Gülener Kırnalı yazdı | Milyarder medya devinin darbesiyle başlayan tartışma: Fransa’da aşırı sağın kültür savaşı

Bu hafta, Fransa’da son günlerde yaşanan önemli bir tartışmadan bahsetmek istiyorum. Ülkenin en prestijli yayınevlerinden Grasset’nin uzun yıllardır başında bulunan kişi görevden alındı; çok sayıda yazar tepki gösterdi, 170 küsür yazar bu yayınevi ile ilişkisini kesti, 300’den fazla yazar ve editör bomba gibi bir açık mektup yayımladı. Yayıncılık dünyasında “vicdan maddesi” diye bir tartışma başladı ve bu tartışma siyasete taşındı. Fakat bu hikâye, bir yayınevinin yönetim krizinden ibaret değil; aksine çok katmanlı bir siyasi meselenin girift bir veçhesini içeriyor. Bu tartışma, farklı ülkelerde, farklı bağlamlarda görmekten sıkıldığımız bir izleğin yeni bir parçası: Fransa’da aşırı sağın medya alanından sonra kültür alanına doğru genişleyen hegemonya mücadelesinin yeni bir aşamasından bahsediyoruz. Ve sıklıkla konuştuğumuz yükselen aşırı sağ meselesi için de kritik dersler barındıran son derece ilginç bir tartışmayı ortaya koyuyor.

Ne oldu? Bir görevden alma, bir yayınevi, büyük bir kriz

Gelin önce ne olduğuna bir bakalım. Grasset’nin de içinde bulunduğu Fransız yayıncılık devi Hachette’in 2023 yılından beri patronu olan milyarder Vincent Bolloré, Grasset Yayınevi’nin CEO’su olan Olivier Nora’yı iki hafta önce görevden aldı. Ancak Nora sıradan bir yayıncılık yöneticisi değildi. 26 yıldır Grasset’yi yöneten Nora, yayınevinin edebi, entelektüel ve politik çeşitliliğini temsil eden figürlerden biri olarak görülen, Fransa kültür dünyasının çok saygın ve ikonik isimlerinden biri. Grasset de sıradan bir yayınevi değil: 1907’den beri sayısız eseri yayınlayan bu yayınevi, Marcel Proust, Marguerite Duras, François Mauriac, André Malraux ve Jean Giono gibi Fransız edebiyatının büyük isimleriyle anılan, Fransa’nın entelektüel hayatında sembolik ağırlığı olan bir kurum. Bu yüzden Nora’nın ayrılığı üzerinden yaşanan kriz, her şeyden önce, birçok kişi tarafından Grasset’nin tarihsel kimliğine müdahale olarak yankılandı.

Gülener Kırnalı yazdı | Milyarder medya devinin darbesiyle başlayan tartışma: Fransa'da aşırı sağın kültür savaşı
Gülener Kırnalı yazdı | Milyarder medya devinin darbesiyle başlayan tartışma: Fransa’da aşırı sağın kültür savaşı

Krizin görünen nedeni, Cezayir kökenli Fransız yazar Boualem Sansal’ın yeni kitabının yayın tarihi konusundaki anlaşmazlıktı. Ancak Fransız basınında ve yayıncılık çevrelerinde konuşulan asıl mesele; Grasset Yayınevi’nin, sahibi Bolloré’nin ideolojik hattına daha uyumlu hâle getirilip getirilmeyeceğiydi. Nora’nın ayrılığı muhafazakâr/aşırı sağ çevrelere yakın isimlerin Grasset kataloğuna alınması konusundaki gerilimle de ilişkilendirildi. İşte meselenin bam teli de burası, yani konunun siyasetle özellikle de yükselen aşırı sağla ilişkisi. Özellikle de medya patronu bir milyarderin iktidar namzeti aşırı sağ hareketle olan ilişkisi.

Gülener Kırnalı yazdı | Milyarder medya devinin darbesiyle başlayan tartışma: Fransa'da aşırı sağın kültür savaşı
Gülener Kırnalı yazdı | Milyarder medya devinin darbesiyle başlayan tartışma: Fransa’da aşırı sağın kültür savaşı

Yazarların isyanı: “Vicdan maddesi”

Nora’nın kovulmasının yarattığı krizin ardından 170 küsur yazar Grasset’den ayrılacağını duyurdu. Akabinde, geçtiğimiz hafta, Fransız edebiyatının ünlü isimlerinin de aralarında bulunduğu 308 yazar, editör ve yayıncılık dünyası figürü, son derece etkili bir açık mektup yayımladı.

Açık mektubun siyasi eleştirisi oldukça netti. İmzacılara göre mesele yalnızca bir yayınevinin yönetim krizi değil, yayıncılık alanının siyasal olarak tek bir hatta doğru çekilmesiydi. Mektupta, çalışanların ve editörlerin onaylamadıkları politik söylemlerin dolaşıma sokulmasına katılmak zorunda bırakıldığı; yayıncıların, yönelimini paylaşmadıkları eserleri yayımlamaya mecbur kaldığı; çoğulculuğun ise tek bir ideolojik çizgi lehine silindiği vurgulanıyordu:

“Artık bir sınır çizme zamanı geldi. Bu sınırın bir adı var: vicdan maddesi. Gazeteciler için var. Şirketleri zayıflatmak için değil, girişim özgürlüğü ile onaylamadığımız şeye hizmet etmeme özgürlüğü arasında temel bir dengeyi yeniden kurmak için genişletilmeli.”

Bahsedilen bu “vicdan maddesi” gazetecilikte var olan bir ilkeye gönderme yapıyor: Bir medya kuruluşunun sahiplik yapısı ya da yayın çizgisi köklü biçimde değiştiğinde, gazetecinin mesleki ve etik gerekçelerle kurumdan ayrılabilmesi. Yazarlar ve yayıncılar şimdi benzer bir hakkın kitap dünyası için de tanınmasını istiyor. Nitekim bu tartışmaya başta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron olmak üzere birçok siyasetçi de katıldı ve nasıl bir yasama düzenlenmesi yapılabileceği tartışılmaya devam ediyor.

Açık mektupta dile getirilen kaygılar, Fransa’da yayıncılık dünyasının uzun süredir övündüğü özerklik mitini de sarsıyor. Nitekim burada asıl kastedilen editoryal özgürlük, özerklik ya da çoğulculuk gibi ilkesel düzlemlerden çok daha somut ve cari bir tehlike. Grasset ve onun çatı kuruluşu olan Hachette’in patronu milyarder Bolloré’nin Fransa aşırı sağıyla olan yakın ilişkisi, ve sahip olduğu medya ve kültür gücünü aşırı sağın lehine kullanması.

Nitekim açık mektubun örgütlenmesinde önemli rol oynayan yazar Colombe Schneck de farklı siyasi geleneklerden, sağdan ve soldan birçok yazarın bu protestoya katıldığını belirterek meseleyi çok açık bir cümleyle özetledi: “Hachette’in ve altındaki yayınevlerinin aşırı sağa dönüşmesine izin veremeyiz.”

Bolloré: Sadece medya patronu değil, ideolojik ekosistem kurucusu

Vincent Bolloré’nin adı Fransa’da uzun süredir yalnızca iş dünyasıyla değil, medya ve siyasetle birlikte anılıyor. Ailesi servetini Afrika’daki limanlar, lojistik ve ticaret ağları üzerinden büyüttü; Bolloré ise son yıllarda medya ve kültür sektöründe kurduğu imparatorlukla Fransa’nın en etkili muhafazakâr sermaye figürlerinden biri haline geldi. Hachette’nin 2023’te Bolloré’nin sahibi olduğu holding tarafından satın alınmasıyla birlikte, Hachette’in bünyesinde bulunan Grasset, Fayard, Stock ve Calmann-Lévy gibi Fransa’nın köklü ve etkili birçok yayınevi de bu yeni güç mimarisinin parçası hâline geldi. Aynı ekosistem içinde Canal+, CNews gibi çok izlenen televizyon kanalları, Europe 1 gibi radyo kanalları, JDD, Paris Match ve ELLE gibi Fransa’nın çok takip edilen medya kuruluşları da yer alıyor.

Gülener Kırnalı yazdı | Milyarder medya devinin darbesiyle başlayan tartışma: Fransa'da aşırı sağın kültür savaşı
Gülener Kırnalı yazdı | Milyarder medya devinin darbesiyle başlayan tartışma: Fransa’da aşırı sağın kültür savaşı

Bolloré kendisine yöneltilen ideolojik müdahale suçlamalarını reddediyor. Nora’nın ayrılığının Boualem Sansal’ın kitabının yayın tarihiyle ilgili olduğunu savunuyor; kendisini “Hristiyan demokrat” olarak tanımlıyor ve Hachette’in bütün yazarları yayımlamaya devam edeceğini söylüyor. Ancak Fransa’daki tartışmaya bakarsak birçok kişi için durum Bolloré’nin söyledikleriyle geçiştirilebilecek bir mesele değil. Bu eleştirilerin temel dayanağı da Bolloré medya ekosisteminin ne yaptığının son derece görünür olması. Yani özetle, Bolloré’nin medya kuruluşlarında daha önce görülen sağa kayış, şimdi yayıncılık ve kültür alanında da tekrarlanmaya çalışılıyor. Hatta kültürel alanın aşırı sağ siyaset lehine ele geçirilmeye ve yeniden düzenlenmeye çalışılması ve bu kültürel hegemonya marifetiyle aşırı sağın siyasi ve toplumsal gücünü artırmak… Türkçesi, 2027’de Bardella’nın liderliğinde iktidara gelmesi istenen Fransa aşırı sağı için her anlamda mevzi kazanma çalışmaları.

Gülener Kırnalı yazdı | Milyarder medya devinin darbesiyle başlayan tartışma: Fransa’da aşırı sağın kültür savaşı

Bolloré’nin asıl etkisi, tek tek kurumlara sahip olmasından değil, bu kurumlar arasında kurduğu dolaşım ağından geliyor. CNews ekranlarında göç, güvenlik, İslam, ulusal kimlik ve “wokism” gibi başlıklar sürekli biçimde tartışmaya açılıyor; Europe 1 ve JDD bu gündemleri büyütüyor; yayınevleri ise bu söylemleri kitap, biyografi ve fikir metni formatında bu fikirleri daha prestijli ve kalıcı bir düzleme taşıyor. Böylece aşırı sağın temaları yalnızca seçim kampanyalarında değil, gündelik medya tüketiminde ve kültürel üretimde de yaygınlaşıyor, normalleşiyor, daha çok insana ulaşıyor, toplumun geniş kesimlerine giderek daha “seksi”, cazip ve makul bir anlatı olarak nüfuz ediyor.

Bu açıdan CNews’in sık sık “Fransa’nın Fox News’i” olarak tanımlanması boşuna değil. Kanal, klasik haber kanalı formatının ötesinde, aşırı sağın meselelerini ana akım gündemin merkezine taşıyan bir tartışma makinesi gibi işliyor. Her ne kadar Bolloré, Mart 2026’da Fransız Ulusal Meclisi’nde medya imparatorluğunun kamu yayıncılığına karşı siyasi savaş yürüttüğü iddialarını reddetmiş olsa da onun medya ağının Fransa’daki sağ-popülist gündemi büyüttüğü her yerde yazılıp çizilen bir olguya dönüştü.

Aşırı sağ kitap raflarına nasıl yerleşti?

Grasset krizi birdenbire ortaya çıkmadı. Hachette grubunun bir başka tarihsel yayınevi olan Fayard’da yaşanan dönüşüm, bugünkü tartışmanın öncülüydü. Bolloré etkisi güçlendikten sonra Fayard’ın başına Lise Boëll getirildi. Boëll, daha önce Éric Zemmour ve Philippe de Villiers gibi sağ ve aşırı sağ figürlerle çalışan, muhafazakâr yayıncılık dünyasında güçlü bir isim olarak biliniyordu. Fayard kısa süre içinde aşırı sağcı Rassemblement National (RN) partisinin lideri Jordan Bardella’dan, göç karşıtı iş insanı ve siyasetçi Philippe de Villiers’ye, Éric Zemmour’dan Marion Maréchal’e uzanan sağ ve aşırı sağ çevrelerin yayın adreslerinden biri hâline geldi. Fayard’ın yönetimindeki değişiklikten kısa süre sonra, 2024 yılında Fayard, Jordan Bardella’nın “Ce que je cherche” (Ne arıyorum?) adlı kitabını yayımladı.

Gülener Kırnalı yazdı | Milyarder medya devinin darbesiyle başlayan tartışma: Fransa’da aşırı sağın kültür savaşı

Bardella’nın kitabı bu nedenle yalnızca bir siyasetçinin kampanya kitabı olarak görülmemeli. Bu kitap, aşırı sağın kendisini “devlet yönetebilir”, “makul”, “modern” ve “genç” bir siyasal seçenek olarak yeniden paketleme operasyonunun parçası. Televizyon ekranlarında görünürlük, gazetelerde meşruiyet, yayınevlerinde prestij ve kalıcılık kazanıyor. Bardella’nın siyasal imajı yalnızca parti teşkilatında ve siyasal iletişim mecralarında değil, Bolloré ekosisteminin medya ve kültür kanallarında da üretiliyor.

Yukarıda bahsettiğimiz açık mektubun mimarlarından olan gazeteci ve yazar Claude Askolovitch’in “Bolloré, politik haçlı seferini ilerletmek için Grasset’yi yok etti” sözleri bu hissiyatı özetliyor.

Sandığın ötesinde: Aşırı sağın kültürel hegemonya savaşı

Bu tartışmanın Fransız kamuoyunda bu kadar önemli bir yer tutması, ve benim de bu meseleden bahsetmemin sebebi, tüm bu yaşananların Fransa’da aşırı sağın yükselişinin yeni bir evresine denk geliyor olmasından ötürü. Bu durumun ayrıntılarını yeni anket verileri ışığında geçen haftaki yazımda anlatmıştım: Macaristan’dan demokrasi dalgası bekleyenlere Avrupa’dan aşırı sağ manzaraları

Özetlemek gerekirse, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimine doğru ise aşırı sağcı RN hareketinin başarılı genç lideri Bardella şimdiden en güçlü aday. Sadece cumhurbaşkanlığı değil her alanda RN giderek güçlenen ve emin adımlarla parlamento gücünü artıran bir siyasi hareket. 2027 yılı, 50 yılı aşkın süredir Fransa siyasetinde var olan ve varlığını da yavaş ama emin adımlarla artıran bu hareketin iktidarı ele geçirmesinde bir kırılma olabilir.

Fakat aşırı sağın güçlenmesi yalnızca sandıkta yaşanmıyor. Daha yavaş, daha derin ve belki daha kalıcı olan süreç kültürel alanda işliyor. Hangi meselelerin konuşulacağı, hangi korkuların meşru sayılacağı, hangi yazarların “cesur”, hangi gazetecilerin “halkın sesi”, hangi siyasetçilerin “makul” kabul edileceği medya ve yayıncılık alanlarında belirleniyor. Bu durum bir dizi başka ülkede de bildiğimiz klasik bir anlatının, söylemin ve izleğin Fransa’daki tezahüründen başka bir şey değil.

Aşırı sağ bugün yalnızca seçim kazanmaya çalışmıyor; seçim kazanmayı mümkün kılacak kültürel zemini kuruyor. Televizyon ekranlarında korkuları örgütlüyor, gazetelerde gündemi belirliyor, güzel kapaklı kitaplarla fikirleri daha prestijli, daha meşru, daha kalıcı bir yere taşıyor. Kitap tanıtımlarında siyasal figürleri “makul” ve “devlet yönetebilir” aktörlere dönüştürüyor. Entelektüel dünyaya savaş açmasıyla meşhur olan sağ-popülist siyasi hareket, kitapların müesses nizamının sahip olduğu meşruiyet, ciddiyet, kabul ve saygınlık alanlarına nüfuz etmeye, o alanı iğdiş etmeye ve tüm bu gücünü kendi saikleri yönünde kullanılacaksa o ölçüde işlevsel kılmaya kullanılmayacaksa da o ölçüde hadım etmeye uğraşıyor.

Bunun en yakın ve en belirgin örneklerinden biri de Trump’ın seçilmesine giden uzun süreçte ABD aşırı sağının önde gelen kanaat önderlerinden medya gruplarının propaganda çalışmalarına kadar gördüğümüz süreçti. Bu sürecin vardığı noktaysa hepimizin malumu.

Ne yazık ki, siyasi başarıya evrilen bu kültür savaşı Fransa’da olduğu kadar Avrupa’nın birçok başka ülkesinde de aynı hızla ve sertlikle ilerliyor. Bu nedenle Grasset krizi yalnızca Fransız yayıncılık dünyasının iç tartışmasına indirgenebilir basit bir mevzu değil; sağ/aşırı sağ popülist-otoriter dönüşümlerin kültür savaşını gösteren çok daha geniş bir siyasal semptom. Aşırı sağın iktidar yürüyüşü yalnızca anketlerde ve sandıkta değil; kitap raflarında, televizyon stüdyolarında, gazete manşetlerinde ve yayın kurullarında da ilerliyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.