Ajax’ın kalecisi Andre Onana, The Players’ Tribune’e yazdı: “Andre Onana hakkındaki gerçekler”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ajax’ın Kamerunlu file bekçisi Andre Onana, yasaklı bir madde kullandığı gerekçesiyle futboldan 12 ay men edilmişti. Yasaklı maddeyi bilerek kullanmadığı yönündeki itirazı kabul edilen Onana’nın cezası dokuz aya indirilmişti. Kendisi hakkında The Players’ Tribune’e yazdığı “Andre Onana hakkındaki gerçekler” yazısını Medyascope Spor Servisi‘nden Kubilayhan Kavrazlı çevirdi.

Andre Onana hakkındaki gerçekler

Pek çok insan ne olduğunu bildiğini sanıyor.

Beni tanıdıklarını sanıyorlar.

Gazete manşetlerini gördüler.

”Andre Onana mı? Uyuşturucu kullandığı için cezalandırıldı, değil mi?”

“O bir hileci.”

“O bir bağımlı.”

Spor Tahkim Mahkemesi’nden yapılan açıklama ve diğerleri… Ortaya çıkan gerçeklerden sonra bile bu benim adıma bir leke olarak kalmaya devam edecek.

Andre Onana doping kullandığı gerekçesiyle cezalandırıldı… Bunu ailene nasıl açıklayabilirsin? Ya çocuklarına?

Kolay değildi. Ama dinle, bir açıklaması elbette var. Yani duymak istiyorsan, otur ve dinle.

Duymak isteyenler için gerçek bu.

Şubat 2021’de, bir hafta içinde her şeyimi kaybettim.

Milli takım için Kamerun’daydım ve Ajax’taki takım doktorundan bir telefon aldım.

Furosemid (doping maddesi) testimin pozitif çıktığını söylediğinde tepkim, “Nasıl? Bu bir şaka mı?” oldu.

Ona dedim ki, “Kesinlikle bir hata yaptın. Bu testlerin nasıl yapıldığını biliyorum. Birçoğunu yaptım ve hiçbir zaman sorun çıkmadı.”

Beni tanıyan herkes içki içmediğimi bilir. Sigara içmem. Ve uyuşturucuya hiç dokunmadım. Mümkün değil.

Furosemid’i hiç duymadım bile.

Andre Onana’nın eşi Melanie: “Andre, furosemid… Bu doktorların bana verdiği hamilelik ilacının içinde yer alıyor”

Vücuduma aldığım tek hap, kulüp veya milli takım doktorlarının reçeteye yazdığı haplardı.

Bütün bu olanlar neyin nesiydi?

Ajax ile konuştuktan sonra kız arkadaşım Melanie’yi aradım. Aslında ona anlatırken gülüyordum. Bunun bir hata olduğundan o kadar emindim ki. Aniden, “Andre, furosemid… Bu doktorların bana verdiği hamilelik ilacının içinde yer alıyor” dedi.

İşte o zaman aydınlandım. 

Bu, doktorların hatası değildi. 

Kamerun’dan döndüğümde kulüp doktoru benimle evime geldi ve kontrol etmek için dolaplardaki her şeyi gözden geçirdi. Ve test sonucunu doğruladı.

Baş ağrım için hap aldığımda kutuları karıştırmış olmalıyım. Doktorun Melanie’ye verdiği hapı aldım. Kutular birbirine benziyordu.

Küçük, 40 mg bir hap…

Dostum, şoktaydım.

Yine de UEFA bunun sadece bir insan hatası olduğunu anlayabilirdi. Araştırdılar ve onlara hikayemi anlattım. En çok sordukları soru ise “Bu ilaç neden evinizde?” oldu. 

Cevap vermek kolaydı: ”Doğacak bebeğimiz yüzünden. Eşim hamileydi. Bunlar onun hapları.”

Bu kesinlikle yeni uydurduğum çılgın bir bahane değildi. Ben hiçbir şey icat etmedim. Hile yapmaya çalışmıyordum. Bütün kanıtlar oradaydı.

Bu sadece aptalca bir hataydı.

Her şeyden sonra, “Tamam, bunlar olabilir. Bu bir hata. Bir dahaki sefere daha dikkatli olmalıyım” dedim.

Futbol terimleriyle söylemek gerekirse, bana sarı kart göstereceklerini düşündüm.

Ama hayır, doğrudan kırmızı kart gösterdiler.

On iki ay ceza. Futbol yok.

Eredivisie? KNVB Kupası? Avrupa Ligi? Şampiyonlar Ligi? AFCON?

Hepsi gitti. Aynen öyle..

Futbolcu için bir yıl ceza mı? 10 yıl gibi.

Sonsuzluk.

Futbolda, istediğinizi elde etmek için çok sınırlı bir süreniz olduğunu biliyorsunuz. Bunu yapmak için çok çalışmalısınız. Ve inanın bana, hayallerimin peşinden gitmek için çok çalıştım.

Fedakarlıklar yapmıştım.

Andre Onana: “İşin garibi, hepimiz bunun bir rüya olduğunu bilsek de, kimse bana Barcelona ile anlaşıldığını söylemedi”

10 yaşındayken, yaşadığım yere dört saat uzaklıktaki Samuel Eto’o Akademisi’nde oynamak için evimden ayrıldım. Diallo adında bir koçun yanına gittim.

Diallo ve akademinin babamı beni evden yollamaya nasıl ikna ettiğine dair hiçbir fikrim yok. Babam, o zamanlar bir futbolcu olmasına rağmen benim sadece ders çalışmamı istiyordu. Okul, okul, okul. Futbol güvenli bir yol değildi. 

“Ya sakatlanırsan? Ya başaramazsan? Hayır, hayır, hayır, hayır.”

Bazen, Samuel Eto’o’nun kendisini ikna etmek için babamı aradığını düşünüyorum – hahaha.

Kulağa çılgınca geliyor, değil mi? Bir çocuğu ailesinden uzağa ülkenin öbür ucuna göndermek mi? Ancak şunu anlamalısınız, Avrupa’daki çocuklar için işler, Afrika’daki çocukların işlerinden farklı yürüyor. Ağabeyim futbol oynamak için Cakarta’ya bile gitmişti. Fakir bir aileden geldik. İyi anlaşıyorduk. Ailemize potansiyel olarak yardımcı olabilecek bir rüyayı takip ettik. 

Avrupa’nın en iyi akademilerinden birine transfer olabilmek hayaliyle Fransa ve İspanya’da birçok turnuva oynadık.

İşin garibi, hepimiz bunun bir rüya olduğunu bilsek de, kimse bana Barcelona ile anlaşıldığını söylemedi. 

Kulüp, koçlarım ve ailem her şeyi halletmişti ama hepsi bu transferi haftalarca benden bir sır olarak sakladı!

Hatırlıyorum… Kardeşimle telefonda başka bir şey hakkında konuşuyordum ve arka planda “Ona sakın söyleme…” gibi bir ses duydum.

Ben de “Söyle? Hadi, şimdi bana söylemek zorundasın! Biz kardeşiz…” dedim.

Gizlilik yemini ettiğini belirtip bana söylemedi. Yine de ona pek inanmadım. 

Birkaç hafta sonra Barselona’da oynamaya gittiğimizde teknik direktörüm bana bavulumu toplamamı söyledi. Her şeyi…. Ama nedenini söylemedi.

“Haydi hocam, ben bu takımın kaptanıyım. Bana neler olduğunu anlatmak zorundasın!”

Bana bağırdı, “Andre kapa çeneni ve bavulunu topla!”

Şehre varıp takım arkadaşlarımın geri kalanı otele gidene ve sözleşmeyi imzalamam için beni Barcelona’ya giden bir otobüse bindirene kadar tüm yolculuk boyunca bana sinirli davrandı – hahaha!

Ertesi gün eski takım arkadaşlarıma karşı Barcelona forması giyiyordum.

Andre Onana: “Zirveye çıkmak istiyorsan, yol asla düz olmayacak”

Bu, 14 yaşında bir çocuk olarak büyük bir değişiklikti. Aniden yeni bir dil, yeni insanlar, yeni her şeyle bu yeni ülkedeydim. 

2 yıl sonra Ajax’ta profesyonel sözleşmeye imza attığımda yaşadığım kültür şoku beni gerçekten etkiledi. 3 Ocak 2015’te Hollanda’ya geldim ve hava durumunu her zaman hatırlayacağım. Amsterdam güzel bir şehir, ama dostum hava çok soğuk!

Bak, hayatım boyunca Kamerun’da ve ardından Barselona’da bulundum. Kamerun’da asla kar yağmaz. 20°C’nin bile altına neredeyse hiç düşmez. Barça’da kar yağdığında evde kalırsın ve sorunu çözersin. Yani, Amsterdam’da ilk kar gördüğümde, uyandım, pencereden dışarı baktım… Offf, perdeleri kapattım ve tekrar yattım. Dışarı çıkmak mümkün değil.

Bir saat sonra kulüpten bir telefon aldım, “Neredesin? Antrenmanda olman gerekiyordu!”

Ben, “Kar yağıyor. Bu durumda nasıl araba kullanabilirim?” dedim.

Onlar da “Evet, sürebilirsin. Hemen buraya gel!” dediler.

Ajax’taki o ilk aylarımda iyi bir hamle yaptım mı diye düşünüyordum. Barcelona’yı burası için mi terk ettim? Ben sadece üçüncü kaleciydim ve soyunma odasında kendimi yalnız hissediyordum. İngilizce veya Hollandaca konuşamıyordum. Fransızca veya İspanyolca konuşan insanlar ise yoktu.

Ama bir sürü iyi antrenman yapıyordum. Karakterliydim. Oynamak için sabırsızdım. Doğru çalıştığımı herkese kanıtlamak için oynamak istiyordum.

Zirveye çıkmak istiyorsan, yol asla düz olmayacak.

2016-17 sezonundan önce yeni teknik direktör Peter Bosz ile konuştum ve bana çok genç olduğumu söyledi. Bana, “Avrupa’nın en iyi kulüplerine bak ve bana hangisinin kalesini 20 yaşında bir kalecinin koruduğunu söyle?” dedi.

O konuşmanın ardından çok mutsuz olmuştum. Beni kiralamak isteyecek bir kulüp aramaya çalıştım. Fransa 2. Ligi’ne bile baktım. Ama yine de kimse beni istemedi. Kalmak zorundaydım.

Ancak birkaç ay sonra Jasper Cillessen takımdan ayrıldı. Bosz, yanıma gelip ”Tamam, beni etkilemek için bir ayın var. Üç maç için 1 numaralı kalecim sensin” dedi. 

Bu, benim şansımdı.

Ama çok gergindim ve sonunda ilk maçımda Willem II’ye 2-1 kaybettik. Ertesi gün, basındaki yazılanları okumak zorunda kaldım.

Yine de onu etkileyebilmek için iki maçım daha vardı. Ancak Davinson Sánchez, Go Ahead Eagles ile oynadığımız maçın hemen başında penaltıya sebebiyet verdi.

Şansımın kaçtığını görebiliyordum. Ve Sanchez’e çok kızdım.

Kaybetmiştim… Sanchez’e maç oynandığı sırada vurmaya başladım. 

“Bunu neden yaptın? Dostum, bana bir daha asla şans vermeyecekler. Beni öldürecekler!”

Hahaha!

Ama… Doğru tahmin ettim. Penaltıyı kurtardım. Ve maçı kazandık.

Bu üç maçlık sürecin ardından beş sezon boyunca 1 numaralı kaleci oldum. Kupalar kazandım, Avrupa’nın en iyi kalecilerinden biri olmayı başardım.

Andre Onana: “Melanie, ailem ve takım arkadaşlarım gerçeği biliyordu… Ama gerisi? Gazete manşetlerine bakanlar?

Sonra, Şubat 2021’de, uğruna çalıştığım her şey elimden alınmış gibi hissettim. 

Melanie, ailem ve takım arkadaşlarım gerçeği biliyordu… Ama gerisi? Gazete manşetlerine bakanlar?

ANDRE ONANA DOPİNG KULLANDIĞI İÇİN CEZALANDIRILDI!

Bir bağımlı gibi.

Ajax’taki takım arkadaşlarım desteklerini göstermek için PSV maçı öncesinde adımın yazılı olduğu forma giydiler ve sosyal medya üzerinden futbol dünyasının her yerinden birçok mesaj aldım.

Bana ulaşan oyuncuları ve teknik direktörleri listeleyebilmek için bütün gün burada konuşabilirim. Bu oldukça iyi bir duygu. Ama yine de kendimi izole edilmiş hissettim.

Yaptırım… Maçlara gidemeyeceğim, takımla antrenman yapamayacağım, yüzde 60’ını oynamış olmama rağmen sezon sonunda şampiyonluk kutlamasına katılamayacağım.

Adalet bunun neresinde!

Peki, anladım. Kanun kanundur, değil mi? S*ktir et, bedelini ödeyeceksin. Ve ödedim. 

Ama bazen merak ediyorsun: Sana bir ders vermek mi için seni cezalandırıyorlar yoksa sadece senin duygularını incitmek mi istiyorlar?

Etrafımdaki insanlar değişti. Gülen insanlar gülmeyi bıraktılar. Gülmeyi bıraktılar… Bazı insanlar tamamen ortadan kayboldu. Bana ulaşmasını beklediğim ama oralı olmayan insanlar vardı. Gerçekleri öğrendim. Dünyayı daha net görmeye başladım.

Ajax’ın benim için hazırladığı bir program üzerinde tek başıma çalışmak için İspanya’da yer alan Salou’ya döndüm. Her gün kişisel antrenörlerden oluşan bir ekiple iki seans yaptım. Gerçekten en iyi insanlardı.

Bu deneyimden en çok etkilendiğim şey, antrenörlerimin yerel takımlardan amatör kalecileri benimle antrenman yapmak için getirmesi oldu.

O çocukları benimle antrenman yaparken izliyordum ve “Vay canına, bu çocukları nereden bulmuşlar? Harikalar!” diyordum.

Ama şu ya da bu nedenle, asla başaramadılar. Hikayelerini dinledim ve bazen yeteneğin de yeterli olmadığı ortadaydı. Futbol tanrıları, kimi seçeceklerini iyi bilirler..

Bu da benim bakış açımı değiştirdi. Her şeye rağmen ayrıcalıklı ve şanslı olduğumu düşündüm.

Bu sene eski formumu geri kazanmam gerekiyordu. İyi dinle… Dizlerimin üstüne çöküp bana verilen ceza için teşekkür etmeyeceğim, s*ktir et, ama geri adım atmama ve gerçekleri görmeme yardımcı oldu. Gerçekten hayatta neyin daha önemli olduğunu anladım. Daha önce hiç antrenman yapmadığım kadar antrenman yaptım. Bir makine gibi. Beni o günlerde gören kimse, ”Bu cezalı bir futbolcu” diye düşünmezdi.

Andre Onana: “Yaşadığım onca şeyden sonra, Ocak ayında düzenlenecek Afrika Uluslar Kupası’nda Kamerun adına oynayabilecektim”

Spor Tahkim Mahkemesi’nin yaz aylarında yasağı 12 aydan dokuza indirmesini, Şampiyonlar Ligi’ni kazanmış gibi kutladım! Hatta raporlarına benim açımdan “önemli bir hata” olmadığını söyleyen bir satır bile koymuşlardı. Bu iyi bir şeydi. Lekeyi çıkaramıyorlardı belki ama biraz da olsa temizlediler.

Ama bundan daha fazlası vardı. Cezamda yapılan indirim benim için büyük bir zaferdi çünkü yaşadığım onca şeyden sonra, ocak ayında düzenlenecek Afrika Uluslar Kupası’nda Kamerun adına oynayabilecektim.

Bu, çok şey demekti!

Babam, Nijerya’yı yendiğimiz 2000 AFCON finalini tüm futbolun en zirve anıymış gibi bahsetmeye hala devam ediyor. Ailem için hiçbir şey o anların önünde yer alamaz.

Büyürken, Camp Nou’da veya Johan Cruyff Arena’da oynamayı hayal etmedim… Hayır, Yaounde’deki Stade Ahmadou Ahidjo’da oynamak istedim.

Eskiden ağabeylerimle evden çıkıp milli takım maçını izlemek için oraya giderdim. Futbol adına ilk anılarımı orada yaşadım. Stadyum, maçtan üç-dört saat önce tam kapasite olurdu. 42 bin kişi, tezahürat, dans, şarkı…

Taraftarlar, daha maç başlamadan kazanmışız gibi davranırdı.

Bu stadyumun tepesinde çok yüksekte otururduk. Oyuncuları bile zar zor seçebiliyordum ama bu önemli değildi çünkü hepsini tanıyordum. 

Ne zaman orada oynamak için geri dönsem gözümde anılarım canlanıyor. Gerçekten eve giderken hala başımı her sola veya sağa çevirdiğimde kalabalığın içinde tanıdığım birini görüyorum – hahaha!

Şimdi tekrar oynamaya başladım. Hayallerim, küçük bir çocukken Ahmadou Ahidjo Stadyumu’nun tribünlerinde otururkenkiyle aynı.

Ülkemi temsil etmek istiyorum.

AFCON’u kazanmak ve sonsuza kadar bir efsane olmak istiyorum.

Ve dünyanın en iyi kalecisi olmak istiyorum.

Salou’da öğrendiğim gibi, iyi oyuncular her zaman başarılı olmazlar; ancak en iyiler, en iyi oyuncular, her zaman en büyük anlarda ortaya çıkmayı başarırlar. 

Niye? Çünkü hiçbir engel onları orada olmaktan alıkoyamaz. 

Herkesin iyi günleri olabilir.

Herkesin düştüğü günler olabilir. 

Bu yıl, hayatın bunlarla alakası olmadığını öğrendim.

Hayat, düştüğün zaman nasıl kalkabildiğinle ilgileniyor. 

Yazan: Andre Onana

Çeviren: Kubilayhan Kavrazlı

Editör: Doğa Üründül

Kaynak: The Players’ Tribune

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus