İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Genel Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’a 21 Mayıs sürecini değerlendiren siyaset bilimci Seren Selvin Korkmaz, Türkiye’nin “rekabetçi otoriter sistemden hegemonik otoriter sisteme” geçtiğini söyledi.
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Seren Selvin Korkmaz, Türkiye’nin rekabetçi otoriter sistemden hegemonik otoriter sisteme geçtiğini belirtmiştir.
- CHP’nin etkisizleştirilmesi, iktidarın hedeflerinden biridir, kapatılması değil.
- Muhalefetin otoriterleşme sürecindeki sorumluluğu dikkate alınmalıdır.
- Ekrem İmamoğlu’nun sözleri, muhalefet blokları arasındaki bağların yeniden inşasına yol açabilir.
- İktidar, Türkiye’nin kurucu hikâyesini yeniden şekillendirmeye çalışmaktadır.
Bilmeniz gerekenler
İlgili haberler
- Güne Başlarken (6 Temmuz 2021): EURO 2020’de ilk finalist belli oluyor
- Sezgin Baran Korkmaz’ın tutukluluğunun devamına karar verildi, bir sonraki duruşma 5 Ağustos’ta
- Sezgin Baran Korkmaz ABD’ye iade edildi
- Sezgin Baran Korkmaz hakkındaki iddianamenin gizliliği kaldırıldı: 133 milyon dolar kara para aklandı, Türkiye’de şirketlere yatırım yapıldı
- Kılıçdaroğlu gençlere seslendi: “Demokratik yollarla otoriter bir yönetime hep birlikte son vereceğiz”
“19 Mart’ta rakip belliydi, şimdi Kemal Kılıçdaroğlu faktörü var”
19 Mart ve 21 Mayıs süreçlerini değerlendiren Seren Selvin Korkmaz, artık klasik bir siyasi rekabetten söz edilemeyeceğini söyledi:
“Bana kalırsa rakip meselesini çoktan geçtik çünkü Türkiye’de rekabetçi otoriter sistemden hegemonik otoriter sisteme geçişin yavaş yavaş evrelerini yaşıyoruz. 19 Mart bizi endişelendirmişti çünkü Türkiye’de seçim kazanacak aktörün etrafındaki siyasal gücün tasfiyesinin işaretlerini veriyordu. Bu da bizim daha çok sembolik bir muhalefete geçiş yapacağımızı gösteriyordu.”
“Bu rejimin pasifleşen bir CHP’ye ihtiyacı var”
Korkmaz’a göre iktidarın hedefi CHP’yi tamamen kapatmak değil, etkisizleştirmek:
“Bu rejimin bir sonraki seçimi kazanmaya değil sonrasında da pasifleşen, tekrar seçim kazanamayacak bir CHP’ye ihtiyacı var. CHP’nin tamamen kapatılmasından ziyade belki de pasifize edilmesi, iç davalarına düşmesi, CHP’li aktörlerin marjinalleşmesi çok daha kârlı bir okuma olabilir.”
Mevcut süreci “yeni bir siyasi dizayn” olarak tanımlayan Korkmaz, iktidarın rejime uyumlu bir muhalefet üretmeye çalıştığını söyledi:
“Önümüzdeki süreçte yaşatılmaya çalışılan muhtemelen Türkiye’de iktidara sadık bir muhalif bloğun olması. Direnen, seçim kazanmak için mücadele eden bir bloğun varlığının ortadan kaldırılmasına yönelik bir hamle olarak okuyorum.”

“Muhalefet de bu sürecin parçası oldu”
Korkmaz, Türkiye’de yaşanan otoriterleşme sürecinde yalnızca iktidarın değil muhalefetin de sorumluluğu olduğunu söyledi:
“Mesele şu biz Türkiye’de bugüne sadece iktidarın hamleleriyle gelmedik, muhalefetteki aktörlerin elitlerin isteyerek ya da istemeyerek bazen otoriterleşmeyi derinleştiren hususlara göz yumması bazen de sessiz kalmasıyla geldik.”
“Partiler üstü” bir direniş mi?
Ekrem İmamoğlu’nun “karar yok hükmündedir” sözlerini ve partiler üstü vurgusunu değerlendiren Korkmaz, bu durumun muhalefet blokları arasında gevşeyen bağları yeniden inşasını tetikleyebileceğini söyledi:
“İktidar süreci ‘bu CHP’nin iç meselesidir’ diyerek çerçeveliyor. Ancak bu bir demokrasi davası. Sadık ve ehlileştirilmiş bir muhalefet bloğunun oluşmaması için yeni mücadele yöntemleri denenmeli.”
Yeni Türkiye anlatısı
Korkmaz’a göre iktidar yalnızca siyasi alanı değil, Türkiye’nin kurucu hikâyesini de yeniden şekillendirmeye çalışıyor, bu anlatının CHP’yi kurucu misyonun dışına itmeye dayandığını şöyle aktardı:
“CHP’yi bu kurucu anlatının dışında bırakacağı hatta Atatürk’ü de sahiplendiği, CHP’yi tamamen kurucu misyondan uzaklaştıran bir noktada olacağı bir anlatı kuruluyor.”
Video deşifresi
“Türkiye’de yeni bir muhalefet dizaynı yaşanıyor”
Hazırlayan: Gülden Özdemir
Ruşen Çakır: Burada tabii şöyle bir husus var: 19 Mart ile 21 Mayıs’ın kıyaslamasında çok büyük bir fark var. 19 Mart’ta siyasi iktidarın doğrudan CHP’ye yönelik bir saldırısı vardı. Rakip ya da düşman belliydi kimle mücadele edeceğin. Ama şimdi arada Kemal Kılıçdaroğlu gibi bir aktör var. Yani demin de gösterdik görüntülerini. Genel merkezde birileri Kılıçdaroğlu resmini indirip üzerine çıkmışlar. Yani sadece CHP sadece Erdoğan’la yüz yüze değil, aynı zamanda Kılıçdaroğlu var. Bunu kabul eden, bu atamayı kabul eden bir Kılıçdaroğlu var. Ne dersin?
Seren Selvin Korkmaz: İyi yayınlar Ruşen abi. Şöyle, aslında tam söylediğin yerden biraz düşünüyordum. Erdoğan, yani mevcut iktidar bir rakiple mi mücadele ediyor; yoksa tamamen marjinalleştireceği, bu sistemin kurucu aktörü rolünden dışlayacağı bir CHP ile mi ediyor? Bana kalırsa artık rakip meselesini çoktan geçtik. Çünkü Türkiye’de biz rekabetçi otoriter sistemden hegemonik otoriter sisteme geçişin yavaş yavaş evrelerini yaşıyoruz. 19 Mart özellikle siyaset bilimcileri, eminim pek çok meslektaşım da benzer yorumu yapıyordu. 19 Mart bizleri çok endişelendirmişti. Neden? Çünkü Türkiye’de seçim kazanacak aktörün, o aktörün etrafındaki siyasal gücün tasfiyesinin işaretlerini veriyordu. Bu da bizim daha çok sembolik bir muhalefete geçiş yapacağımızı gösteriyordu. Zamanla açıkçası CHP’ye yönelik müdahalenin de bunun bir parçası olduğunu okuyabiliyoruz. Ama ben bir de şöyle bakıyorum tüm bu olanlara. Ben Erdoğanizmin, rejimin yeni bir safhası olarak okuyorum bunu. Çünkü bu rejimin artık sadece bir sonraki seçimi kazanmaya değil sonrasında da pasifleşen, tekrar seçim kazanamayacak bir CHP’ye ihtiyacı var. O yüzden CHP’nin tamamen kapatılmasından ziyade belki de pasifize edilmesi, bu şekilde kendi iç davalarına düşmesi, CHP’li aktörlerin marjinalleşmesi yani Türkiye’nin kurucu anlatısının dışına çıkması bence çok daha karlı bir okuma olabilir. O yüzden ben bir rakip arayışı var mı çok emin değilim. Yani bu işin bir kısmı. İkinci kısmı ise dediğim gibi, yani çok yeni bir siyasi dizaynın içerisindeyiz. Siyasetin yeniden dizayn edilmeye çalışıldığı bir evredeyiz. Tam olarak şahit olduğumuz şey bu. Önümüzdeki süreçte yaşanmaya, yaşatılmaya çalışılan, muhtemelen Türkiye’de iktidara sadık bir muhalif bloğun olması, muhalefet ediyormuş gibi gösterilmesi yani direnen, seçim kazanmak isteyen, seçim kazanmak için mücadele eden bir bloğun varlığının ortadan kaldırılmasına yönelik bir hamle olarak okuyorum. Dolayısıyla normal şartlarda bir siyasi rekabet ve rakiplik içerisinde görmüyorum bu sistemi bugün.
Ruşen Çakır: Yani sonuçta diyorsun ki yepyeni bir muhalefet dizaynı var. Yani rekabette öne geçmek, onun gücünü kırmaktan ziyade kendine tabi kılacağı bir muhalefet. Nitekim The Economist‘te galiba Özgür Özel bir yazı yazdı ve “CHP’yi kapatmak değil ehlileştirmek istiyorlar” demişti. O benzeşiyor herhalde.
Seren Selvin Korkmaz: Çok benzeşiyor çünkü açıkçası bu sistemde neyin nasıl yapılacağını tahmin etmek bazen kolay. Çünkü açıkçası otoriter yönetimlerin el kitabına göre uygulanıyor. Ama bazen de hamlelerin zamanlamasını tahmin etmek çok zor. Biliyorsun bu meselenin NATO zirvesinden önce gelmeyeceğine yönelik yorumlar da vardı. Bu geldi. Zamanlamasıyla ilgili çokça tartışmalar var. Bu geldi ama şöyle okumak lazım. Yani ben şu açıdan gelebileceğini düşünüyordum. Son dönemlerde özellikle yani yolsuzluk meselesi pek seçmen nezdinde tutan bir anlatı olmadı. Yani Türkiye’deki bütün siyasetin finansmanı meselesini düşündüğümüzde davaların siyasete bulaşması yani siyasi davalar olması meselesi toplumda bir etki uyandırdı. Ama son günlerde özellikle bu Uşak meselesiyle birlikte işin içine böyle bir ahlaki yarış da girdi. Yani Özgür Özel’in çevresini de doğrudan hedef alan, partinin o kurmay kadrosunun itibarını hedef alan bir anlatı oluşturuldu tüm yaşananlarla birlikte. O yüzden hani ben bu zeminin üstüne böyle bir hamlenin gelebileceğini bekliyordum. Çünkü tam da Kılıçdaroğlu’nun dün kurduğu ahlak çerçevesi biraz buraya oturuyor. Yani oradan bir zemin buluyor. Ama mesele şu tabii ki. Yani biz Türkiye’de bugüne sadece iktidarın hamleleriyle gelmedik. Muhalefetteki aktörlerin, elitlerin isteyerek ya da istemeyerek bazen otoriterleşmeyi derinleştiren hususlara göz yumması, bazen sessiz kalmasıyla geldik. Mesela DEM’e yani DEM geleneğine, HDP’ye yönelik bütün baskılara yeterince ses çıkarılamadı ve kayyum meselesi mesela normalleşti Türkiye’de. Bunun gibi bu mühürsüz oyların kabul edilmesinden pek çok şeye kadar birçok şey sıralayabiliriz. Fakat bugün açıkçası bu kadar doğrudan Cumhuriyet Halk Partisi’ni hedef alan bir şeye yine Cumhuriyet Halk Partisi’nin eski aktörlerinin yani liderliğinin tekrar el vermesi çok enteresan geliyor. O yüzden bu meseleyi normalleştirmek, muhtemelen Özgür Özel’in de biraz altını çizdiği husus buydu. Bugün yeni Pencere gazetesindeki mülakatında bunu normalleştirmek aslında tam da bu yaratılmak istenen siyasi zemine ortak olmak gibi. O yüzden belki yeni mücadele yöntemleri belki de kendisinin dediği gibi millete döneceği bir mekanizma oluşturacak gibi duruyor CHP. Yani tam da senin söylediğin o sadık muhalefetin ya da Özgür Özel’in de yazısında ifade ettiği rejime uyumlu ehlileştirilmiş muhalefetin olmaması için farklı yöntemler denenmesi gerekiyor. Açıkçası muhalefet için de bu alan gittikçe her yıl daha da daralıyor.
Ruşen Çakır: Şimdi biraz önce Ekrem İmamoğlu bir açıklama yaptı. O cumhurbaşkanlığı aday ofisinden de yayınlandı. Arkadaşlar şimdi onu gösterecek. Biz yayındayken olan bir şey. Onu okuyayım. Bunun üzerinden bir de İmamoğlu’nu konuşalım. Diyor ki, “Erdoğan zihniyetinin eliyle yürüttüğü siyasi darbelere karşı hep birlikte mücadelede kararlıyız. Alınan butlan kararı yok hükmündedir. Sadece CHP’ye yapılan bir darbe değildir. Türkiye’ye, demokrasiye, cumhuriyete bir darbedir. Anayasal düzeni yok etmektir. Mesele ciddidir. Partilerüstüdür. Milletçe Türkiye’ye sahip çıkma zamanıdır.” Şimdi bunlar çok bildik laflar gibi gelebilir ama benim dikkatimi şu çekti. Eminim sen de onu söyleyeceksindir. Partilerüstü vurgusu. İlk açıklama İmamoğlu’dan ilk açıklama partilerüstü vurgusu. Yani bunu bir Kılıçdaroğlu vesaire falan gibi bir CHP’lilere yönelik bir mesaj değil Türkiye’ye yönelik bir mesaj vermesi ve şu ana kadar da, evet arkadaşlar gösteriyor, muhalefetten yapılan açıklamaların hemen hemen hepsinin de yine bunun bir darbe olduğu, kabul edilemez olduğu vesaire. Şimdi bu iktidarda olmayan partiler arasında son dönemde gevşemiş olan yakınlaşmanın yeniden inşasını tetikleyen bir olay olabilir mi 21 Mayıs darbesi?
Seren Selvin Korkmaz: Bunun tam bahsettiğin gibi yeniden bir birlikteliği tetikleyip tetiklemeyeceği CHP’nin mevcut yönetiminin, Özgür Özel’in yarın ne yapacağıyla çok ilgili. Çünkü buradaki vurgu önemli. Partilerüstü demesi önemli. Çünkü tam da iktidar 19 Mart’tan bu yana yaşanan tüm süreci şöyle çerçeveliyor: Bu CHP’nin iç meselesidir. Kendi iç karışıklıklarını yönetemeyen bir parti Türkiye’yi nasıl yönetecek anlatısıdır. 19 Mart, kabul edelim etmeyelim, sürecin kendisinden bağımsız olarak CHP’nin diğer partilerle de arasında bir mesafelenme yarattı. Bir tanesi süreç yani çözüm süreci dediğimiz süreç, o da partiler arasında belli mesafeler, yeni pozisyonlar yarattı. İkincisi de 19 Mart’ın kendisi yani çünkü bu mesele toplu bir demokrasi davası olarak bütün partiler tarafından okundu mu emin değilim. Bazense biliyorsun bütün bu süreçteki CHP’nin aslında şeytanlaştırılması bazı aktörleri de CHP’den uzak tuttu. Dolayısıyla o ateş topuna dokunmak istemeyen aktörler oldu. Bence yani benim baktığım yerden bu mesele neden partilerüstü dersek tam da bahsettiğim yani Türkiye’de seçimlerin sembolik hale getirilmesi ile ilgili bir yerden bu mesele partilerüstü. Ama diğer partilerin tam olarak buna nasıl tepki vereceği, biraz Özgür Özel yönetiminin o hikayeyi, o partilerüstü mücadele hattını nasıl kuracaklarıyla ilgili. Tahminimce Kılıçdaroğlu ve ekibi de aslında yeniden bu eski koalisyonlar, partiler arası birlik hikayesini bir şekilde gündeme getirecektir. Çünkü o dönemin anlatısı oydu. O yüzden hani böyle bu açıdan da birtakım rekabetler olabilir. Ama şunun altını çizmek istiyorum. Türkiye’de elitler birtakım kararlar alıyor. Siyasiler toplumun ne düşündüğüne, ne hissettiğine bakmaksızın birtakım kararlar alıyor. Ama bunun ardında gerçekten insanlar bedel ödüyorlar. Hapse giren gazeteciler var. Sadece bu kararlara itiraz ettiği için aylarca cezaevinde yatan gençler var. Bu sebeple yurt dışı yasağı konup eğitim hakkı elinden alınan gençler var. Günlük yoksullukla yaşanan krizden çıkış umudunun olmama hissiyle umudunu kaybetmiş insanlar var. Tüm bunları düşündüğümüzde siyasi elitlerin aldığı kararlar toplumu pek okumuyor ama şu varsayımdan hareket ediyor. Türkiye’de ne de olsa iki günde her şey unutulur. Güç neredeyse siyasi güç de oraya akar. O yüzden ben bu kararların altına bu kadar kolay girilmesinin biraz bu varsayımdan kaynaklandığını düşünüyorum. Yani diğer partilerle ittifak meselesine de bu şekilde bakılıyor olabilir. Ama bana kalırsa bugün geldiğimiz noktada hakikaten yeni bir aşama var. İktidar yeni bir anlatı da kurmaya çalışıyor. Yani çok yeni değil elbette sürekliliği olan bir şey ama CHP’yi bu kurucu anlatının dışında bırakacağı hatta Atatürk’ü de sahiplendiği yani CHP’yi tamamen o kurucu misyondan uzaklaştıran kendi içinde kavgalarıyla gündeme getiren bir noktada olacağı Türkiye’nin ise yeni savunma sanayiyle, teknolojiyle özellikle uluslararası alandaki bugünkü konumuyla birlikte yeni bir anlatının içinde olmaya çalışıyor. O yüzden bana kalırsa hani bu elit dizaynı bir tarafa, belki o elitlerin işine gelen bir siyasi düzlem yaratıyor. Ama diğer tarafta toplumun gerçekten biriken bir öfkesi var. Biriken bir hayal kırıklığı, umutsuzluğu var. Eğer bunu örgütleyebilen bir hak çıkarsa ben ona şans veriyorum ve onun da diğer partilerin bunu partiler üstü görmesine olanak sağlayacağını düşünüyorum. Kendiliğinden belki açıklamalar gelir ama sürekli bir şey çıkar mı emin değilim tabii ki.
Ruşen Çakır: Burada tekrar toplum, toplumsal muhalefet üzerinden gidelim. Şimdi 19 Mart’ta toplumsal muhalefet lafını çok ettik. Ama şurası da bir gerçek ki CHP’nin yönlendirmesi vardı. Yani mitingi CHP düzenliyor. Oraya insanlar geliyor. Orada ikili bir ilişki vardı. Şimdi CHP’nin statüsünün değişmiş olmasıyla beraber işler biraz karışacak, değil mi? Yani çünkü maddi imkanlar şunlar bunlar falan. Yeni dönemde bu 21 Mayıs sonrasında CHP’nin bir toplumsal muhalefet bu olayı ne kadar içselleştirecek? Bu da başlı başına bir sorun. Çünkü bu partilere yapılan bir şey gibi de olabilir. Üst tarafta birilerinin kavgası olarak görebilir. Öteki tarafta doğrudan belediye başkanları vardı. Doğrudan kendilerine değen bir yön vardı. Toplumsal muhalefet biraz tereddütte olabilir. Ama en önemlisi bunun var olan toplumsal öfkeyi, tepkiyi hayata geçirebilecek, organize edebilecek bir yapı. Nasıl bir şey bekliyorsun yeni dönemde? Çünkü eski dönem neydi? Haftada iki miting, şu, bu vesaire. Belli bir rutini de vardı. Belli bir temposu vardı ve bayağı da etkili olmuştu. Şimdi nasıl olacak? Sokakta ne görebiliriz?
Seren Selvin Korkmaz: Şimdi bu tartışmayı aslında çok uzun yıllardır siyaset bilimciler olarak da yapıyoruz. Yani Türkiye’de siyasi bir parti çatısı altında mı büyük mobilizasyon sağlanır yoksa muhalefet bunu örgütleyebilir mi? Zamanında çok farklı olaylarda bu tartışmalar çok yapıldı. Ama CHP’nin hep şöyle bir avantajı vardı: Tüm toplumsal bagajına rağmen CHP toplumun farklı kesimlerini mobilize edebilen hatta böylesine bir otoriterleşen sistemde yani ifade özgürlüğünün dahi tehdit altında olduğu bir sistemde bir çeşit koruyucu şemsiyeydi. Hatta ben 19 Mart’ın zaten doğrudan bunu hedefleyen bir şey olduğunu düşünüyordum. Yani aşağı yukarı CHP altında muhalefet etmek, CHP altında siyaset yapmak hiç böyle marjinal bir mesele değildi. Zorluklarına rağmen. 19 Mart doğrudan bunu marjinalleştiren CHP’yi, CHP’li aktörleri düşmanlaştıran, onlara dokunmanın diğer insanları da yakacağı bir atmosfer oluşturmaya çalıştı. Yani tam bahsettiğin o örgütlenme alanını doğrudan yok etmeye çalıştı. Bugün Anadolu’nun en ücra köşesine gidelim. Cumhuriyet Halk Partisi’nin altı oku vardır. Yani böylesine büyük, böylesine mobilize olmuş, örgütlülüğü olan, yani örgütün kapısı kapanmayacak bir partidir. Örgüte insan bulmakta zorluk çekmez CHP. Ne olursa olsun. CHP’nin finansal kaynakları vardır. Tarihi misyonu vardır. Her şeye rağmen o kurucu anlatının içinde yerleştirilen bir meşruiyeti vardır. Aslında tam da bu olan biten bunu hedefliyor. Çünkü dediğin zorluk gerçek ve iktidar da bunu görüyor. Bu çatı olmaksızın, bu çatının altında mücadele etmeksizin muhalefet ne yapabilir? Şimdi belli ki benim anladığım kadarıyla Özgür Özel’in mülakatından ilk yol bir çeşit parti içinde direnmek olacak. Bunu göreceğiz önümüzdeki günlerde. Ama şunu da söylemişti yine mülakatında. Gerekirse 100.000 imza toplanır, bir aday çıkarılır ve millet o adayı seçer demişti. Yani ben çeşitli yaratıcılıklarla çeşitli yöntemlerin çıkacağını düşünüyorum. Ama burada şu önemli bence: Bu meselenin CHP’nin iç kavgası olarak görünmemesinin yolu meseleyi toplumsallaştırmaktan geçiyor. Bu basit bir şey değil aslında. Çünkü ben bugün mutlak butlan kararını görmeden sabah şu haberi görmüştüm. Özgür Özel sanıyorum 10 tane Güneydoğu ilini ziyaret edecekti. Yani orada bir kampanyaya odaklanıyordu. Daha bu operasyonlar olmadan Uşak vesaire biz CHP’nin sahada olma konusunu herhalde bir iki gün tartışabildik. Yani CHP’nin sahaya çıkıp toplumla bütünleşmek için yani tam da bahsettiğimiz o toplumsal muhalefeti örgütlemek için yapabileceği bütün kanallar bir yandan tıkanıyor. O yüzden ben çok kanal kalmadığını ama bir şekilde tam da buradan aldığı ahlaki güçle çünkü burada ahlaki bir güç oluştu toplumun zihninde, hani bir taraftan iktidarın yargısıyla göreve gelen bir yönetim, bir tarafta da zaten CHP delegesinin desteğini kazanmış ve buna karşı mücadele eden bir yönetim. Aslında bu çok kötü bir şart içerisinde bir fırsat alanı da doğurabilir CHP için ama elbette rejimin de yapacakları bitmezmiş gibi. O yüzden ben partilerüstü ifadesini çok anlamlı buluyorum.







