Dani Rodrik yazdı: “Kuzey Amerika ve Batı Avrupa dışında iktisat üzerine ses çıkmadıkça, iktisat tam anlamıyla küresel bir disiplin olamayacak”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomistler nihayet mesleklerindeki ırk ve cinsiyet dengesizliğini ele alıyor olsalar da süregelen tartışmalarda hâlâ bir başka mühim bilgi ve kavram eksik kalıyor: Coğrafi çeşitlilik. Kuzey Amerika ve Batı Avrupa dışında iktisat üzerine sesler çıkmadıkça, iktisat tam anlamıyla küresel bir disiplin olamayacak.”

Enes Kerim Şafak, ekonomist Dani Rodrik’in Project Syndicate’te çıkan “Economics has another diversity problem” başlıklı yazısını sizler için çevirdi.

Ekonomist Joseph E. Stiglitz, kariyerinin başlarındayken Kenya’da uzun bir süre yaşadı. Kenya’da yerel ekonominin nasıl işlediğiyle ilgili çeşitli tuhaflıklardan oldukça etkilendi. Örneğin, tarım arazilerinde uygulanan ortakçılık sistemi bu anormalliklerden birisiydi. Bu sisteme göre çiftçiler, hasatlarının yarısını toprak sahiplerine bırakmak zorundaydılar. Stiglitz, böyle bir sistemin ekonomik teşvikleri vergilendireceğini ve dolayısıyla verimliliği düşüreceğini düşündü ve kendisine sordu: Böyle bir sistem nasıl devam edebiliyordu?

Stiglitz’in bu paradoksu çözmeye yönelik arayışı, onun “asimetrik bilgi” hakkındaki öncü teorilerinin oluşmasına sebep oldu -ki bu teorileri nedeniyle daha sonrası Nobel Ekonomi Ödülü’ne layık görüldü. Stiglitz, Nobel Ekonomi Ödülü için yazdığı biyografisinde, Kenya’da geçirdiği zamanın, bilgi ekonomisine dair düşüncelerinin oluşmasında çok mühim bir rol oynadığını belirtti.

Bu olaya benzer olarak, ekonomist Albert O. Hirschman, açıklamakta zorlandığı bir davranışı gördüğünde Nijerya’daydı. Uzun süredir bir kamu tekeli olan demiryolu şirketi, özel sektördeki kamyoncuların rekabetiyle yüzleşmeye başlamıştı. Ancak bu baskıya cevap vermedi, kamyoncuların göze çarpan birçok verimsizliğini ele almadı. Bunun neticesinde daha da kötü bir duruma düştü. Hirschman, tüketici kaybının, bahsettiğimiz bu devlet demiryolu şirketinin değerli geribildirimleri almasını engellediğini ileri sürdü. Nijerya’daki demiryolu şirketi üzerine yapmış olduğu bu gözlem, ileride Hirschman’in yazacağı olağanüstü etkileyici kitabına (Exit, Voice and Loyalty) dönüşen bir tohum oldu.

Bu hikayeler, dünyayı tüm çeşitliliğiyle görebilmenin ne kadar değerli olduğunu kanıtlıyor. Esasen sosyal bilimler otorite bilgi, alışılmadık ortamların “tuhaf” davranışlarıyla ve sonuçlarıyla karşılaşınca ve yerel şartların çeşitliliği tam anlamıyla göz önüne alınınca zenginleşir.

Bu gözlem, tartışmaya açık olmamalı. Bugün hâlâ, iktisat disiplininin organizasyonu içerisinden bakan birisi bu gerçeği göremeyecektir. Nitekim önde gelen iktisat dergileri, ağırlıklı olarak bir avuç zengin ülkede bulunan yazarlar tarafından doldurulur. Bu alanın bekçileri diyebileceğimiz kişiler de benzer şekilde zengin ülkelerdeki akademik ve araştırma kurumlarından alınır. Dünyanın geri kalanında temellenen seslerin yokluğu yalnızca bir eşitsizlik değildir, bu yokluk aynı zamanda iktisat disiplinini zayıflatır.

Geçtiğimiz zamanlarda, Uluslararası Ekonomi Birliği’nin başkanı olduğum zaman, iktisat yayınlarına katkıda bulunanların coğrafi çeşitliliği hakkındaki verileri aradım. Ancak bu konuya dair kapsamlı ve sistematik verilerin şaşırtıcı bir şekilde çok kıt olduğunu gördüm. Neyse ki Torino Üniversitesi’nden Magda Fontana ve Paolo Racca’nın; ve Cattolica del Sacro Cuore Üniversitesi’nden Fabio Montobbio’nun topladığı veriler, bazı çarpıcı bulgulara işaret ediyor.

Tam da tahmin ettiğim gibi: Bahsettiğim akademisyenlerin verileri, önde gelen iktisat dergilerinde yayın yapan yazarların belirli coğrafi bölgelerde aşırı yoğunlaştığını gösteriyor. Buna göre, en iyi sekiz iktisat dergisinde yayın yapan yazarların yaklaşık yüzde 90’ı Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) ve Batı Avrupa’da bulunuyor. Üstelik görünen o ki bu dergilerin editöryal kurullarındaki üyeliklerde de benzer bir dağılım söz konusu.

Bu zengin ülkelerin, küresel gayrisafi yurtiçi hasılasının (GSYH) yalnızca üçte birini oluşturduklarını göz önüne alırsak bu aşırı yoğunluk, dünyanın geri kalanındaki yetersiz kaynaklar ve eğitime harcanan daha az para ile tamamen açıklanamaz -ancak yine de bu faktörlerin kesinlikle bir rol oynadığını söyleyebiliriz.-

Hakikaten de son yıllarda büyük ekonomik atılımlarda bulunan bazı ülkeler, bu atılımlara rağmen bahsettiğimiz bu en iyi dergilerde ciddi şekilde yetersiz temsil ediliyor. Örneğin Doğu Asya, küresel ekonomik çıktının yaklaşık üçte birini üretiyor ancak bu bölgedeki ekonomistler, en iyi dergilerdeki makalelerin yüzde 5’inden daha azına katkıda bulunuyorlar. Benzer şekilde, Güney Asya ve Sahra Altı Afrika’dan gelen yayınların da sayısı çok azdır. O kadar ki bu bölgelerin dünya ekonomisindeki zaten küçük olan ağırlıklarından dahi önemli ölçüde daha düşüktür.

Kaynakların ve eğitimin ötesinde, “network”lere (ağlara) erişim, bilginin üretilmesinde ve yayılmasında anahtar işlevi görür. Bir araştırmanın ciddiye alınıp alınmaması büyük oranda yazarının doğru okullara gidip gitmediğine, doğru insanları tanıyıp tanımadığına ve doğru konferanslara katılıp katılmadığına bağlıdır. İktisat dünyasında ise bahsettiğimiz bu “network”ler ağırlıklı olarak Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’da bulunmaktadır.

Burada, öngörülebilir bir itiraz olarak, günümüzün önde gelen ekonomistlerin çoğunun halihazırda gelişmekte olan ülkelerden olduğu söylenebilir. Doğrudur, bazı yönlerden iktisat daha uluslararası hale geldi. Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’nın önde gelen iktisat departmanlarında ve araştırma ortamlarında, başka ülkelerde doğmuş araştırmacıların sayısı arttı. Bendeniz, ABD’ye ilk kez 18 yaşında Türkiye’den gelen bir öğrenci olarak, bu “network”lerden kesinlikle yararlandığımı söyleyebilirim.

Gelişmiş ekonomilerdeki araştırmacılar da gelişmekte olan ülkelere daha fazla ilgi gösteriyorlar. Bu durum, kalkınma ekonomisinin iktisat disiplini içerisinde artık çok daha belirgin bir yer tuttuğunu gösteriyor. Örneğin Harvard Üniversitesi’nde yürüttüğüm kalkınma ekonomisi yüksek lisans programında, öğretim üyelerinin çok az bir kısmı ABD’den. Geri kalanlar ise Peru, Venezüela, Pakistan, Hindistan, Türkiye, Güney Afrika ve Kamerun’dan.

Ancak bu gelişmelerin hiçbiri, yerel bilginin ve bakış açısının yerini alamaz. Batı’daki yabancı doğumlu ekonomistler, tipik olarak, zengin ülke sorunlarının ve endişelerinin egemen olduğu bir entelektüel ortama giriyorlar. Başka ortamlara giren ekonomistlerin yerel gerçeklerin çeşitliliğine maruz kalması, Stiglitz ve Hirschman hikayelerinde olduğu gibi ihtimal ve tesadüflerle sınırlı kalıyor. Lütfen sadece şunu düşünün: Kim bilir kaç tane önemli fikir akademik camiadaki araştırmacıların yeni fikirlere kapalı olması nedeniyle keşfedilmemiştir?

İktisat, şu anda cinsiyet ve ırk dengesizliğiyle ilişkili olan bir ruh arayışı döneminden geçiyor. Halihazırda, Kuzey Amerika’da ve Batı Avrupa’da bu problemleri çözmek amacıyla ortaya çıkan birçok yenilik devam ediyor. Ancak coğrafi çeşitlilik, bu tartışmalarda büyük ölçüde eksik kalıyor. Biz bu açığı kapatmadan iktisat, asla tam anlamıyla küresel bir disiplin olamayacak.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus