“Pandemi Döneminde Öğretmen Olmak” kitabı üzerine söyleşi: “Bu dönemde öğretmen olmak bana güçlü durmam gerektiğini öğretti”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Kalkınma Atölyesi Kooperatifi bünyesinde çalışmalar yapan Eğitim Atölyesi’nin hazırladığı “Pandemi Döneminde Öğretmen Olmak” kitabı yayımlandı. Kitapta öğretmenlerin koronavirüs salgını döneminde karşılaştıkları zorlukları ve bunlarla nasıl başa çıktıklarını, süreç boyunca hissettiklerini doğrudan öğretmenlerin kaleminden okumak mümkün. Salgında öğretmen olmanın anlamı üzerine Eğitim Atölyesi’nden eğitim uzmanı Gözde Polatkal ve kitapta deneyimlerini paylaşan öğretmenler Sinan Alp, Gözde Uysal ve Sezer Demir ile konuştuk.

Sosyal kalkınma alanında Türkiye’deki ve dünyadaki mevcut çalışmalara katkı sunan ve bu amaçla farklı disiplinlerden uzmanlarla çok yönlü çalışmalar yapan, kâr gütmeyen bir kooperatif olan Kalkınma Atölyesi bünyesindeki derinlikli çalışma alanlarından biri de eğitim. Kalkınma Atölyesi’nin bu alandaki çalışmalarını ise Eğitim Atölyesi yürütüyor. Eğitim Atölyesi, bir okulun iyi olma halini desteklemeye yönelik okul iklimi çalışmalarından mevsimlik gezici tarım işçisi ailelerdeki çocukların eğitime erişimini artırmaya kadar pek çok farklı alanda çalışmalar yapıyor. 

Eğitimi, sosyal kalkınmanın bir aracı olarak gören Eğitim Atölyesi, çeşitli projelerde birlikte çalıştığı pek çok öğretmenden, salgın sürecinde yaşadıkları sıkıntıları ve zorlukları duydukça içinden geçilen bu dönemin bir hafızasını oluşturmak istemiş. Bu fikirden yola çıkan atölye, halihazırda temasta oldukları öğretmenlere söz vererek salgın sürecinde yaşadıkları deneyimlerini içeren bir kitap hazırladı. Alışageldiğimiz şekilde verilere, istatistiklere değil, deneyimlere dayanan bir kitabın daha samimi ve sahici olacağını düşünen atölye, kitaptaki yazılı kanıtları bir kültür ürünü olarak paylaşıp yaymayı hedefledi.  

“Pandemi Döneminde Öğretmen Olmak” kitabının amacını şu şekilde özetlemek mümkün: Kullanılan araçlar, içerik, erişilebilirlik, zaman, kapsam ve hedefler bakımından öğrencilerin sosyoekonomik düzeylerine göre derin farklılık göstererek devam eden uzaktan eğitim faaliyetlerini, Türkiye genelinde farklı sosyoekonomik parametrelere sahip yerleşim yerleri, okul türleri, sınıf seviyeleri ve farklı avantajlara/dezavantajlara sahip öğretmenlerin deneyimleri ışığında yansıtmak. 

Eğitim Atölyesi’nden eğitim uzmanı Gözde Polatkal, “Bu kitap, salgının başındaki ‘Bu hastalık, tüm sosyal ve ekonomik farklılıkları yerle bir etti. Herkesi aynı çizgiye çekti’ söylemlerinin yanlış olduğunu gösteriyor” dedi. Polatkal’a göre kitap, bazıları için, özellikle kırılgan gruplar için, mevcut sorunların derinleştiğinin hatta kimi zaman katlanarak arttığının bir kanıtı. 

Mardin’de bir köy okulunda öğretmenlik yapan Sinan Alp de kitaba katkı sağlayan öğretmenlerden biri. Alp, eğitimde fırsat eşitliği kavramını ve fırsat eşitliğinin, salgın döneminde ortaya çıkan uzaktan eğitim içindeki önemini değerlendirirken fırsat eşitsizliği tanımını kullanmanın daha doğru olacağını belirtiyor. Alp’e göre, kendisinin öğretmenlik yaptığı bölge gibi dezavantajlı yerlerde salgın öncesinde de sorunlar yaşanıyordu ve yeterli destek görmüyorlardı. Ancak tablet, bilgisayar ve televizyon gibi uzaktan eğitimde kullanılan araçların eksikliği, bunlar eksik olmasa bile telefon şebekelerinin ve internetin çekmemesi, sık sık yaşanan elektrik kesintileri, halihazırdaki eşitsizlikleri artırdı. “Coğrafya kaderdir” sözüne karşılık “Pes etmek insanın kendi tercihidir” diyen Sinan öğretmen, kendisi gibi dezavantajlı bölgelerde, kırılgan gruplarla çalışan binlerce öğretmenin olduğuna dikkat çekti.  

Gözde Uysal da sanayide, tekstilde çalışan, mevsimlik tarım işçiliği yapan öğrencileri bulunan bir öğretmen olarak, uzaktan eğitimin mevcut problemleri daha da derinleştirdiğini belirtti. Çocukların, aile bütçesine katkı sağlamak için çeşitli işkollarında çalışması ya da annesi-babası çalışan çocukların evde kalıp ev işleri yapması ve küçük kardeşlerinin bakımlarını üstlenmek zorunda bırakılması salgın öncesinde de var olan ancak salgın döneminde katlanarak artan sorunların başında geliyor. Kitabın yazarlardan Gözde öğretmene göre, yaşanan bir diğer problem ise çok çocuklu ailelerde, evdeki teknolojik aletlerin yetersizliği. Uysal, evde bir tablet, bilgisayar, televizyon ve telefon olsa bile çok çocuklu ailelerde bu aletlerin paylaşımını yapmanın çok zor olduğunu ve bu nedenle derslere katılamayan öğrencilerin bulunduğunu söyledi.  

“Pandemi Döneminde Öğretmen Olmak” kitabına katkı sağlayan öğretmenlerden Sezer Demir ise salgın sürecinde yaşanan belirsizliklerin ve gerginliğin bir sıkıntı yarattığını söyledi ve bunun eğitimdeki planlamayı engellediğine işaret etti. Demir’e göre planlamanın engellenmesi, öğretmenlerin yeri geldiğinde bir haftalık ders hedefleri konusunda bile önlerini görememesi ve bir haftalık ders programı için alternatif birkaç plan yapmalarına sebep olan bir sorun. Demir, bunu aynı zamanda öğrencilere ve velilere verilen geri dönütlere de ket vuran bir durum olarak değerlendirdi. Sezer öğretmen, bunca belirsizliğin ve gerginliğin üstüne, oluşan sıkıntıların yarattığı bu kaos ortamında sürekli olarak değişen yöntemlere ve kararlara uyum sağlamanın da zor olduğunu belirtti. Öğretmenler için asıl sınavın şimdi başladığını söyleyen Demir, dezavantajlı bölgelerdeki öğrencilerin maruz kaldığı fırsat eşitsizliklerinin artarken diğer öğrencilerin avantajlı konumda olma sürelerinin çok uzadığına dikkat çekti. Ardından, bunca zamandır maruz kaldıkları uzaktan eğitime alışan çocukların, motivasyon kaybı yaşamalarını engellemenin de öğretmenler için zorlu bir sınav olduğunu ekledi.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus