Hilmi Hacaloğlu yazdı: Kasabın faturası kime, halkın faturası kime?

Size bir iyi bir de kötü haberim var. Önce iyi haberi vereyim, zor zamanlar bitiyor. Kötü haber ise şu: Daha zor zamanlar başlıyor. Türkiye maalesef epey zamandır bu durum cümlesinin içine sıkışmış durumda.

Dün akşam karı koca çok sevdiğimiz kadim dostlarımızı davet ettik. Malum memlekette ateş pahası olmayan pek bir şey yok. Dışarıda 3 çiftin birer çocuklu olarak bir akşam yemeği en mutedil mekanda bile minimum 15 bin lira. O nedenle birçoğumuz zaman ve ekonomi yarattığımızda büyük çoğunlukla evlerde buluşuyoruz. Yazıyı “ağlama duvarına dönüştürdün”, diyenlere “sen dur daha yeni başlıyoruz” diyor devam ediyorum. Dün fırsat bu fırsat deyip handiyse ziyaret aralıklarını iki aya çıkarttığım mahalle kasabının yolunu tuttum.

Kasabın faturası kime
Kasabın faturası kime, halkın faturası kime?

Ekonomik programdan emekli ve emekçi değil bankacı da şikayetçi

Bizim kasap işinin erbabı. Eti iyi seçer, güzel anlatır, pişirme yöntemini tarifiyle önerir üstelik muhabbet ehli. Konuşurken duvardaki fiyatlara gözüm takılıyor. Antrikot 2300 lira, bonfile 2500 lira. Neyse ben kilosu 1180 lira olan kuzu kola yöneliyorum. Bir güzel baharatlayıp 200 derece fırında 2,5-3 saat tutunca evvelce saydığım etlerle kıyas edilebilecek bir lezzet yaratmak mümkün. Elbette bu, bir gurme yazısı denemesi değil. Gelmek istediğim mesele şu, aşağı yukarı bir sene önce fiyatlar yarı yarıya idi. Bir senede kasaptaki et enflasyonu yüzde 100’e yakın aynı dönemde ücretlilerin maaşı yüzde 25-30 bandında arttı.

Ekonomik öyle ezici ki bırakın asgari ücretlileri, emeklileri, öğrencileri artık İş Bankası Genel Müdürü bile feveran ediyor. Hakan Aran’ın açıklamalarını okursunuz ama ben şu kısmı daha çok önemsedim: “Kendi başımıza bir problem yarattık. Hiç dünyada yokken gereksiz yere yarattık. Bir deneyle yarattık ve o deneyle de enflasyonu ve kuru kaçırdık. Tüm dengeleri bozduk. Şimdi aslında bizim enflasyon dışında hakiki bir sorunumuz yok. Enflasyonla mücadele etmek gerekiyor ama bu konjonktürde değil”.

İş Bankası Genel Müdürü’nün bu sözleri sosyal medyada iktidara dönük eleştiri yorumlarına neden olsa da Aran, “Mutlaka ekonomi yönetimi oturmalı ve bu programdan çıkışı ve yeni bir programa geçişi konuşmalı” derken aslında Sanayi Bakanlığı’nın “Milli Teknoloji Hamlesi” kapsamında önerdiği OSB yatırımlarını öne çıkarıyor. İktidar içindeki yaklaşım farkında enflasyonla mücadeledense yatırım ve istihdama destek çıkan Hakan Aran tartışmaların yoğunluğu üzerine Bloomberg’e çıktı ve “Bu konjonktür normalleşene kadar yeni bir denge noktasında oluşacak, reel sektör ve sanayide kırılganlığın artmasını önleyecek bir program revizyonu öneriyorum” diyerek kendisini pozisyonunu belirginleştirmeye çalıştı.

Aynı nehre daha kaç kez gireceğiz?

Kasabın faturası kime, halkın faturası kime?

İyi güzel de o zaman büyük filozofa sormak isterim, “Aynı nehre kaç kez girebiliriz ulu çınar Heraklitos?” Efesli hemşerimin, “Aynı nehre iki kez girilmez, ne o aynı nehirdir ne sen aynı insansın” dediğini duyar gibiyim. Dur dur bu toprakların çocuğunu yakalamışken bir soru daha patlatayım; “Hocam, ‘değişmeyen tek şey değişimdir demiştin, hatta daha da ileri gitmiş ‘Karşıt olan şeyler bir araya gelir ve uzlaşmaz olanlardan en güzel uyum doğar. Her şey çatışma sonucunda oluşur’ buyurmuştun. Eğer öyleyse senden 2500 sene sonra biz neden bu haldeyiz?”.

Lafı şuraya getirmeye çalışıyorum. Şöyle hiçbir şey bir günde olmuyor. Gücü eline geçirenler bunu bırakmak istemiyor, hele bu coğrafyada -2. Mehmet ile 2. Murat arasında yaşanan durumu bir tarafa bırakırsak- hiç istemez. Heraklitos’un Efes’inde de bu böyleydi, 2. Mahmut’un Yeniçeri Ocağı’nı kapatması da aslında böyle bir şey. Öte yandan biz en az 250 yıldır kendimize çekidüzen vermeye çalışıyoruz. Lale Devri’nden tut, 1. Mahmut’un Humbaracı Ahmet Paşa tercihi ve Hendesane kurma çabasından al, Sened-i İttifak’a yahut Tanzimat, Mithat Paşa ve Kanun-u Esasi, 2. Meşrutiyet, ille de Meclis, Cumhuriyet, Atatürk, Terakkiperver Fırka, İnönü, çok partili hayat, 27 Mayıs, 1961 Anayasası’na gel. Bu büyük yolculukta inişler ve çıkışlar, umut ve gözyaşı, bozmalar ve düzeltmeler hep at başı gitmiş.

Acil demokrasi acil meşruiyet

Kasabın faturası kime, halkın faturası kime?

Tüm bu süreçlerin jakoben karakterli olduğu muhakkak ama pergelin ucunu 1930’a Serbest Fırka’ya sabitlersek o günden beri bu halk kendisinin söz hakkı olmasını talep ediyor. Bunun yolu da sandık; adil ve eşit bir seçim. Bu irade sakatlanırsa nesilden nesile konuşulur, konuşuluyor. Daha gerilere gidersek 1912 yılındaki seçimin “Sopalı Seçim” yahut 1946’daki seçimin “Şaibeli Seçim” diye hala dillerde olması bundandır. Bugünlerde dokuzuncu yılını idrak ettiğimiz “mühürsüz oylar” referandumu da yıllar sonra elbette hatırlanacak.

Her iktidarın meşruiyet kaynağı halkın desteği. O yüzden 14 Mayıs 1950’de İsmet Paşa seçimi kaybettikten sonra kendisine gelen omzu kalabalık apoletlileri kibarca reddettikten yıllar sonra kendisine “Yanlış mı yaptınız çekilmekle?” diye sorana hiç eğip bükmeden “Siz benim çektiklerime ‘benim yenilgim’ mi diyorsunuz? Bu benim en büyük zaferimdir” diyecektir. İşte bu nedenle kuvvetler ayrılığı prensibine dayanan demokrasilerde aslolan siyasi meşruiyet ve meşruiyetin kaynağı halk iradesidir. Cumhuriyet de bunu kendisine temel alır. Hukuku kutup yıldızı gören, eşit Anayasal yurttaşlığı benimseyen bir uygarlık ideali.

Muhalefete baskı dördüncü vitesten beşinci vitese

Kasabın faturası kime
Kasabın faturası kime, halkın faturası kime?

Yavaş yavaş konuya geliyoruz. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, ara seçim konusunu gündeme taşıdı. İktidar ara seçime kapıyı kapadığı gibi AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan seçimlerin zamanında yapılacağını söyledi. Zamanı dediği 2028’in Mayıs ayı. 2023’te ilk tur seçimler 14 Mayıs’ta yapılmıştı. 2028’in ikinci Pazar günü 14 Mayıs. Herhalde aynı gün yapmazlar, o zaman 7 Mayıs’ta seçim yapılacak. Soru bir; Cumhurbaşkanı Erdoğan aday olabilecek mi? Bununla bağlı soru iki; Bu konuda kararı verecek kurum hangisi? O zaman yanıt şu: Yüksek Seçim Kurulu’nun kararıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan aday olacak.

Gelelim üçüncü soruya. Muhalefetin ana adayı kim olacak? Silivri’de müthiş bir performans sergileyen CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun diploma davası dolayısıyla adaylığının mümkün olması çok kolay değil. İkinci potansiyel aday elbette Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Mansur Yavaş. Hafta içinde ABB araçlarının Karabük’te seçimlerinde kullanıldığı iddiasıyla İçişleri Bakanlığı Mansur Yavaş hakkında soruşturma açılmasına izin vermişti. Bu sabah da iktidara çok yakın Sabah gazetesi Yavaş hakkında ikinci soruşturma için de izin verildiğini yazdı. Bir taraftan yeniden butlan konuşurken CHP’li Ataşehir Belediyesi’ne operasyon ve Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel ile birlikte 20 kişinin gözaltına alınması diğer taraftan başta İstanbul’un ilçeleri ve bazı Ege kentlerine yeni operasyon kulisleri öte yandan da Mansur Yavaş’a dönük soruşturma izinlerinde artış. Bu durum, “Neden mi yapıyorlar? Çünkü yapabiliyorlar” basitliğiyle izah edilemez. Başta yazdım, “Zor zamanlar bitti, daha zor zamanlar başlıyor”. Doğru ama eksik. Hani 12 Eylül Darbesi’nin şefi, “Bu anayasa bize bol geliyordu” demişti, her geçen gün daha da otoriterleşen bir dönemde “bize dar geliyor” diyenlerin de ses vermesi artık bir zaman meselesidir. Büyük Brecht’in dediği gibi, “Durduramazlar halkın coşkun akan selini”.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.