Ruşen Çakır’ın izleyicilerle ortak yayını | Başörtüsü tartışmasını kim kazandı?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, helalleşmede yeni bir adım attı. Video mesaj yayınlayan Kılıçdaroğlu, “Başörtüsü meselesini toplum olarak aşma, geride bırakma zamanı” dedi.

CHP, başörtüsü konusunda kanun teklifini Meclis’e sundu.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Kılıçdaroğlu’na başörtüsü konusunda anayasa değişikliği çağrısı yaptı.

Erdoğan, “Eğer dürüstsen, samimiysen bunu yasa değil, anayasa düzeyinde sağlayalım” dedi.

Başörtüsü tartışmasını kim kazandı?

Ruşen Çakır yorumluyor.

Oku: Kılıçdaroğlu’ndan “başörtüsü” mesajı
OkuKılıçdaroğlu kanun teklifini duyurmuştu: Yasaklardan genelge yoluyla çözüme Türkiye’de başörtüsü sorunu
İzle: Kılıçdaroğlu başörtüsü videosuyla bize aslında neler söyledi?
Oku: Başörtüsü tartışması | Erdoğan’dan Kılıçdaroğlu’na anayasa değişikliği çağrısı
Oku: Başörtüsü tartışması | Erdoğan’ın çağrısına CHP’den ilk yanıt
Oku: Başörtüsü tartışması | HDP: “Anayasal değişikliğe varız, tüm ayrımcılıkları silecek bir anayasa maddesi yazalım”
İzle: Ruşen Çakır’ın izleyicilerle ortak yayını | Başörtüsü tartışmasını kim kazandı?
İzle: Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü çıkışına karşı oluşan koalisyonda kim kimdir?
Oku: Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’ın aile düzenlemesine ret, başörtüsünde ısrar: “Bu riski almak zorundayım, başarılı olur muyum bilmiyorum ama deneyeceğim”

Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler. Türkiye’nin gündeminde başörtüsü meselesi var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediğine göre Türkiye’de böyle bir sorun yok. Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan, uzun uzun bunun olmadığını anlattığı bugünkü grup toplantısında, daha sonra, Kılıçdaroğlu tarafından dile getirilen yeni yasa önerisine karşışık, anayasa değişikliği teklifiyle çıktı. Hem sorun yok dedi, hem de anayasa teklifi dedi. İlginç bir tartışma var.

Önce Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği bu tartışmanın nasıl olduğunu hatırlayalım: Pazartesi sabahı Halk TV’deki yayında İsmail Küçükkaya’ya dedi ki: “Akşam önemli bir açıklama yapacağım”. Akşamki açıklamasında başörtüsüyle ilgili düzenleme önereceklerini söyledi. Salı günü bu yasa önerisini verdiler. Bu arada Ömer Çelik de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çarşamba günü grup toplantısında hak ve özgürlükler konusunda çok önemli bir çıkış yapacağını söylemişti ve de beklediğimiz gibi Erdoğan, anayasa değişikliği önerisini getirdi. Ortalık biraz karıştı. Bu yayından önce Twitter’dan tâkipçilerime sordum: “Sizce bu kavgadan kim galip çıktı?” diye. Yarıya yakını –%42-43 gibi– Erdoğan’ın, %24-25 gibi Kılıçdaroğlu’nun galip çıktığını düşünüyor, “hiçbiri” diyenler de %20. Büyük çoğunluk, en azından beni tâkip edenlerden cevap verenlerin çoğu Erdoğan’ın kazandığını düşünüyor. Şimdi bu yayında sizlerle tam da bu konuyu konuşmak istiyorum. YouTube’dan benim ve Medyascope’un hesaplarından, oradaki chat bölümlerinden yorumlarınızı, eleştirilerinizi ve sorularınızı yazabilirsiniz. Bu başörtüsü tartışması kime yarıyor, kim istifâde ediyor, bundan sonra ne olur? Bunları konuşmak istiyoruz. Bakalım, ne olacak?

Elif Durmuş diyor ki: “Ben şahsen Kılıçdaroğlu’nun videosunu başarılı ve yerinde buldum. ‘Yol arkadaşlarım’ vurgusu kendini öne çıkarma eleştirilerine bir yanıt bence.” Şimdi baştan ben de söyleyeyim: Açıkçası ben anketimde verilen cevapların aksine, bu olaydan Kılıçdaroğlu’nun daha avantajlı çıktığı kanısındayım. Hattâ Twitter’da Levent Gültekin’le bu konuda bir atıştık, görenler olmuştur. O, Erdoğan’a “gollük bir pas” verdiğini söylüyor. Birçok kişi ona katıldı. Ben de Erdoğan’ın aslında yediği golü çıkartmak, telâfî etmek ve üstünlüğü ele almak istediği kanısındayım. Bunu baştan söylemiş olayım. Bunu burada sizin yorumlarınızla, sorularınızla tartışmaya devam edelim. Çünkü burada ilginç bir husus var; onu özellikle söylemek istiyorum. 3 dakikalık bir video. Bâzı izleyicilerde bunu gördüm, sosyal medyada belirtenler var. Kılıçdaroğlu’nun 3 dakikalık bir videosuna karşı, Erdoğan dakikalarca konuştu. Birkaç tâne video hazırlatmış, onları gösterdi. Kılıçdaroğlu’nun daha önce söylediklerini gösterdi vs. ve medyanın ezici bir çoğunluğu tarafından canlı yayınlanan grup toplantısında hep Kemal Kılıçdaroğlu görüntüleri vardı. Hattâ evdeki videosundan da alıntılar vardı. İlginç bir durumdu. Bunun normalde, bu tür defansif yapılan şeylerin defansta olanların aleyhine olduğu kanısındayım. Yani burada inisiyatifin Kılıçdaroğlu’nda olduğu kanısındayım. Hattâ bir yerde, belki o konuda sorular da gelebilir, Abdülkadir Selvi’nin bugünkü yazısına bakarsanız, Erdoğan’ın bu anayasa değişikliği önerisini hazırladığını, sunacağını ve daha önce başka örneklerde olduğu gibi –öyle iddialar vardı biliyorsunuz–, Kılıçdaroğlu’nun bunu haber alıp, ön almak için yasa teklifini gündeme getirdiği iddialarını dile getirdi. Artık bu olaylar o kadar çok oldu ki, öğrencilerin Kredi ve Yurtlar Kurumu’na borçlarının silinmesi gibi bir örnek vardı meselâ. Gördük ki bu aslında pekâlâ olabilecek bir şey. Bir sızıntı mı var? İlginç. Tersinin olması daha yüksek ihtimal. Şöyle daha yüksek ihtimal: Devletin tüm imkânlarıyla Erdoğan’ın muhâlefetin nefes alışını bile izliyor olması ve oradan birtakım şeyleri önceden öğrenebilme ihtimâli daha gerçekçi gelebilir. Ama bu olayda pekâlâ böyle olmuş da olabilir ve o anayasa değişikliğinin önünü almak için, Kılıçdaroğlu bu yasa önerisini –ki bir maddelik bir yasa önerisi– getirmiş olabilir. Sonuçta çarşı resmen karışmış durumda. 

Kemal İslim tam da bunu söylemiş: “Erdoğan’ın ön aldığı yorumu yapılıyor, fakat Erdoğan konuya âile adı altında LGBTİ+ karşıtlığına getirecek gözüküyor. Ön almasına değdi mi sizce?” Zâten Erdoğan’ın kafasındaki olayın sâdece başörtüsü olayı olduğunu düşünmüyorum. Âile meselesi, kadın-erkek birlikteliğinden oluşan âile kurumunun korunması meselesini de zâten getirecekti herhalde. Onu fazladan eklemiş olduğu kanısında değilim. Dolayısıyla burada yapılan, siyâseten bakıldığı zaman CHP’nin yaptığı, Kılıçdaroğlu’nun yaptığı, eğer gerçekten bir şeyleri bilerek yaptıysa, Erdoğan’ın bu anayasa değişikliğini bilerek yaptıysa iş daha da ilginç bir hal alıyor. Bilmeden yaptıysa gerçekten çok büyük bir rastlantı olur. Şunu sanmıyorum: Kılıçdaroğlu bu açıklamayı yapar yapmaz Erdoğan bir anayasa değişikliği önerisi hazırlamış değil. Çünkü zamanlara baktığımızda, meselâ Ömer Çelik’in açıklaması Kılıçdaroğlu’nun videosundan önceydi. Dolayısıyla bu zâten bilinen, akılda olan bir şeyin dile getirilmesi. Bir diğer husus var, arada kaynadı; Erdoğan arada bir de dedi ki: “Cuma gününden îtibâren Alevîlik’le ilgili düzenlemelerimiz olacak” dedi. Bu sanki apar topar yapılmış bir şeye benziyor. Gerçekten bir düzenleme varsa onu bugün de söyleyebilirdi. Bakalım cuma günü ne söyleyecek? Burada sanki şöyle bir şey var; Kılıçdaroğlu başörtüsünden bahsediyor, yani kendisini doğrudan ilgilendirmediği varsayılan bir alanda hamle yapıyor; Erdoğan da Alevîlik konusunda, doğrudan kendisini ilgilendirmeyen bir alanda hamle yapacak. Açıkçası Alevîlik konusunda ne yapacak çok emin değilim. Cemevlerinin ibâdethâne olarak kabulünü resmen kabul eder mi? O önemli bir eşik olur. İnşallah eder tabiî ki. Ama siyâseten bunu yapar mı çok emin değilim. 

‘‘Sansür yasasının Meclis’ten geçtiği böyle bir haftada Türkiye’nin akut sorunu bu mu?” Şimdi bunu söyleyen çok kişi var ve sansür yasasının arada güme gittiğini, iktidârın işine geldiğini düşünüyorlar. Ama iktidârın, “Sansür yasasını biz gizlice geçirelim” filan gibi bir derdi olduğunu sanmıyorum. Nasıl olsa Meclis’te çoğunluğu var. İstedikleri kadar kıyâmet koparsınlar, bunu zâten geçirecek. Dolayısıyla bu bir akıl yürütme. Tamam, sansür yasasının daha fazla gündeme getirilmesi talep edilebilir; ama bunun üstünün örtüldüğü bence çok isâbetli bir yaklaşım değil. Ama bunu dile getiren çok kişinin olduğunun farkındayım. Sansür yasası da bir şekilde gerçekten bir kâbus gibi geçecek. Ama Kılıçdaroğlu, başörtüsü videosu yapacağına sansür yasası videosu yapsaydı diye düşünecek olursak, yapsaydı yapmış olurdu. Çok da fazla bir şeyleri değiştirmezdi. Onu da kabul etmek lâzım. 

Onur Akgül diyor ki: “Ortada fol yok yumurta yokken böylesi bir öneri getirmek samîmîyet göstergesi midir, yoksa Altılı Masa’da bununla ilgili bir pazarlık mı oldu dersiniz?” Pazarlık olduğunu sanmıyorum. Ancak şunu biliyoruz ki Altılı Masa’da, Gelecek ve DEVA partileri değişik şekillerde, o meşhur “endîşeli muhâfazakârlar” söylemini dile getirmişlerdi. Kılıçdaroğlu’nun bundan etkilenmiş olması kuvvetle muhtemel. Ama şunu unutmayın: Kılıçdaroğlu bir süredir zâten bu konuda çok ciddî birtakım adımlar atıyor, buluşmalar gerçekleştiriyor ve gittiği her yerde, her ilde o ilin muhâfazakâr birtakım kanaat önderleriyle kapalı toplantılar yapıyor ve bu başörtüsü meselesinin travmatik etkilerinin hâlâ sürdüğünü gözlemiş olması lâzım. Bu konuda genellikle şöyle bir yaklaşım var: “Ya, işte bu bir zaman yaşandı. AKP’yle berâber bu olay kapandı. Zâten bu olay bitmiştir” – ki Erdoğan da bunu söylemeye çalıştı. Ama bu olay kolay kolay bitecek bir olay değil. Hâfızalardan kolay kolay silinecek bir olay değil ve bu anlamıyla belki yasa önerisi vs. konusunda tartışmalar olabilir, zamanlaması konusunda tartışmalar olabilir; ama Kılıçdaroğlu’nun, Erdoğan’ın elindeki bu silâhı alma çabalarının siyâseten anlamı olduğunu ve bence artık bunu almış olduğunu düşünüyorum. Şimdi birçokları tam tersine, meselâ demin bahsettim, Levent de tam tersine unutulmuş bir şeyi dirilttiğini söylüyor. Böyle bir şey olduğunu sanmıyorum. Erdoğan başörtüsü meselesini, Kılıçdaroğlu bu çıkışı yapmasaydı da gündeme getireceği varsa zâten getirirdi. Kılıçdaroğlu’ndan böyle bir şey beklediğini sanmıyorum. Dolayısıyla birisi şaşırmışsa, o şaşıranın esas olarak Erdoğan ve AKP’liler olduğu kanısındayım.

Ayşe Sayın diyor ki: “Ruşen Bey, önceden yaptığınız yayında Erdoğan’ın muhâlefeti çamurlu bir oyun zeminine çekmekten hoşlandığı üzerine konuşmuştunuz. Sizce de Kılıçdaroğlu’nun yaptığı, bu çamurlu zemine gitmek değil mi?” Sanmıyorum. Tam tersine zemini kurutmak oldu bana göre. Yani şimdi siz başörtüsü meselesine girmediğiniz zaman, bu mesele siyâsetin gündeminden çıkmıyor. Böyle bir şekilde girdiği zaman, işte orada eğer Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın bugünkü videolarda gösterdiği gibi, geçmişteki gibi bir başörtüsü çıkışı yapmış olsaydı, “Devlette yasaktır kardeşim” şeklinde bir çıkış yapmış olsaydı, Ayşe Hanım’ın dediği doğru olurdu. Bence tersine bir şey yapıyor. Özeleştiri veriyor — ki onu söylemişti: “Yanlışlar yaptık” diye. Bunu zâten videosunda söylemişti. Erdoğan’ın bugün kalkıp o dönemde Kılıçdaroğlu’nun söylediklerini göstermesinin bir anlamı var; ama zâten Kılıçdaroğlu bunu kabul ediyor. “Yanlış yaptık, artık yanlış yapmayacağız” diyor. Dolayısıyla bu, o zemini kurutmak gibi geliyor bana.

Ozan Günaydın demiş ki: “Erdoğan, öyle ya da böyle bu konuyu gündeme getirip istismar edecekti. Kılıçdaroğlu ön aldı bence” demiş. Ben de böyle düşündüğümü söylemiştim. 

Hakan Ünsal — bu, futbolcu olan Hakan değildir herhalde: “Böyle bir yasa değişikliğine gerçekten gerek var mıydı? Yasalarımızda böyle bir yasak var mı?” Yasalarımızda böyle bir yasak yok; ama zamânında birtakım yönetmelikler yapılmıştı. Bir yasa yapılırsa bu tür birtakım fevrî çıkışların önü alınabilir. Gerek var mıydı yok muydu tartışması yapılabilir. Ama Kılıçdaroğlu’nun çıkışının, yasal bir çıkış olduğu kadar, çok ciddî bir siyâsî çıkış olduğunu düşünüyorum. Yani çıkıp işte, “Başörtüsü yasak olmamalı, biz zamânında yanlış yapmıştık” demesi, zâten bunu ne zamandır diyor. Ama böyle bir çıkış yapınca işin rengi değişiyor. Bir şeyler yerinden oynuyor. Kimilerine göre Erdoğan’ın işine yarıyor, kimilerine göre ne işe yaradığı belli değil. Bana göre de burada kazançlı çıkan biri varsa o da Kılıçdaroğlu. Yani bunu yapmasaydı, niye bunu yapmıyor diye kimse bir şey söylemezdi Kılıçdaroğlu’na. Bunu yaptığı için, neden yaptı diye eleştiren çok var; ama herhalde bir hesap yaptı ve bu hesapta kârlı çıkacağını düşündü. Hesapta yanılmış olduğunu düşünenler, bugün Erdoğan’ı izleyip buna hükmedenler bence yanlış yapıyorlar. Yarın öbür gün hesapta yanlış yapmış olduğu ortaya çıkabilir; ama bugünkü Erdoğan’ın konuşması, bundan Erdoğan’ın istifâde ettiği anlamına gelmiyor bence. Tam tersine Erdoğan o kadar öfkeliydi ki çok rahatsız olmuş. Levent’e bunu söylediğimde bana, “Öfke, bir hitâbet sanatıdır. Böyle yaparak gol atıyor” filan dedi; ama sanmıyorum. Erdoğan’ın konuşmalarını bayağı izlemiş biri olarak, burada sanki can evinden vurulmuş gibi bir Erdoğan vardı. Yani o kadar kendinden emin… yani açık söyleyeyim: Şimdi biz bunu oturduk, izliyoruz; ben bilgisayardan izliyorum, bâzı arkadaşlar televizyondan izlediler. Şunu bekliyorduk: Erdoğan, “Mâdem öyle, al ben de anayasa değişiklikleri önereceğim” diyecek, bunu bekliyorduk. Erdoğan konuştu, konuştu, konuştu. “Bu sorun yoktur. Nereden çıkartıyorsun? Sen zamânında şunu yapmıştın, bunu yapmıştın” dedi. Dedim ki kendime: “Ya, herhalde anayasa değişikliğinden vazgeçti. Frene bastı.” Çünkü yasa değişikliğini reddediyor, onu diyor. “Bu yasa önerisi her yere çekilebilir” filan deyip öneriyi de küçümsedi. Ama sonra, çözülmüş olduğunu söylediği soruna, hem de anayasal düzenleme istedi. Bence bütün bir konuşmanın hepsine baktığınız zaman, kendi içinde çok ciddî çelişkiler içeriyordu ve bu çelişkiler içermesinin nedeni de bence Kılıçdaroğlu’nun beklemediği bir yerden çıkmış olmasıydı. 

Ahmet Baytur Sunof: “Bu konuda ilerleme olursa tüm vatandaşlar kârlı çıkacaktır. Kılıçdaroğlu ikinci hamleyi yapmalı. KYK meselesi de olmak üzere temel sorunlara yönelik somut kanun teklifleri sunmalı.” Evet, olabilir.  

Muharrem Palaz: “Erdoğan, ‘Âile kurumumuzu da güçlendirerek geleceğimize güvenle bakmamızı sağlayacak ilâve değişiklikler de yapalım’ dedi. Çok tehlikeli bir istek. Bu tuzağa düşmemeleri gerekiyor” diyor. Herhalde düşmeyeceklerdir diye tahmin ediyorum.

Hakan Mert: “Kemal Bey bu meseleyi gündeme getirerek sosyal medya yasasının Meclis’ten daha geç geçmesini sağlamak istemiş olabilir mi?” diyor. Sanmıyorum. Teknik olarak bunu geciktirebilecek bir hamle değil. Sosyal medya yasası herhalde hızlı bir şekilde bu hafta sonuna kadar ya da önümüzdeki hafta başına kadar geçeceğe benziyor. 

Seyit Şirin diyor ki: “Elindeki en güçlü kozu elinden çekti aldı Bay Kemal” demiş. Evet, bugün de konuşmasında bir iki yerde, “Bay Kemal” dedi; ama “Bay Kemal”i daha önce de konuşmuştuk biliyorsunuz. Kılıçdaroğlu kendi kendine “Bay Kemal” diyerek, Erdoğan’ın elinden bu silâhı almıştı.

Ferit diyor ki: “Kılıçdaroğlu daha önce de böyle açılımlar yapmaya çalıştı. Bu son hareketin daha öncekilerden farkı sizce nedir?” Çok farklı olduğu kanısındayım. Doğrudan somut bir şey söylüyor, bir yasa önerisi var ve kendisinden, partisinden beklenmeyen bir yasa önerisini dile getiriyor. Bunu bir süredir dile getirdiğim helâlleşme konsepti içerisinden de görmek lâzım. Başörtülülerle, 28 Şubat mağdurlarıyla çok buluştu etti. Bu yasa önerisi, olayın somut olarak dile getirilmesiydi ve bu anlamda çok etkili olduğunu düşünüyorum. Erdoğan’ın bugün uzun uzun bu konuyu anlatıyor olması da, buna cevap vermeye çalışıyor olması da bu etkiyi gösteriyor.

“Sizce yasa taslağı aynı zamanda kadınların başka giyim kuşam tercihleriyle uğradığı baskılara da karşı çıkmayı hedefliyor mu? Hedefliyorsa neden bu unsur ön plana çıkmıyor tartışmalarda?” Tabiî ki diğer hususlar da var; ama esas meselenin başörtüsü olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla onlara kolay kolay sıra gelmesi mümkün değil. 

Fazilet Önsoy diyor ki: “İkinci hamle olarak tekke ve zâviyelerin serbestliği var. Bunu yazan çizen muhâfazakârlar var.” Şimdi, tekke ve zâviyeler, cemaatler konusunda çok yazdım, çizdim, söyledim. Bunlar yasak ama serbest. Yani şu anda Türkiye’de tekke, zâviye olarak faaliyet gösteren yerler, her şey belli. Kurumları var, şu var, bu var. Bunlara herhangi bir şey yapıldığı yok. Yıllardır yapıldığı yok. AKP iktidârıyla alâkalı bir şey değil. Bunlar sözde yasak; ama fiilen hepsi serbest yerler. Dolayısıyla buradaki mesele –bu başka bir tartışma belki ama– bunların serbest bırakılıp, ama çok sıkı bir şekilde devletin ve sivil toplumun denetimine tâbi olmaları durumunda iş normalleşebilir. Şu hâliyle bakıyorsunuz, “Ya, biz yasağız zâten” filan deyip, onun arkasına sığınıp, her istediklerini rahat bir şekilde yapıyorlar. Çok sayıda istismar vs. iddiaları, şunlar bunlar gündeme geliyor. Kimse dokunamıyor. Bu yasak sâyesinde bir tür dokunulmazlıkları var. Bunu akıldan çıkarmamak lâzım diye düşünüyorum. 

Sorular, yorumlar devam ediyor. 

“Sosyal medyada ve muhâlif medyada Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı olumsuz tepki, sizce bu hamleyi bozacak kadar etkili oluyor mu?” Etkisi muhakkak vardır. Kılıçdaroğlu’nun kendisi de rahatsız oluyordur. Parti içinde zâten bu hamleden hoşlanmayanlar da, “İşte, biz haklı çıktık” filan diyorlardır. Ama zâten o videoyu hatırlayın; risk aldığını söylüyor, cesâret istediğini söylüyor. Bu tür şeyleri herhalde bekliyordu. Bunlara şaşırmamıştır. Ama sonuçta bunların hepsi başlı başına bir olay yani. Sonuçta bunlardan etkilenmemesi mümkün değil. Meselâ bir tâne video gördüm, daha doğrusu bir televizyonda, Enver Aysever Kılıçdaroğlu’na çok sert şeyler söylüyor. Daha yeni Kılıçdaroğlu orada Enver Aysever’in konuğu olmuştu. Ama şimdi bu kadar kritik bir yerde, onu daha yeni konuk olarak ağırlayan kişi, üstelik muhâliflerin seyrettiği bilinen bir kanalda, bu olayı bayağı bir eleştiriyor, hattâ dalga geçiyor. Bunlar çoğalacak. Daha da var. Hele bir de bir tereddüt göstermesi durumunda daha da artacaktır. Bu tür olaylar siyâsette, aslında hayâtın her alanında var; ama siyâsette de risk almak böyle bir şey. Kılıçdaroğlu’nun 3 dakikalık videosunun önemli bir kısmı, zâten risk aldığının farkında olduğunu söyleyerek geçti, hatırlayacaksınız. Yürekli olmak vs.. Başına gelecekleri az buçuk kestiriyordu bence. Burada bu riskleri aldığınız zaman, buradan birtakım şeyler elde edebilmek için alıyorsunuz demektir. Ama alabilmeniz için her şeyden önce sağlam durabilmeniz gerekir. Yani gelen tepkilere bakarak; “Ya, yanlış mı yaptık acaba? Geri adım mı atsam?” vs. derse, bence hakîkaten o zaman tam anlamıyla yüzüne gözüne bulaştırmış olur. Bilemiyorum; bakacağız, göreceğiz. Tabiî, muhâlefetin içerisinde olup Kılıçdaroğlu’na bu tür eleştiriler getirenlerin etkisi daha fazladır. Tabiî bu arada şöyle şeyler oluyor — onu özellikle vurgulamak lâzım: İktidar destekçileri, Erdoğan destekçileri önce bir şoka uğramışlardı Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışından sonra; Erdoğan’ın bu anayasa değişikliği sözündden sonra, “İşte, gördün mü? El yükseltiyor. Hadi, cevâbın ne?” diyerek rahatlama durumuna geldiler. Bu anlaşılır bir şey. Çünkü psikolojik üstünlüğü ele geçirmek istiyorlar ve Erdoğan’ın bu hamlesine bence hak ettiğinden fazla anlam yüklüyorlar. Ama aynı şeyi kendini muhâlif gören kişilerin yapmış olması başka bir şey. Burada iki tâne husus var. Birisine çok değindim, ettim. Erdoğan’ın en büyük gıdası muhâlefetten geliyor. Erdoğan’ın yenilmez olduğu, Erdoğan’ın bütün oyunları kendi lehine çevirebiliyor olduğu düşüncesi o kadar yaygın ki muhâlefetin içerisinde; “Erdoğan’ı yıkmak kolay değil”, “Tartışmalarda hep Erdoğan kazanır” vs. filan. Böyle bir anlayış var. Tabiî 20 yıldır ülkeyi yönetiyor olmasının da getirdiği böyle bir durum var; ama özellikle son yıllarda, Erdoğan artık öyle bir Erdoğan değil bana göre. Fakat hâlâ insanlar böyle bir güç atfediyorlar. Erdoğan’a sâhip olmadığı bir gücü atfediyorlar, atfetmeye devam ediyorlar. Öte yandan da yine çok yaygın bir şey: Kılıçdaroğlu’nu da olduğundan daha güçsüz târif etmeye çalışma var. Yani birisi, Erdoğan’ın gücünü abartma; birisi de Kılıçdaroğlu’nun gücünü önemsememe ya da az görme. Birisi çok görme, birisi az görme. Böyle doğrudan ikisinin karşılaştığı olaylarda, böyle çetrefil olaylarda ikisi bir arada olunca birbirlerini çarpıyorlar ve olay çok daha yükseliyor. Ne deniyor? “Zâten Kılıçdaroğlu her şeyi yüzüne gözüne bulaştırır. Zâten Erdoğan da en olmadık bir yerden kendisine fayda çıkarır. İşte bu olayda da böyle oldu. Kılıçdaroğlu gollük pas verdi. Erdoğan fileleri havalandırdı.” Ben bu okumanın her açıdan doğru olmadığını, Erdoğan’ın gücünün çok abartılıp, Kılıçdaroğlu’nun gücünün de çok küçümsendiğini düşünüyorum. Yani o çok daha güçlü, o en güçlü filan gibi bir şey yok. Kılıçdaroğlu yeni yeni siyâsette gündem belirlemeye başladı. Ama hâlâ birçok insan onun gündem belirleyebileceğine inanamıyor ve inanamadığı için de hep Erdoğan’ın bunları nasıl savuşturacağına filan bakmaya çalışıyor. Hatırlayın, birçok videosuna ya da birçok gittiği, yaptığı baskınlara filan, insanlar arasında hep, “Ya, bundan bir şey çıkmaz. İşte şov yapıyor” filan gibi tepkiler verenler çok oldu. CHP’lilerin içerisinde de çok oldu. Ama bunları üst üste koyup baktığımızda, birçok olayda Kılıçdaroğlu’nun hamlede bulunduğunu, Erdoğan’ın da onun hamlelerini îtibârsızlaştırmaya çalıştığını görüyoruz. Böyle ilginç bir durum var. Geçmişin yüküyle, bagajıyla bugünü değerlendirmek yerine –tabiî ki târihsellik önemli ama–, güncel olana biraz daha böyle bağımsız bir şekilde bakmaya çalışmak daha isâbetli olur diye düşünüyorum. 

“Altılı Masa, Erdoğan’a karşı adayı ve ekibi ağırdan alıyor bence kendi ajandaları için. Fakat bu tip tartışmalarda da hiç topa girmiyorlar. Kılıçdaroğlu tek başına daha ne kadar yükü sırtlayacak?” Burada sanki girerler gibime geliyor. Nitekim Kılıçdaroğlu’nun bu önerisinin ardından Karamollaoğlu ve Davutoğlu destek verdiler. Bundan sonra da verebilirler. Artık 15 günde bir yapılacak olan Altılı Masa toplantılarının herhalde önümüzdeki toplantısında da bu olay gündeme gelir ve muhtemelen bununla ilgili bir açıklamayı da görürüz. Ama normalde tabiî, izleyicimiz Kemal Bey’in de söylediği gibi, insanlar hemen bir tavır bekliyorlar. Henüz Altılı Masa bu tür hızlı refleksleri, birbirleriyle dayanışma refleksleri gösterme konusunda hâlâ çok pinti davranıyor. Onu da kabul etmek lâzım. 

Sinan Şekerci diyor ki: “Anayasa değişikliği teklifini CHP vermeli. Teklif öyle basit, öyle kapsayıcı olmalı ki, kostümü yüzünden konseri iptal edilen müzisyenlerin maddî-manevî kayıplarını tazmin etmelerinin önü açılmalı.” Bunlar bugünün Türkiye’sinde çok ütopik şeyler. Keşke böyle bir ülkede yaşayabilsek. 

Gökhan Yıldız diyor ki: “Muhâlefet seçimlere kadar sâdece ekonomi ve hayat pahalılığını konuşmalı.” Bunu zâten konuşuyorlar. Burada bir sorun var. Bunu konuşuyorlar; ama sâdece bunu konuşuyorlar. Yani herkesin yaşadığı şeyi söylüyorlar. Evet, hayat pahalı. Evet, ekonomik kriz var. Her geçen gün daha kötüye gidiyor vs.. İşte, doğalgaz parasını halktan alıyor; ama Rusya’dan ertelemesini istiyor, şudur budur. Bunların hepsi var. Bunları bir şekilde yapıyorlar. Ama henüz ekonomi konusunda da, “Biz şöyle yapacağız, böyle yapacağız” çıkışlarını görmek mümkün değil. Meselâ bugün uzun bir aradan sonra Meclis açıldı ve grup toplantısı oldu, zâten artık tekrar grup toplantılarını konuşmaya başladık. Dün Kılıçdaroğlu’nun, bugün Erdoğan’ın konuşmaları bayağı gündemimizde. Meral Akşener’in de ben iddialı bir konuşma yapmasını bekledim. Sonra aldım, baktım, metnin tamâmını okudum. Sesli olarak dinlemedim; ama metni basına veriyorlar, tamâmını okudum. Ekonomiyle ilgili çok şey var. Birçok bakanın söyledikleriyle dalga geçiyor vs.; ama sonuçta meselâ çok güçlü bir ekonomi ekibi kurdular, normal şartlarda o çözüm önerilerini dile getirmesini beklersiniz. Pek bu yok. Yani şu var: “Biz gelince hepsi bitecek. Hırsızlık, yağmacılık bitecek” vs. “Peki nasıl olacak? Neyi, nasıl yapacaksınız?” konusunda, elinde imkân olan, hattâ bu konuda program da açıklamış olan bir parti lideri, yaptığı bu toplantıda bununla ilgili pek bir şey söylemiyor. Hâlâ bu konulara çok girmiyorlar. Yani durum tespitini zâten insanlar yaşayarak yapıyorlar. 

Muhip Tezcan: “Anayasa değişikliğini referanduma götürüp, târihini seçime denk getirme ihtimalleri sizce nedir? Macaristan’da da benzer bir şey yapılmıştı. Bu durumda muhâlefet nasıl tavır alır?” Sanmıyorum böyle şeyler olsun. Bunu düşünen başkaları da oldu, gördüm. Ama referandum meselesi Erdoğan’ın bir zamanlar çok sevdiği bir şeydi. Artık eskisi gibi sevdiğini sanmıyorum. Referandum çok riskli bir silâh. Kolaylıkla elinde patlayabilir ve çok kötü etkisi olur. Şu âna kadar girdiği bütün referandumlarda istediği sonucu alan Erdoğan, herhangi bir şekilde şu dönemde bir referanduma girerek kaybetmek istemeyecektir. Bu olay nasıl bir şeyi referanduma getirmek istediğine bağlı. Bunun referandumluk bir süreç olacağını sanmıyorum. Tabiî bunu düşünenler var. İzleyicimiz de onlardan birisi herhalde. Böyle bir ihtimâlin hiç olmadığını söyleyecek hâlim yok; ama bana göre pek söz konusu değil. 

Ali Özgür Baltaoğlu: “Sizce Kılıçdaroğlu bu hamlesiyle, seçime daha az bir süre kala başörtüsü tartışmasının iktidar tarafından bir koz olarak kullanılmasının önüne geçmiş olur mu?” Oldu zâten. Yani artık ne diyecekler? En fazla şunu diyecekler, bugün gösterdikleri gibi: “Kılıçdaroğlu eskiden başörtüsüne karşıydı. Şimdi size yalan söylüyor”. Onu söyleyebilir. Yani onun dışında, “Bunlar geldiğinde başörtüsünü tekrar yasaklayacaklar” diyebilmesinin imkânı artık kalmadı. Çünkü Kılıçdaroğlu kendini, bu yasa önerisiyle açık bir şekilde bağladı. Yani tersi bir şey olabilir; “Böyle diyor, ama inanmayın” diyebilir. Bu da işte defansif bir kampanya olur. Yani orada sizin bir perspektifiniz yok. Diğerinin söylediğini yalanlayarak propaganda yapmaya çalışıyorsunuz. Dolayısıyla diğerinin söylediğine bir önem atfediyorsunuz. Eğer Erdoğan bunu yaparsa bence kendisinin aleyhine bir durum olur. “Böyle dediğine bakmayın” diyerek, bugün yaptığı konuşmayı seçim kampanyası süresince tekrarlarsa, oralarda da yine Kılıçdaroğlu’nun zamânında başörtüsü üzerine söylediklerini göstererek filan bir kampanya yaparsa, bence kendisinin çok işine yaramaz. 

Zuhal Ay diyor ki: “Şu anda cesurca hamlelerde bulunan Kılıçdaroğlu’nun, hâlen bu denli zayıf olduğu izlenimine hangi hareketinin veya denemesinin sebep olduğunu söyler misiniz?” Bir kere tabiî ki uzun bir süre CHP’nin başında ve yerel seçimlere kadar ciddî bir seçim başarısı yaşamadı. Ama o Adalet Yürüyüşü’yle berâber bir şeyleri değiştirmeye başladı ve bunun meyvesini de yerel seçimlerde aldı bence. Ama hakkında oluşmuş olan bu algıyı kırması çok kolay olacağa benzemiyor. İktidar yanlılarının zâten çokça konuştuğu, Kılıçdaroğlu’nun seçim yenilgilerini muhâlefetin içerisinde de çok kişi aynen tekrarlıyor. Ama şunu unutmayın: İlk başta, adaylığını açıklamadan önce yapılan kamuoyu araştırmalarında, aday olursa ne kadar oy alır diye bakılan Kılıçdaroğlu’nun, bugünkü puanı bayağı ilerledi. Ama hâlâ rahat bir şekilde kazanabilecek gibi gözükmüyor. Önünde daha bayağı bir yol var. İşte bu tür hamleleri de bir anlamda onu artırmak için yapıyor. Tabiî bunlar riskli hamleler. Risk alıyor; çünkü risk alması gerekiyor. Kendi hâline bırakırsa, Kılıçdaroğlu’nun aday olması ve aday olursa da kazanabilmesi çok kolay değil. Bu tür riskleri alıyor. Tabiî bu tür riskleri alırken, muhâlefetin seçimi kazanmasını da riske atıyor olabilir. İşte o anlamda da Altılı Masa önem kazanıyor. Altılı Masa’nın bir şekilde, Kılıçdaroğlu’nun bu hareketlerini denetlemesi lâzım. Onu ne derece yapıyorlar? En son yapılan çıkış, “Biz noter değiliz” çıkışı, bir tür böyle bir çıkıştı; ama orada tamâmen adaylık üzerine bir meseleydi. Kılıçdaroğlu’nun helâlleşme ve hesaplaşma bağlamında söyledikleriyle ilgili çok fazla tavır aldıklarını görmüyoruz. Belki bundan sonra alırlar. 

Semih demiş ki: “Aile söylemi çok endişelendirici. Sizce bu konuyu LGBTİ+’lara getirebilir mi ve CHP’yi bu konuda sıkıştırmaya çalışabilir mi? Bu konuda muhâlefetin cesur söylemlerde bulunmasının zamânı gelmedi mi?” Muhakkak buna getirecek. Zâten hemen “âile” dediği zaman, “erkek ve kadının birlikteliği ile oluşan âile yapımız” dediği zaman, bunun böyle olduğunu anlıyoruz. Böyle yapacaklar. Bunu yaparak bir şeyi hedefliyor olabilir Erdoğan. Ama o hedefin –daha önce de bu konuda bir şeyler söylemeye çalıştım–, ben kamuoyundaki LGBTİ+ konusundaki tavrın, böyle bunları yasaklayalım vs. tavrı olduğu kanısında değilim. Ama çok da fazla görünmesinler, çok da fazla seslerini çıkarmasınlar eğiliminin daha yüksek olduğu kanısındayım. Yoksa hemen hemen herkesin yakın çevresinde, âilesinde, arkadaş çevresinde muhakkak cinsel yönelimi farklı olan insanlar var ve bunların bir kısmı bunlara karşı çok dışlayıcı tavır takınırken, birçoğu –bence çoğunluğu– bir şekilde bunu normal olarak yaşıyor. Çok büyük gerginlikler yaşamıyor. Ama bunun toplumsal alanda, kamusal alanda çok görünür olmasını istemiyor olabilirler. Buradan hareketle Erdoğan’ın yasaklayıcı bir tavra girmek istemesi pekâlâ olabilir. Ama işine yarar mı açıkçası çok emin değilim.

Seyit Şirin: “Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışını Saadet Partisi desteklerse Erdoğan tamâmen köşeye sıkışır mı?” Zâten destekledi. Desteklemesinin ardından bu oldu. Erdoğan köşeye sıkışır mı? Yani bilmiyorum artık onun ne olacağını; ama sonuçta Saadet Partisi, Gelecek Partisi bu kanun önerisini olumlu bulduklarını söylediler. Herhalde desteklerini de sürdüreceklerdir. Ama bu kanun çıkacak mı çok emin değilim.

Samet Yazıcı: “Sizce Kılıçdaroğlu bu hamlesiyle CHP içerisinde popülerlik kaybına uğrayacak olabilir mi? Özellikle Kılıçdaroğlu yanlısı sol kesim bayağı rahatsız olmuş gözüküyor.” Yani kimdir bu sol kesim? Az buçuk tahmin edebiliyorum. Niye rahatsız olsunlar? Yani bilmiyorum, bâzıları rahatsız olmuş da olabilirler; ama yasa teklifine bütün milletvekillerinin imzâ verdiğini biliyoruz. Bundan memnun olmayan, “Zamânı değil, yeri değil. Bizim işimiz mi?” diyen çok CHP’li muhakkak vardır. Ama böyle bir aşamada Kılıçdaroğlu’nun bu hamlesinde onun karşısında pozisyon almaktan herhalde –hani Selahattin Demirtaş’ın tâbiriyle– “bağırlarına taş basarak da olsa” sessiz kalacaklardır diye tahmin ediyorum. Popülerlik kaybı konusuna gelince; şimdi, Kılıçdaroğlu CHP’de ne kadar popüler açıkçası bilmiyorum, ama bir iktidârı var. Fakat bu çok popüler olduğu anlamına gelmeyebilir. Bundan dolayı yarın öbür gün bu çıkışını Kılıçdaroğlu aleyhine kullanacaklar olabilir; ama şu hâliyle bugün yapmaları biraz zor gözüküyor.

“Şanghay’dan selâmlar. Dış politikaya dâir herhangi bir politika geliştirmiyor CHP. Örneğin Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilgili bir konu gündeme gelmedi. Düşüncenizi merak ediyorum.” Vallahi yarın tam da bu konuyu emekli büyükelçi eski CHP Milletvekili Murat Özçelik’le konuşacağız, Türkiye saatiyle 17.00’de. Başlık da: “Seçim sürecinde muhâlefetin dış politikaya ihtiyacı var mı?” Murat Bey’in bu konuda çok ciddî eleştirileri var. O zaman orada izler Şanghaylı izleyicimiz diyelim.

Sertan Batur: “Kılıçdaroğlu neden sivil toplum örgütleriyle ortak çalışmıyor? Meselâ başörtüsü meselesini kadın örgütleriyle koordine etmek yerine, niye yukarından aşağıya bu geleneksel devlet tavrında ısrar ediyor?” Tamâmen ilişkisi yok mu? Sanmıyorum, ilişkisi vardır. Ama bunu yaparken başkalarıyla birlikte mi yaptı, ayrı mı yaptı onu da bilmiyorum açıkçası. Bir de şunu kabul etmek lâzım: Yani şu anda o kadar hızlı gelişiyor ki olaylar, bundan sonrasına bakalım. Ama şu hâliyle bu bir siyâsî hamle gibi gözüküyor. Kadın örgütleriyle görüşüp, onlardan öneriler alıp bunu yaptığını sanmıyorum. Büyük bir ihtimalle daha çok, muhâfazakâr kesimdeki kadınlardan aldığı izlenimlerle yapmışa benziyor. Bana öyle geliyor. 

Suna Güven: “Türban gündemimizde yokken neden gündeme getirildi? Neden rakibinin en güçlü olduğu alanı seçti?” Tam da bu yüzden seçmiş olabilir. Güçlü gözüktüğü, aslında zayıf olduğu bir alan. Bakın, eski AKP Milletvekili Mehmet Ocaktan bugün yazdı Karar’da. Bunca zamanda AKP iktidârında bu konuda, başörtüsü serbestisini sağlayacak bir hukukî zemin yaratılmadı. Şu hâliyle bir de facto (fiilî) durum var. Yani kimse dokunmuyor. Ama arada sırada birtakım sorunlar da çıkmıyor değil. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu bir anlamda onun güçlü olduğunu düşündüğü alanda, onun elinden silâhını almaya çalıştı. Kimileri diyor ki: “Erdoğan’ın eline silâh verdi”, kimileri de diyor ki: “Erdoğan’ın elinden silâhını aldı”. Bakalım, hangisi olduğunu göreceğiz. Ama ilginç bir tartışmanın başladığı muhakkak.

Bir izleyicimiz demiş ki: “Bugün Özgür Özel ile Kılıçdaroğlu’nun tweet’leri birbirine tezat gözüküyor.” Tam öyle mi emin değilim. Özgür Özel, “Anayasa değişikliğine yokuz” dedi. Kılıçdaroğlu, “Bizim yasa önerimize destek verin, sizin de hak ve özgürlükler konusundaki isteklerinize biz de…” –Alevîler dâhil– “…tabiî ki bakarız. Eğer başka bir ajandanız yoksa” dedi. Yani tam bir destek de değil. Aynı şeyleri söylemedikleri muhakkak. Ama birbirlerine tam zıt da değiller. Ama bir söylem birliği olmadığı da muhakkak. 

Evet, yavaş yavaş toparlayalım. Bayağı bir şey konuştuk. Bu daha çok tartışılacak ve biz bu akşam “Adını Koyalım”da, saat 20.00’de bunları konuşacağız. Kemal Can katılamıyor maalesef. Ayşe Çavdar ve Burak Bilgehan Özpek’le ağırlıkla bu konuyu ve Altılı Masa’nın ikinci turunu konuşacağız. Evet, noktayı koyuyoruz. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler. 

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus