Yine kabinede revizyon söylentileri: Ruşen Çakır ile Murat Yetkin tartışıyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Gazeteci Murat Yetkin ile Bekir Pakdemirli, Fahrettin Koca ve Ziya Selçuk’un kabineden gitme ihtimalini; Süleyman Soylu’nun gücünü muhafaza edip edemediğini; Berat Albayrak isminin yeniden gündeme gelip gelemeyeceğini konuştuk.

Yayına hazırlayan: Zübeyde Beyaz

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Gazeteci arkadaşım Murat Yetkin ile bir ara verdik, aradan sonra tekrar bir aradayız.

Murat’ın en son yazısı çok konuşuldu, çok ilgi gördü: “Kabinede revizyon iddiaları”. Bunları konuşacağız. Murat, merhaba.

Murat Yetkin: Merhaba Ruşen. Sen öyle ara verdik deyince, sanki küstük filan gibi de bir şey çıkıyor. Öyle değil; yani her ikimiz de kendi işimizi yapıyoruz. Zaman zaman böyle yayın yapabiliyoruz anlamında söylüyoruz. Değerli izleyiciler, yanlış anlamayın yani.

Ruşen Çakır: Evet, aynen öyle. Bu arada, şimdi kabine revizyonu iddialarını konuşacağız ama; önce sana kişisel, ama aynı zamanda kurumsal bir teşekkür sunayım. Bize bu son dönemde yapılan şeylere karşı, birçok meslektaşımız gibi sen de bize destek oldun. Onu özel olarak vurgulamak istiyorum. Hakikaten çok makbule geçti. Çünkü kötülerin arasında iyiler görmek istiyor insanlar. Gerçekten diğer meslektaşlarımıza olduğu gibi, sana da şahsen, yüzüne de bunu söyleyelim. Murat seninle daha önceki…

Murat Yetkin: O zaman ben de bir iki kelime söyleyeyim müsaade edersen: Şimdi bu hani fon kullanımı, medyada fon kullanımı meselesi… Bu ortamın birinci sorumlusunu ben zaten hükümet olarak görüyorum. Yani daha önce işleyen bir medya sistemi vardı. O sistem eğer hoyratça yıkılmasaydı ya da hoyratça dağıtılmasaydı, hiç böyle şeylere gerek de kalmayacaktı belki. Hani, iyi mi oldu kötü mü oldu? Orasında değilim. Ama burada şimdi tutup, “Vay! Fon kullanıyorsunuz demek! Tamam!” Hani biliyorsun ben baştan beri kullanmıyorum. Ama kullanılmasını da ben böyle şeytanlaştırmam. Ben bunu, bağımsız kalabilmiş ya da kendi sesini duyurmak isteyen medyaya karşı yeni bir baskı aracı olarak gördüm; o yüzden de doğal olarak karşı çıktım yani.

Ruşen Çakır: Bir de şunu özellikle vurgulamak lâzım: Genellikle benim üzerimden gidiyor bazı şeyler ama, burada 45 tane kadrolu çalışanı olan bir kurumdan bahsediyoruz. Tek başıma olsaydım; mesela senin gibi ben de Youtube’dan şuradan buradan belki yapardım, ama burada kurumsal bir olay var ve üstelik mâlûm, bize kimse reklam da vermiyor. Bunlar bir de yasal olarak yapılıyor tabii; bunu özellikle vurgulamak lâzım, yasadışı bir şey değil. Her neyse, şimdi seninle daha önceki yayınlarda da hep bu kabine revizyonlarını konuştuğumuz oldu. Bu sefer zaten başlıkta da, yine “kabine revizyonu söylentileri” dedim; ama bu sefer daha sahici gibi gözüküyor. Özellikle Ziya Selçuk’un istifa haberi tekzip edilmedi, sen de onu vurguluyorsun. Ama belli ki Milli Eğitim Bakan’ı gitmek istiyor; yerine birisi bulunduğu zaman herhalde yollanacak.

Murat Yetkin: Yerine talipler çok, bildiğim kadarıyla.

Ruşen Çakır: Muhtemelen. Ama yani böyle bir dönemde de Milli Eğitim Bakanlığı’na talip olmak için de mangal gibi yürek lâzım değil, başka bir şey…

Murat Yetkin: Yok, şöyle bir şey var, bir tercih kullanılması gerekiyor artık. Yani Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un epey bir zamandır rahatsızlığı biliniyordu. Neydi o rahatsızlık? Öncelikle Bakanlık içindeki birtakım tarikat cemaat örgütlenmeleri kendi programları dışında bir şey yaptırmak istemiyorlardı. Ya da bunları baltalıyorlardı. Bu bir gerçek; dolayısıyla şimdi yapılan, yani yapılacak olan tercih AK Parti’nin önümüzdeki dönemde seçimlere giderken köklere dönüş, yani daha milliyetçi-muhafazakâr, hatta milliyetçiden çok muhafazakâr, daha siyasî İslamcılığa yakın bir isimlerle mi devam edeceği, yoksa Ziya Selçuk gibi daha sağda da olsa, milliyetçi-muhafazakâr çizgide de olsa, işte, laik vs. Cumhuriyet değerlerine bağlı bir isimle mi devam edeceği… Yani bu ciddi bir tercih olacak. O yüzden talip çok; ama taliplerin hepsi, hemen hemen hepsi o saydığım iki kanattan yani.

Ruşen Çakır: Şimdi, Ziya Bey’le benim geçmişten bir tanışıklığım vardır. O zaman Talim Terbiye’nin başındaydı, değil mi? Milli Eğitim Bakanlığı’nda. Ve bayağı bir muhabbetimiz de olmuştu. Çok işini bilen, yenilikçi bir isim olarak görmüştüm. O, geçmiş olarak ülkücü harekettendi galiba, değil mi?

Murat Yetkin: Öyle biliyorum, ben de öyle biliyorum.

Ruşen Çakır: Ama merkezde birisi olarak gözükmüş, hatta bakan olarak açıklandığı zaman da pozitif şözler etmiştim. Sonra da bazı izleyiciler, zaman geçtikçe onu benim suratıma vurmuşlardı. 

Murat Yetkin: İzleyicidir bu, vurur. O yüzden ne dediğimize dikkat ediyoruz.

Ruşen Çakır: Zaten bu da bize gösteriyor ki, bu Başkanlık Sistemi ile, Türk Tipi Başkanlık Sistemi ile, kimsenin herhangi bir şekilde bir özgül ağırlığı olamıyor. Her neyse; şimdi açık söyleyeyim burada not aldım; normalde ben böyle irticalen yaparım; ama Pakdemirli’nin adını hep unutuyorum, sırf onu yazmak için. 

Murat Yetkin: Niye?

Ruşen Çakır: Bekir değil mi adı? Doğru mu yazmışım?

Murat Yetkin: Ya, senin de babası geliyor aklına, değil mi? Ekrem Pakdemirli. Şimdi biz yaşlandık Ruşen; bize bunu gösteriyor. Biz yaşlandık Ruşen; bizim aklımıza Ekrem Pakdemirli geliyor, şimdi Bekir Pakdemirli.

Ruşen Çakır: Hayır, hayır; ama bir de başka bir şey gösteriyor bence; kişisel bir şey olabilir, ama bir türlü benim benimseyemediğim bir isim oldu. Başından itibaren değişik olaylarda duruşu, beceriksizliği ve de yaptığı açıklamalar vs. ile hafızam onu sanki reddediyor gibi. Ben bu salgın nedeniyle artık arabayla gidip geliyorum bir müddettir. Kafa Radyo dinliyorum; orada Güçlü Mete diye bir meslektaşımız var, bayağı iyi gün değerlendirmeleri yapıyor. O da açık açık… –genellikle çok dikkatli konuşur, çok böyle bağlayıcı konuşmaz– o da açık açık, “Ya, bu gitsin!” dedi Bekir Pakdemirli için.

Murat Yetkin: Gidiyor zaten muhtemelen; yani siyaset kulisinde Pakdemirli’ye gidici gözüyle bakmayan neredeyse çok az kişi var diyebilirim.

Ruşen Çakır: Ama sen diyorsun ki, tam da böyle yangınların üzerine giderse cezalandırılmış gibi olacak. Biliyoruz ki Erdoğan’ın böyle bir şeyi var.

Murat Yetkin: Hayır, öyle demiyorum; ben şöyle dedim: Güvendiğim bir kaynak, hakikaten beni bugüne kadar yanıltmamış kaynaklardan biri dedi ki: “Ya, adam gidecek” dedi, “ama şimdi giderse millet yangınlardan bilecek” dedi. Ve dedi ki: “Eğer bu yangınlar olmasaydı da gidecekti”. Yoksa, şimdi yangınlar yüzünden gitmesi gecikecek anlamında söylemedi; ama belki öyle olur neticede, fakat başka nedenlerin de bulunduğunu söyledi. Belki şimdi bu yangınlardaki tutumu yüzünden de gönderilebilir; ama yangınlardaki tutumunda Erdoğan’ı rahatsız edecek bir şey olduğunu da bugüne kadar görmedik; aynı şeyleri de söylüyorlar çünkü.

Ruşen Çakır: Burada yangın demişken, onu da bir konuşalım. Bekir Pakdemirli zaten bir şekilde gitmesi beklenen bir isim; ama şimdi yangında bence bayağı bir fiyasko var, yangın krizi yönetiminde. Normal şartlarda Batılı demokrasilerde –hani deriz ya?– böyle durumlarda herhalde birileri hızlı bir şekilde bunun bedelini öderler. Ama bizde genellikle Erdoğan tarzında, böyle bedel ödetme olayları pek Erdoğan’ın tarzı değil. Biliyorsun bir tek Ruhsar Pekcan’da oldu.

Murat Yetkin: Ne oldu?

Ruşen Çakır: Yolsuzluk iddiasının hemen ardından tabii hemen sahip çıktı, ama görevden…

Murat Yetkin: Ya, ne oldu? Hakkında soruşturma mı açıldı? Ruhsar Pekcan’ın yolsuzluk iddiaları ile gittiği çok ortadaydı. Ne oldu? Bir tek savcı suç duyurularını mı değerIendirdi, dava mı açıldı? Hayır. Bir de bilmem şu kadar maaşla bir başka kurula filan gidiyor. Aslında benim için Ruhsar Pekcan örneği çok kötü bir örnek; yani iyi bir örnek değil, kötü bir örnek. Bakanlıktan alınarak aslında sorumluluktan kurtuldu. Yaptığı yanına kaldı, ne yaptıysa artık bilmiyorum; ama iddialar ortada. Sorun soruşturulamıyor. Yani burada da benzeri bir şey olacak: Ya Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı olacak, ya bilmem bir şey kurulu üyesi olacak, ya bilmem oralarda buralarda yönetim kurulu makamı ve maaşı verilecek. Yani bir yerde şöyle bir işlevi de oluyor böyle şeylerin: Bu makamlar mevkiler maaşlar falan verilmeyince, görevden giden kişilere belki konuşur, belki bir şeyler söyler. Halbuki biz onu tekrar sistemin içinde tutalım, konuşmasın. Ve nitekim öyle oluyor. Bunun bedelini kim ödüyor? Sen ödüyorsun, ben ödüyorum, vatandaş ödüyor vergileri ile.

Ruşen Çakır: 17-25 Aralık’ta, Bayraktar bir konuşur gibi yaptı, hatırlıyorsun.

Murat Yetkin: Hâlâ ara sıra konuşur gibi yapıyor, ama susuyor sonra. Bir şekilde susturuluyor herhalde. Bilmiyorum; yani Sedat Peker nasıl susturuldu? Tamam, hakikaten ara sıra tweet atıyor şimdi de. Nasıl susturuldu? Bir şekilde susturuldu.

Ruşen Çakır: Sen Sedat Peker’in susturulduğunu düşünüyorsun.

Murat Yetkin: Ben susturulduğunu düşünüyorum, bunu yazıyorum da. Çünkü bir bağlantı da kurdum. Yani Sedat Peker’in videolarına son verilmesi ile –ki kendisi de bunu en son onuncu videosunda söyledi: “İşte, şu anda artık ben daha fazla konuşmayacağım, çünkü güvenlik açısından sorun oluyormuş” filan dedi– aynı dönemde bir bakıyoruz: Türkiye’den yapılan bu Müslüman Kardeşler, İhvan-ı Müslimin yayınlarının düzeyi düşürülüyor. İşte, oradaki birtakım sivri isimlerin yayınlarına son veriliyor, Mısır’la ara düzeliyor falan. Böyle bağlantılar var; ister görelim ister görmeyelim. Bu resmin tamamını henüz göremiyoruz; ama görülmeye başlanan, hafifçe böyle netleşmeye başlayan ama netleşmemiş resimlerde bunlar görünüyor yani. 

Ruşen Çakır: Aslında bu söylediklerin yakın zamanda yeni bir yayını tahrik ediyor. Onu bir yere not ettim. Biraz üzerinde düşünüp, ayrıca Sedat Peker üzerine konuşabiliriz. Şimdi, şöyle bir rivayet var…

Murat Yetkin: Şu anda onu daha fazla konuşacak bilgi yok elimizde. Biraz daha çıksın bakalım, biraz daha resim netleşsin.

Ruşen Çakır: Şimdi çok ilginç bir şeye bağlamaya çalışacağım; bakalım becerebilecek miyim? Sedat Peker dedik, Bekir Pakdemirli dedik ve Süleyman Soylu. Bir ara şöyle bir rivayet vardı –senin de kulağına gelmiştir– Süleyman Soylu diyormuş ki: “Ben Tarım Bakanlığı’na talibim; kendimi burada kanıtladım”. Şimdi daha böyle, ne deniyor buna? İcracı bakanlık mı deniyor? Sen daha iyi biliyorsun. Yani böyle, “Somut olarak bir şey, üretim vs. orada da kendimi göstermek istiyorum” diyor diye bir rivayet dolaşmıştı. Bana pek inandırıcı gelmemişti. “Süleyman Soylu Tarım ve Ormancılık Bakanı olur mu?” diye sormayacağım, merak etme, korkma; ama Süleyman Soylu sonuçta kurtardı mı?

Murat Yetkin: Şimdi, o dediğin haberleri ben de okudum. Ben de çok fazla ihtimal vermedim; bir de Süleyman Bey’i sen de tanıyorsun ben de tanıyorum. Onun böyle bir espri anlayışı da vardır; hani böyle olmayacağı göstermek filan gibi… O çerçevede aslında haberi okuduğumda çok ciddiye de almadım doğrusunu söylemek gerekirse. Süleyman Soylu şu anda Türkiye’nin en güçlü bakanlıklarından birinin başında — ki İçişleri Bakanlığı eski İçişleri Bakanlığı değil. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra yapılan düzenlemelerle, şu anda İçişleri Bakanlığı neredeyse ikinci bir ordu. Yani Salih Güvenlik, Jandarma, işte Emniyet Teşkilatı zaten bir şey; yani bunların tamamını içeriyor artık. Eskiden de Jandarma üzerinde bir inisiyatifi vardı İçişleri Bakanlığı’nın; ama şimdi tamamen artık bizzat İçişleri Bakanlığı’na bağlı, keza Salih Güvenlik Komutanlığı da. Dolayısıyla ben özellikle de Devlet Bahçeli’nin ona bu kadar açık sahip çıkmasının ardından, İçişleri Bakanlığı’ndan Süleyman Soylu’nun şu an itibariyle gitmesini gerektirecek ya da gitmesini öngören falan bir şey görmüyorum. Ama şunu tekrarlayayım: İçişleri Bakanı Sedat Peker’in iddiaları üzerinden canlı yayında –17 Mayıs’tı değil mi tarihi?– bir suç duyurusunda bulundu. Yahu, ülkenin İçişleri Bakanı bir suç duyurusunda bulundu. Herhangi bir savcı bu suç duyurusu üzerine harekete geçti mi? Ben bilmiyorum. Sen biliyorsan söyle. Yani bende yok o bilgi.

Ruşen Çakır: Yok, tabii ki yok. Yani varsa gizli yürütülüyor.

Murat Yetkin: Sen diyorsun ki o iş bitti mi? Ya, ülkenin İçişleri Bakanı, adı Süleyman Soylu olsun, adı kim olursa olsun, diyor ki: “Suç duyurusunda bulunuyorum” diyor açıkça canlı yayında, milyonlar izliyor. Hâlâ harekete geçilmemiş durumda. Şimdi hal böyleyken kapanmış mı sayacağız bu işi? En basiti, diğer bütün iddiaların hepsini de yok sayalım; sadece bu bile, dosyanın kapanmadığını bir gazeteci olarak bana gösteriyor.

Ruşen Çakır: Şimdi senin yazında bence en çarpıcı noktalardan birisi, Fahrettin Koca’nın adını da gidebileceklerde telaffuz etmen. Bir zamanlar bu hep söylendi edildi; ama yazında bayağı bir vurgulu olduğunu gördüm. Yanılmıyorum herhalde, değil mi? Bayağı ciddi olarak. Şimdi bunca zaman kalan bir Fahrettin Koca’nın bundan sonra gidecek olması… Yani şöyle bir yaklaşımla mı? “Ya, çok yoruldu; dinlendirelim, taze kan…” filan gibi bir şeyle mi yapılacak? Yoksa onun görevden alınması, bir şekilde görevini değiştirmesi, açıkçası bir şeylerin de kabulü anlamına mı gelir? Öyle değil mi? Yani “Bu iş olmadı, beceremedi”nin kabulü anlamına gelmez mi? Şimdi bu salgınla mücadele konusu hükümetin gerçekten çok ciddi bir şekilde zorlandığı bir konu. En son rakamlar da tekrar bunu gösteriyor: Bir iniyor bir çıkıyor. Hep aynı şey oluyor: Yazın açılınca tekrar rakamlar çıkıyor. Bu bir başarısızlığın kabulü anlamına gelmez mi?

Murat Yetkin: Şimdi, salgın ilk başladığında 2020’nin bahar ve yaz aylarında yapılan anketlerde Adalet ve Kalkınma Partisi içinde Fahrettin Koca bir parlayan yıldız oldu; bir ara parlayan yıldızlardan biri oldu. Şimdi adı bile zor geçiyor, değil mi? Süleyman Soylu’nun reytingleri neredeyse Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yaklaşmıştı. Şimdi aynı anketler yapılsa ne çıkacak acaba? Aynı düzeyde çıkacağını zannetmiyorum. Dolayısıyla şöyle diyelim: Devlet Bahçeli bu kadar sahip çıkmasaydı, Süleyman Soylu belki de şimdi makamında olmayacaktı. Belki de… ihtimal olarak söylüyorum. Dolayısıyla işin bir bu yönü var; işin ikinci yönü, Fahrettin Koca mesleğiyle siyaseti arasında kaldı. Ve çok kötü sıkıştı. Yani bir yandan bir doktor olarak… kendisi bir tabip. Yani bir doktor olarak söylemesi gerekenler var; onları son derece örtülü vaziyette, satır aralarında söylüyor. Hatta bu Kurban Bayramı’nda bile, haklısın, geçen sene de bu sene de göz göre göre, bütün sağlıkçıların uyarılarına rağmen, artık hangi lobi? Turizm lobisi mi başka lobiler mi? Bilmiyorum. Birileri baskın geldi ve “her şey serbest” moduna girdik ve sonra da hastalığın nasıl patladığına geçen sene şahit olduk, hepimizin ailesinde acılar yaşandı. Şimdi gene şahit oluyoruz. Ama Kurban Bayramı boyunca verdiği mesajlara bakarsan, mesela Fahrettin Koca sürekli olarak, “Ya, işte hastalık yayılıyor, hem de her yerde yayılıyor; işte, tatil bölgeleri de bundan muaf değil” gibi mesajlar veriyordu sürekli olarak. Bu mesajlar tabii ki çelişiyordu diğer mesajlarla — mesela Erdoğan’ın, “Vatandaşımız bayramını doya doya yaşasın” mesajları ile. Şimdi dolayısıyla sadece bu değil; ama ben burada Fahrettin Koca’nın belki de gitmeye çok yakın olduğunu, yani gitmek istediğini düşünenlerdenim. 

Ruşen Çakır: Yani Ziya Selçuk’un bir başka versiyonu gibi.

Murat Yetkin: Tam olarak öyle değil; çünkü Fahrettin Koca Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çok yakın. Yani şahsî doktorluğunu yapmış; böyle aynı câmiadan gelen isimler. Ziya Selçuk’la aynı durumda, “Ben gideyim istifamı vereyim” diyeceğini zannetmiyorum. Ama Erdoğan o görevi şimdi başkasına verse, sana verse ya da herhangi birine verse, Fahrettin Koca’nın hemen yarım saat içinde görevi teslim edip memnuniyetle ayrılacağını tahmin ederim.

Ruşen Çakır: Şimdi bir de hep söylenen iki tane husus var: birisi –sen yazında yine onlara da değinmişsin– bazı bakanlıkların tekrar ayrılması, birleştirilmişlerin ayrılması gibi. Ortada isimler de geçiyor. Bir de yeni Cumhurbaşkanı Yardımcılığı’nın ihdas edilmesi, o da hep söyleniyor. Yalnız, şimdi yanılıyorsam düzelt, sen Binali Yıldırım’ı özellikle zikretmişsin atanabilecekler arasında — ki o ne zamandan beri, seçimi kaybettiğinden beri bir şekilde gündemde zaten, en son başbakan olarak. 

Murat Yetkin: Son başbakan.

Ruşen Çakır: Bir de şöyle bir husus var: Sanki ekonominin başına da bir Cumhurbaşkanı Yardımcılığı ihdas edileceği yolunda da bir beklenti var. Hatta birtakım eski banka genel müdürlerinin falan da adları geçiyor — Ziraat’ınki gibi. O hikâye de, yani ekonomideki bakanlıkların bölünmesi, ama bir de yukarıya Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak, “ekonomi çarı” derler ya Batılılar falan, öyle bir ihtimal sence söz konusu mu?

Murat Yetkin: Yani aslında olabilir; ama bu konuştuğumuzun anlamını biliyorsun değil mi? Yani eskiden sistem buydu. Sonra bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen eğreti, ismi bile eğreti… yani ben orada Devlet Bahçeli’nin tanımının daha doğru olduğunu düşünenlerdenim, Türk tipi Başkanlık sisteminin. Ne yapıldı? Büyük bir şekilde bir sürü bakanlıklar birleştirildi. Efendim, çabuk karar verilecek ya? Her konuda, şak şak şak şak! Bürokrasi atlanacak; filan bakan yardımcılıkları kuruldu, müsteşarlıklar kaldırıldı. Bak bu müsteşarlıkların kaldırılmasının devlet sistemi işleyişi içindeki zararları daha ortaya çıkmadı, daha yeni başladı, çıkacak daha. Yani her neyse; ta hani Selçuklu’dan, Osmanlı’dan filan gelen bir müsteşarlık sistemi vardı yani.

Ruşen Çakır: Bakan Yardımcısı bunu karşılamıyor mu?

Murat Yetkin: Hayır karşılamıyor, karşılamıyor. Ondan sonra, karşılamadığını zaten bürokrasinin içinden gelen kime sorsan sana söyleyecektir. Ya da iş dünyasından.

Ruşen Çakır: Galiba Bakan Yardımcıları daha çok siyasî işlerle uğraşan kişiler gibi oluyorlar, değil mi?

Murat Yetkin: Şimdi Bakan Yardımcılıkları’ndan bir tanesi, eskinin müsteşarı gibi, sistemin içinden gelen, orayı tanıyan, o bakanlığı tanıyan, o bürokrasiyi tanıyan kişilerden oluşuyor; fakat onların o kadar sözü geçmiyor. Sözü geçen daha çok siyasî komiser olarak oraya atanan bir partili bakan yardımcısı. Bu da bir gerçek, tamam mı? Yetkisiz müsteşar müsteşar değildir. Şimdi konuyu dağıttık ya. Ne diyorduk?

Ruşen Çakır: Müsteşarlık kaldırıldı.

Murat Yetkin: Evet, ondan önce aslında 2018’de yapılan bu Anayasa’yla gelen bu idare sistemin işlemediğinin itirafıdır. En önemli bakanlıklar… Şimdi, o zaman ekonomiyi birleştirdik, değil mi? Hazine ile Maliye’yi bir araya getirdik. Hazine ve Maliye Bakanlığı, başına da Berat Albayrak, Cumhurbaşkanımızın damadı getirildi. O kısmına girmeyeceğiz, ama işlemediği görüldü. Sonra Kültür ve Turizm bakanlıkları birleştirildi. Kültür Bakanlığı diye bir şey kalmadı biliyoruz. Sadece, kendisi de bir turizm yatırımcısı olan Turizm Bakanı Mehmet Ersoy her şeyin yürütücüsü gibi görünüyor. Şimdi ben Resmî Gazete’de olan şeyi yazdım. Şimdi büyük bir gazetecilik başarısı değildi, ama çok yankılandı. İşte, ormanlık arazilerde daha önce değişik bakanlıklara bölüştürülen yatırım yetkileri artık tamamen Turizm Bakanlığı tarafından kullanılacak. Ve bunların alanlarını belirlemede, ister turizm geliştirme bölgesi olsun ister olmasın, hangi alanlarda olacağının tek şeyi de, Cumhurbaşkanlığı dahi demiyor Resmî Gazete’de, “Cumhurbaşkanı kararıyla” diyor. Erdoğan, “Şuralar şuralar” –mesela işte şu bizim Eminönü’ndeki arazi, işte ne bileyim– “orası turizm yatırımına uygun” diyecek; Cumhurbaşkanı karar verecek buna, Turizm Bakanı da vaziyet edecek. Nitekim Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Yaptırmayız” sözüne, “Ya, eskiden uygulama vardı; şimdi sadece tekleştirildi” filan diye kibarca söylüyor aynı şeyi. Şimdi bu tür şeyler oldu. Kültür ve Turizm muhtemelen ayrılacak. Çevre ve Şehircilik, birbirleriyle aslında zıt iki bakanlık bir araya geldi, işlemiyor. Ve esas Tarım ve Ormancılık yani. Şimdi konumuza geliyoruz. Tarım Türkiye’nin Enerji ile beraber en stratejik alanı, tamam mı? Çünkü bu küresel ısınmayla beraber, iklim değişiklikleriyle beraber, su kaynakları, yiyecek kaynakları… bunlar artık, sadece Türkiye’de değil dünyada da en önemli değer haline geliyor. Siz bir yandan orman arazileri gibi, o da çok önemli ve hakikaten yaşamsal ülkenin stratejik değeri sayılan bir alanı ve tarım gibi özel ilgi gerektiren bir alanı birleştirdiniz. Şimdi bunun mesela piyasa…, piyasa da derken, yani hayatta nasıl yansımaları oluyor biliyor musunuz? Şimdi 81 vilayet var; burada kimilerinde Tarım İl Müdürlüğü, Tarım ve Ormancılık İl Müdürlüğü oldu; kimilerinde Ormancılık İl Müdürlüğüü oldu. Şimdi bunun anlamı şöyle oluyor. Yani anlamı değil pratikteki uygulaması, genellikle o ilçenin başında tarımcı varsa, ormanla ilgili her şey ikinci planda bir yerde kalıyor ya da tersi oluyor. Fındık hasadı başladı, değil mi? Fındık hasadı başlıyor, sen Karadenizli’sin, fındık fiyatları belli mi? Cevap: Hayır, hayır! Bir git üreticilere sor bakalım: Hayır. Diyorlar ki üreticiler de: “Doğru, adam da yangınla uğraşıyor şimdi. Böyle bir şey de var, adam yağınla uğraşıyor, doğru.” İyi uğraşıyor kötü uğraşıyor, orayı tartışmıyoruz. Bakanlar Kurulu’ndan karar çıkması lâzım. Dün toplanacaktı değil mi Bakanlar Kurulu? Toplanamadı. Bütün bu meselelerden dolayı toplanamadı. Halbuki fındık üreticileri onu bekliyordu. Anlatabiliyor muyum yani ortaya çıkan karmaşayı?

Ruşen Çakır: Şimdi, burada şöyle bir şey oldu sonuçta. Bu Türk Tipi Başkanlık Sistemi’nde, “Çok bürokrasi var, bu bürokrasiyi azaltalım” gibi bir mantıkla, zaten tek adam yönetimi ama aynı zamanda senin de dediğin gibi, o bakanlık bu bakanlıkla bu bakanlık bununla birleştirildi. Çevre ve Bayındırlık ya da Ulaştırma, neyse artık, yan yana getirildi vs.. Aslında hiç yan yana gelmemesi gerekirken… Şimdi bunlar tekrar ayrılacak; ama bu arada geçen zaman…. Şöyle bir şey geldi aklıma: Erdoğan yasaklıyken beraber Çin’e gitmiştik hani, bir uçak dolusu.

Murat Yetkin: Evet, hatırladım. Dönüşte uçağımız düşüyordu neredeyse.

Ruşen Çakır: Evet, düşüyordu. Orada hiç unutmam, bir serbest bölgeye gitmiştik. Serbest bölgedeki…

Murat Yetkin: Şanghay’da.

Ruşen Çakır: Evet, serbest bölgedeki yetkililerle konuşuyorlardı; şöyle bir beklenti vardı: Böyle sıfır bürokrasiyle yabancı yatırım akıyor. Nasıl akıyor? Çünkü sıfır bürokrasi; orada birisi var, imzalıyor geçiyor. Halbuki anlatılmıştı: Bütün yatırımlar, Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi’ne gidip oradan onay alınıp geri gelerek yapılıyor; ama buradaki beceri bunu hızlı bir şekilde yapıyorlardı. Ama orada AK Partililer’in ve onlara yakın birtakım iş adamlarının yaşadığı hayal kırıklığını hiç unutamam. Şey bekliyorlardı çünkü tabii: “Çok kolay, ben imzalıyorum ve bütün paralar geliyor” vs. Halbuki değil. Şimdi orada böyle bir beklenti var. Hani bürokrasi olmayınca ya da az insan karar verince işler hızlı gidiyor gibi bir önyargı var. Ve Türkiye şu son üç dört yılda bunun ne kadar… Mesela orman yangıları oldu değil mi? Sıfır bürokrasi var. Bütün bakanlar ve Cumhurbaşkanı… işte, Cumhurbaşkanı atladı gitti. Ne yaptı? Çay dağıttı, Marmaris’te çay dağıttı. Ve oranın ne olacağı belli değil. Ve sıfır bürokrasi var. Ama uçaklar kalkmıyor. Uçak yok çünkü. Bürokrasi de yok, uçak da yok.

Murat Yetkin: Uçakları hurdaya ayrılmak üzere bırakmışlar. Bak, bizim Yetkin Report’ta bu sabah bir yazı yayınladım. Yazıyı yazan Filiz Pehlivan arkadaşımızın kendisi de makine mühendisi. Zamanında TUSAŞ var ya? Türkiye Uçak Sanayii. İşte, F16’ları yapan, şimdi dronları yapan…. Onun zamanında ürettiği, hem de askerî ömrünü doldurmuş uçakları çok düşük maliyetlerle yangın söndürme uçağına çevirip bir milli uçak filosu, yangın itfaiye uçağı filosu kurma projesi. Ama bunun nasıl baltalana baltalana bitirildiğini yazdı. Yani meraklılarına, hakikaten Yetkin Report’a girip okumalarını tavsiye ederim. Yani nedene bakıyoruz: Orman Genel Müdürlüğü ta o zaman, 1990’ların sonundan itibaren Orman Genel Müdürlüğü’nde sürekli olarak –artık uçak kiralama lobilerinin mi, helikopter kiralama lobilerinin mi? Kimlerin etkisiyle ise– uçak alımı ve kiralanması dışarısı üzerine kurulmuş. Türk Hava Kurumu kendi filosunu oluşturmuş; fakat işte o ihale şartnamesi oyunlarıyla Türk Hava Kurumu’nun elindeki yangın söndürme amacıyla tasarlanmış ve dışarıdan alınmış uçakların haznesi 4900 yüz kilo, litre. Hemen onu 5000 yapmışlar. Ya, aradaki fark ne biliyor musun Ruşen? Biliyorsun tabii; yani 100 litre beş kova su, beş kova su. Her bir kova yirmi ml. tamam mı? Bu kadar. Ama “Neden oradan almayalım? Biz oradan şey yapmayalım?” demişler. Dışarıdan bakalım kimler aracı çıkacak; yani eminim başka gazeteci arkadaşlar da araştırıyordur. Yani dışarıdan kiralayalım —ki orada duruyor uçaklar ya; çok az bir bakım masrafı ile uçabilir hale gelecekler. Hayır! Bunlar böyle birikiyor ya. Çıkacak elbette; birimizden birimiz bir araştırmacılık yapacağız çıkaracağız yani.

Ruşen Çakır: Murat, toparlayalım; bir şeyi bir ara zikrettin, ama geçerken. Berat Albayrak hep “döndü, dönüyor, dönecek” vs. deniyordu; ama artık lâfı edilmiyor, herhalde o olay kapandı, değil mi?

Murat Yetkin: Ya, ben hiçbir olaya kapandı gözüyle bakmıyorum. Ama şimdilik diyelim ki arka plana düştü, öyle diyelim. Berat Bey’in ne yaptığını bilmiyorum, yani İstanbul’da olduğu söyleniyor. Ama bilmiyorum; herhalde işlerine dönmüştü, yani ticarî işlerine falan.

Ruşen Çakır: Bir tane fotoğraftan, o camideki fotoğraftan başka fotoğraf bile çıkmadı ortaya. Bir ara yurtdışında değişik yerlerde olduğu yolunda rivayetler çıktı; ama şimdi anlaşıldığı kadarıyla İstanbul’da. Sedat Peker onun için bir şey söylemişti değil mi? Bir yerlerde kalıyor falan diye?

Murat Yetkin: Bilemiyorum yani. Ben sadece Sedat Peker için söylemiyorum; şu ara kim ne söylüyorsa onu bir veri olarak almıyorum, yani doğrulanması gereken bir şey olarak bakıyorum; ama Berat Albayrak şu anda anayasal olarak özgür bir yurttaş, yani bir görevi yok, değil mi? Bir görevi var mı?

Ruşen Çakır: Yok, herhangi bir görevi yok bildiğim kadarıyla.

Murat Yetkin: İstediğini yapar, yani gezer tozar, camiye gider, denize gider; yani kendisini bağlayacak bir iş değil mi, öyle değil mi?

Ruşen Çakır: Peki, şeyle bitirelim, güvenilir kaynaklardan aldığın bilgiler ışığında yeni kabinede böyle yeni gelecek sürpriz isim olma ihtimali var mı hiç? “Aa bak! şu bakan olacak!” diyebileceğimiz.

Murat Yetkin: Gerçekten bilmiyorum, olsa zaten paylaşıyorum; ama şunu söylemek lâzım — belki baştan söylemeliydik, yayının başında: Ben bu kabine revizyonu şeylerinin, evet, haberlerini yazıyoruz kamuoyunu bilgilendirme görevimizden dolayı. Ben herhangi bir etkisi, herhangi bir önemi olduğunu zannetmiyorum; çünkü bütün kararları Erdoğan veriyor zaten. Ziya Selçuk’un ayrılmak istemesinin nedenlerinden biri, yani kaç defa “Şu tarihte okullar açılacak” dedi de açılmadı, bir düşünsene. Ülkenin Eğitim Bakanı, eminim dikkatli bir insan, eminim o tarihi Erdoğan’a da danışmıştır, öyle açıklamıştır; ama sonra bir başkaları devreye giriyor demek ki — iyi saatte olsunlar. Bakıyorsunuz o tarihte okullar açılmıyor, ya da bilmem, tekrar kapatılıyor daha sonra. Yani anlatabiliyor muyum? Bakanlıklara ben Cumhurbaşkanı kabinesi içinde Bakanlar Kurulu demiyorum; çünkü kabine sadece bakanlardan oluşmuyor bildiğim kadarıyla. Cumhurbaşkanı Kabinesi içinde birkaç isim dışında diğer isimlerin herhangi bir etkisi olduğunu da düşünmüyorum. Onların yerine sen de gelsen ben de gelsem başkası da gelse bir şey değişmeyecek. Çünkü kararları sadece tek başına Cumhurbaşkanı veriyor. Dolayısıyla hani bunların haberini yapıyoruz, tartışmasını yapıyoruz, yayınını yapıyoruz; ama lütfen izleyiciler en azından benim bunlara devlet idaresi açısından büyük bir önem atfetmediğimi, bunları sadece kamuoyunun bilgilendirilmesi amacıyla, gidişatın belki yönünü daha iyi görebilmek amacıyla yaptığımı da bilmelerini isterim. Saygılarımla.

Ruşen Çakır: Muhtemelen yeni birtakım bakanlar gelecek olursa da, onların kim olduğunu Google’dan öğrenmek durumunda kalabiliriz yani. Evet, Murat çok sağol; yine keyifli bir yayın oldu. Türkiye kötü bir dönemden geçiyor ve umarım, ve umarız diyeceğim sen de aynı görüştesindir, bir an önce bu yangın meselesi ülkenin hayrına sonuçlanır. Çok sağol, bir sonraki yayında tekrar buluşmak üzere, çok teşekkürler.

Murat Yetkin: Kolay gelsin.

Ruşen Çakır: Sağol. Evet, gazeteci Murat Yetkin ile muhtemel kabine revizyonu üzerine konuştuk. Kendisine çok teşekkür ediyoruz. Sizlere de bizleri izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus