Cumartesi Anneleri davası: Avukatların reddi hâkim talebi geri çevrildi, bir sonraki duruşma 24 Kasım’da

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’nda 25 Ağustos 2018’deki 700. hafta buluşmasında gözaltına alınan 46 kayıp yakını, hak savunucusu ve destekçiye açılan davanın ikinci duruşması yapıldı.

46 isme “kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” suçlamasının yöneltildiği davanın ikinci duruşması İstanbul-Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

10.00’da başlayacağı duyurulan duruşma için sanıklar salona 12.20’de alındı, mahkeme başkanı ise salona 12.42’de geldi. Duruşmada söz alan avukatlar suçun unsurlarının oluşmadığını belirterek bu aşamada beraat talebinde bulundu, mahkeme başkanı ise bu talebi reddetti. Sekiz kişi savunmasını yaparken kayıp yakınları, kayıplarının fotoğrafları ile kürsüye çıktı, karşılaştıkları polis şiddetini ve kayıplar mücadelesini anlattı. 

Mahkeme başkanının sanık beyanlarına müdahalesine ve sanıklara gösterdiği fotoğraflara avukatlar ve duruşmayı izleyen CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal tepki gösterdi.  Mahkeme başkanı ise duruşmaya ara verip salonu boşalttı.  Aranın ardından CHP’li Tanal’ın salona alınmayacağına dair yazılı tutanak verildi. 

Mahkeme başkanı avukatların davadan çekilme talebini reddetti ve avukatların reddi hâkim talebini de talebin yargılamayı uzatmaya yönelik olduğu gerekçesiyle “geri çevirdiğini” belirterek duruşmaya devam etmek istedi. Avukatlar ise bu durumda duruşmaya devam edilemeyeceğini belirtti. Hâkim, avukatların itirazlarına karşın reddi hâkim talebinin ardından beş dakika sonra duruşmaya devam etmek istediğini söyleyerek salondan çıktı. Hâkim salondan çıktıktan sonra avukatlar ve sanıklar salonu boşalttı. 

Hakim geri geldiğinde sadece basın mensupları salondaydı. Duruşmaya son verdiğini duyuran hâkim, gelecek duruşmanın 24 Kasım saat 10.30’da yapılacağını söyledi.

Duruşma sonrası adliye önünde konuşan avukatlar, reddi hakim talebini üst mahkemeye taşıyacaklarını belirtti.

Avukatların taleplerine ret

Avukat Öztürk Türkdoğan, böyle bir davanın aslında hiç olmaması gerektiğini söyledi ve Cumartesi Anneleri eyleminin Türkiye’nin en uzun soluklu sivil itaatsizlik eylemi olduğunu anlattı. Türkdoğan, suçun unsuru oluşmadığından beraat talebinde bulundu ve şunları söyledi:

“Adalet aramak ve hakikat aramak en doğal haktır. Meşru bir oturma eyleminin yasaklanması ve bu şekilde dava açılmasının hukuki olmadığı kanaatindeyim. Derhal beraat talebimiz var.”

Mahkeme başkanı ise “derhal beraat” talebini de İstanbul Barosu Başkanlığı’na bu davada gözlemcilik statüsü verilmesi talebini de reddetti. 

Besna Tosun: “Babamın zorla kaybedilmesinden sorumlu olanlar yargılanmalıydı

Cumartesi İnsanı Besna Tosun, babası Fehmi Tosun’un 19 Ekim 1995’te üç sivil polis tarafından evinin önünden kaçırılıp gözaltına alınışını ve kaybedilişini anlattı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tespitlerine ve hükümetin suçu üstlenmesine rağmen takipsizlik kararı verilen hukuk mücadelelerini hatırlattı.

Tosun, 700. haftada yaşananları ise şöyle aktardı:

“Polis ekipleri eylemin İçişleri Bakanlığı tarafından yasaklandığını ve hemen meydanı terk etmemiz gerektiğini söyledi. Bizler daha neler olduğunu anlamadan polis müdahalesi başladı. 699 hafta boyunca gerçekleşen barışçıl buluşmamız 700. haftada ağır polis şiddetiyle engellendi. Dünyanın gözü önünde polis şiddetine maruz kaldık. Gözaltında saatlerce ters kelepçeyle bekletildik, hakaretlere ve galiz küfürlere maruz kaldık. Daha sonraki haftalarda da İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nin sokağında sistematik olarak polis şiddetine maruz kaldık. Darp raporlarımıza ve olay anına ait görüntülere rağmen savcılığa yaptığımız suç duyuruları takipsizlikle sonuçlandı. Bugün ise burada hakları ihlal edilen ve polis şiddetine maruz kalan bizler yargılanıyoruz. Bugün burada yargılanan, babamın zorla kaybedilmesinden sorumlu olan yani insanlığa karşı suç işleyen kişiler olmalıydı ama babamızı aradığımız için, adalet istediğimiz için, kardeşimle birlikte biz yargılanıyoruz.”

“Babamı aramaktan vazgeçmeyeceğim”

Besna Tosun, 700. haftayla birlikte Galatasaray Meydanı’nın yasaklanmasıyla ilgili olarak da şunları söyledi:

“Zorla kaybedilen sevdiklerimizin nerede olduğunu bilmeye hakkımız var. Hakikati bilme hakkımız var. Adalete ulaşmaya hakkımız var. Bu haklarımızı talep etmeyi suçmuş gibi gösterenler insanlığa karşı suç işleyenlerin hesap vermesini engelliyor.

151 haftadır polis bariyerleriyle kapatılan Galatasaray Meydanı, 26 yıllık umudumun ve direncimin tanığıdır ve gözlerimin önünde gözaltına alınarak kaybedilen babam Fehmi Tosun ile kurduğum tek bağdır. Babamla buluştuğum tek mekandır. ‘Galatasaray Meydanından vazgeçin’ demek, ‘Kaybedilen sevdiklerinizden vazgeçin’ demektir, ben vazgeçmiyorum.

Bu ülkenin geçmişi acılarla, kayıplarla dolu. Yönetenler geçmişte işlenen insanlık suçlarıyla yüzleşmek yerine, geçmişi hatırlatan her şeyin etrafına inkâr duvarları örüyor. Yargı makamları bize yaşatılanlar karşısında sadece susuyor. Hiç kimse susarak, gerçeğin üzerini örterek, geçmişin yükünden kurtulamaz.

Geçmişi değiştirmek mümkün değil. Ancak geçmişle hesaplaşarak geleceği kurtarmak mümkün. Bizler bir daha aynı acıların yaşanmaması için, geçmişi unutmak ve bastırmak yerine hatırlamayı ve geçmişimizi karartanlardan adil bir yargı önünde hesap sormayı seçtik. Bunun için mücadele ediyoruz, yani geleceğimiz için. 

Yıllardır Galatasaray Meydanı’ndan, zorla kaybedilen babamın başına ne geldiğinin araştırılmasını, yaşıyorsa kurtarılmasını, öldüyse bedenin usulüne uygun gömüldüğü yerden çıkartılıp bize teslim edilmesini istedim. Tek bir savcı söylediklerimi dikkate almadı, kendiliğinden soruşturma açma görevini yerine getirmedi. Anlattığımız insanlığa karşı suçla ilgili harekete geçmeyen, etkin soruşturma ve kovuşturma yürütmeyen yargı makamları benim yargılanmam için harekete geçti.

26 yıldır yaşamından umudumu kestiğim anlarda bile babamı aramaktan vazgeçmedim. Vazgeçmem! Onu bulmak, onunla vedalaşmak istiyorum. Yasımı tutmak istiyorum ve bugün bunu istediğim için yargılanıyorum.

26 yıldır babamın akıbetini öğrenmek ve onu kaybedenlerin adil bir yargı önünde hesap vermesini istediğim için yargılanıyorum. Hiçbir hukuki dayanağı olmayan keyfi yasaklarla, baskı ve şiddetle bizleri korkutmak ve susturmak istiyorlar, susmayacağım!

26 yıldır aradığımız mezarsız sevdiklerimizi unutmamızı istiyorlar, unutmayacağım! Onlardan vazgeçmemizi istiyorlar. Kaç yıl geçerse geçsin ve bedeli ne olursa olsun ben babamı aramaktan asla vazgeçmeyeceğim.”

Besna Tosun, mahkeme başkanının sorusu üzerine eylem günü bir uyarı duymadığını, eylemin yasaklanmasına dair tebliğden haberi olmadığını söyledi. Mahkeme başkanı Tosun’a ayrıca, darp raporu alan ve müşteki olan kolluk kuvvetleri hakkında bilgisi olup olmadığı sorusunu yöneltti.

Tosun’un avukatı ve Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, “Türk yargısı için bu utanç davasıdır” dedi. Eren, “derhal beraat” talebinde bulunurken  “Eğer derhal beraat kararı vermezseniz bu dosyanın Türkiye açısından ihlale konu olacağını hatırlatmak istiyorum” diye konuştu.

Gamze Elvan: Cumartesi Anneleri’nin arayışı hepimize örnek oluyor

Beş yıldır İnsan Hakları Derneği’nde (İHD) gönüllü olarak çalıştığını belirten Gamze Elvan, kardeşi Berkin’in Gezi olayları sırasında polis tarafından vurulup öldürülmesinin ardından adalet arayan biri olarak adalet arayan herkesin yanında olmaya çalıştığını söyledi. Beraatını talep eden Elvan şöyle konuştu:

“Ben Besna’dan, İkbal abladan şanslıyım çünkü en azından bayramlarda, anmalarda gidebiliyorum mezarına, bir karanfil bırakabiliyorum, yas tutabiliyorum. Ben yine Besna’dan, İkbal abladan ve Hanife anneden şanslıyım çünkü kardeşimi öldüren katillerden biri kısmen de olsa yargılandı ve ben hesap sorabildim. Ama Besna, İkbal abla öyle değil. Onlar sevdiklerini arıyorlar, nerede olduklarını bilmiyorlar. Ve bu arayış hepimize örnek oluyor. Ben de bu yüzden Cumartesi Anneleri’nin haklı adalet arayışına elimden geldiğince destek olmaya çalışıyorum. 

700. haftada da her hafta olduğu gibi Galatasaray Meydanı’ndaydık. Orada polis şiddetine bizzat maruz kaldım, polis şiddetine tanık oldum. Bu sadece 700. haftada değil, sonraki haftalarda da böyle devam etti. Cumartesi Anneleri’nin ve onlara destek olanların kayıplarla buluşma mekanı olan Galatasaray yasaklandı. 

Sevdiklerimizi bizden alanlar bu mahkeme salonlarında yargılanmalı, bizler değil.  Yargı makamı gözaltında kaybetme suçunu araştırmalı ve sorumluları cezalandırmalı, sevdiklerini arayanları değil. Cumartesi Anneleri’nin mücadelesine nefes aldığım sürece destek vermeye devam edeceğim.  Talepleri karşılanana kadar onların yanında olacağım. Bu hiçbir zaman değişmeyecek.”

Özge Elvan: Cumartesi Anneleri’nin mücadelesine destek olmaya devam edeceğim

Özge Elvan, Cumartesi Anneleri ile yollarının kardeşi Berkin Elvan’ın Gezi direnişinde vurulduğu dönemde kesiştiğini ve ortak acılarının onları birbirine kenetlediğini anlattı. 700. haftada destek için orada olduğunu ve kayıp yakınları ile hak savunucularının maruz kaldığı polis şiddetine tanıklık ettiğini söyledi:

“Çok acı ama kardeşimin bir mezarı olması belki de bizi Cumartesi Anneleri’nden ayıran tek fark. Kardeşimin mezarının olması tabiri caiz ise bizi Cumartesi Anneleri’nden daha şanslı kılmakta. Bu çok acı ve vahim bir durum. Cumartesi Anneleri’nden Gezi’ye değişmeyen şey şiddetin geleneksel bir yöntem olarak kullanılmasıdır.”

Beyanını “Cumartesi Anneleri’nin bu haklı mücadelesine elimden geldiğince destek olmaya çalıştım yanlarında olmaya çalıştım ve olacağım da” diyerek sürdüren Elvan, “derhal beraat” talebinde bulundu.

Sinan Arslan: Ters kelepçe takıp darp ettiler

Sinan Arslan, 700. haftada alan düzenlemesi yaparken başta polislerin yardımcı olduğunu ancak sonra gelen yeni ekibin şiddet uyguladığını anlattı. Arslan, bir polisin kendisine küfredip darp ettiğini söyledi:

“Alan düzenlemesi yaparken başta polisler yardım ediyordu, başka bir ekip geldi, insan hakları savunucuları ile konuşurlarken yaşlı kadınlara şiddet uygulamaya başladılar. Üç-dört polis ters kelepçe ile gözaltı aracına aldılar. Kafama vücuduma darbeler vurdular.”

Gamze Elvan, Özge Elvan ve Sinan Arslan’ın avukatı Çiğdem Akbulut, toplanabilecek başka delil olmadığını belirterek derhal beraat kararı verilmesini talep etti.

Kenan Yıldızerler:  Anayasal hakkımı kullanmak için oradaydım

Yargılananlardan Kenan Yıldızerler, “Ben 20 yılı aşkın süredir İnsan Hakları Derneği’nin aktif ve gönüllü üyesiyim. Defalarca şiddete maruz kaldım, en son 2015’te Suruç katliamında 33 düş yolcusunu yitirdiğimiz patlamadan sağ olarak kurtuldum. İHD’ye gitmem için çok gerekçe var. İHD’nin tüm etkinliklerine katılmayı istedim. 700. haftada Galatasaray Meydanı’na gittiğimizde polis şiddetine maruz kaldık, ters kelepçe ile yere yatırılıp gözaltına alındık. Anayasal hakkımı kullanmak için oradaydım. 2015’ten beri ‘Suruç için adalet’ demeye devam ediyorum. Suçlamaları kabul etmiyorum. Mesleğe başlamadan anayasal düzenlemeyi korumaya yemin ettiniz. Ben adalet arayışçısıyım, adalet arıyorum” diye konuştu.

Mahkeme başkanının müdahalelerine avukatlardan tepki 

Mahkeme başkanının “Savunmanın dışına çıkma”  diyerek müdahale etmesine avukatlar ve sanıklar tepki gösterdi. Mahkeme başkanı tepkilere söz almadan konuşanın salondan çıkarılacağını söyleyerek yanıt verdi. Avukat Ahmet Cihan, savunmayı kısıtlamanın doğru ya da hukuki olmadığını belirtirken mahkeme başkanı sözünü keserek “Duruşma yönetimi hâkime ait. Hâkim, bir sanığın savunma sınırı kapsamında olup olmayacağına karar verecek kişidir” dedi.

Mahkeme başkanının sanıklara olay gününden gösterdiği fotoğraflara avukat Levent Pişkin tepki gösterdi. Pişkin, hâkimin göstereceği fotoğrafların sanık hakkına aykırı olarak alındığını belirterek, fotoğrafların gösterilmemesini talep etti. Başkan talebi reddetti.

Mahkeme başkanının sanıkların beyanlarına müdahele etmesine tepki gösteren avukatlar, sanıklara gösterdiği fotoğrafların da hukuka aykırı alındığı yönünde itirazlarda bulundu. Seyirciler arasındaki CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın “Hukuka aykırı yargılama yapamazsınız” demesi üzerine mahkeme başkanı “Güvenliği çağırın, salonun dışına çıkın” dedi.  Tanal milletvekili olduğunu ve çıkmayacağını belirtince mahkeme başkanı, yargılamaya salon boşaltılana dek ara verdiğini söyledi.

Mahmut Tanal’ın salona alınmasına engel

Salon boşandıktan sonra mübaşir, herkesin gireceğini ancak Mahmut Tanal’ın salona giremeyeceğini söyledi. Duruşma tekrar başlarken Tanal’ın salona alınmayacağına dair yazılı tutanak verildi. Tutanağın fotoğrafının çekilmesine güvenlik görevlileri müdahale etti. 

Çekilme talebine ret

Aranın ardından Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren söz alırken mahkeme başkanı bu sırada da müdahalelerde bulundu.

Eren, “Müvekkilimizlerimizin talebine ilişkin itiraz ve değerlendirmelerimizi almama tutumuna girdiniz. Müvekkilimize yönelik tavrınız, bir yargıcın konuşma ve söylem tarzı değildi. Müvekkilimiz savunma yaptı ve vicdanınıza seslendi, objektifliğinizi yitirmeyin” dedi.

Eren ardından da “CMK 30. madde kapsamında dosyadan çekilmenizi talep ediyorum” dedi. Hâkim talebi reddetti.

Reddi hâkim talebi sonrası duruşmaya devam edilmesine tepki

Avukat Metin İriz, “Hâkimin tutum ve kanaati belirtecek durum hasıl olması nedeniyle bizde yargıcın tarafsızlığı konusunda şüphe yaratmıştır. Bu şüphe, yargılamanın bu aşamadan sonra hâkim tarafından yürütülmesinin adil yargılamaya müdahale teşkil edecektir” diyerek reddi hâkim talebinde bulunduklarını söyledi.

Mahkeme başkanı, talebi yargılamayı uzatmaya yönelik olduğu gerekçesiyle “geri çevirdiği” söyleyerek duruşmaya devam etmek istedi. Avukatlar ise bu durumda duruşmaya devam edilemeyeceğini belirtti.

Mahkeme başkanı, avukatların böyle bir usul olmadığı yönündeki tepkisine, “Sanıkların savunmasını aldırmaya devam edeceğim. İtiraz edersiniz” dedi. Hâkim, “Beş dakika içinde sanık savunmalarına devam edeceğim” diye bağırdıktan sonra salondan çıktı.

Avukatlar salonu boşalttı. Hakim sadece basın mensuplarının olduğu salona geldiğinde duruşmayı kapadı ve bir sonraki duruşmanın 24 Kasım 2021 saat 10.30’da yapılacağını söyledi.

700. kez bir araya gelmişlerdi

“Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle 1995 yılından itibaren her cumartesi Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen kayıp yakınları 25 Ağustos 2018’de 700. kez buluşmak istedi fakat polis engeli ile karşılaştı. Kayıp yakınları, hak savunucuları ve destekçilerin de aralarında olduğu 46 kişi gözaltına alındı, aynı gün serbest bırakıldı. O günden beri Galatasaray Meydanı’nda toplanmaları engellenen Cumartesi Anneleri, 700. haftada karşılaştıkları engelin ardından İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nin önünde açıklamalarını yapıyor ve “Kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” diyor.

46 kişi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu’nca hazırlanan iddianamede 699 hafta boyunca gerçekleştirilen eylem “izinsiz” olarak tanımlandı. Sanıkların “toplanmaya izin verilmeyeceği, eylemin kanunsuz olduğuna dair uyarı yapılmasına rağmen dağılmamaları üzerine gözaltına alındıkları” öne sürüldü.

İddianamede, sanıkların 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 32/1. maddesince altı aydan üç yıla dek hapis cezası ile cezalandırılmaları istendi.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus