toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle fazladan iş yükü üstleniyor.” Tüm bunlar kadın gazeteciler için çeşitli fiziksel, psikolojik ve ekonomik problemlere yol açıyor. 

“Zaman kullanımı özgürlüğü” yok oldu, ev içi emeğe ücretli iş yükü eklendi 

Gülfem Karataş, kadın gazetecilerin evden çalışmaya dair belirttiği tek olumlu gelişmenin trafik sorunun ortadan kalkması olduğunu söyledi ve ekledi: “Katılımcıların çoğu İstanbul’da yaşayan kadın gazetecilerdi. İstanbul’daki yoğun trafik ve bir yerden bir yere ulaşmak için kalabalık toplu taşıma araçlarının kullanılması gibi sorunların ortadan kalkması, kadın gazetecilerin evde çalışmaya başlamasının olumlu olan tek yönü.” 

Evden çalışmaya başlayan kadın gazetecilerin yaşadıkları olumsuzlukların sayısı ise çok daha fazla. “Halihazırda Türk toplumunda, ev içi görünmeyen emeği, çocuk bakımı, ev içi hizmet, yemek yapımı ve temizlik işlerini, toplumsal cinsiyet rolleri kapsamında kadınların üstlendiği sorumluluklar olarak görüyoruz” diyen Karataş, salgın nedeniyle evden çalışmaya başlayan kadınların ev içi emeğine, ücretli emeğin de eklenmiş olduğunu ifade ediyor. Karataş, evde çalışmaya başlayan kadın gazetecilerin günlük rutinlerini anlatırken, durumu “Sabah herkes online toplantılara katılıp işinin başına geçerken; kadın gazeteciler bir taraftan haber yaparken, haberle ilgilenirken ve gündemi takip ederken, bir taraftan da temizlik yapmak zorunda, çocuğu varsa çocuk bakımını üstlenmek zorunda kalıyor. Bunun yanı sıra, üç öğün yemek de hazırlamak zorunda” diyerek özetliyor. 

Kadın gazetecilerin ev içinde iş bölümü sağlanamadığından ötürü yıprandığını söyleyen Karataş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ev içinde görünmeyen emek, kadınların üzerindedir, kadınların yüküdür. Erkekler, eşit oranda ev içi emeği paylaşmadığı sürece kadınların emeği yok sayılmaya, görülmemeye ve “özgür zaman kullanımı” adı altında daha fazla köleleşmeye giden bir noktaya varıyor.” 

Kadın gazetecilere karşı hak ihlalleri, salgın döneminde hayatlarının her alanına yayıldı

Karataş, kadın gazetecilerin yaşadıkları ayrımcılığın toplum nezdinde ve ev içinde sınırlı kalmadığını da belirterek şunları söyledi: “İşveren tarafından yapılan hak gaspları var. Kadın gazeteciler salgın sürecinde sadece mesai saatleri çerçevesinde çalışmadılar. Gündem ne kadar yoğunsa kadın gazetecilerin çalışma süreleri de o kadar uzadı. Bu dönemde işverenlerde, evde çalışan kadın gazeteciler evde oldukları için ‘çalışmıyor’ algısı oluştu. Ancak bir işyerindeyken bir kişinin molası, yemek arası olurken; evde bu molalardan, yemek aralarından bahsetmek mümkün olmuyor”.

Karataş bu noktada, kadın gazeteciler için mesai saati kavramının yok olduğunu, çalışma saatlerinin belirsizleştiğini ve iş yoğunluğunun arttığı belirterek konuyu, “Çeşitli sosyal medya platformları üzerinden gece geç saatlerde arana kadın gazeteciler var” diyerek örneklendirdi. 

Gülfem Karataş

Araştırma sonuçlarına göre, salgın döneminde kadın gazetecilerin yaşadıkları zorlukları, evden çalışanlar için “Esnek çalışma modeliyle birlikte dinlenme zamanlarının olmamasından kaynaklı boyun, bel fıtığı, göz bozuklukları, sürekli mouse ve mousepad kullanmaktan kaynaklı bilek ağrıları yaşayan kadınlar oldu” diyerek özetlemek mümkün. Sahada çalışan kadın gazeteciler ise işverenlerin kendilerine sadece dezenfektan ve maske tedariki sağladıklarını ve haber takibi sırasında toplu taşıma aracı kullanmak zorunda kaldıkları için bulaş tehlikesiyle karşı karşıya kaldıklarını belirtti. Karataş ayrıca “Bulaş riski bunca fazlayken kadın gazeteciler, koronavirüs kapmış olma şüphesi durumunda, yapılması gereken kendi bütçelerinden karşılamak zorunda kaldı” dedi. Karataş’a göre bu olaylar münferit değil. İşverenlerin genel tavrı, “zayıf halka” olarak gördükleri kadınları gözden çıkarmaya dayanıyor. 

Çözüm: Dayanışma

“Her sektörde olduğu gibi medya sektöründe de ilk gözden çıkarılanlar kadınlar oluyor” diyen Karataş, salgın sürecinde kadın gazetecilere yönelik artan ve hem ev içinde hem de iş hayatında karşılaştıkları ayrımcılığın son bulması için dayanışmanın önemine dikkat çekiyor. “Bizim bir arada durmamız, dayanışma içinde olmamız ve yetkililerin de bize kulak vermesi, harmoni içinde çalışmaları gerek” diyen Karataş, dayanışma ile tüm bu olumsuzlukların sebep olduğu çok boyutlu sorunların son bulabileceğini söylüyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus