Yağmur Önüt davası yeniden görülüyor – Beş yıldır hukuk mücadelesi veren anne Sevgi Gülseren: “Sadece adalet istiyorum”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İstanbul-Küçükçekmece’de 19 Nisan 2016’da Egemen Vardar isimli erkek tarafından pompalı tüfekle vurularak öldürülen 20 yaşındaki Yağmur Önüt ile ilgili davaya Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden başlandı. Kızı için beş yıldır adalet mücadelesi veren Sevgi Gülseren, Medyascope‘a konuştu. Anne Gülseren, “Sadece adalet istiyorum” dedi. Avukat Esin Yeşilırmak da “Yağmur’un kasten öldürüldüğünü biliyoruz, delilerimiz de bunu gösteriyor. Adil karar çıkmasını bekliyoruz” diye konuştu.

Üniversite öğrencisi Yağmur Önüt, 19 Nisan 2016’da Egemen Vardar tarafından pompalı tüfekle vurularak yaşamını yitirdi. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, “İçinde mermi olduğunu bilmiyordum. Şaka yapacaktım, yanlışlıkla tetiği düşürdüm. Bilerek öldürmedim” savunması yapan Vardar’a 2017 yılında “bilinçli taksirle öldürme” suçundan önce yedi yıl hapis cezası verdi ardından “sanığın yargılama aşamasındaki tutum ve davranışları” ve “cezanın sanığın geleceği üzerindeki etkisini” gerekçe göstererek cezayı beş yıl 10 aya düşürdü. Vardar, sadece 10 ay cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildi. Ancak Yargıtay 12. Ceza Dairesi kararı bozdu. Vardar’ın “olası kast” suçundan 25 yıla kadar hapisle yargılanması gerektiğine hükmetti.

Bozma kararından sonra 9 Eylül 2021’de yapılan ilk duruşmada mahkeme, Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bozma kararına dair cevabı olmadığı ve avukatların duruşmaya gelmedikleri gerekçesiyle bozma kararına dair hükmünü belirlemedi. Tutuklama taleplerini de reddeden mahkeme, gelecek duruşma için ise 23 Kasım’ı belirledi.

“Önce Yağmur’un yaşam hakkı”

Yağmur Önüt’ün annesi Sevgi Gülseren, beş yıldır sürdürdüğü hukuk mücadelesini Medyascope’a anlattı. Gülseren, kızı Yağmur’un Haliç Üniversitesi Turizm Otelcilik Bölümü’nde tam burslu olarak okuduğunu, mezun olmasına iki ay varken hayatını kaybettiğini belirtti.

Yağmur Önüt’ün öldürüldüğüne ilişkin haberden sonra sanığın ailesinin yer aldığı ve cinayetin işlendiği odada çekilen haber ve bu haberde kızına yer verilmemesi sonucunda, “Bu işte tuhaflık var diye düşündüm” diyerek adalet mücadelesine başladığını anlatan Gülseren, şunları söyledi:

“Yasımı yaşamaya çalışırken birileri Yağmur’un ölümünü televizyondan duyduklarını söyledi. Karşı tarafın babası çıkmış, Yağmur’un öldüğü odada, gelinliği hazırmış güya, ‘yanlışlıkla silah patlamış’ diye anlatıyor. Bunu duyunca ayağa kalkmam gerektiğini düşündüm. Kızım kimseyle evlenmiyordu. Programı izledim, ortada kızım yoktu da Egemen çok acıklı bir durumdaydı. Bu kabul edilebilir bir şey değil. 

Ne yapacağımı hiç bilmiyordum. Sosyal medyaya girdim ‘kadın cinayeti’ yazdım. Topluluklara ulaştım. Sağ olsunlar hemen geldiler, avukat, psikolog desteği sağladılar. Her şey oldular, evlat oldular bana. Bana dediler ki ‘Güçlü olacaksın, ayağa kalkacaksın, yasını sonraya bırakacaksın, önce Yağmur’un yaşam hakkı.”

“Tanıklar dinlenmedi, deliller dikkate alınmadı”

Yağmur Önüt’ün öldürülmesiyle ilgili ilk dava Asliye Ceza Mahkemesi’nde açıldı ve görevsizlik nedeniyle Ağır Ceza Mahkemesi’ne yönlendirildi. Dava dosyasındaki tüm delilleri yakından inceleyen anne Gülseren, yargılama sürecinde taleplerinin dinlenmediğini, delillerin dikkate alınmadığını, sanığın kızına yardım ettiğini söylemesine karşın ellerinde kan izi olmadığını, bir polis tarafından elini yüzünü yıkamaya gönderildiğini söyledi. Gülseren, sanığı sosyal medya hesabından “Ezel” dizisine ait “intikam” vurgulu paylaşımları ve dizinin bu isimli bölümünün yayınlandığı 19 Nisan’da cinayetin işlendiğine de ayrıca dikkat çekti.

“Göz göre göre dalga geçiyorlar bizimle”

Sevgi Gülseren, sanığın savunmasına tepkisini şöyle dile getirdi:

“Diyorlar ki ‘Seviyordu.’ Biz inkâr etmiyoruz ki sevmeseydi benim kızım zaten onunla beraber olmaz değil mi? Bu ülkede kadın cinayetleri falan zaten çok sevdiği için olmuyor mu? Bu hastalıklı bir sevgi. Bunun sonucunda oluşanlar da ödüllendirecek şeyler değil. ‘Sevda kurşunu’ diye bir şey mi olur. ‘Seviyorum’ dedikçe o tüfekten çıkan kurşunun şekli mi değişiyor? Değdiği an ölmüş olmasına rağmen sevgiyle atıldığı zaman ceza almamasını gerektiriyorsa bu saçma bir şey değil mi? 

Ellerinde bir tek bu var: ‘Seviyor.’ E pompalı silah? ‘Seviyor’. Ölmüş, ‘Seviyor’. Bu mahkemede biz Yağmur’un neden, nasıl öldüğünü, neden bu duruşmanın olduğunu konuştuk mu? Biz orada Egemen’in aşkını dinliyoruz. Göz göre göre dalga geçiyorlar bizimle.“

“Oradan tutuklanarak çıkmalıydı, serbest bırakıldı”

Yargıtay’ın bozma kararının gerekçesinde, “sanığın, bu şekilde bulundurduğu tüfeğin ateş açabileceğini ve ölüm neticesinin gerçekleşebileceğini ön görmesine rağmen öngördüğü neticenin gerçekleşmemesi için çaba sarf etmediği ve dolayısıyla kabullenip kayıtsız kaldığı, ölüm neticesinden olası kastla sorumlu tutulması gerektiği” belirtildi.

Yargıtay’ın bozma kararından sonra yapılan ilk celsede ise bakanlık avukatlarının katılmaması nedeniyle bozma kararı hakkında hüküm kurulmazken tutukluluk talepleri kabul edilmedi.

“Adil ve mantıklı sürede yargılanmak benim hakkım” diyen Gülseren, “25 yılla yargılansın’ denilen birini serbest bırakamazsın. Kim yaptı? Egemen yaptı. Ne yaptı? Silahla kızımı vurdu. Oradan tutuklanarak çıkmalıydı, serbest bırakıldı” diye devam etti.

“Adalet istiyorum”

Sevgi Gülseren, bu aşamada talebinin ne olduğuna ilişkin soruyu, “Sadece adalet” diyerek yanıtladı:

“2016 19 Nisan, 2021 Ekim 10. Bu süreç içinde yasal ve insan olarak yapmam gereken her şeyi yaptım. Daha ne yapılır bilmiyorum ama bu aşamadayız. Etkin bir şekilde yargılama olsa, her şeye dikkatlice bakılsa, Yargıtay’ın bu kararı neden verdiğine, neyi kaçırdıklarına, neden yanlış kararın çıktığına bakıp bunu yapanın hak ettiği cezayı almasını istiyorum.”

Avukat Esin Yeşilırmak: “Adil karar çıkmasını bekliyoruz

Avukat Esin Yeşilırmak, 9 Eylül’de yapılan duruşmanın Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile taraflara 25 Mayıs’ta tebliğ edildiğine dikkat çekerek, “Buna rağmen bakanlık avukatları duruşmaya gelmedi, bozma kararına uymaya dair beyan da vermedi. Mahkeme beyanı almadığı için bozma kararına uyup uymayacağını açıklamadı ve tutuklamaya dönük taleplerimizi reddetti” dedi.

“Yargılama usul nedeniyle erteleniyor ve adalete erişim mümkün olmuyor” diyen Yeşilırmak, şöyle devam etti:

Aile Bakanlığı, 6284 sayılı yasa gereği dosyalara katılıyor. Kadın katillerine karşı şiddet mağdurlarının yanında olabilmek ve gereken cezalandırmanın yapılması için yargı mekanizmasına yardımcı olmak amacıyla katılıyor. Bizim dosyamızda sadece onların katılmaması nedeniyle yargılama uzamaya, destek olmak yerine engellemeye başladı. Bakanlığa büyük sorumluluk düşüyor, bunun düzeltilmesini istiyoruz. Bakanlık katılmayacak kadar yoğunsa yazılı beyan da verebilirdi. Duruşma da daha erken bir tarihe verilebilirdi ancak 23 Kasım’a verildi.

Yağmur’un dosyasında tam bir eril mahkeme zihniyetini gördük. Yargılamada katılan tarafın talepleri değerlendirilmedi, delillerimize itibar edilmedi. Sadece sanık varmışçasına yargılama yapıldı. Biz adalet mücadelesi içindeyiz. Yağmur’un kasten öldürüldüğünü biliyoruz, delilerimiz de bunu gösteriyor. Adil karar çıkmasını bekliyoruz.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus