Gülener Kırnalı yazdı | Avrupa’da duvar yıkıldı: Aşırı sağı merkeze, merkez mi taşıyor?

Macaristan’da Viktor Orbán’ın yenilgisi Avrupa’da kısa süreli bir demokratik iyimserlik yarattı. Nitekim birçok ümitvar demokrat için buradan Avrupa’ya ve hatta Türkiye’ye dair iyimser çıkarımlar yapılıyor. Görünen o ki, otoriter rejimlerden çıkış bağlamında yarattığı münferit ve konjonktürel anın rüzgârı, düşünce ve hayal dünyamızı etkilemeye devam edecek gibi. Fakat mesele Avrupa’nın birçok açıdan yegâne örneği olan Macaristan’la sınırlı olmadığı gibi otoriter rejimlerin ülkeye çöreklenmesi ve bu çöreklenmeden çıkış süreçlerinden de ibaret değil. Asıl mesele, Orbanizm diye literatüre geçmiş bir alt dalı da olan Avrupa aşırı sağının ideolojik, siyasi, toplumsal ve kültürel alanlardaki güçlü ilerleyişi.

Sadece son 15 günde Avrupa’nın üç köşesinde yaşananlara bakmak bile yeterli: Birleşik Krallık’ta aşırı sağcı Reform UK’nin yerel seçim başarısı, Romanya’da merkez sol PSD’nin aşırı sağ AUR’la birlikte hükümeti düşürmesi ve İspanya’da merkez sağ Partido Popular’ın aşırı sağcı Vox’la bölgesel koalisyonlara dönmesi bambaşka bir tabloya işaret ediyor. Ve Avrupa’da aşırı sağın yükselişi yalnızca sandık performansıyla ölçülecek bir olgu değil. Meselenin göbeğinde, merkez partilerin kısa vadeli iktidar hesapları uğruna aşırı sağı formel siyasetin meşru ve kalıcı aktörlerinden biri hâline getirmesi yatıyor.

Avrupa’da duvar yıkıldı
Avrupa’da duvar yıkıldı: Aşırı sağı merkeze, merkez mi taşıyor?

Hükümet kurmadan hükümet düşürebilen bir aşırı sağ

Bugün Avrupa’da sorulması gereken soru yalnızca “aşırı sağ yükseliyor mu?” değil. Meselenin özüne değen daha önemli sorular şunlar: Aşırı sağ nasıl normalleşiyor, kimler tarafından normalleştiriliyor ve hangi siyasal hesaplar sayesinde sistemin merkezine yaklaşıyor?

Bu sorulara dair en çarpıcı cevaplardan biri geçtiğimiz hafta Romanya’dan geldi. 5 Mayıs’ta Başbakan Ilie Bolojan’ın AB yanlısı hükümeti güvensizlik oyuyla düştü. Hükümeti düşüren önergeyi veren ve destekleyen blok ise şaşırtıcı bir ittifakın sonucuydu: Sosyal demokrat, merkez sol parti PSD ile aşırı sağcı “Romanyalıların Birliği için İttifak” partisi, yani AUR, aynı siyasi hatta buluştu. Önerge 233 gerekli oyun çok üzerinde, 281 oyla kabul edildi. Avrupa basınıysa, hükümetin çöküşünü Romanya’daki bütçe krizi, kemer sıkma politikaları, yüksek enflasyon ve aşırı sağın yükselişiyle birlikte okudu.

Aşırı sağcı AUR partisi Romanya siyasetinde yeni ve cılız bir aktör değil. AUR, Aralık 2024 parlamento seçimlerinde oyunu yaklaşık ikiye katlayarak yüzde 18’le Romanya’nın ikinci büyük partisi hâline geldi. Mayıs 2025 cumhurbaşkanlığı seçiminde ise AUR’un lideri George Simion ilk turu açık ara önde bitirdi ancak ikinci turda kaybetti. Genel seçimler sonrasında, merkez sağ-liberal kanattan Bolojan’ın hükümeti, başlangıçta PNL, PSD ve diğer Avrupa Birliği yanlısı partilerden oluşan geniş bir koalisyonun devamıydı. Fakat PSD, özellikle Bolojan’ın bütçe açığını azaltmaya dönük kemer sıkma politikaları nedeniyle koalisyondan çekildi. PSD’nin çekilmesiyle Bolojan hükümeti parlamentoda azınlığa düştü. Ardından PSD, aşırı sağcı AUR’la birlikte güvensizlik önergesi verdi ve hükümeti düşürdü.

Anlayacağınız gibi; Romanya örneğini çarpıcı bir örnek olarak vermemin sebebi, aşırı sağcı AUR’un tek başına iktidara gelmesi falan değil. Zaten mesele tam da burada. Aşırı sağ çoğu zaman iktidara büyük bir seçim zaferiyle, tek hamlede, ön kapıdan girmiyor. Bazen merkez partilerin kendi taktik hesapları sayesinde, yan kapıdan içeri alınıyor. Romanya’da sosyal demokrat PSD’nin yaptığı da buydu. Kısa vadede Bolojan hükümetini düşürmek, kemer sıkma politikalarının siyasal maliyetinden kaçmak, koalisyon içi dengeleri yeniden kurmak ya da yeni pazarlık kozları elde etmek için AUR’la aynı hatta buluştu. Ama bu hamlenin sonucu yalnızca bir hükümetin devrilmesi olmadı. AUR, sistem dışı protesto gücü olmaktan bir adım daha çıkarak hükümet düşürebilen, parlamenter aritmetiği belirleyebilen, merkez partilerin hesaba katmak zorunda kaldığı bir aktör olarak var olan gücünü katladı.

Kuşkusuz, Romanya’daki kriz yalnızca “bir hükümet krizi” olarak okunamayacak kadar çok boyutlu bir mesele. Arka planda ciddi bir ekonomik ve mali sıkışma var. Nitekim Romanya, Avrupa Birliği’nin en yüksek bütçe açıklarından biriyle boğuşuyor. Romanya hükümeti AB fonlarına erişim, kredi notu ve bütçe hedefleri konusunda uzun zamandır baskı altındaydı. Bolojan’ın reformlarının ise koalisyon içindeki gerilimi büyüttüğü uzun zamandır bilinen bir şey. Fakat bu teknik ve ekonomik kriz, siyasal düzeyde çok daha büyük bir sorunu görünür kıldı: Merkez partiler, kendi krizlerini çözmek için aşırı sağı kullanmaya başladıklarında, aslında aşırı sağın normalleşme sürecine ve bu partilerin formel siyaset alanındaki meşruiyetine ve artan gücüne doğrudan katkı sunuyorlar.

Sonuçta buradaki kritik mesele, PSD’nin AUR’la ideolojik olarak tamamen aynılaşması da değil. Hatta daha tehlikeli olan, ideolojik yakınlık olmadan da kısa vadeli çıkarlar ve taktik sebeplerle iş birliğinin mümkün hâle gelmesi ve siyasi manevra repertuarına yerleşmesi. Çünkü bu, aşırı sağın meşruiyeti açısından daha güçlü bir eşik anlamına geliyor. Aşırı sağ artık sadece kendisi gibi düşünenlerle değil, kendisini “sorumlu”, “merkez”, “Avrupacı” ya da “ana akım” olarak tanımlayan partilerle de konjonktürel ortaklıklar kurabiliyor. Bu ortaklıklar “bir kerelik”, “taktik”, “zorunlu” ya da “sadece parlamenter prosedür” diye sunulsa da siyasetin sınırlarını değiştiriyor. Dün dışarıda tutulması gereken aktör, bugün hükümet düşürmek için kullanılıyor; yarın ise hükümet kurmak için meşru bir koalisyon ortağı hâline gelecek. Bu izlek, Avrupa’nın birçok büyük ülkesi için de geçerli.

İspanya’da Vox’un dönüşü: Kaybeden aşırı sağ nasıl yeniden ortak oluyor?

Bu noktada İspanya örneği Romanya’nın sağdan gelen karşılığı gibi okunabilir. İspanya’da ise merkez sağ Partido Popular (PP), aşırı sağcı Vox’la bölgesel iktidar kurma hesabına geri döndü. 17 Nisan’da PP ile Vox, İspanya’nın Extremadura özerk bölgesinde koalisyon için ön anlaşmaya vardı. Bu, Vox’un 2024’te bölgesel hükümetlerden çekilmesinin ardından yeniden iktidar alanına dönüşü anlamına geliyor. Bunun hemen arkasından Nisan sonunda Avrupa basını, PP’nin 2027 genel seçimleri öncesinde Vox’la bölgesel paktları yeniden canlandırdığını ve göç konusunda daha sert bir çizgiye yaklaştığını aktardı.

Şimdi bunun neden önemli bir gelişme olduğunu anlamak için arka planına bakalım: 2023 genel seçimlerinde PP seçimi birinci bitirmiş; yaklaşık %33 oyla 137 sandalye almıştı. Sánchez’in partisi olan Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) ise yaklaşık %32 oyla 121 sandalye kazanmıştı. Aşırı sağcı Vox ise 2019’daki 52 sandalyesinden 19’unu kaybetti 33 sandalyeye düşmüştü.

Özetle sağ blok açısından “PP + Vox” denklemi çoğunluğu elde edemedi ve PP seçimi kazanmasına rağmen hükümet kuramadı. Buna karşılık Pedro Sánchez, Sosyalist İşçi Partisi’nin ikinci parti olmasına rağmen Sumar ve çeşitli Katalan, Bask ve bölgesel partilerin desteğiyle yeniden başbakan olabildi.

Bu tablo Vox’u ilginç bir konuma yerleştirmişti. Bir yandan Vox, 2023’te oy ve sandalye kaybederek geri çekilmiş görünüyordu. Ama diğer yandan PP’nin iktidar alternatifi olabilmesi için Vox’un desteği neredeyse kaçınılmaz hâle geldi. Bu nedenle Vox, ulusal düzeyde hükümete girememiş olsa da sağ blok içindeki pazarlık gücünü korudu. PP ile Vox daha önce bazı özerk bölgeleri koalisyon ile yönetiyordu; fakat Vox, 2024’te refakatsiz göçmen çocukların bölgelere dağıtılması meselesi yüzünden beş bölgesel koalisyondan çekilmişti.

İşte tüm bunların sonrasında bir özerk bölge üzerindeki yeni anlaşmaya ilaveten beş farklı özerk bölge hakkında ittifak görüşmelerinin yapılıyor olması Vox’un İspanya siyasetindeki varlığına dair tüm tartışmaları bambaşka bir boyuta yeniden taşıdı.

İspanya’daki tablo Romanya’dan farklı; ama mantık aynı. Burada aşırı sağ, merkez sağın iktidar aritmetiği içinde vazgeçilmez bir ortak hâline geliyor. Uzun yıllardır sağ popülizm üzerine çalışan dünyaca ünlü akademisyen Cas Mudde’nin de bu hafta The Guardian’da çıkan makalesinde vurguladığı gibi bu tür koalisyonlar, aşırı sağın devlet yönetme kapasitesine sahip olduğu izlenimini güçlendiriyor, kadrolarına idari deneyim kazandırıyor, söylemini normalleştiriyor ve merkez sağ partileri kendi gündemine yaklaştırıyor.

Özellikle göç, sosyal yardımlar, aile politikaları ve kültürel kimlik gibi başlıklarda Vox’un dili yalnızca Vox’un dili olmaktan çıkıp sağ blokun ortak dili hâline gelebiliyor ve gelmekte.

Romanya ve İspanya örneklerinde biri muhalefet taktiği, diğeri iktidar taktiği. Fakat sonuç benzer: Aşırı sağın formel siyasetteki yeri güçleniyor, pazarlık kapasitesi artıyor, toplumsal meşruiyeti genişliyor. Aşırı sağın başarısı yalnızca kendi oy oranıyla değil, merkez partilerin ona açtığı alanla ölçülmeli.

Avrupa’nın yıkılan duvarı: “Cordon sanitaire” çöküyor mu?

Bu durum, Avrupa siyasetinin uzun süredir konuşulan “cordon sanitaire” tartışmasını da yeniden gündeme getiriyor. Cordon sanitaire, bulaşıcı bir hastalığın yayılmasını önlemek için bir bölgenin tecrit edilmesi anlamına geliyor. Kavramın Fransızca olmasının bir sebebi var: Fransa’da merkez partiler uzun süredir aşırı sağın iktidara gelmesini ya da iktidar ortağına dönüşmesini engellemek için adı çoğu zaman konmamış bir siyasal duvar ördüler. Aşırı sağ partilerle iş birliği yapılmaması, onların hükümet kurma süreçlerinden dışlanması ve demokratik siyasal alanın sınırlarının korunması gerektiği fikri, Fransa’yla sınırlı kalmayıp birçok Avrupa ülkesinde de uzun süre savunuldu.

Fakat son yıllarda bu sınır giderek aşınıyor. Merkez partiler, aşırı sağı dışarıda tutmanın maliyetini yüksek bulduklarında, onu sınırlamak yerine kullanmayı tercih ediyorlar. Sorun şu ki, aşırı sağ çoğu zaman kullanışlı bir araç olarak içeri alındıktan sonra araç olarak kalmıyor; siyasal düzenin kalıcı ortağına dönüşüyor. Nitekim Financial Times’ta 6 Mayıs günü Henry Foy imzasıyla çıkan bir makale de aynı konunun altını çiziyor. Romanya’da PSD’nin AUR’la birlikte hareket etmesi, Avrupa’da aşırı sağa karşı uzun süre savunulan gayriresmî güvenlik duvarının ne kadar kırılganlaştığını gösteriyor. PSD bu iş birliğini “tek seferlik” bir hamle gibi sunabilir; fakat “cordon sanitaire” tam da bu tür tek seferlik istisnaların birikmesiyle aşınır.

Kaldı ki Avrupa’daki aşırı sağ meselesini yalnızca “öfkeli seçmenler”, “ekonomik kriz”, “göç karşıtlığı” ya da “kültür savaşları” üzerinden okumak, realitenin çok gerisinde kalan eski ve nahif bir perspektife çoktan dönüştü. Evet, bunların hepsi önemli; fakat aşırı sağın ana akımlaşmasında merkez partilerin sorumluluğu en az bunlar kadar belirleyici. Merkez partiler, aşırı sağın söylemini ödünç aldıklarında, onunla parlamenter taktikler kurduklarında, bölgesel hükümetlerde ortak olduklarında veya onun desteğiyle rakiplerini devirmeye çalıştıklarında, seçmene şu mesajı da vermiş oluyorlar: Bu aktörler artık sistem dışı değil; siyasal oyunun olağan parçası; doğal ittifak ortakları, bu “demokratik” sistemin doğal, meşru ve normal aktörleri. Ama bu kısa erimli iktidar hırsları ve taktik hamlelerin miyopik bakışının görmediği, görmekten imtina ettiği uzun erimli gerçeklik ise bu büyüyen siyasal ve toplumsal canavarın er ya da geç onları da yutacağı.

Avrupa’da merkez siyasetin 2020’li yıllardaki krizi de bir açıdan burada yatıyor. Merkez partiler uzun süredir aşırı sağı bir tehdit olarak tanımlıyor; fakat iktidar hesabı değiştiğinde aynı aktörlerle iş birliği yapabiliyor. Bu çelişki muhakkak ki seçmenlerin gözünden kaçmıyor. Aşırı sağ da tam bu çelişkiyi kendi lehine kullanıyor: Bir yandan “sistem bize karşı” diyerek mağduriyet üretiyor, diğer yandan sistemin içindeki partilerle pazarlık yaparak meşruiyet kazanıyor. Böylece hem dışarıdan isyan eden hem içeriden güç toplayan çift yönlü bir siyasal aktöre dönüşüyor.

Avrupa’nın asıl sınavı bu yüzden aşırı sağı yalnızca seçimlerde yenmek değil; merkez siyasetin onu kullanma arzusuna direnip direnemeyeceği.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.