Sedat Peker’in açık ettiği: Derin değil sığ

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Hakkında yakalama kararı çıkartılan Sedat Peker, Şahsıma yapılan kanunsuzlukların taşeronu Mehmet Ağar ve Pelikancılardır başlıklı 41 dakikalık bir video ile kendini savundu ve karşı saldırıya geçti. Bu video, Peker’in “derin devlet” olarak tanımladığı yapının pek de derin olmadığını açık ediyor.

Yayına hazırlayan: Mehmet Yaşar Altundağ

Merhaba, iyi günler. Bugün ikinci yayınla karşınızdayım. Sedat Peker’in en son yayınladığı 41 dakika 30 saniyelik video hakkında bir şeyler söylemek istiyorum. Videonun başlığı “Şahsıma yapılan kanunsuzlukların taşeronu Mehmet Ağar ve Pelikancılardır” diye bir video. Reis Sedat Peker diye Youtube hesabından yüklenmiş. Sedat Peker yine büyük bir masada, daha önceki videolardaki yerle aynı yer olsa gerek, ama bu arada kendisine operasyonlar yapıldı. Eski yerinde mi devam ediyor, başka bir yere mi taşındı, bunları bilmek açıkçası tam mümkün değil. Ama yurtdışında olduğunu biliyoruz, Türkiye’de değil. Zaten yaptığı videoda kendisine yönelik operasyonlar hakkında konuşuyor. Başında diyor ki: “Daha önceki videoda beni Nisan ayında çağıracaklarını söylemiştim, ama mevcutlu bir şekilde çağıracaklarını sanmıyordum.” Onun beklentisi, yurtdışına gittikten sonra bir şekilde Türkiye’de siyasî iktidarla, devletle barışacak ve “Artık geri gelebilirsin” denecekmiş kendisine, beklentisi buymuş. Ama bunun tam tersine, hakkında yakalama kararı ve en çok şikâyet ettiği husus: Evine girilip eşine ve çocuklarına yönelik polislerin operasyon sırasında yaptıkları. Zaten sürekli olarak, “Kız çocuklarımın bir gözyaşı için dünyayı yakarım ve yakacağım” diyor, iddiası bu. 

Öncelikle şunu söylemem gerek, çok ilginç bir dekorasyonla karşı karşıyayız. Daha önceki masayla aynı olması lâzım. Hatırlarsanız “Postmodern medya savaşları” diye bir yayın yapmıştım. Orada da Sedat Peker’in yaptığı videoları ve karşıtlarının yaptıkları videoları ele almıştım. Yine böyle bir aynalı masa vardı, muhtemelen aynısıdır. Burada önde bir tespih var, yakası bayağı açık bir beyaz gömlek, bir bardak su, bir kitap: Omerta, İtalyan mafyasında suskunluk yasası. Beyaz kâğıtlar, arkada bir televizyon ekranında Alparslan Türkeş gözüküyor. Bir tarafta CD’ler, bir bardak su — ki kaydın belli bir ânında bir bardak suyu da içiyor. Bizim Ahmet Şık bununla ilgili sosyal medyada, bütün bu mizansendeki her türlü objeyi ayrı ayrı değerlendirmişti. Başkaları da yaptı. Ahmet’in yaptıkları da çok güzeldi. Mesela, “Beyaz sayfa açmak istiyor” diyor. Zaten burada şöyle bir husus var: Bu videoyu izlediğiniz zaman görüyorsunuz ki, “Hep birlikte yaşadık ne yaşadıysak. Hepimiz birbirimizi biliyoruz, benimle uğraşıyorsanız ben de sizinle uğraşırım, önümüzdeki yeni günlerde yeni yeni videolar yapacağım ve bunları anlatacağım, üstüme gelirseniz ben de sizin üstünüze giderim” yayını. Burada tabii ilginç olan, Mehmet Ağar’ın adını alenen vermesi ve Mehmet Ağar’ın geçmişini bir kenara bırakıp bugünü üzerine birtakım ifşalarda bulunması ve daha da bulunacağını îmâ etmesi. Ağar’ın yanına Pelikancılar’ı eklemesi ve bunların da taşeron olduğunu söylemesi. Yani Ağar var, Pelikancılar var; bunlar Sedat Peker’e yönelik operasyon yapıyorlar, ama onlar da aslında gerçek aktörler değil. Kendileri adına değil başkaları adına hareket ediyorlar. O başkaları kimdir? Açıkçası şu âna kadar benim videodan anladığım: Henüz bu yok. Önümüzdeki günlerde olacak mı bilmiyorum. Videonun kendisi başlı başına, sessiz olarak izlediğiniz zaman dahi, birçok şeyi anlatıyor. Bir kere vücut hareketleri var, ellerini birbirine sık sık vurması var. Çok kere iç geçiriyor, bir şikâyet hâli var. Bu bir anlamıyla kendisine ihanet edildiğini düşündürtüyor. Dile getirdiği olaylar, özellikle Azerbaycanlı iş insanı Mübariz Mansimov, Türk vatandaşı olunca Kurbanoğlu soyadını almıştı, onunla ilgili söyledikleri var. Biliyorsunuz FETÖ’den tutuklandı. daha sonra 5 yıl hapis cezası verildi ve şu anda tahliye oldu, ev hapsinde. Bu konuyu ele alıyor ve başka örnekler de veriyor. Bunun detaylarını Gazeteduvar’da Bahadır Özgür çok ayrıntılı bir şekilde yazdı, Tamamen açık kaynaklarla. Bunu merak edenler o yazıya bakabilirler.

O yazıda da görüldüğü gibi bu olay, Sedat Peker’in hayatı, Mehmet Ağar’ın hayatı; bütün bunlar AKP iktidarının ürünü olaylar değil. Geçmişten gelen bir şey: Türkiye’de yeraltı dünyası, bu tür karanlık işler, derin devlet… Şöyle bir şey var, bunu artık hepimiz biliyoruz, Susurluk Kazası’yla beraber iyice alenileşmişti: Yeraltı dünyası denilen dünya devletten bağımsız bir şekilde hareket etmiyor, en azından devletin bazı kanatlarıyla –ki buna “derin devlet” deniyor– beraber hareket ediyor. Yoksa tek başlarına, devlete rağmen varlığını sürdüren bir mafya yapılanması yok. Yeraltı dünyasının bazı insanları süreklilik arz ediyorlar, bazıları arz edemiyor; dönem dönem kimileri geri planda kalıyor, kimileri öne çıkıyor, kimileri tasfiye ediliyor, kimileri tam tersine palazlanıyor. Sedat Peker, Mehmet Ağar ve burada adı geçen ve geçmeyen, Alaattin Çakıcı mesela, daha öncesinde Sedat Peker’le atışmaları oldu, daha sonrasında aracılarla aralarının düzeldiği söylendi; ama anlaşılan, şu hâliyle bakıldığı zaman yine aralarında sorunlar var. Bu kişiler AKP döneminin ürünü değiller. İlginç olan, AKP döneminde de bu kişilerin varlıkları devam ediyor. Türkiye’de sistem tartışması, “AKP, Erdoğan iktidarı rejimi değiştirdi veya değiştirmedi, şeriatı getiriyor veya getirmiyor”… bütün bu tartışmaları tabii ki ciddiye almak lâzım, üzerinde durmak lâzım. Ama bir bakıyoruz ki sistemin temelinde var olan birtakım ilişkiler, yani bir zamanlar o çok kullanılan, daha sonra bir süre kullanılmaz olan “derin devlet” kavramının yine bugün geçerli olduğunu; bazı isimlerin yeraltı dünyasından bazı isimlerle ilişkilerinin tekrar gündemde olduğunu, bazıları çok rahat ederken bazılarının rahat edemediğini, kara para aklama şu bu derken ortada çok büyük rakamların döndüğünü ve bu rakamların devletin bilgisi dahilinde döndüğünü, birtakım önemli mal varlıklarının –ki Sedat Peker’in yayınında da bunlardan örnekler veriliyor– el değiştirdiğini, bütün bunları görüyoruz. 

Demek ki, Türkiye’de birçok şey değişiyor olabilir, ama değişmeyen bazı şeyler var. O da Türkiye’de yeraltı dünyasıyla devletin bazı kesimlerinin koordineli şekilde hareket ediyor olmaları. Sedat Peker sık sık “derin devlet” diyor bu videosunda. Ama bütün bu anlattıklarından baktığımız zaman, aslında çok da derin bir şey yok; aslında sığ bir şey var, aslında geçmişin bir tekrarı var. Aralarında birtakım sorunlar yaşıyorlar — biz bunları bilmiyoruz. O sorunları açık açık söylemiyorlar, birbirlerine şifreli mesajlar yolluyorlar, değişik değişik mesajlar yolluyorlar. Kimi zaman –bu son dönemin özelliği– sosyal medya üzerinden, kimi zaman bir mahkeme kararıyla, kimi zaman medya üzerinden… Sedat Peker kendisine yönelik operasyonun medya ayağını Pelikancılar tarafından yürütüldüğünü ifade ediyor, bunu da bir not olarak düşmek lâzım. Ama baktığımız zaman bütün bunlarda bir derinlik yok. Çok basit şeyler yaşanıyor. Burada temel husus şu: Devletin kanunları işletmemesi, devletin bazı kişilere yönelik kanunları işletmemesi gibi basit bir şeyle varlığını sürdüren yapılar söz konusu. Çeteler söz konusu. Çeteler, ki AKP iktidarının ilk yıllarında en önemli iddialarından birisi “çetelerle mücadele” meselesiydi, onca zaman geçti Türkiye’de hâlâ çeteleri konuşuyoruz, yeraltı dünyasını konuşuyoruz. Yeraltı dünyasının birtakım önde gelen isimleri rahat rahat hareket ediyorlar, herkesi tehdit ediyorlar ve başlarına hiçbir şey gelmiyor. Bunların bir örneği Sedat Peker’in ta kendisiydi. Başkanlık sistemine karşı çıkanlara da o saldırdı, Barış Akademisyenleri’ne de o saldırdı. Mitingler düzenledi Erdoğan’a destek için. “Reis” olarak adlandırıldı. Şu anda iktidar yanlısı olarak bildiğimiz birçok gazeteci ona methiyeler düzdü. Aynı kişiler şimdi Sedat Peker’e yönelik operasyonlara methiyeler düzüyor. Sedat Peker bundan 4 yıl önce de aynı Sedat Peker’di, bugün de aynı Sedat Peker. Yani son anda yanlış bir şey yaptı da, kanunlara aykırı hareket etti de hakkında bir soruşturma açılmış değil. Belli ki bir çıkar çatışması yaşandı ve birileri onu tasfiye etmeye çalışıyor. Tasfiye etmeye çalışanlar da şu hâliyle bakıldığı zaman, devletten belli ölçülerde kendilerine destek buluyorlar. Aslında olay bu kadar basit. 

Peki Sedat Peker ne yapıyor, ne yapmak istiyor? Bir kere öncelikle kendini kurtarmak istiyor, rahatlamak istiyor. Şu hâliyle kanun kaçağı. Yurtdışında ve Balkanlar’da olduğu söyleniyor. Karadağ’da olduğu söyleniyordu. Hâlâ orada olabilir. Hakkında arama emirleri var. Değişik iddialar dile getirilmişti, kaçtı gitti diye. Olabilir; ama Türkiye’de olmadığı muhakkak. Belli ki birtakım imkânlarıyla kendisinin bu yasadışı hâlini, kaçaklık hâlini finanse ediyor. Ama bu sürdürebilecek bir şey değil. Bir de şunu unutmamak lâzım. Böyle çarkların sürebilmesi için birtakım faaliyetlerin de sürebilmesi lâzım. Belli ki operasyonlar kapsamında Türkiye içerisindeki finans kaynakları daraltılıyor. O da sonuçta elindeki bilgilerle karşı tarafa mesajlar yollayıp, “Siz benimle uğraşırsanız ben de sizinle uğraşırım.” diyor. Ne yapabilir? Arkasında bir devlet desteği olmadan ne yapabilir? 

Burada yapabileceği, devlete, iktidara, kendisini tercih etme çağrısı yapabilir. Anladığım kadarıyla artık bu çok zor. Böylece bir şekilde kaybının kesinleştiği bir anda, kaybederken kendisine kaybettirenlere de alabildiğine kaybettirmek isteniyor anlaşılan. Sonuç olarak baktığımızda, kendi aralarında bir kapışma bu. Ama diyor ki: “Uzun uzun bunları konuşacağız”. Şimdi, Sedat Peker daha önce Ergenekon zanlılardan eski general Veli Küçük’le gündeme gelmişti; sonra baktık ki Fethullahçılar’ın yayın organı olan Aksiyon’a konuştu. Bir şekilde yolunu Ergenekon’da yargılanan askerlerden ayırmaya çalıştı. Daha sonrasında Ergenekon operasyonlarının birinci dereceden sorumluluğunu üstlenmiş Erdoğan’ın yanında açık bir şekilde yer aldı. Ona kalkan oldu. Tabii ona kalkan olurken de devletin ilgili birtakım birimlerinin kendine kalkan olmasını sağlamak istedi. Bunu da bir ölçüde başardı. 

50 yaşındaki birisinden bahsediyoruz; ama çok genç yaştan itibaren bu dünyanın içerisinde olan birinden bahsediyoruz. Örneğin Marmara Depremi’nden sonra Sakarya’ya gittiğimde –kendisi Sakaryalı, Adapazarı doğumlu ama aslen Karadenizli–, Sakarya’da onun açtığı aşevlerini görmüştüm ve kocaman pankartlar vardı. O zaman 28 yaşındaydı, daha 30 yaşında olmamışken bile Sedat Peker vardı, adı vardı ve bir şekilde biliniyordu. İlginç, mesela videoda Goebbels’ten bahsediyor: “Daha genç yaştayken Goebbels’le ilgili bir kitap getirttim ve Almanca bilen arkadaşlarıma çevirttim”. Goebbels biliyorsunuz Hitler’in sağ kolu ve dünyada faşist propagandanın, Nazi propagandasının mimarı olarak bilinir. Yalanlar kamuoyuna nasıl aktarılır, bunun uzmanı olarak tarif edilir. Bunları daha 20’li yaşlarındayken okuduğunu söylüyor. Kendisine yönelik yapılan kampanyaları da Goebbels esintili kampanyalar olarak tanımlıyor.

Videoya baktığımızda görüyoruz ki Sedat Peker’den geriye kendisi kalmış. İddiası şu: “Ben sizle baş ederim”. Bunu yaparken de birtakım vücut hareketleriyle, ses tonlamalarıyla –ilginç bir vurgusu var– bunu yapmaya çalışıyor. Ama çok da uzatmaya gerek yok, pek bir şey yapabileceğini açıkçası sanmıyorum, hele bu saatten sonra. Eskiden Türkiye’deyken bayağı bir iddiası vardı. Kendisine karşı çıkanlara, önüne engel çıkarmaya çalışanlara sorunlar yaşatabiliyordu — gazeteciler de dahildir, onlar kendilerini biliyor, onları hizaya getirmesini bilen birisiydi. Şu anda Türkiye’de yeraltı dünyasının kaybedenler kulübünün bir numaralı ismi olarak karşımıza çıkıyor. Bir süre daha bu videolar sürecektir. Ama şu hâliyle bakıldığı zaman, Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuda kendisinin tekrardan kazanılmasına yönelik bir işaret vermediği sürece –vereceğini de sanmıyorum şu hâliyle–, Sedat Peker artık geride kalacak birisi olacak. Fakat umarım bu videolarını sürdürür ve biz de bu videolar sayesinde, “derin” denilen ve birçoklarının korktuğu yapılanmanın aslında ne kadar “sığ” olduğunu, ne kadar kolay bir sistem üzerine inşa edilmiş olduğunu çok da iyi görürüz, görmeye devam ederiz. Bu tür iç kavgalar, zamanında Susurluk’ta yaşanan bir trafik kazasıydı. Trafik kazası bir yığın gerçeği bizim önümüze sermişti. Aslında bilinen şeyleri açık etmişti. Şimdi de Sedat Peker, bildiğimiz ama görmek istemediğimiz ya da göremediğimiz, görmeyi ertelediğimiz şeyleri bizlerin önüne sunuyor. Bunu yaparken de sosyal medyayı kullanıyor, Youtube’u kullanıyor, iyi oluyor, hayırlı oluyor. Sonuçta bu tür kavgalarda, bu tür çekişmelerde, bir kazanan ve bir kaybeden olur; ama kazanan da bayağı bir şey kaybeder. Daha önceki örneklerden bunu biliyoruz. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus