Gezi ve Çarşı davalarının birleştirilmesi sonrası ilk duruşmada mahkeme, Osman Kavala’nın tutukluluk halinin devamına karar verdi – Bir sonraki duruşma 26 Kasım’da

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Osman Kavala, Mücella Yapıcı, Can Atalay, Can Dündar, Memet Ali Alabora’nın da aralarında olduğu 16 kişinin yargılandığı Gezi davası ile Beşiktaş taraftar grubu Çarşı üyesi 35 sanıklı davanın birleşmesi sonrası ilk duruşma bugün (8 Ekim) İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Osman Kavala’nın tek tutuklu sanık olduğu davanın ilk duruşmasında mahkeme, Kavala’nın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma 26 Kasım’da yapılacak.

Duruşmada mahkeme heyeti, dosyaların ayrılması taleplerini reddetti. Osman Kavala beyanını “Umarım, davaların birleştirilmesi, Türk yargısının karşı karşıya olduğu tehditlerin daha iyi anlaşılmasına vesile olur. Umarım ülkemizde bir daha böyle bir iddianame hazırlanmaz, böyle şey bir daha yaşanmaz” diyerek tamamlandı.

Kavala’nın avukatları tahliye talebinde bulundu. Savcı ise Kavala’nın tutukluluğunun devamını talep etti. Mahkeme, avukatların tahliye talebini reddederek Kavala’nın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Osman Kavala duruşmaya SEGBİS ile katıldı 

Duruşma öncesi Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde Taksim Dayanışması adına açıklama okundu ve “Gezi direnişini bir kez daha yargı marifetiyle karalamanız beyhudedir. Gerçekleri çarpıtmanıza izin vermeyeceğiz” denildi.

Duruşmayı İngiltere, Hollanda, Danimarka, Fransa, İsviçre, Almanya konsolosluklarının temsilcileri, Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Kampanyalar Sorumlusu Milena Buyum, Halkların Demokratik Partisi milletvekilleri Zeynel Özen ve Züleyha Gülüm ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekilleri Ali Şeker ve Sezgin Tanrıkulu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun da aralarında olduğu çok sayıda kişi ve kurum temsilcisi takip etti.

Osman Kavala duruşmaya tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı.

Avukatlardan birleştirme kararına itirazlar

Birleştirme kararı, Gezi davasının görüldüğü 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nin hâkimi Mahmut Başbuğ’un dosyaları birleştirme önerisini ilettiği Çarşı davasını gören 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne geçici görevlendirmeyle gidip onaylaması sonucu alınmıştı.

Duruşmada ilk olarak avukatlar usüle dair söz aldı. Çarşı davası sanıklarının avukatları, birleştirme kararının usule uygun alınmadığını ve dosyaların ayrılmasını istedi.

Gezi davası sanıklarının avukatları da birleştirme kararının hukuka aykırılığının tespit edilip karardan dönülmesini ve davaların ayrılmasını talep etti. 

Savcı ise birleştirmeye dair taleplerin reddini istedi.   

Heyet ayrılma talebini reddetti, Çarşı davası sanıklarının avukatları salonu terk etti

Duruşmaya verilen aranın ardından söz alan Çarşı davası sanıklarının avukatlarından Ömer Kavili, mütalaada gerekçe sunmadığını belirttiği duruşma savcısından yeniden mütalaa alınmasını istedi. 

Mahkeme heyeti talepleri görüşmek üzere salondan çıkarken sanıklardan biri heyete “Biz tribüncüyüz kimseye bağlamayın bizi. Mahkeme uzuyor gidiyor, işimizden gücümüzden oluyoruz” diye seslendi.

Heyet, dosyaların ayrılması, heyetin dosyadan çekilmesi de dahil tüm taleplerin reddine karar verdi. 

Çarşı davası sanıklarının avukatları, taleplerinin reddi üzerine bu celsede duruşmayı takip etmeyeceklerini belirterek salonu terk etti.

Mücella Yapıcı: “Gezi’yi kriminalize edemezsiniz”

Duruşma sanık beyanları ile devam etti. Çarşı davası sanıklarından söz alanlar daha önce beraat ettiklerini belirterek beraat taleplerini yineledi ya da kısa beyanlarda bulundu. Salonda kalan avukatlarından da beraat ve savunma için süre talepleri dile getirildi.

Gezi davası sanıkları ve avukatları esasa dair beyanlar için süre talep ettiklerini belirtti. Duruşmada söz alan sanıkların öne çıkan beyanları şöyleydi:

Mücella Yapıcı, “Ben aynı iddianame ile iki kere yargılandım. Beraat ettim, beraatım kesinleşti. Tekrar yargılandım. Yine beraat ettim yine buradayım. Bu davayı hukuken vicdanen aklen ve ahlaken asla kabul etmiyorum ve iddianameyi de kabul etmiyorum. Bu davaları bu kadar karıştırıp uzatarak Gezi’yi kriminalize edemezsiniz, Gezi onurumuzdur” dedi.

Can Atalay, “Biz yokmuşuz gibi bir yargılama yapılıyor. Üzerimize gelmekte olan şeyi görüyoruz. ‘Savunmanızı verin’ diye geçiştirilebilecek bir husus değil. Yeni iddianameler geldiği için bize uygun bir zaman tanıyarak sorgu vermek üzere duruşma açmanız gerekir. Aksi şekilde yargılamaya devam edemezsiniz. Daha önceden haberimiz olmayan bilgiler dosyaya girdi. Gezi direnişi bu memleketin yaşayan bir organizma olduğunun kanıtıdır. Gezi’nin suçlulaştırılmasına, biz ya da başka insanlar vesile kılınarak kriminalize edilmesine izin vermeyeceğiz. Gezi bu toprakların ve Ortadoğu’nun eşitlik özgürlük ve barış umududur. Sorguya elverişli duruşma açmanız ve bizim sorgu vermemizi sağlamanız gerekir” diye konuştu.

Tayfun Kahraman savunmalarını hazırlamak için süre isterken “Gezi direnişine katıldığımız için yargılanan bizler beraat kararları ile birlikte süreci sürdürüyoruz. Beraat kararının tekrarlanarak bizlere uygulanan yaptırımların ortadan kaldırılmasını bekliyoruz” dedi.

Çarşı davası sanıklarından bir kişi “Cımbızla aradınız, cımbızla bulacaksınız” derken bir başka sanık Hüseyin Fidan heyete, “Ne arıyorsanız siz bize söyleyin, biz yardımcı olalım” diye konuştu.  

Mine Özerden İsnat edilen suçlar hakkında bilgimiz yok şu anda dolayısıyla savunma için zaman talep ediyoruz” dedi. 

Kavala: “Umarım ülkemizde bir daha böyle bir iddianame hazırlanmaz, böyle şey bir daha yaşanmaz

Osman Kavala’nın, karşılaştığı süreci hatırlatarak başladığı beyanında şu ifadeler öne çıktı:

“Birleştirmelerle sonuçlanan bu kronoloji ve olaylar dizini, yargı sürecine müdahale olduğunu, bir taraftan benim tutukluluğumun devam ettirilmesi, bu şekilde suçlu olduğum algısının canlı tutulması; diğer taraftan da olgular, deliller aksi yönde olmasına rağmen Gezi protestolarının bir kalkışma eylemi olarak kriminalize edilmesi amacıyla siyasi nitelikli bir yargısal girişimin olduğunu hissettirmektedir.

Benimle ilgili suçlamaların çarpıcı yanı, sadece herhangi bir delile dayanmıyor olmaları değildir. Bunlar mantık sınırlarını aşan komplo teorilerine dayandırılan fantastik nitelikte iddialardır.

Bugüne kadar yaptığımız tahliye talepleri, atılı suçun yasada öngörülen cezasının süresi ve dosyada kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunduğu gerekçeleriyle reddedilmiştir. Bu kararlarda ciddi bir ölçüsüzlük mevcuttur. Yasada ceza süresi uzun olan suçlar ağır suçlardır ve ağır suçlamaların yapılabilmesi için kullanılan delillerin de orantılı bir ağırlığı olması, suça delalet eder niteliklerinin tarafsız bir gözlemci tarafından anlaşılabilir özellikte olması gerekir. Somut delil, varsayımlara dayalı olmadan somut olduğu anlaşılan delildir. Özgürlüklerin kısıtlanması, ancak bu tür delillerin tarafların ve dolayısıyla kamuoyunun önüne konması halinde, bu yükümlülük yerine getirildiğinde meşruluk kazanabilir. Bu özellikte olmayan birtakım bilgi, bulgu ve varsayımların somut delil olarak tanımlanmaları, özgürlüğün gaspedilmesine ve kamuoyuna yönelik dezenformasyona hizmet etmektedir.

Sudan bahanelerle tutukluluğumun sürdürülmesi yargısız infazdır, algı yaratma çabasıdır, AİHM’in kararının etrafından dolanma girişimidir. Somut delil ortaya konmadan, varsayımlara dayandırılarak sürdürülen tutukluluğum, Adalet Bakanlığı’nın yargısal tasarrufların meşruiyetine zarar veren uygulamaların önüne geçmek gerekçesiyle hazırlamış olduğu tutuklama uygulamasının somut delille gerekçelendirilmesi kuralını vurgulayan yasal düzenlemenin değersizleştirilmesi anlamına da gelmektedir. Tutukluluğumu sürdürmek için kurgulanan temelsiz, delilsiz, mantıksız suçlamaların ve kullanılan yöntemlerin yargıda meşruiyetten yoksun uygulamaların niteliklerini ve kaynaklarını gözler önüne serdiğine inanıyorum. Umarım, davaların birleştirilmesi, Türk yargısının karşı karşıya olduğu tehditlerin daha iyi anlaşılmasına vesile olur. Umarım ülkemizde bir daha böyle bir iddianame hazırlanmaz, böyle şey bir daha yaşanmaz.”

Avukatı Köksal Bayraktar, müvekkili Osman Kavala’nın tahliye edilmesini talep etti. 

Savcı tutukluluğun devamını talep etti

Savcı, mazereti olmaksızın hazır olmayan sanıklar hakkında yakalama emri düzenlenmesini, savunma için süre taleplerinin kabulünü, Kavala hakkında ise “suçun vasfı ve mahiyeti, mevcut delil durumu” gerekçeleriyle tutukluluk halinin devamını talep etti.

Bayraktar, bu talebe kesin olarak katılmadıklarını belirtti. 

Mahkeme, oyçokluğu ile Osman Kavala’nın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Gelecek duruşma 26 Kasım’da yapılacak.

Duruşma sonrası adliye önündeki açıklamada söz alan Prof. Dr. Ayşe Buğra şöyle konuştu:

“İddia makamının hiçbir şeyi merak etmediğini bir şey öğrenmeye çalışmadığını, sanığa ve avukatlara soru sormadığını görüyorum ve bu beni şaşırtıyor. İki tane iddianame hazırlayan ve eşim için müebbet hapis cezası gerektiren suçlamalarda bulunan savcıların bu iddianameleri hazırlayan savcıların kendilerini
sorguya çekmemiş olmasını anlayamıyorum. 

Böyle acayip bir şey yaşanıyor burada ve avukatlar devamlı aynı şeyi soruyorlar:

‘Hangi somut delillerden bahsediyorsunuz hangi somut eylemle hangi suçun işlendiğine dair hangi delilden söz ediyorsunuz?’ Bu soruya cevap verilmiyor. Soru sorulmadığı gibi cevap da verilmiyor. Her defasında aynı şey söyleniyor: ‘Delillerin durumu gözönünde bulundurularak, üzerine atılı suçun mahiyeti düşünülerek tutukluluğun devamı’… Hep bunu işitiyoruz. Böyle bir durum bu ve ben bunu hakikaten artık bir duruşma olarak göremiyorum.

Yalnız beni endişelendiren bir şey var, biliyorsunuz Türkiye Avrupa Konseyi’nin
üyelerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHM) imza atmış bir ülke. AİHM kararlarının bağlayıcılığını kabul etmiş bir ülke ve AİHM bu davayla ilgili bir haksız tutukluluk kararı verdi. Ardından Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bir dizi toplantı yaparak Türkiye hükümetinden bu karara uyulması için gerekli adımları
atmasını istedi ve şimdi son toplantısında tutukluluk devam ettiği ve tahliye edilmediği için. Bakanlar Komitesi Türkiye’yle ilgili bir yaptırım süreci başlatacağını söyledi. Bu vahim bir şey ve bu sadece bu davanın sanıkları onların aileleri ve avukatları için değil galiba memleket için vahim bir şey. Bunun üzerine düşünülmesi lazım”.

Kavala’nın avukatlarından Deniz Tolga Aytöre,“Türk yargısı bir kez daha özgür kalamadı” dedi ve şöyle devam etti:

“Yaşananlar Osman Kavala için olduğu kadar Türk yargısı için de esef verici olaylar. Özellikle birbiriyle hiçbir ilişkisi olmayan davaları birleştirerek kitlesel yargılar oluşturup kaotik yargılamalar oluşturup hakkında hiçbir suç unsuru, suça konu eylem bulunamayan Osman Kavala’nın bu tür dosyalar içinde tutukluluğunun sürdürülmeye çalışılması ve bu dosyaların birleştirilmesi hukuki bir garabettir. Bunu dile getirdik duruşmada ancak bu birleştirme kararı ne yazık ki verildi. 

Osman Kavala’ya bir suç aranıyor uzun yıllardır, hala bulunamıyor, hala bir eylem tespit edilemiyor, hala hangi somut delille hangi somut suçu işlediği ortaya konulamıyor ama bunların soyut gerekçeleri her celse tutukluluğun devamı olarak yansıyor. 

Üzgünüz, niçin üzgünüz aklımızı vicdanımızı ve adalet duygumuzu her geçen gün biraz daha yitiriyoruz. bundan sonra da yalnız bu mücadeleye devam edeceğiz. bundan yılmayacağız. Cübbe giyen siyasilere bu adliye koridorlarını aşanlar elbet bir gün pişman olacaklar ama o gün iş işten çoktan geçmiş olacak. Bunun bilincindeyiz.”
CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise “Türk yargı tarihinde bu da olmaz denilen ne varsa bu davada oldu” dedi. Tanrıkulu sözlerine şöyle devam etti:

“Türkiye’de yargı kurumu yok. Eğer yargı kurumu olsa yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını tartışırız. Yargı denen kurum yok. Yargının, HSYK’nın, Çağlayan Adliyesi’nin Karayolları Genel Müdürlüğü’nden farkı kalmadı. Doğrudan doğruya yürütme organına bağlı bir yargı kurumu var dolayısıyla buradan da bir adalet çıkmıyor. 
Niye çıkmıyor? Osman Kavala’yı tutuklatan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır”. 

Ne olmuştu?

Gezi davasında mahkeme, 18 Şubat 2020’de Osman Kavala, Ayşe Mücella Yapıcı, Şerafettin Can Atalay, Tayfun Kahraman, Ali Hakan Altınay, Yiğit Aksakoğlu, Yiğit Ali Ekmekçi, Çiğdem Mater Utku ve Mine Özerden hakkında beraat ve tutuklu sanık Osman Kavala’nın tahliyesine karar vermişti. Yurtdışındaki sanıklar Can Dündar, Memet Ali Alabora, Ayşe Pınar Öğün, Gökçe Tüylüoğlu, Handan Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu ve İnanç Ekmekçi‘nin dosyalarını ise ayırmıştı. Kavala, tahliye kararı verildiği gün başka bir suçlama yöneltilerek tekrar tutuklanmıştı. İstinaf mahkemesi, Ocak 2021’de beraat kararlarını bozdu. Şubat 2021’de Kavala’nın “casusluk” suçlamasıyla yargılandığı dava dosyası Gezi davası ile birleştirildi. Nisan 2021’de yurtdışındaki sanıkların dosyası da ana dosya ile birleştirildi.

Yargılanan 16 kişi hakkında “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, mala zarar verme, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi, ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme, nitelikli yağma, nitelikli yaralama, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet” suçlamalarından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.

Gezi eylemlerine ilişkin taraftar grubu Çarşı’ya dair “hükümeti yıkmaya teşebbüs” ve “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet”, “suç örgütüne üye olma”, “kamu görevlilerinin görevini yapmasını engelleme” suçlamalarıyla açılan 35 sanıklı davada ise İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 29 Aralık 2015’te beraat kararı vermişti. Yargıtay 16. Ceza Dairesi ise Nisan 2021’de beraat hükümlerini oybirliğiyle bozmuştu. Bozma kararına gerekçe olarak, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve beraat kararlarını bozulmasıyla yeniden başlayan Gezi davası ile birleştirilme hususunun değerlendirilmemesi gösterilmişti. 30. Ağır Ceza Mahkemesi birleştirmenin gerçekleşmesi halinde bunun Çarşı davasının görüldüğü 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde olacağını belirtmişti.

30. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi Mahmut Başbuğ, dosyaları birleştirme önerisini ilettiği 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne 28 Temmuz’da geçici görevlendirmeyle gitti ve bu mahkemede talep onaylandı. Başbuğ’un başkanlık yaptığı duruşmada da dosyaların birleşmesine ve yargılamanın 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etmesine karar verildi. 

“Bakanlar Komitesi, Türkiye ile ilgili bir yaptırım süreci başlatacak”

Duruşmadan sonra konuşan Prof. Dr. Ayşe Buğra, kararı şöyle değerlendirdi:

“İddia makamının hiçbir şeyi merak etmediğini, bir şey öğrenmeye çalışmadığını, sanığa ve avukatlara soru sormadığını görüyorum ve bu beni şaşırtıyor. İki tane iddianame hazırlayan ve eşim için müebbet hapis cezası gerektiren suçlamalarda bulunan savcıların, bu iddianameleri hazırlayan savcıların kendilerini sorguya çekmemiş olmasını anlayamıyorum. 

Böyle acayip bir şey yaşanıyor burada ve avukatlar devamlı aynı şeyi soruyorlar, ‘Hangi somut delillerden bahsediyorsunuz, hangi somut eylem ile hangi suçun işlendiğine dair hangi delilden söz ediyorsunuz?’ Bu soruya cevap verilmiyor. Soru sorulmadığı gibi cevap da verilmiyor. Her defasında aynı şey söyleniyor, ‘Delillerin durumu göz önünde bulundurularak, üzerine atılı suçun mahiyeti düşünülerek tutukluluğun devamı.’ Hep bunu işitiyoruz. Böyle bir durum bu ve ben bunu hakikaten artık bir duruşma olarak göremiyorum.

Yalnız beni endişelendiren bir şey var biliyorsunuz, Türkiye Avrupa Konseyi’nin üyelerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne imza atmış bir ülke. AİHM kararlarının bağlayıcılığını kabul etmiş bir ülke ve AİHM bu davayla ilgili bir haksız tutukluluk kararı verdi. Ardından Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bir dizi toplantı yaparak Türkiye hükümetinden bu karara uyulması için gerekli adımları atmasını istedi ve şimdi son toplantısında tutukluluk devam ettiği ve tahliye edilmediği için. Bakanlar Komitesi, Türkiye ile ilgili bir yaptırım süreci başlatacağını söyledi. Bu vahim bir şey ve bu sadece bu davanın sanıkları, onların aileleri ve avukatları için değil galiba memleket için vahim bir şey. Bunun üzerine düşünülmesi lazım.”

Hukuki bir garabet”

Kavala’nın avukatlarından Deniz Tolga Aytöre, kararı değerlendirirken “Türk yargısı bir kez daha özgür kalamadı” dedi ve şöyle devam etti:

“Yaşananlar Osman Kavala için olduğu kadar Türk yargısı için de esef verici olaylar. Özellikle birbiriyle hiçbir ilişkisi olmayan davaları birleştirerek, kitlesel yargılar oluşturup, kaotik yargılamalar oluşturup hakkında hiçbir suç unsuru, suça konu eylem bulunamayan Osman Kavala’nın bu tür dosyalar içinde tutukluluğunun sürdürülmeye çalışılması ve bu dosyaların birleştirilmesi hukuki bir garabettir. Bunu dile getirdik duruşmada ancak bu birleştirme kararı ne yazık ki verildi. 

Osman Kavala’ya bir suç aranıyor uzun yıllardır bulunamıyor, bir eylem tespit edilemiyor, hâlâ hangi somut delil ile hangi somut suçu işlediği ortaya konulamıyor ama bunların soyut gerekçeleri her celse tutukluluğun devamı olarak yansıyor. Üzgünüz, niçin üzgünüz? Aklımızı, vicdanımızı ve adalet duygumuzu her geçen gün biraz daha yitiriyoruz. bundan sonra da yalnız bu mücadeleye devam edeceğiz, yılmayacağız.”

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise “Türk yargı tarihinde bu da olmaz denilen ne varsa bu davada oldu” diyerek şöyle konuştu:

“Türkiye’de yargı kurumu yok. Eğer yargı kurumu olsa, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını tartışırız. Yargı denen kurum yok. Yargının, HSYK’nın, Çağlayan Adliyesi’nin Karayolları Genel Müdürlüğü’nden farkı kalmadı. Doğrudan doğruya yürütme organına bağlı bir yargı kurumu var. Dolayısıyla buradan da bir adalet çıkmıyor. Niye çıkmıyor? Osman Kavala’yı tutuklatan sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır.” 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus