İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’ın yayınına katılan Doç. Dr. Behlül Özkan CHP hakkında verilen “mutlak butlan” kararını ve partinin geleceğini değerlendirdi. Özkan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “mutlak butlan” kararını kabul etmesiyle CHP’yi Özgür Özel ve arkadaşlarına bırakmayacağını belirtti.
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Behlül Özkan, CHP’nin ‘mutlak butlan’ kararının partinin geleceği için önemli olduğunu belirtti.
- Özkan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi Özgür Özel ve arkadaşlarına bırakmayacağını ifade etti.
- Kılıçdaroğlu’nun destek almasına rağmen kitleden yeterince destek bulamadığını söyledi.
- ‘Mutlak butlan’ kararının erken seçim habercisi olabileceğini vurguladı.
- Özgür Özel’in başka bir parti altında seçime girebileceğini dile getirdi.
İlgili haberler
- Behlül Özkan yazdı – Karabağ: Perde gerisinde Ankara – Moskova düellosu
- Behlül Özkan ve Evren Balta yazdı: Kastamonu’nun derdi ne?
- Konuşmazsak Olmaz (26) Ruşen Çakır & Kemal Can: CHP mutlak butlana karşı ne yapmalı?
- Özgür Özel: “Umudunu butlana, şutlana koyanlara söylüyorum: Bırak saraylara mermer olmayı”
- CHP’ye mutlak butlan: Ruşen Çakır uzman konuklarla değerlendirdi
Ruşen Çakır’ın, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi Özgür Özel ve arkadaşlarına bırakıp bırakmayacağı ile ilgili sorusuna Behlül Özkan; Kılıçdaroğlu’nun CHP milletvekillerinden gelen bir desteği olduğunu fakat kitleden gelen bir desteği olduğunu düşünmediğini söyledi.
Behlül Özkan anlattı: Mutlak butlan kararı ve erken seçim
Behlül Özkan, “mutlak butlan” kararının çıkılmasının erken seçim işareti sayılabileceğini söyledi.
“Önümüzdeki süreçte CHP içinde tartışmalar ve suçlamalar göreceğiz. Erken seçim sürecine giderken CHP’nin başına Kılıçdaroğlu’nun getirilmesi iktidar tarafından bir strateji olarak konulmuş olabilir. Seçim sürecinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘CHP’liler kendi içlerinde anlaşamıyorlar’ argümanını kullanabilecek olması erken seçim şüphesini uyandırdı.”

“Resmî” CHP ve yeni bir parti
Behlül Özkan, Kılıçdaroğlu’nun toplumsal anlamda siyasi bir karşılığı olmadığını söyledi. Özgür Özel ve çevresinin başka bir parti altında seçime girmesinin muhtemel olduğunu söyleyen Özkan, şunları dedi:
“Kılıçdaroğlu’nun muhalif kesimde siyasi bir karşılığı yok. Esas strateji, Kılıçdaroğlu’nun başında olduğu resmî bir CHP olacak ve Özgür Özel bu yönetimde yeni bir parti altında yer alacak. Muharrem İnce’nin Memleket Partisi ve 2002 yılında kurulan AKP gibi. Buradaki temel motivasyon, iktidarın kararsız seçmenlere karşı bunu argüman olarak sunması olacak.”
Video deşifresi
Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal
Ruşen Çakır: Mutlak butlan kararını Doç. Dr. Behlül Özkan’la değerlendiriyoruz. Merhaba Behlül.
Behlül Özkan: Merhaba, iyi akşamlar.
Ruşen Çakır: Ne dersin, Kemal Kılıçdaroğlu’nun partiyi hızlı bir şekilde kurultaya götürmesi mümkün mü? Kılıçdaroğlu böyle bir yüce gönüllülük yapar mı? Yani, “Hemen eski delegelerle kongreye gidiyoruz” deyip, hatta aday olmadan, partiyi yine yumuşak bir geçişle Özgür Özel ve arkadaşlarına bırakır mı?
Behlül Özkan: Bunu öngörmek, nasıl hareket edeceğini tahmin etmek çok zor. Ama bir akıl yürütmede bulunursak, öncelikle Kılıçdaroğlu’nun CHP’li milletvekilleri nezdinde bir miktar desteği olduğu ortada. Yani 15, 20, 25 rakamları telaffuz ediliyor. Kendisinin yaptığı paylaşımları retweetleyen ve sosyal medyada Özgür Özel’e destek vermeyen, en azından taraflarını böyle gösteren bir milletvekili grubu var. Parti örgütü ve tabanı nezdinde de, kitle tabanı nezdinde de hemen hemen hiçbir desteği olduğunu sanmıyorum. Ama örgüt nezdinde, çok yüksek oranlarda olmamakla birlikte, bir miktar desteği olduğu anlaşılıyor. Butlan kararının hukuk ve demokrasinin ne kadar dışında bir karar olduğu aşikâr. Böyle bir kararı kabul etmesini çok tuhaf bir durum diye görebiliriz. Tabii bir öngörüde bulunacaksam, ki bunlar biz akademisyenler için biraz riskli alanlar, ben, Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanlığı koltuğuna geldiği takdirde bunu Özgür Özel ve arkadaşlarına yakın bir zamanda bırakacağını hiç tahmin etmiyorum. Öyle bir şey olacak olsa bunu hemen açıklardı zaten. İki senedir bu minvalde hiçbir sinyal vermiyor. Bence şöyle hareket edecektir: Önce kendisine yapılan eleştirileri -k hemen bir tweet attı ve orada, “Gelin partiyi bir arada tutalım. Gün birlik günüdür” gibi bir açıklama yapıp, bunu zamana yayacak, sürüncemede bırakacak, çünkü mutlak butlan kararının öncesinde kendisine haber verildiği anlaşılıyor ki o videoyu çekti iki üç gün önce.
Ruşen Çakır: Bir gün önce. Video dün yayınlandı, bugün karar çıktı.
Özkan: Ben bir öngörüde bulunacaksam, bu mutlak butlan kararının şimdi çıkmasının bir erken seçim işareti sayılabileceğini ve o erken seçime gidiş sürecinde, iktidar tarafından resmi CHP’nin başına Kılıçdaroğlu’nun getirilmesinin bir strateji olarak konulduğunu ve o seçim sürecine gidildiğinde de önümüzdeki süreçte CHP içinde tartışma, kavga, çatışma, çekişme, rekabet, birtakım suçlamalar ve iftira süreci göreceğiz. Ve o seçim sürecinde, muhtemelen Cumhurbaşkanı Erdoğan “Bakın etrafımız ateş çemberi. Her tarafta savaş var. Bu CHP’liler kendi içlerinde bile anlaşamıyorlar. Bunlar mı Türkiye’yi yönetecekler?” gibi bir argümanla erken seçimde kullanacak. Dolayısıyla bu kararın şimdi alınması bende hemen “Acaba bir erken seçim mi var çok yakında? 2026 sonbaharında bir erken seçime mi gidiyoruz?” şüphesini uyandırdı.
Ruşen Çakır: Evet, tam da bunu soracaktım. “Erken, hatta baskın seçim” deniliyor. Dolayısıyla Erdoğan’ın buradaki temel motivasyonunun, CHP’yi iyice krize sokup, hızlı bir şekilde sandığı getirmek ve buradan yeniden seçilmek olduğunu mu düşünüyorsun?
Behlül Özkan: Bekletilen bu kararın şimdi alınmasının bir sebebi olmalı. Kılıçdaroğlu’nun, siyasi bir hükmü ve siyasi bir karşılığı yok toplumsal olarak. Girilecek bir seçimde bazı anketlerde %3 gibi rakamlar telaffuz ediliyor. Birtakım araştırmalar yapılmış ve CHP’ başında Kılıçdaroğlu’yla seçime girerse, Özgür Özel ve şu anki CHP yönetimi başka bir parti altında seçime girerse, Kılıçdaroğlu’nun %3 gibi bir oy alabileceği tahmin ediliyor. Ben onu bile çok yüksek görüyorum. 2002 yılında Ecevit’in CHP’si %1 küsur oy almıştı. Erbakan’ın Saadet Partisi’nin yine o seçimdeki oyu %2,5’tu. Ben CHP’nin başında girmesi hâlinde bile Kılıçdaroğlu’nun %3’ü, %2’yi dahi göreceğini zannetmiyorum. Ama belli olmaz tabii. Esas olan, muhalefetin karpuz gibi ikiye yarılacağı. Şu anki CHP’nin oylarının %35 civarında olduğunu düşünsek, %15’nin Kılıçdaroğlu’na, %20’sinin Özgür Özel’in kuracağı bir partiye gitmesi değil. Kılıçdaroğlu’nun böyle bir ağırlığı yok, böyle bir gücü yok, böyle bir siyasi karşılığı yok muhalif kesimler nezdinde.
Buradaki esas strateji şuna dayanıyor: Kılıçdaroğlu’nun başında olduğu bir resmi CHP olacak ve milletvekillerini o yazacak. Muhtemelen Özgür Özel ve bugünkü yönetim de yeni bir parti altında seçime gidecekler. Aslında bu en kötü senaryoya dair de içeriden hiçbir bilgim yok ama öyle öyle planladıklarını varsayıyorum. Muharrem İnce’nin Memleket Partisi veya tıpkı 2002 yılında kurulup başka bir parti adı altında seçime giren AKP gibi, başka bir parti adı altında seçime girecekler. Buradaki temel şey şu: İktidar bunu, “Bakın ey ahali, etrafımız yangın yeri gibi” diye kullanacak ki zaten iktidar medyasında bu söylem sürekli dolaştırılıyor. Ben bunun karşılığını da iktidar seçmeniyle konuştum. Sokak röportajlarında Sokakta, kendi akrabalarım arasında, konuştuğum iktidar seçmeninde, “Etrafımız yangın yeri gibi, ne yapsınlar?” argümanı zaten bir şekilde iktidar seçmeni nezdinde alınmış. Şimdi esas şey, böyle bir seçime gidildiğinde ortadaki kararsız seçmene, “Ey ahali, bakın etrafımız yangın yeri gibi. Bunlar kendi aralarında bile anlaşamıyorlar, ülkeyi mi yönetebilirler? Bu savaşlarla çevrili coğrafyada bizi bu savaşlardan uzak mı tutabilirler?” diyerek, en büyük argümanının bu olacağını düşünüyorum ve o yüzden de bu kararın şimdi alınması, bende “Acaba iktidarın aklında bir baskın seçim yapma mı var?” şüphesini uyandırıyor. Oraya bakmak gerekir. Çünkü zaten deminden beri okuduğum, hukuku bilen birtakım hukuk uzmanları da şunu söylediler: “CHP’nin bugünkü yönetimi temyize gitmesin. Hemen bir olağanüstü kurultay kararı alınsın. İki üç ay içinde bir olağanüstü kurultayla Kılıçdaroğlu’nun görevi son bulacak. Yani bunu en fazla iki üç ay götürebilir” gibi iddialar var. Bu tip argümanlar var, ama göreceğiz.
Seninle daha önce yaptığımız programda konuşmuştuk. Kılıçdaroğlu’nun 13 yıllık ana muhalefet liderliği dönemindeki muhalif kesimin nasıl bir gol yediğini, nasıl uyutulduğunu bir kez daha görüyoruz. Tamamen iktidarla işbirliği içinde, kendisine bugün biçilen görevi oynamaya tekrar aday. Tabii işin çarpıcı yanı, bunun bugün çok net görülüyor olması. Ama maalesef ana muhalefet liderliğinde de benzer bir pozisyonu hemen hemen her durumda almıştı Kılıçdaroğlu. Bunu hep ısrarla söylüyorum siyasi tarih çalışan birisi olarak, sen de çok yakından takip ediyorsun siyasi tarihi. 2015 Haziran seçimlerinde Türkiye’de Meclis içinde bir koalisyon ihtimali belirdi ve Türkiye’nin yaklaşık 65 yıllık çok partili hayatında, ilk defa bir ana muhalefet partisi, Cumhurbaşkanı tarafından kendisine görev verilmemesini mevzu etmedi. Bu, kabul edilemez bir durumdu. Kılıçdaroğlu’nun 13 yıllık siyasi tarihinde, bundan çok fazla sayıda örnek var. Dolayısıyla bugün de bunu kabul etmesi aslında beni bir anlamda şaşırtmadı desem yeridir.
Ruşen Çakır: Mansur Yavaş “Bir iki ay içinde kongre kararı alınmalı” demiş. Tekrar başa dönüyoruz. Siz Evren Balta ile birlikte, Anadolu’da değişik şehirlerde CHP’yi çalıştınız. İnsanlarla bayağı görüştünüz. Parti kadrolarıyla, parti seçmeniyle görüştünüz ve özellikle de 31 Mart 2024 yerel seçimlerini anlamakta çok ciddi sayıda ipucu topladınız. Ardından, 19 Mart yaşandı. 19 Mart sonrasındaki direnci de gözlediğinizi biliyorum; senin şahsen takip ettiğini biliyorum. CHP’ye dönecek olursak, Şimdi daha çok kadroları konuştuk. Ama CHP tabanı diye bir taban var. Bu taban, değişen, dönüşen bir taban. Özellikle 19 Mart’la bayağı bir yenilendi. Birtakım şeyler değişti. CHP tabanı bu olaya nasıl bir reaksiyon verir? İlk işaretler Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ikilisinin etrafında bir kenetlenme olacağı yolunda, ama birtakım teknik zorluklar çıkacak; genel merkez, genel merkez imkânları gibi. Pratikte ne bekliyorsun?
Özkan: Şöyle bir anekdot anlatayım; çarpıcı olacağını düşünüyorum. Biz geçtiğimiz yaz Sivas’ta bir saha çalışmasında bulunduk ve Sivas’ta CHP teşkilatı, Sivas’ın kimlik yapısından dolayı belli bir kesimi temsil eden, belli bir kesimin ağırlıklı olduğu bir örgüt yapısı. Daha net söyleyeyim, daha çok Alevilerin yoğunlukta olduğu bir teşkilat yapısı vardı Sivas’ta. Şimdi değişti. Bizim gittiğimiz dönemde il başkanı da kurultayda Kemal Bey’i desteklemişti. Dolayısıyla biz böyle bir şehre geldik. Ve yerel seçimler yaşanmış, arkasından da 19 Mart yaşanmıştı. İl başkanından tabana kadar örgüt tabanında, parti tabanında, Kemal Kılıçdaroğlu hakkında olumsuz konuşmayan bir kişiyle bile yüz yüze gelmedik. Yani herkes negatifti ve onların tabiriyle söyleyeyim, “bir hain olarak” görüyorlardı; aldatılmış olarak görüyorlardı kendilerini. Zaten Kılıçdaroğlu’nu desteklemeyenlerden, o örgütten bahsediyorum. Zaten Kılıçdaroğlu’nu desteklemeyenler için de tablo çok net. Burada kendisini aldatılmış sayanlar kongrede Kılıçdaroğlu’nu destekleyenlerdi. Yani partinin örgüt tabanından bahsediyorum. “Nasıl olur? Biz gittik bu adama oy verdik. Bunun arkasında durduk. Bu adam iktidar işbirlikçisi çıktı” diyorlardı. Bunu kabul edemiyorlar, kendilerini aldatılmış sayıyorlardı. Bu bana çok çarpıcı gelmişti. Sivas gibi bir yerde bir kişi bile onun arkasında durmamıştı.
Ama ben tabii ki belli kesimlerin Kılıçdaroğlu’yla birlikte hareket edeceğini düşünüyorum ve biliyorum. Mesela İstanbul içinde eski dönemde belediye başkanlığı yapmış, isimlerini vermeyeceğim, ama şimdi belediye başkanlığı yapmayan birkaç kişi, tamamen Kılıçdaroğlu’nun arkasında duracaklar. Bunun iki üç sebebi var. Bir, bu kişiler siyasi ikballerini Kılıçdaroğlu’na borçlular. Yani CHP’nin, aday olarak kimi koysa seçileceği ilçeler var İstanbul’da ve Kemal Bey görevdeyken bu kişileri tercih ediyordu. Yerine yeni yönetim geldiğinde bunlar yer bulamadılar. Dolayısıyla bunlar kayıtsız şartsız Kılıçdaroğlu’nu destekliyorlar. Çünkü Türkiye’de iktidar, Türkiye’nin geleceği, bunların hiçbiri umurlarında değil. Bunlar kendi küçük siyasi ikballerini kurtarmanın, korumanın peşindeler. Bir kesim böyle.
İkincisi, rant. Rantı kesilen bir kesim var CHP’de. Yeni bir yönetim geldiği için yeni bir iktidar ağı oluşuyor ve Kemal Bey’in oluşturduğu iktidar ağı kesiliyor. Kemal Bey’in kendisi sürekli dürüstlük dersleri veriyor, ama CHP onun yönetimindeyken de çıkar ilişkileri ve çıkar ağları vardı ve kendisi bu çıkar ağlarının tepesindeydi. En başındaydı. Biliyoruz ki 2023 seçimlerinden sonra benim sayısını unuttuğum sayıda danışmanı vardı. 80, 100, kendisi bile bilmiyordu danışmanlarının sayısını. İkincisi ise bu çıkar ağları.
Dolayısıyla şöyle görmek lazım: Vatandaş sokakta. Gençler, emekliler, işçiler, Türkiye’nin kötü yönetildiğini, ekonominin zorda olduğunu gören ve geçim sıkıntısı yaşayan insanlar. CHP’ye bir umut olarak bakan kişiler, bunu anlamayabiliyorlar. Ama CHP’nin içinde, “Bir dakika ya. Biz bu AKP’nin ayağına niye taş koyduk? Zaten bizim kendi %25’lik bir kesimimiz vardı. Biz Kadıköy’ü, Şişli’yi, Bakırköy’ü yönetiyorduk. İzmir bizdeydi. Bizim olsun küçük olsun. Bu Erdoğan’ı zaten gönderemeyiz burada. İktidarı değiştiremeyiz. Ya şimdi bu adamlarla niye kavga ediyoruz biz? Yani biz kendi işimize, gücümüze bakalım. Onların da içinde müteahhit şirketleri var. Bir sürü ekonomik çıkar ağları var ve bunlar için de kavga etmeyelim, çözelim bu işi’’ diyenler var. Erdoğan’ın güzel bir cumhurbaşkanı sözü vardı: Verin 400’ü, huzur içinde çözülsün bu iş. ‘’Evet, verelim iktidarı. Biz de kendi küçük iktidarımızla devam edelim” söylemleri vardı bu paylaşımda. İstanbul Büyükşehir Belediyesi AKP’nin elindeyken de Bakırköy, Beşiktaş, Şişli, Kadıköy, CHP’nin elindeydi. Şimdi bu dört beş ilçeyi topladığınız zaman İstanbul’un genelinden çok burada rant vardı. Yani AKP bu rantı paylaşıyordu. Ne zaman ki İmamoğlu ve Özgür Özel “Bir dakika, biz Türkiye’de iktidar olmak istiyoruz. Bu alanla yetinmiyoruz. Biz Türkiye’de iktidarı değiştireceğiz. İktidar olmak istiyoruz” dediklerinde sıkıntı çıktı. Kemal Bey’in öyle bir derdi yok. Kemal Bey’in Türkiye’de iktidar olmak, Türkiye’de iktidarı değiştirmek gibi bir derdi yok. O, aslında iktidarın, ana muhalefet partisinin başında, kendi çıkarları için uygun gördüğü bir bekçi rolünde. 13 yıl da öyleymiş. Şimdi de tekrar oraya bekçi olarak gönderildi.
Ruşen Çakır: Bugün Onur Alp Yılmaz’la konuştuğumuzda, artık bu saatten sonra Erdoğan’ın çözüm süreci diye bir şeye pek de bir ihtiyacı kalmadığını söyledi. Sen de aynı şekilde mi düşünüyorsun? Artık baskın bir seçim olacak. Çünkü çözüm sürecinde bir gelişme olursa oy kaybetme riski var. Baskın seçim yapıp ondan sonrası “Allah kerim” mi olacak?
Özkan: Ondan sonrasının “Allah kerim” olacağı kesin. Erdoğan her zaman sonuca değil sürece bakar. Dolayısıyla süreci yönetmeye çalışır. 2023 seçimlerinin paradigmasıyla düşünüldüğü zaman, çözüm süreci çok belirleyici gibi geliyor. Ama biz artık 2023 seçim sath-ı mailinde değiliz. Bugün 2026 yılındayız ve çok bambaşka bir gündem var. Ekonomik sorumluluklar var ve İran’la olan savaş var. Kürt meselesi, PKK ve terör örgütü, terör, şiddet, 2023 seçimlerinde iktidarın belirlediği seçim ana başlıklarıydı. 2026 veya 2027 yılında yapılacak bir seçimin ana başlıkları bu olmayacak. Dolayısıyla çözüm sürecini de rafa kaldırmasına gerek yok. Şimdi gittiği gibi gitmediği kadar, ne kadar oluyorsa öyle bir ortamda gidecek. Ama ben muhalefetin Erdoğan’ın siyasi deneyim, tecrübe ve birikimini ve siyaseti kullanma becerisini çok küçümsediğini düşünüyorum.
Erdoğan 1975 yılında Beyoğlu MSP Gençlik Kolu Başkanıydı. “Bir parti tabanda nasıl örgütlenir? İlçe teşkilatında, il teşkilatında nasıl örgütlenir? Seçime kalabilirse nasıl yapılır?” Yeni yazdığım kitabın bir bölümünde kullandım bunu. Adalet ve Kalkınma Partisi kurulurken, 42 bin kişiyle kamuoyu yoklaması yapıyor. “Bu partinin ismi ne olsun, amblemi ne olsun? Lideri kim olsun? Stratejisi ne olsun?” 2000 yılında yapıyor bunu. İdeolojisini bir kenara bırakalım, Erdoğan’ın 2000 yılındaki siyasete dair vizyonu bu. Bugün hangi siyasetçi bu hırsa pozitivist bir şekilde sahip? Erdoğan şimdi de kendisi açısından çok kritik bir hamle yaptı. Biz de bunu deşifre etmeye çalışıyoruz ve benim görebildiğim, Kürt meselesi üzerinden değil, “Ekonomi kötü, evet ama bunu yine biz çözeriz. Geçmişte biz çözdük. Bu savaş var, etrafımız yangın yeri. Bu muhalefet ne ekonomiyi çözebilir ne dış politikayı bilir.” Ki dış politika iktidarın güçlü olduğu bir alan. Ve bir de tabii bu dronlar, askeri güç ve heybetin kullanılması üzerinden seçimi kotarmaya çalışacaklar. Bunun kullanışlı adayı olarak bence bu mutlak butlan kararının alındığını düşünüyorum. Kılıçdaroğlu’nun da hiç öyle iki üç ayda bırakacağını düşünmüyorum. Kongreye gitmeyecektir. Yani hiç öyle olduğunu düşünmüyorum ben.
Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Behlül yayınımıza katıldığın için. İyi akşamlar.








