Ülkü Doğanay yazdı: İki buçuk Türkiye

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Başlığa iki Türkiye yazasım vardı. Düşününce biraz daha fazlasında karar kıldım. Yeni yılın ilk günündeyiz ne de olsa. Yirmi yirmi iki. Nikah ya da ne bileyim sezaryenle doğum için 02.02.2022 veya 22.02.2022 tarihine gün alanlar çok olmuştur diye düşünürken internette rastladığım bir haberde bu gibi tarihlerin bir Türk bilim insanının ilgi alanını oluşturduğunu gördüm. Oregon’daki Portland Üniversitesi’nde elektrik mühendisliği profesörü Aziz İnan palindrom günleriyle ilgileniyormuş. Ay, gün, yıl olarak yazılan bir tarihin tersten okunuşu ile düz yazılışının aynı olduğu günlere verilen isimmiş palindrom. Mesela Amerika’da 01. 02. 2010, 02.11.2011 ve 02.02.2020 palindrom olarak kayda geçmiş. Tarihin gün, ay, yıl olarak yazıldığı bizim gibi ülkelerde ise palindromlar farklılaşıyor. İşte önümüzdeki 22.02.2022 bunlardan biri. Bu güne dair bir kehanette bulunacak halim yok elbette. Ama birkaç siyasetçiden, bakandan filan sürprizler de beklemiyor değilim. Mesela MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bu sayıları toplayıp çarpıp kareköküne bölerek bir erken seçim tarihi belirlese, fena mı olur? Sonra gözlerinin içi kıs kıs gülen, hani küçük tasarruf sahiplerinin çarpıldığını söylediği o günü hayatının en mutlu günü ilan eden, kıpır kıpır bakan, eğer o tarihte hâlâ görevdeyse o güne özel bir faiz oranı açıklasa…

Bütün bunlar bir yana, Cumhurbaşkanımızın yirmi iki Şubat saat yirmi iki yirmi ikide ekranlara çıkarak bir açıklama yapması pek şık olur. İletişim Başkanlığı, Saray’da ışık ve ses gösterileri eşliğinde yeni bir müjde organizasyonu yapsa, tam o sırada ne bileyim Saray’ın bahçesinde her biri yirmi iki yaşlarındaki iki bin yirmi iki çiftin nikahı kıyılsa… Muhabir ve kameramanlar hastaneleri dolaşıp saat tam yirmi iki yirmi ikide doğan bebekleri annelerinin kucağında görüntülese… Bu bebeklere palindrom’dan esinle kız ise Palinsude oğlan ise Palinkan isimleri verilse… Böylece televizyon ekranlarının bir kenarında hastanelerden gelen yenidoğan görüntüleri akarken öbür yandan sarayındaki altın varaklı koltuğunda gazetecileri ağırlayan Cumhurbaşkanı yılın müjdesini duyursa… İşte o aralar elinin altında ne varsa. Doğalgaz olur, altın olur, hatta dünyanın en değerli madeni rodyum olur, o da yoksa uçan araba, yerli uçak, Türk denizcilerin keşfettiği yeni bir kıta, neyse ne…

Her durumda, bizler için sürprizlerle dolu bir yıl olacak 2022. Gideni aratmasın tabii ama bizlerin ve bizlerin çocuklarının nasıl bir Türkiye’de yaşayacağına ya da yaşamayacağına dair pek çok şeyin şekillendiği bir yıl bekliyor bizi. Bir tarafta birkaç yıldır hayatımızı her zamankinden daha zor hale getiren bu tek adam rejiminin son rötuşlarını atmak için uygun zamanı bekleyenlerin Türkiye’si var: Bu Türkiye’de bir yanda anayasa ve yasalar gereği “yurttaş” olanlar var, öbür yanda “makbul yurttaşlar”. Yasalar gereği yurttaş olanlar, kamu hizmetlerine eşit erişim, kamu hizmetinden yararlanmada eşitlik, kamu hizmetine girmede eşitlik gibi bir devletin yurttaşı olmanın gerektirdiği temel ilkeler onlar için uygulanmadığından, aslında pek o kadar da “yurttaş” değiller. Bir gecede, piyasalar kapalıyken döviz kurunu aşağı çeken müdahalelerle tüm tasarrufları çarçur edilirken yüzlerine kıs kıs gülünenler onlar. Küçük yatırımcılar, çarpıldılar işte, “biz demiştik” diye geçiştirilenler. Her geçen gün daha da yoksullaşırken tıpkı yapılan yollar, havalimanları, köprüler gibi zorlukların da, yokluğun da, açlığın da, işsizliğin ve çaresizliğin de Allah’tan geldiğine inanmaları istenenler.

Pek o kadar da “yurttaş” olmayanlar arasında girdikleri sınavlarda en yüksek puanları alıp mülakatta elenenler de var. Geleceği çalınan gençler, onca çabayla girdikleri üniversitelerine kayyum atananlar, kitap alamamaktan, tüm gün ekonomi konuşmaktan şikayet eden, büyüdüğünde bu ülkede yaşayamayacağını düşündüğü için yurtdışına gitmeyi isteyen çocuklar, şiddete, istismara uğrayan, küçük yaşta çalışmak zorunda bırakılanlar…

Her gün öldürülen, şiddet gören, zorla evlendirilen, birinin eşi, birinin annesi olmaksızın varlık alanı tanınmayanlar, devleti ev içi şiddete karşı önlem almakla yükümlü kılan uluslararası bir belge olan İstanbul Sözleşmesi dahi çok görülen kadınlar… Cinsiyet kimlikleri bir suçmuş, sapıklık, hastalık, tehditmiş gibi hakaret gören, isimleri terör örgütleriyle birlikte anılan LGBTİ+’lar…

Bu dünyanın sadece insan türüne ait olmadığını düşündüğü ve hayvanlara, doğaya saygı ve sevgi duyduğu için aşağılananlar, cayır cayır yanan ormanları elleriyle söndürmeye çalıştıkları için suçlananlar, evlerinde köpek besledikleri için parası çok olan Beyaz Türkler olarak damgalananlar…

Yasaların hâlâ “yurttaş” saydıkları arasında “Ağaç kökü yesinler” denilerek masumiyetleri kanıtlansa bile adlarına kara çalınan, işsizliğe ve sivil ölüme mahkum edilenler de var, ama biz onları hiç saymayalım. Seçim zamanı oy haklarının olup olmadığı bile tartışıldığına göre, yurttaşlıktan çoktan çıkarıldılar, farkında değiller. Ne anayasanın ne lehlerindeki mahkeme kararlarının bir hükmü yok.

Sonra hapisteki siyasetçiler, insan hakları savunucuları, gazeteciler. Onlar siyasetçi değil, onlar gazeteci değil, onlar terörist denilerek içeride tutulanlar. Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, cezaevinde yaşamını idame ettiremeyecek kadar hastalanan Aysel Tuğluk, onlarcası… Sandıktaki iradeleri gasp edilenler, gaspedilmeye çalışılanlar. Yerlerine kayyum atananlar, o partiyi kapatırız, bu belediye başkanını görevden alıp yerine adamımızı seçtiririz denilenler…

Unuttuklarım, atladıklarım vardır elbet. Ama böyle sıralayınca bakın, ne kadar çoğuz biz bu birinci Türkiye’de.

İkinci Türkiye, bütün bunları değiştirmek için çabalayanların olduğu yer. Öyle ya da böyle, elini taşın altına koyanların. Ümidi elden bırakmayan, başka türlüsünü hayal eden, herkesin yurttaş olduğu, herkesin yurttaşlık haklarından eşit yararlandığı bir ülkede yaşamak için çaba sarf edenlerin.

Buçuğuncu Türkiye mi? Orada işte biliyorsunuz, küçük tasarruf sahipleri elinde avucunda ne varsa kaybederken kıkır kıkır gülenler… Kendisi bir eli yağda bir eli balda yaşarken vatandaşa bir ekmek yiyorduysa şimdi yarım ekmek yemesini salık verenler… Süper lüks makam aracını beğenmeyip yenisini alamamaktan dert yananlar… Ağızlarından tükürükler saçarak bağırıp çağıran, kendilerinden ve kendilerine destek verenlerden başka herkesi düşman, terörist, vatan haini ilan edenler… Kilisenin bir kefaret karşılığı günahları bağışladığı endüljans sistemine özenip kur korumalı mevduat hesabı caizdir diye icazet belgesi verenler, yurttaştan aldığı vergilerle yandaşları zengin edenler… Dudağının kenarındaki yarım sırıtışla bütün bu çarpık düzenin ne kadar da güzel, ne kadar da iyi olduğunu anlatabilmek için türlü taklalar atanlar…

2022, kendi makbul yurttaşlarının dahi sadece çok küçük bir kesiminin haklarını gözeten azınlığın geride kalan herkesi yönettiği son yılı olsun dilerim. Bir sonraki yıl, tek bir Türkiye’den söz edelim. Her birimizin eşit yurttaşlar olarak yaşayabilmesinin ortak yollarını inşa edebilmek için çabaladığımız; sadece kendimiz için değil, gençler, çocuklar ve üzerinde yaşadığımız toprakları paylaştığımız diğer türler için de daha adil, daha hakkaniyetli bir dünyanın mümkün olduğu inancını birlikte yeşerttiğimiz bir yıl olsun.

Ülkü Doğanay’ın öneki yazıları:

Yalan söyleme, gözlerime bak bu kez

Öyle OHAL komisyonları vardı ki onlar aslında hiç yoktular

Bir ihtimal daha var – Gidiyor gitmekte olan

İlk sahibinden az kullanılmış kamu hizmeti – AKP’nin Kılıçdaroğlu videoları

Ne olmuşsa olmuş!

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus