Ülkü Doğanay yazdı: Bir ihtimal daha var – Gidiyor gitmekte olan

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Tam olarak karar veremedim. İki ya da üç ihtimal var: Birincisi Sayın Cumhurbaşkanı gibi Sayın İçişleri Bakanı’nın da iletişim danışmanlığını Ankara’da Konya yolundaki gökdelende konuşlanan Fahrettin Altun yapıyor. Bu durumda, Altun ülke seçim atmosferine adım adım girerken Cumhurbaşkanı’na ve bakanlarına “Kılıçdaroğlu’nun sözlerini, CHP’nin seçim sloganlarını elbirliğiyle yayalım” demiş olmalı. Ama ikinci, hatta üçüncü ihtimalleri de yabana atmamak lazım. Kim bilir, belki de İçişleri Bakanı Soylu, geçtiğimiz hafta Kılıçdaroğlu’nun halka sesleniş videolarını kendi Twitter hesabından yayınlayan Cumhurbaşkanı’nın omuzlarındaki ağır yükü paylaşmak niyetiyle, kendine böyle bir vazife çıkardı. Meclis’teki bütçe görüşmelerini yumrukların havada uçuştuğu bir atmosfere taşımadan hemen önce muhalefeti “Sizin de hakkınızdan geleceğim”, “Sizin de haddinizi bildireceğim” diye tehdit ederken ve milletin vekillerini teröristlikle suçlarken bir anda dudaklarından Kılıçdaroğlu’nun “Geliyor gelmekte olan” sloganını döküldü. Tam olarak şöyle dedi: “Allah’a şükür Recep Tayyip Erdoğan, Dr. Devlet Bahçeli; geliyor gelmekte olan.”

Tabii, kendisini tanımayan ya da Türkiye’yi bilmeyen birisi eski Demokrat Parti Genel Başkanı’nın AKP iktidarında altı yıl bakanlık yaptıktan sonra bir kez daha muhalefet saflarına katıldığını ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ortağı Bahçeli’yi “geliyor gelmekte olan” sözleriyle bir an önce bu gidişatlarına bir son vermeleri için uyardığını sanabilirdi. Neyse ki Türkiye’de yaşıyoruz da siyasetteki bu tür eksen kaymalarına alışığız. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Erdoğan aleyhine sözleri bugün hala hafızalarda. Türk tipi başkanlık rejimine destek verip Erdoğan’ı başkanlığa taşımadan birkaç yıl önce, Erdoğan’dan neden cumhurbaşkanı olmayacağını tane tane anlatıyordu. Diyordu ki: “Twitter’i engelleyen, Youtube’u kapatan, kişisel hak ve hürriyetleri budayandan Cumhurbaşkanı olmaz. Hukuka saldırandan, adaletten kaçandan, rüşvetçilere ve hırsızlara kol kanat gerenden Cumhurbaşkanı olmaz”. Neyse, o köprülerin altından çok sular aktı. Sağ popülizmin “Dün dündür, bugün bugündür” pragmatizmi bu sözlerin sahibini iktidarın gizli ortağı, “Bu ülkenin herkese çatan ve kaos yaratan bir Başbakanı var ki, akşam evine gittiğinde karısına ve çocuklarına boynu bükük kalan esnafın, çiftçinin yerine kendini koymuyor” diyen bir siyasetçiyi ise önce o eleştirdiği Başbakan’ın partisinde genel başkan yardımcısı, sonra da onun kabinesinde bakan yaptı. Onunla da kalmadı, “herkese çatan ve kaos yaratan” suçlamaları, döndü dolaştı kendini buldu.

Üçüncü ihtimal: Korku. Korku, insanın elini kolunu bağlar, normal zamanlarda başvurmayacağı çarelere başvurmaya iter, aklı selimden uzaklaştırır. Bugünkü yerini kitlelerin üzerine korku salarak edinen, neredeyse girdiği tüm seçimlerde, başvurduğu halkoylamalarında sürekli bir iç tehdit, dış tehdit ihtimali üzerinden oy devşiren, tabandan gelen her türlü barış talebi karşısında bölünme paranoyasının ardına sığınan bir iktidardan söz ediyoruz. Şimdiye kadar bütün bu hayali tehditlere yanıt olarak halka vaat edebildiği de bir hayalden başkası değildi. Anlaşma hemen hemen şöyle işliyordu: Ben türlü yollarla elde ettiğim ve kendi çeperimde bir ayrıcalıklılar tabakası yaratmak için kullandığım ekonomik refahın çok da büyük olmayan bir kısmını, sosyal yardımlar ve çeşitli imtiyazlar yoluyla kuracağımız bağımlılık ilişkisi üzerinden sizinle paylaşacağım. Siz de ben olmazsam varlığınızın çok büyük tehdit altında olduğu yalanına inanacaksınız. Korkacaksınız. Bölünmekten, yıkılmaktan, işgal edilmekten, hor görülmekten ama aynı zamanda bugüne kadar size bahşetmiş olduğum her ne ise, onu kaybetmekten korkacaksınız. Bütün bunların karşılığında, ben sizlere hep bir türlü erişilemeyen, sanki tam yakalayacakken elden kaçırılan bir “istikrar”, “büyük, güçlü, herkesin kıskandığı bir Türkiye”, bir “dünya devleti”, Temmuz’da, bilemedin altı ay içinde “şaha kalkacak” bir ekonomi vaat edeceğim.

İşte, bugün iktidarın paydaşlarını panik içinde muhalefetin sloganlarını tekrarlamaya yönelten değişim, tam da bu korkutma-hayal vaat etme dengesinin artık seçmen nezdinde bir karşılığının olmadığının ortaya çıkmasıyla başladı. Hatırlayalım: AKP türlü yollara başvurarak 31 Mart 2019’da İstanbul’da kaybettiği yerel seçimleri yenileme kararı aldırdığında, Binali Yıldırım’ın seçim kampanyasını bizzat yürüten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ekrem İmamoğlu’na bir çocuğun hediye ettiği “Her şey çok güzel olacak” sloganını “Her şey daha güzel olacak” diyerek kendine mal etmeye çalışmıştı.  Sosyal medyada yandaş hesaplar ve troller “Her şey daha güzel olacak” paylaşımı yapmaya başlamıştı. Slogan tutmadı ve yenilenen seçimde Cumhur İttifakı İstanbul’u büyük farkla kaybetti. 

Şimdi de benzer bir dönüm noktasında olduğumuzu görüyoruz. Elbette içinde bulunduğumuz ekonomik kriz ve belli ki bu krizden de nemalanmanın yolunu bulmuş olan kaymak tabaka dışında toplumun tüm kesimlerini derinden etkileyen hayat pahalılığı gerçeğin tüm çıplaklığıyla ortaya saçılmasına katkı sağlıyor.  AKP ve MHP seçmeni de, kamuoyu yoklamalarının kararsız olarak adlandırdığı kesim de, önümüzdeki seçimlerde ilk kez oy kullanacak gençler de büyük ve güçlü Türkiye vaadiyle kurulan Erdoğan rejiminin sürdürülemez olduğunu öyle ya da böyle görüyor. İktidarın son çırpınışlarını, yine büyük bir hayal vaat ederek yaptığını görüyoruz. Demokratik ülkeler liginden tamamen çıkarak küresel ekonomide ikinci bir Çin olma yoluyla yer edinmek. Sihirli bir değnek değmişçesine birkaç ay içinde, ülkeyi ucuz işgücü cennetine çevirmek, Türk Lirası’nı değersizleştirerek yatırım ve nakit para akışını sağlamak. Hayal, tıpkı dünya devleti olmak, Şam’da namaz kılmak, Osmanlı hinterlandına hükmetmek, İslam aleminin lideri olmak gibi büyük ve bunu anlamak için neyse ki ekonomist olmaya gerek yok: Gerçek dışı. Hep olageldiği gibi. Peki bugüne kadar her seçimi aynı denklem içinde kazanmış, kendini yasaların, anayasanın ve uluslararası sözleşmelerin dahi üzerinde gören iktidar, ne oldu ki bugün artık kaybedebileceğini fark ederek savunmaya çekiliyor. Muhalefetin belirlediği gündeme yanıt yetiştirmeye çabalıyor. Muhalefetten ödünç aldığı sloganla korku salmaya çalışıyor.

Yanıt değişim. Muhalefet partileri, başta da CHP, nihayet “kim bize ne der” kaygısından kendini kurtarıp bu iktidarın değişebileceğine, iktidarı seçimle değiştirebileceğine inandı. Bunun için siyaset yapması gerektiğini, halkı siyaset yapabileceğine, değiştirebileceğine, dönüştürebileceğine inandırması gerektiğini anladı. Kamuoyu yoklamaları, Kılıçdaroğlu’nun son zamanlardaki tavrının, halka seslenme biçiminin, helalleşme vaadinin, mütevazi evinin mutfağından yaptığı yayınların ve kişisel hırslardan arınarak muhalefet partilerini bir araya getirme iradesinin seçmende de karşılık bulduğunu gösteriyor. Elbette yeterli değil. Ama bu kadarı bile iktidarda “Gidiyor gitmekte olan” tedirginliği yarattığına göre…

Ülkü Doğanay’ın önceki yazıları:

İlk sahibinden az kullanılmış kamu hizmeti – AKP’nin Kılıçdaroğlu videoları

Ne olmuşsa olmuş!

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus