Otizmli çocuklara işkence davasında ilk duruşma: “Çocuk kolundan tavana bağlanmıştı, ayakları yere zar zor değiyordu ve bağırıyordu”

İstanbul Zekeriyaköy’deki İstanbul Otizm Spor ve Yaşam Kulübü Merkezi’nde, 2013-2015 yılları arasında Barış Gödekoğlu, Ahmet Sürücü ve Mustafa Recep Koç isimli üç otizmli çocuğun eziyet ve kasten yaralamadan dolayı zarar gördüğü iddiaları üzerine açılan davanın ilk duruşması dün (20 Haziran) Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 50. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Haber: Rona Şenol & Baran Yalçınkaya

Bilirkişi raporunda otizm merkezinin kusurlu olduğuna kanaat getirilen davada, ikinci celse 21 Aralık’ta yapılacak. Duruşma sonrasında açıklama yapan aileler, çocuklarının vücutlarındaki yaraları ve söz konusu merkezin resmi makamlarca tespit edilen hukuki çelişkilerini Medyascope’a anlattı.

Ali Gödekoğlu 2015 yılında, otizmli oğlunu kaydettirdiği yatılı spor merkezinden bir telefon aldı. Telefonda, yetkililer Ali Gödekoğlu’ndan gelip oğlu Barış’ı almasını istiyorlardı. Gödekoğlu Sarıyer-Zekeriyaköy’deki spor ve yaşam merkezine gittiğinde oğlu Barış’ın kolunun “davul gibi” şişmiş olduğunu gördü. Gödekoğlu, oğlunun bu olaydan sonra pek çok ameliyat geçirdiğini ve sol kolunda kalıcı hasar oluştuğunu belirtti.

“Abisi görene kadar hastaneye götürülmedi”

Ali Gödekoğlu’nun İstanbul Otizm Spor ve Yaşam Merkezi sorumlularından ve merkezin bağlı olduğu dernekten şikayetçi olduğu davanın ilk duruşmasında anlattıklarına göre, bu şişliğin sebebi telefon görüşmesinden “yaklaşık 15-20 gün önce” gerçekleşen bir bisiklet kazası ve Barış’a kaza sonrasında fizik tedavi adı altında “hiçbir doktora danışılmadan uygulandığı” sanıklar tarafından da kabul edilen ihmalkâr “egzersizler”. Baba Gödekoğlu kazayı, büyük oğlunun spor merkezine, Barış’ı görmeye gitmesiyle öğrendiklerini şöyle anlattı:

“Abisi cumartesi günü kuruma gittiğinde Barış’ı kolu sargılı şekilde görüyor. Nedenini sorduğunda kurum yetkilileri Barış’ın bir önceki gün bisikletten düştüğünü söylüyor. Kurum ihmalin olmadığını söylese de Barış’ın bisiklet egzersiz programı henüz başlamamıştı. Kaza esnasında da yanındaki eğitmen Barış’ı korumak yerine kendisi de bisiklet sürüyor ve Barış’ın üstüne bir de eğitmeni düşüyor. Kolundaki çatlaklara ve gözle görünen yara izlerine rağmen Barış hastaneye götürülmüyor ve abisi bir gün sonra Barış’ı ziyarete gittikten sonra hastaneye gidiyorlar.”

Sanık Erbil Ç.: “O kadar ciddi olduğunu anlayamadık”

Spor merkezi eğitmenlerinden sanık Erbil Ç., Barış’ın cuma günü anında hastaneye götürülmemesinin sebebinin, durumun “o kadar ciddi olduğunu anlayamamalarından” kaynaklandığını, kazadan sonra sadece kask bölgesindeki hafif yaraları fark edebildiklerini ve gerekli pansumanları yaptıklarını söylediyse de Ali Gödekoğlu, oğlunun kolundaki yaraların fark edilmemesinin mümkün olmadığını düşünüyor.

Doktorların, Barış’ın kolundaki çatlağın iyileşmesi için bir egzersiz programı önermesinin ardından Barış’ın egzersizlerini spor merkezi eğitmenlerden Erbil Ç. üstlendi. Ali Gödekoğlu, oğlunun kolunun bu egzersizlerin yanlış yapılması sonucu zarar gördüğünü ve bunun sadece bir ihmal değil aynı zamanda bir işkence olduğunu söyledi.

Ali Gödekoğlu

“Elinden iple tavana asılmıştı”

Ali Gödekoğlu söylediklerini kendisi de davanın müştekilerinden olan ve aynı spor merkezinde eğitim gören Ahmet Sürücü’nün babası Hüseyin Sürücü’nün görgü tanıklığına dayandırıdı. Hüseyin Sürücü gördüklerini davanın ilk duruşmasında hâkime şöyle anlattı:

“Kendi oğlumuz için spor merkezine gittiğimizde Barış’ın kolundan esnek bir iple tavana asılmış olduğunu gördük. Filistin askısı gibiydi. Çocuğun kolunu açma egzersizi diye kolu tavana bağlıyken Barış’ı merdivenlerden indirmeye çalışıyorlardı. Çocuk acısından bağırıyordu ama onlar bunu yapmaya devam ediyorlardı.”

“Zorla yemek yedirirken dişini kırmışlar”

Baba Gödekoğlu’nun iddiaları arasında kurumdan yetkililerin oğluna zorla yemek yedirirken dişine kaşıkla vurduğu için Barış’ın ön dişlerinden birini kırdığı ve başka bir gün de kuruma gittiğinde beş kişinin, oğlunun göğsüne bastırarak üstüne çullandığı da yer aldı.

Ali Gödekoğlu, Medyascope muhabirlerine eşine kanser teşhisi konduğu ve kendisi de Gebze’ye tayin edildiği için oğluna bakacak kimsenin olmadığını ve bu yüzden Barış’ı bu yatılı spor merkezine vermeye mecbur kaldıklarını anlattı. Gödekoğlu, oğlu Barış’ın kurumda yaşadıklarını eşini kanserden kaybettiği gün öğrenmiş.

Kurum yöneticisi sanık Noyan K. ise bisiklet kazasında ve sonrasında ihmal olmadığını, kazanın yaşandığı üzerinde iki tane kasis bulunan yolun “bisiklet kullanımına uygun” olduğunu söyleyerek kendisini savundu.

“Her yerine buzlar konmuş, havlularla sarılmış haldeydi”

Aynı davanın mağdurlarından otizmli Ahmet Sürücü’nün babası Hüseyin Sürücü ise 2014 yılında her zamanki gibi oğlunu kurumdan almaya gittiğinde, oğlunu havlulara sarılmış halde ve her yerine buzlar konulmuş halde bulmuş. Oğlunun vücudunun çeşitli yerlerinde morluklar olduğunu fark edip nedenini sorduğunda, Ahmet Sürücü’nün o dönemki eğitmeni ve davanın sanıklarından Selçuk T., “üç basamaklı bir merdivenden kendisiyle birlikte düştüğünü” söylemiş.

Baba Hüseyin Sürücü, pazartesi günkü duruşmada, hâkim karşısında “Oğlundaki morlukların hiçbirinin birlikte düştüklerini söyleyen eğitmende bulunmadığını” anlattı.

Sürücü ailesi, oğullarının kasten darp edildiğini ve mahkemeye ilettikleri fotoğraflarda da görülen “kaş, dudak, boyun ve mahrem yerlerindeki morlukların” üç basamaktan düşmekle açıklanamayacağını düşünüyor.

“En az üç kişi tarafından dövülmüş”

Zaman zaman sanıklara duruşma esnasında güldükleri için tepki gösteren Sürücü çifti, hâkim karşısında eğitmen-sanık Erbil Ç.’nin olayın ertesi günü kendilerini telefonla aradığını, Ahmet’in durumunu sorduğunu ve telefonda “Ona bir şey olursa biz ne yaparız diye çok korkuyorum” dediğini söyledi. Aile “doktorların söylediklerine de dayanarak” çocuklarının en az üç kişi tarafından dövüldüğüne inanıyor.

Sanıklar ise kendilerini “Ahmet’in çok iri ve şiddete eğilimli bir çocuk” olduğunu söyleyerek savunuyor. Kişisel eğitmeni sanık Selçuk T., nabzının fazla yükselmesinden endişe ettiği için Ahmet’i yürüme bandından indirmek istediğini fakat çocuk buna direnince çıkan arbedede birlikte düştüklerini söylüyor.

“Doğduğunda kusarken boğularak ölmesinden korkuyordum, 23 yıl sonra oldu”

Davanın üçüncü mağduru Mustafa Recep Koç ise bu merkezden sonra kaldığı başka bir devlet bakımevinde yaşadığı “ihmalden” dolayı artık hayatta değil. 23 yaşında hayatını kaybeden oğlunun öyküsünü yazdığı kitapta ölümünü “Bakımevi sebep, vefatı sonucumuz oldu. Doğduğunda sürekli kusarken boğularak ölecek diye korkarak büyüttüğüm yavrum, yirmi üç yıl sonra aynı şekilde kusarken boğularak vefat etmişti” cümleleriyle anlatan anne Kadriye Koç ise duruşmaya müşteki olarak katıldı. 

Mustafa, annesinin “mecbur kalarak” kaydettiği bakımevinden önce, dava konusu spor merkezinde kalıyordu.

Kadriye Koç

“Ünlü birinin çocuğu kalıyor, kamera kayıtlarını veremeyiz”

Kadriye Koç’un duruşmada anlattıklarına göre yatılı spor merkezine kaydedilen çocuklar alışma süreci için iki ay aileleriyle görüştürülmüyordu. Şehir dışına çıkmadan önce oğlunu görmek için kuruma geldiğinde oğlunun kulağındaki kızarıklıkları fark eden anne Koç, yetkililerin kendisine “Oğlunuz, kulağını yürüyüş bandına kaptırdı” yanıtını verdiklerini anlattı.

Kadriye Koç, olay anının kamera görüntülerini talep etmesinin ardından kurum yetkililerinin kendisine “kurumda ünlü bir sanatçının çocuğunun kaldığını” söylediğini ve bu yüzden görüntülerin paylaşılmasının “etik olmayacağı” cevabını aldığını söyledi.

“Zaten acımaz’ dediler”

Duruşmada, oğlunun hastaneye götürülmesi yönündeki ısrarlarına rağmen kurum yetkililerinin “Zaten kulağın o kısmı acımaz” ve “Hastaneler hafta sonu ilgilenmezler” cevaplarıyla kendisini geçiştirmeye çalıştığını anlatan Kadriye Koç, oğlu Mustafa’nın hafta sonundan sonra, pazartesi günü hastaneye götürüldüğünü belirtti.

Bu süreçten sonra pek çok ameliyat geçiren Mustafa’nın doktorları ise Kadriye Koç’a bunun “basit bir kulağını vurma meselesi olmadığını” söyledi.

Bilirkişi “kusurlu” buldu

Dava dosyasındaki 14.07.2021 tarihli bilirkişi raporunda İstanbul Otizm Spor ve Yaşam Kulübü Merkezi’nin “görevlerini yerine getirmeyerek kusurlu bulunduğu” belirtildi. Raporda ayrıca Barış Gödekoğlu’nun vücudunda, bisiklet kazasından önce ailesi tarafından fark edilen morluklara yönelik, kulübün, bisiklet oturağından kaynaklandığını söylediği açıklamasının da “Bu durumun mümkün olduğu söylenemez” görüşüne yer verildi. Diğer mağdur Ahmet Sürücü ile ilgili olarak da raporda “özel öğrenci grubunda olan ergenlere yaklaşımın sonucunun arbede olması kabul edilemez” denildi.

Bakanlık da müdürlük de denetlememiş

İkinci duruşmasının 21 Aralık’ta görüleceği davaya konu soruşturma kapsamında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın söz konusu kurum ile ilgili herhangi bir denetim yapılıp yapılmadığına dair sorusuna ise Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan “İstanbul Otizm Spor ve Yaşam Kulübü Merkezi’nin bakanlığımıza bağlı bir kuruluş olmamasından ötürü kuruluşun denetlenmesine yönelik müdürlüğümüzce herhangi bir işlem tesis edilmediği tespit edilmiştir” yanıtı verildi.

İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü ise aynı soruya verdiği yanıtta, “Bakanlığımıza ait herhangi bir mevzuat bulunmadığı dosyaya konu İstanbul Otizm Spor ve Yaşam Kulübü Merkezi isimli kuruluşa ait denetim birimimizin görev uhdesinde yer almaması nedeniyle herhangi bir işlem yapılmamıştır” dedi.

Mağdur aileler, otizmli çocukların bakımı ve eğitimine dair hiçbir yasal çerçevenin bulunmamasından şikâyetçi oldu.

İzin tarihi çelişkisi

Gençlik ve Spor Bakanlığı ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kendisine yönelttiği aynı soruya verdiği yanıtta 28 Ocak 2015 tarihinde yapılan denetim sonucunda kuruma 11 Şubat 2015’te çalışma izni verildiğini belirtti. Duruşmada kurumun idarecisi olduğunu söyleyen sanık Noyan K. ise kurumu 2012’de kurduklarını söyledi. Davanın konusu olan mağduriyetlerin ikisi de çalışma izni verilen yıl olan 2015’ten önce yaşandı.

Duruşma sonrası Çağlayan Adliyesi önünde açıklama yapan aileler ve İstanbul Otizm Gönüllüleri Derneği temsilcileri şunları söyledi:

“Otizmli aileler olarak Türkiye’de yaşadığımız pek çok sorun içinde en önemlilerinden biriydi bu dava. Otizmli bireylerin aileleri öldüğünde ya da hastalandığında onların hiç kimseleri yok. Aileler ve çocuklar travma yaşıyorlar. Bu açığı yasal boşluklardan yararlanan, hiçbir statü ve denetimi olmayan spor otizm merkezleri kapatıyor ve sonuç bizim davada olduğu gibi mağduriyetler oluyor. Bu olayların çoğu gizli kalıyor ve tesadüf eseri ortaya çıkıyor.”

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus