Hani “Edirne’deki en büyük hesabı İmralı’dakine verecek”ti 

Abdullah Öcalan, cezaevindeki eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın çıkışlarını nasıl yorumluyor?

Öcalan, Demirtaş’ın açıklamalarını kendi liderliği için bir tehdit olarak mı yoksa bir fırsat olarak mı görüyor?

Ruşen Çakır, yaşananları yorumladı.

Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler. Şu anda yapmakta olduğum yayın, gazetecilik tâbiriyle bir tür fikr-i tâkip yayını. Aslında çok aklımda, kafamda yoktu; ancak Selahattin Demirtaş’ın son günlerdeki, özellikle Mersin’deki saldırının ardından yaptığı çıkışları çok önemsiyorum. Bu konuda yayın yaptım, pazar günü bir yazı yazdım ve pazar günü yani dün yine sizlerin de katılımıyla; “Demirtaş ne yapmak istiyor? Ne yapabilir?” diye bir yayın yaptım. Orada hem yayında hem de yazıda, özellikle Demirtaş’ın bundan sonraki gidişâtında Abdullah Öcalan’ın tutumunun da çok önemli olacağını söyledim. Bugün konulara hâkim bir arkadaşımla uzun uzun sohbet ettik bu konuda ve orada –bâzen böyle oluyor, konuşurken aklımıza fikirler geliyor– bu yayın fikri kafamda oluştu.

Mâlûm, Öcalan son yerel seçimde iktidar tarafından kullanılmak istendi; ama başarılı olamadı. Öcalan mı başarısız oldu, iktidâr mı başarısız oldu? Ya da Demirtaş ve muhâlefet, özellikle de CHP mi başarılı oldu? Bu tartışmayı bir kenara koyalım. Ondan sonra, biz önümüzdeki seçimler için de hep siyâsî iktidârın yeniden İmralı’yı gündeme sokup sokamayacağını, sokmak isteyip istemeyeceğini, İmralı’nın yani Öcalan’ın buna ne cevap vereceğini ve iktidar lehine müdâhale etmesi durumunda bunun HDP tabanında nasıl karşılık bulacağını tartışıp duruyoruz ve bunun da bir mîlâdı var. Birisi tabiî ki yerel seçimlerdi; orada bir hüsran yaşadılar. Ancak bu yılın başında, 12 Ocak 2022’de bir çarşamba günü, grup toplantısında AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının bir yerinde çok ilginç bir cümle etti. Önce bir kendi sesinden dinleyelim, ondan sonra devam edelim:

(AK Parti Grup Toplantısı – 12 Ocak 2022)

Recep Tayyip Erdoğan: Şu anda Edirne’deki, en büyük hesâbı İmralı’dakine verecek. Zannediyor ki her yer şu anda toz pembe. Değil. Onların da kendi içinde ayrı bir hesaplaşmaları var ve bu hesaplaşmayı da yapacaklar. 

Evet, burada diyor ki: “Edirne’deki, en büyük hesâbı İmralı’dakine verecek.” “Edirne’deki” tabiî ki Selahattin Demirtaş; “İmralı’daki” de tabiî ki Abdullah Öcalan. Biz bunu bayağı bir konuştuk. Ben bu konuda yayınlar yaptım ve beklemeye başladık; Öcalan bir şekilde Edirne’ye ayar verecek, hesap soracak diye. Diyor ki Erdoğan: “Zannediyor ki her şey şu anda toz pembe”. “Zannediyor ki” dediği, Selahattin Demirtaş. “Onların da kendi içinde ayrı bir hesaplaşmaları var. Bu hesaplaşmayı da yapacaklar” diyor ve buradan anladığımız şu: Öcalan, Selahattin Demirtaş’ın kendi yerini alma ihtimâlinden rahatsız ve bunu engellemek isteyecek. Selahattin Demirtaş’a bir anlamda haddini bildirecek ve beklemeye başladık. Bekledik, bekledik, bekledik; hiçbir şey olmadı. Tam tersine Selahattin Demirtaş, Ocak ayından bu yana gerek yazılar yazarak, gerek röportajlar vererek, gerekse sosyal medyada paylaşımlar yaparak, özellikle Twitter üzerinden paylaşımlar yaparak etkisini sürdürdü. Daha etkili bir pozisyona geldi ve açık açık PKK’yı da eleştirmeye başladı. Öcalan’a yönelik herhangi bir şey yok. Ancak PKK’ya yönelik, Mersin’in Mezit ilçesindeki Tece Polisevi’ne saldırı üzerine önce bir kınama, ardından PKK’nın onun kınamasına sert cevâbı üzerine yine o cevâba da cevap verdi. Bunları yazdık, konuştuk, daha da konuşacağız. Ama bu arada şunu fark etmek lâzım ki, Erdoğan’ın beklediği ve umduğu cezâlandırma ya da hesaplaşma yaşanmadı. Acaba ne oluyor? Yani şöyle bir olay olabilir; hani tamâmen Kandil söz konusu olsaydı, diyelim ki bu konuşmada “İmralı” yerine “Kandil” demiş olsaydı, bir istihbârat alınmış olabilirdi ve istihbârâtın ışığında bir şeyler beklenebilir, ama bu gerçekleşmeyebilirdi. Fakat İmralı söz konusu; İmralı’da Öcalan tamâmen tecrit hâlinde. Kendisiyle bir tek devlet görüşüyor. Ne derece düzenli görüşüyor, kim görüşüyor bunları bilmiyoruz. Ama birtakım akıl yürütmelerde bulunmak mümkün ve Erdoğan da herhalde bu sözleri ederken, bu görüşmelerden gelen birtakım izlenimlerden, bilgilerden hareket etti ve Kürt hareketi içerisinde bana göre Erdoğan’ın şu anda en sevmediği isim olan Selahattin Demirtaş’ın gardını düşürmeyi bir anlamda Abdullah Öcalan’a havâle etmişti. Ama beklemeye devam ediyor, hâlâ böyle bir şey olmuyor.

Bundan sonra olur mu? Tabiî ki olabilir. Erdoğan’ın bu yıl Ocak ayında söylediği olay 2023’ün Ocak ayında da gerçekleşebilir. Fakat şu âna kadar gerçekleşmemiş olmasına çok ciddî bir şekilde birden fazla soru işâreti düşmek gerekiyor. Demek ki, onun tâbiriyle “İmralı”, İmralı’daki kişi, tam anlamıyla siyâsî iktidarla aynı dalga boyunda değil. Onların kendisinden beklediğini yapmıyor. Şu âna kadar yapmadı; bundan sonra yapar mı bilmiyoruz. Ama şu âna kadar yapmadı. Erdoğan, Ocak ayında bunu söyledi. Herhalde 1 yıl sonra olacakları söylemek gibi bir şey de değildi. Bir beklentisi vardı; bu beklenti gerçekleşmedi. Burada tabiî elimizde herhangi bir bilgi yok. Öcalan’ın akrabalarıyla ya da avukatlarıyla ya da şununla bununla yaptığı görüşmelerde söyledikleriyle ilgili herhangi bir bilgi yok. Ama yıllara dayanan, Öcalan’ın yapıp ettikleri, söyledikleri, aldığı tutumlarla ilgili birtakım bilgilerimiz var. Birazcık bunlara baktığımız zaman birtakım akıl yürütmelerde bulunmak mümkün.

Pazar günkü yazıda da çok temkinli yazmıştım. Öcalan’ın değişmekte olanı görmemesinin mümkün olmadığını ve dolayısıyla Selahattin Demirtaş konusunda çok da sert tutumlar takınmayabileceğini söylemiştim. Şimdi yazı önümde olmadığı için tam cümle cümle hatırlamıyorum; ama hissiyâtım bu yöndeydi. Sonra bu konuştuğum arkadaşımla sohbeti de tekrar hatırlatarak şu şekillenmeye başladı: Öcalan pekâlâ Selahattin Demirtaş’ın bu yeni çizgisinin yanında olabilir. Bu tabiî ki şıklardan birisi; ama nedense konuşmadığımız bir şık. Yani Öcalan, Demirtaş’ın çıkışını tamâmen kendi liderliğine yönelik bir tehdit olarak algılar ve bunu engellemek ister diye düşünüyoruz. Çünkü geçmişte buna benzer olaylarda hep böyle oldu. Kandil içerisindeki tartışmalara vs. müdâhale ederken de böyle oldu. Örgüt içerisinde çok kanlı temizleme operasyonları yaptırırken de böyle oldu. Hep kendi, o büyük harfle yazılan “Liderliği”ni tehdit ettiğini düşündüğü kişileri önceden ya da zamanı geldiğini düşündüğünde tasfiye etmekten ve bunu kanlı bir şekilde yapmaktan hiç çekinmemiş birisinden bahsediyoruz. Dolayısıyla burada da Öcalan’ın geçmişine bakarak, Demirtaş’ın liderliğini, liderlik iddiasını ya da inşâ etmekte olduğu liderliği kendisine tehdit olarak görmesini ve bunu engellemek için elinden geleni yapmasını ve bu anlamda da iktidardan, devletten de destek almasını varsayıyoruz. Ama tersi de olabilir. Şöyle olabilir; Demirtaş’ın kendine açtığı alanın doğrudan onu ilgilendirmediğini düşünebilir Öcalan. Onun ayrı bir liderlik olduğunu, yani kendisinin altında bir konumu inşâ ettiğini düşünebilir. Hattâ bunu teşvik de edebilir. Kendi konumunu güçlendirmek için altında böyle bir alanı açmayı da tercih edebilir.

Şu âna kadar genellikle Öcalan, kendi konumunu güçlendirmek için örgütü ve Kandil’i güçlü tutmayı tercih etti. Oradaki silâhlı gücün varlığının kendi liderliğinin garantisi olduğunu düşündü. Hâlâ bunu düşündüğünü varsayabiliriz. Ama artık birçok şeyin değiştiğini ve Kandil perspektifinin, silâh perspektifinin, bu tür saldırılarla artık çok da fazla gidilecek bir yer olmadığını görüp –ki özellikle 2015’te yaşanan o hendek döneminde, özyönetim ilânları döneminde yaşananlar gerçekten çok büyük bir fiyaskoydu PKK için–, dolayısıyla esas alanın, zamânın rûhunun artık yasal siyâsette olduğu düşüncesiyle –ki aslında bunu Öcalan uzun bir süredir bir şekilde dile getiriyor; fakat bunu dile getirirken devlete tam güvenmediği için, el altından Kandil’in varlığını da hep muhâfaza etmek istedi– bundan sonra tercihini yasal siyâsetten yana yapan bir Öcalan’la karşılaşma ihtimâlinin olduğunu düşünüyorum. Bu ihtimâli söylemek için bu yayını yaptım. Öcalan’dan beklediğimiz –ki ben de öyle düşünüyordum–, ilk başta bunu, Demirtaş’ın güçlenmesini kendine yönelik bir tehdit olarak görür ve engellemek ister düşüncesi baskındı. Fakat biraz üzerinde kafa yorunca, yaşananlara, değişenlere baktıkça ve değişebileceklere baktıkça, pekâlâ bu gelişmeyi kendisinin konumunu güçlendirecek bir fırsat olarak da görebilir.

Hep zâten böyle olur biliyorsunuz. Risk mi fırsat mı? Bir olay sizi bir riske mi atıyor, yoksa size bir fırsat mı sunuyor? Bir yönden baktığınız zaman risk olabilir; bir yönden baktığınız zaman fırsat olabilir. Dolayısıyla Öcalan’ın, Selahattin Demirtaş’ı kendisine yönelik bir tehdit olmak yerine, kendisi için bir fırsat olarak görme ihtimâlini not düşmek istedim. İlgilenenler için bu notu düşmüş olayım. Bundan sonra nelerin yaşanacağını hep birlikte göreceğiz ve her yaşananın ardından, önemli gelişmenin ardından bu konunun izini sürmeyi sürdüreceğiz. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler. 

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus