Cumartesi Anneleri hakim karşısındaydı: “Polislerin yargılanması gerekirken biz kendimizi burada bulduk”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’ndaki 700. hafta buluşmasında gözaltına alınan 46 kayıp yakınına, hak savunucusuna ve destekçisine açılan davanın ilk duruşması İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.

Sanıklara kKanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” suçlamasının yöneltildiği davanın duruşması İstanbul Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nin salonu küçük olduğu için daha büyük bir salona geçilse de sanıklar, sanık avukatları, basın mensupları ve duruşmayı takibe gelenler bu salona da sığmadı. Mahkeme başkanı herkesin savunmasını bugün vermek zorunda olmadığını belirtti, savunma yapmak isteyen sanıkların kalabileceğini söyledi.

Duruşmayı takip edenler arasında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, CHP milletvekilleri Turan Aydoğan, Ali Şeker, Gamze Akkuş İlgezdi, Süleyman Bülbül, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Züleyha Gülüm, Ali Kenanoğlu, Oya Ersoy ve bağımsız İstanbul Milletvekili Ahmet Şık da vardı.

Hâkim “derhal beraat” talebini reddetti

Duruşmada, kayıp yakını ve hak savunucusu sanıklardan sekizi haklarındaki suçlamaları reddetti ve Cumartesi Anneleri’nin mücadelesini, taleplerini, gözaltına alınırken karşılaştıklarını anlattı. Avukatları da derhal beraat taleplerini iletti. Derhal beraat talepleri reddedildi. Gelecek duruşma 19 Temmuz 2021 saat 10.00’da yapılacak.

İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Avukat Öztürk Türkdoğan suçun oluşmaması nedeniyle derhal beraat kararı verilmesine dair beyanda bulundu. Cumartesi Anneleri eylemlerinin 27 Mayıs 1995’te başladığını, 200. haftada eylemin sonlandırıldığını ve aradan geçen yaklaşık 10 yıldan sonra, 31 Ocak 2009’da 201. haftadan devam ettiğini anlattı.

Recep Tayyip Erdoğan‘ın başbakanlığı döneminde, Şubat 2011’de Cumartesi Anneleri ile görüştüğünü hatırlatan Türkdoğan “Böylece Cumartesi Anneleri’nin bu eylemi doğrudan doğruya siyasi iktidar tarafından meşru kabul edilmiştir” dedi ve devam etti:

Cumartesi Anneleri’nin ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Kayıplar Komisyonu’nun kesintisiz oturma eylemi Galatasaray Lisesi önünde bulunan Galatasaray Meydanı’nı adeta bir hafıza mekanı haline getirmiş ve 2911 sayılı Kanunun 4.maddesinin b fıkrası kapsamına giren kendi kural ve sınırları içinde kalan bir geleneksel toplantıya dönüştürmüştür. Dolayısıyla böylesi bir gösterinin veya toplantının 2911 sayılı Kanun kapsamına alınması kanunun kendi düzenlediği istisnaya da aykırıdır.

Cumartesi Anneleri’nin ve İHD İstanbul Şubesi Kayıplar Komisyonu’nun 700 hafta boyunca gerçekleştirdiği ve geleneksel hale getirdiği kendi kuralları olan adalet arama toplantısının yasaklanması kanuna aykırıdır. Yasaklama kararının toplantıdan önce tebliğ edilmemesi kanuna aykırıdır. Toplantının zor kullanılarak engellenmesi ve çok sayıda kişinin gözaltına alınması kanuna aykırıdır. Toplantıya katılanlar kanuna aykırı ve suç oluşturabilecek herhangi bir eylemde bulunmamış ve söz söylememişlerdir.

Adalet arama eyleminin yasaklanması engellenmesi ve müdahale sonucu onlara dava açılması adalet duygusunu zedelemiştir. Mahkemenizin bir anca bu haksız açılan davayı reddetmesi ve tüm sanıklar bakımından beraat kararı verilmesini vurgulamak istiyorum.”

Hâkim, derhal beraat talebini reddetti. 700. haftadaki eylemin “yapılmasına dair yasaklama kararının düzenleme kurulu başkanının, bulunamadığı takdirde üyelerden birinin tebliğine dair belge veya tutanağın bulunup bulunmadığının Beyoğlu Kaymakamlığı’na müzekkere ile sorulmasına” karar verdi.

“Sizin yapmanı gereken bizi yargılamak değil haklarımızı korumaktır”

Duruşmada kayıp yakını ve hak savunucusu sanıklardan sekizi beyan verdi. İlk sözü sanıklardan kayıp yakını Maside Ocak aldı. Ocak, boynunda gözaltında kaybedilen ağabeyi Hasan Ocak’ın fotoğrafı ile kürsüye çıktı. Ocak’ın konuşmasında şu ifadeler öne çıktı:

“Boynumda fotoğrafını gördüğünüz kişi ağabeyim Hasan Ocak. 26 yıl önce bugünlerde kapı kapı dolaşıp ağabeyimin nerede olduğunu soruyorduk. Yaptığımız başvurular sonuçsuz kaldı. Ağabeyimden bir iz bulamadık. 58 gün sonra ısrarlı arayışımız sonucunda abimin cansız bedenine ait adli tıpta bir ceset fotoğrafına ulaşabildik. O ceset fotoğrafı gözümün önünden hiç silinmiyor. Ağabeyimi Beykoz’da bulmuştuk. Olay yeri tutanağında bağcıklarının, kemerinin, saatinin olmadığı, parmak izi alırken kullanılan mürekkep izi olduğu yazılıyordu. 26 yıldır ağabeyimin gözaltına alınıp kaybedildiğine ilişkin sorumlu olanları mahkeme önüne çıkaramadık. Ağabeyim yoğun işkencelerden geçirildikten sonra tel veya iple boğulmuştu. Ağabeyime bunu yapanlarla ilgili ne kadar başvuru aldıysak hiçbirinden sonuç alamadık. Bize verilen cevaplar, ‘Türk polisinin işkence yapmayacağına olan inancımla bu kararı aldım’ diyen savcılar var. Türkiye AİHM’de mahkum edildi. AİHM’ye giderken derdimiz bu ülkenin mahkûm edilmesi değildi, biz sadece adalet istiyoruz.

Galatasaray Meydanı’nda biz annelerimizi yolculadık. Bu annelerin tek bir isteği vardı, gözaltında kaybedilen yakınlarına ulaşmak. Sadece bir mezar istemek bir ülkede nasıl suç görülebilir? Bunu anlamakta zorluk çekiyorum. Ne sevdiklerimize ulaşabiliyoruz ne de haklarımızı kullanıyoruz. Bu adalet niye Cumartesi Anneleri’ne gelmiyor. Bize kayıplarımızı vermeyenler neden yargılanmıyor bilmiyorum.

699 hafta boyunca her cumartesi oradaydım. Yasalara aykırı hiçbir şey yapılmadı. 15 Ağustos’tan sonra OHAL ilan edildiğinde de oradaydık, darbe teşebbüsünde de oradaydık, darbelere de karşıyız, en çok da annelerin ağlamasına yandık, Beşiktaş’ta patlayan bomba ile de yandık, Suruç’ta da yandık. Hiç kimsenin hakkını yemedik, bir karıncayı dahi incitmedik.

600. haftamızda OHAL’deydik ama güvenlik güçleri ile birlikte oradaki arama noktalarını da kendimiz belirledik. Gelenlerin güvenliğini sağlamak için herkesin üstünü arayarak girdik.

700. haftamızda 10:00’a doğru oradayım. Annem 82 yaşındaydı. Bize yasaklandığına dair tebliğ ulaşmadı, şifahen söylendi yasaklandığı. Ne yapacağımızı düşündük ve yapacağımız tek şey valilik ile İçişleri Bakanlığı ile iletişim kurmaktı. Diyalog kurma çabaları içine girmişken etrafımız kalkanlarla sarıldı. Yaşlı annelerimizi oradan çıkarmamıza dahi izin vermeden yaka paça annelerimizi sürüklediler. Annemi koruyamadım. Annemin dayak yemesini, Jiyan Tosun’un kelepçelenmeye çalışıldığını, yeğenimin sürüklendiğini gördüm. Hiç kimseye hiçbir polise kimsenin tek söz söylemediğini de gördüm. Çok merak ediyorum karşı karşıya olduğumuz, birçok şeyi uzlaştığımız emniyet güçleri ne oldu da 699 hafta böyle getirdik de 700. haftada biz niye bunları yaşadık. Bunun cevabını bana kim verecek. Elmas (Eren) Anne, ‘Galatasaray’a gidecek miyiz’ diye göçtü, annem ‘Ben Galatasaray’a gidene dek ölmeyeceğim’ dedi. Herkes adaleti borçlu. Bunu gerçekleştirmek o kadar da zor değil. Sizin yapmanı gereken bizi yargılamak değil haklarımızı korumaktır.”

Kayıp yakınlarından Ali Ocak da “Biz 26 yıldır 699 hafta, bu tür suçların sorumlularının cezalandırılması için adalet talebiyle buluşuyoruz. 699 hafta boyunca devletin hiçbir makamı açıklamalarımızdan suç tespit edemedi. Bu hukuksuz ve sadece suçluları gizlemeye dönük iddiayı reddediyorum. Orada hukuk ve adalet talebinin suçlanmasının gerekçesi olmaz. Beraatımı ve bu davanın sonlanmasını istiyorum. Dağılın çağrısını da duymadım. Bir grup annemiz sarılmıştı duvarın dibine sıkıştırılmıştı, asıl şiddet gören, saldırıya uğrayan bizdik. Bu davanın açılması o saldırının sorumlularını gizlemeye dönük olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

“Devletin sürekliliğini bu yasakla sağlıyorlar”

Kayıp yakınlarından Faruk Eren’in beyanlarında şu ifadeler öne çıktı:

“Cumartesi Annesi Elmas Eren’in oğluyum. Ağabeyim Hayrettin Eren, 21 Kasım 1980’de gözaltına alındı. Gözaltına alınış anının ve gözaltı sürecinin birçok tanığı olmasına rağmen devlet biz böyle birini gözaltına almadık dedi. Annem ve babam inanılmaz bir mücadeleye girişti. Evlatlarını sağ bulmak istiyorlardı. Gözaltı süresi bitti Hayri’den haber yok. O zamandan beri Hayrettin Eren kayıp. Umutla beklediler yıllarca. Annem abimin elbiselerini ölene kadar yarın giyecekmiş gibi tuttu. Bu devlet böyle bir devlet. En sonunda şuna razı geldİ; kemiğini verin, mezar yerini verin.

İlk başta bu bizim başımıza geldi sandık, gördük ki gözaltına alınan insanların bir kısmı geri çıkmıyor. İHD ile arayışımızı sürdürdük, başka kayıp yakınlarını gördük. Galatasaray’daki eylem başladı. Yüzlerce insan kaybedildi. İnsanlar çocuklarının mezarını istiyor sadece. Dayak yedik, gözaltına alındık ama vazgeçmedik. Çocuğu kaybedilmiş, nasıl vazgeçer? Ben niye vazgeçeyim? Kardeşim kaybedilmiş.

699 hafta orada durduk, sorun çıkmadı, 700. hafta saldırıya uğradık. Saat 10.00’du, uyarısız yaka paça gözaltına alındık. Gözaltına alınanlar arasında kolu kırılan üstü başı yırtılan var, şiddete uğrayan biziz. Sonra Galatasaray Meydanı’nı da bize yasakladılar. Utanç meydanıdır şu anda, bariyerlerle çevrilmiş. ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’ diye slogan attılar diyor iddianame, attık yine atarım. İşkenceyi mi savunuyor savcılık makamı? İşkence ile yok ettiniz yakınlarımızı.

Talebimiz çok açıktı, yakınlarımızın akıbeti açıklansın, failler cezalandırılsın. Bir daha Türkiye’de gözaltında insanlar kaybedilmesin, demokrasi ve barış olsun diye oturduk orada. Aynı talebimiz devam ediyor. Bize Galatasaray Meydanı yasaklandı, kayıplarımızı ve adalet arayışımızı sürdüreceğiz. Bu yasak bu anlama geliyor, bugün yönetenler ‘Evet biz kaybettik’ diyorlar. Devletin sürekliliğini bu yasakla sürdürüyorlar. Bedeli ne olursa olsun kayıplarımızın akıbetini sormaya adalet talep etmeye devam edeceğiz.”

Hasan Ocak’ın yeğeni Adil Can Ocak şöyle konuştu:

“Hasan Ocak’ın yeğeniyim. O meydanda büyüdüm. Eylem başladığında çocuktum. Talep aynıydı. Mücadele sonucu naaşa ulaşanlar adalet aramak için geliyorlar. Burada yapılan faaliyetin suç olduğunu hiç görmedim. Bunu bir suç olduğunu düşünmüyorum. Bu ülkede kaybedilen insanların akıbetinin açığa çıkmasını, katledildiyse faillerinin bulunmasını isterim.

700 haftada biz gittiğimizde bir şey yoktu. Yaka paça gözaltına alındım. Hasan Karakoç’a yumruk atıldığını, babannemin sürüklendiğini gördüm. Uyarı duymadım. Asıl şiddete uğrayan biz olduk, mukavemet göstermedik.

Hâkim, “Daha önceden bu şekilde yasaklanıp dava açıldı mı?” diye sordu, avukatlar dava açıldığını, herkesin beraat ettiğini ifade ettiler.

Hak savunucusu Cüneyt Yılmaz, “Yaşım yettiğince o alandaydım. 700. haftadan evvel sosyal medyada çağrı yapıldı. Herhangi bir engelleme ile karşılaşmadık. Burada olmamızı anlamlı bulmuyorum. Burada bir duygu savaşı var. Beşiktaş’ta olan patlamanın ardından anneler karanfilleri polislere verdiler. Ters kelepçe ile tekme atılarak gözaltına alındım. Bize şiddet uğrayan küfür eden saldıran polislerin yargılanmasını istiyorum. Bize engelleyenler kayıpların sorumlularıdır” dedi.

Ali Yiğit Karaca“Eyleme katılmak anayasal hakkımdır. Bu kadar insan hak mücadelesi verirken, en yakınlarının kemiklerini ararken bu mücadeleye kayıtsız kalmaya ne vicdanım ne adalet duygum el verirdi. Suçu kabul etmiyorum, beraatımı talep ediyorum” diye konuştu.

“Polisler yargılanması gerekirken kendimizi burada bulduk”

Rober Koptaş, “Vatandaş olarak oradaydım” dedi ve şöyle devam etti:

Cumartesi Anneleri’nin mübarek diyebileceğim mücadelesine yeterince destek olmuş değilim. Bazı haftalar gittim, bazı haftalar gitmedim. 700. haftada, 90’lardan beri, Türkiye’de kayıplar yaratma ve ailelerine acıları yaşatma geleneğine karşı duran bu bir avuç insanın Türkiye için övünülmesi gereken demokrasi ve insan hakları mücadelesi verdiğini düşündüğüm için oradaydım. Bu benim için vicdani sorumluluk ve insan olmanın gereğiydi. Güvenlik görevlilerinin düşmanca diyebileceğim tutumuyla karşılaşıyordu insanlar. ‘Anaların ak sütü gibi helal’ diyoruz. Galatasaray Meydanı da 699 hafta boyunca orayı bırakmamış anneler ve cumartesi insanları için analarının ak sütü gibi helaldir. Sadece yapmak istediğim yanlarında olmaktı. Hayatımda ilk gözaltıydı. Bir grup milletvekili ve insan hakları savunucusu ile yerde otururken gözaltına alındım. Polislerin yaptığı haksız durumu protesto etmek için yerde otururken sürüklenerek gözaltına alındık. Gözaltı otobüsünde hakarete ve küfre maruz kaldık. Ters kelepçe ile hastaneye götürüldük. Bu muamelenin kendisinin yargılanması gerektiğini düşünüyorum.“

Deniz Koç da Vicdanen ve adalet duygum gereği Cumartesi Anneleri’ne destek olmam gerektiğini düşündüm. Cumartesi Anneleri’nde siyaset yapılmaz, slogan atılmaz, tek derdi var çocuklarının akıbetini soruyorlar. O gün ‘dağılın’ denmedi. Gözaltına alınınca gayri insani müdahaleye maruz kaldık. Polislerin yargılanması gerekirken kendimizi burada bulduk. İşlediğimiz suç yok, derhal beraat talep ediyorum” diye konuştu.

Avukatlar söz aldı

Sanık beyanlarının ardından avukatları söz aldı. Kardeşi Süleyman Cihan gözaltında kaybedilen Avukat Ahmet Cihan, “Müvekkiller kanuna aykırı toplantıya katılmadılar, 26 yıldır aynı gün aynı saatte düzenlenen eyleme katılmak için Galatasaray Meydanı’nda gittiler, 26 yıldır aynı gün aynı saatte düzenlenen eyleme kanunsuz eylem denilemez, isnat edilen suç asılsızdır” dedi. Beyoğlu Kaymakamlığı’nın eylemi yasaklayan kararının hukuka aykırı olduğunu söyleyerek dosyanın beraatle sonlanması gerektiğini ifade etti.

Avukat Emel Ataktürk, “Zorla kaybetmelerin gerçek olduğunu, Cumartesi Anneleri’nin hakikati bilme hakkına sahip olduklarını, sanıkların sevdiklerinin akıbeti belirlenmediği sürece hakikat hakkını içeren şekilde ifade özgürlüğünü kullandıkları için suçlanamayacaklarını” belirterek beraat kararı verilmesini istedi.

Avukat Kerem Altıparmak, “Bildirim 699 kez yapılmış, 700. kez yapıldığında bu insanlar darp edilerek gözaltına alınmış, hakları ihlal edilmiş, bu hakkın ihlallerine son deme zamanı gelmiştir. Davanın ve dosyanın şu an beraat kanaati vermek için olgunlaştığı kanaatteyiz” diyerek beraat talebinde bulundu.

Söz alan diğer avukatlar da sanıkların derhal beraatını talep etti.

Savcı dinlenmeyen sanıkların dinlenmesini, tebligat yapılamayan sanıkların adreslerine yeniden tebligat gönderilmesini istedi.

Hakim Naim Atan, iddianame tebliğ edilemeyen sanıklara açık adreslerinin tespitinin sağlanmasına, olay tutanağında yasaklama kararının yazılı olarak tebliğ edildiği belirtilen Gülseren Yoleri’ye yazılı tebligat yapıldığına dair belgenin soruşturmayı yapan kolluktan istenmesine, bu celse gelip de dinlenemeyen sanıkların gelecek celse dinlenmesine karar verdi.

700. kez bir araya gelmişlerdi

“Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle 1995 yılından itibaren her Cumartesi Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen kayıp yakınları 25 Ağustos 2018’de 700. kez buluşmak istedi fakat polis engeli ile karşılaştı. Kayıp yakınları, hak savunucuları ve destekçilerin de aralarında olduğu 46 kişi gözaltına alındı, aynı gün serbest bırakıldı. O günden itibaren Galatasaray Meydanı’nda toplanmaları engelleniyor. Cumartesi Anneleri 700. haftada karşılaştıkları engelin ardından İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nin önünde açıklamalarını yapıyor ve “Kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” diyor.

46 kişi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu’nca iddianame hazırlandı. İddianamede 699 haftadır gerçekleştirilen eylem “izinsiz” olarak tanımlandı. Sanıkların “toplanmaya izin verilmeyeceği, eylemin kanunsuz olduğuna dair uyarı yapılmasına rağmen dağılmamaları üzerine gözaltına alındıkları” öne sürüldü.

Sanıkların 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 32/1. maddesince altı aydan üç yıla dek hapis cezası ile cezalandırılmaları istendi.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus