İSTANBUL (Medyascope) – Toplum ve Siyaset programında Gülener Kırnalı, her hafta uzman akademisyenler, araştırmacılar ve yazarlarla Türkiye’nin ve dünyanın gündemindeki kritik başlıkları masaya yatırmaya devam ediyor. Programın bu haftaki bölümünde Kırnalı, uluslararası ilişkiler uzmanı Ezgi Uzun Teker ile ABD-İran hattında süren kırılgan ateşkesi ve devam eden müzakereleri; bu büyük savaşın içinde bulunduğu “tamam mı, devam mı?” anını masaya yatırıyor.
Bir aydır kâğıt üzerinde devam eden ateşkes, karşılıklı füze saldırıları ve ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik “Project Freedom” operasyonuyla yeniden sınanırken, Washington ile Tahran arasında bir anlaşmaya yaklaşılıp yaklaşılmadığı sorusu bölgenin ve dünyanın en kritik gündemlerinden biri hâline geldi.
- Toplum ve Siyaset (18) | Evren Balta ile söyleşi: Trump’ın “maksimum hasar rejimi” dünyayı nereye sürüklüyor?
- Gülener Kırnalı yazdı | Kırılgan ateşkes, dağılan masa: Ortadoğu’da neler mümkün, neler imkânsız?
Ezgi Uzun Teker’e göre mevcut müzakere süreci, 2015’teki nükleer anlaşma öncesi yürütülen görüşmelerden oldukça farklı bir zeminde ilerliyor. Bu kez masada yalnızca nükleer program değil; Hürmüz Boğazı’nın statüsü, deniz ablukası, kalıcı ateşkes için uluslararası güvenceler, yaptırımların kaldırılması, İran’ın dondurulmuş mal varlıkları ve savaş tazminatı gibi çok daha geniş başlıklar bulunuyor. Teker, İran’ın özellikle Hürmüz’de savaş sonrası yeni bir deniz rejimi kurmak istediğini, nükleer dosyayı ise daha sonraki bir aşamada ele almaya çalıştığını vurguladı.
Programda İran iç siyasetindeki dengeler de ayrıntılı biçimde ele alındı. Teker, dışarıdan sıkça iddia edildiği gibi İran siyasi elitleri arasında basit bir “müzakere yanlıları” ve “savaş yanlıları” ayrımı olmadığını; reformcular, geleneksel muhafazakârlar, sivil bürokrasi ve Devrim Muhafızları’nın önemli kesimleri arasında müzakerelerin sürdürülmesi yönünde geniş bir mutabakat bulunduğunu söyledi. Buna karşılık, özellikle Payidarî Cephesi gibi ultra muhafazakâr aktörlerin ABD ile müzakereye ideolojik düzeyde karşı çıktığını ve ileride olası bir anlaşmanın Meclis sürecinde sorun yaratabileceklerini belirtti.

Söyleşide Trump yönetiminin savaştan çıkış arayışı da tartışıldı. Teker’e göre Washington’ın ilk beklentisi İran’da kısa süreli bir askerî operasyonla rejim değişikliğini tetiklemekti; ancak bu senaryo gerçekleşmedi. Bunun yerine ABD ve İsrail’in İran’ın ekonomik, sivil ve stratejik altyapısını hedef alan daha yıpratıcı bir stratejiye yöneldiğini belirten Teker, savaşın İran’a çok ağır maliyetler çıkardığını, fakat Hürmüz Krizi’nin ortaya çıkmasının Trump açısından da ciddi bir stratejik kayıp olduğunu ifade etti. Nitekim savaş öncesinde ABD açısından bu ölçekte bir “Hürmüz meselesi” yokken, bugün küresel enerji güvenliğini, Körfez ülkeleriyle ilişkileri ve ABD’nin bölgesel güvenlik şemsiyesini tartışmaya açan yeni bir kriz başlığı doğmuş durumda.

Bu kapsamlı söyleşinin son bölümünde Lübnan, İsrail ve Körfez dengeleri de masaya yatırılıyor. Teker, olası bir ABD-İran anlaşmasının Lübnan sahasını otomatik olarak sakinleştirmeyebileceğini; çünkü İsrail’in Güney Lübnan’a ilişkin kendi stratejik hedefleri olduğunu vurguladı. Körfez’de ise Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail ve ABD hattında belirginleşen hizalanmaya karşı Suudi Arabistan gibi aktörlerin daha temkinli davrandığını; Hürmüz ve Babülmendep merkezli enerji ve güvenlik risklerinin bölgeyi kısa ve orta vadede çok daha parçalı ve kırılgan bir geleceğe taşıyabileceğini söyledi Ezgi Uzun Teker.
Gülener Kırnalı’nın sorularıyla küresel siyasetteki kırılma anlarını farklı boyutlarıyla analiz eden bu kapsamlı söyleşiyi kaçırmayın.








