Bedri Baykam ile söyleşi: “Yapı Fenerbahçe’nin en az 2 şampiyonluğunu elinden aldı”

İSTANBUL (Medyascope) – Sanatçı ve yazar Bedri Baykam, Medyascope’a Fenerbahçelilik kimliğini, 3 Temmuz sürecini, kulübün Cumhuriyet değerleriyle kurduğu bağı, Aziz Yıldırım, Ali Koç ve Sadettin Saran dönemlerine ilişkin değerlendirmelerini anlattı. Baykam, Fenerbahçe’nin son yıllardaki sportif sorunlarını transfer politikası, aidiyet duygusu, yönetim hataları ve futboldaki “yapı” tartışması üzerinden yorumladı.

Bedri Baykam ile söyleşi
Bedri Baykam ile söyleşi: “Yapı Fenerbahçe’nin en az 2 şampiyonluğunu elinden aldı”
Röportajın özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Bedri Baykam, Fenerbahçe’nin kimliğini Cumhuriyet, demokrasi ve insan haklarıyla ilişkilendirerek tanımladı.
  • Fenerbahçelilik sadece saha içi başarılarla değil, tarihsel ve kültürel değerlere bağlı bir aidiyet hissi olarak ifade edildi.
  • Futbolda transfer politikasının yanı sıra aidiyet duygusunun da önemli olduğu vurgulandı.
  • Baykam, Aziz Yıldırım’ı Cumhuriyetçi ve Atatürkçü değerleri temsil eden bir lider olarak destekledi.
  • Sadettin Saran’ın başkanlığını eleştirerek, kulübe zarar verdiğini ifade etti.

Sanatçı ve yazar Bedri Baykam, Fenerbahçe üzerine Medyascope’a konuştu. Kendisini “çok koyu ama objektif bakmaya çalışan” bir Fenerbahçe taraftarı olarak tanımlayan Baykam, Fenerbahçelilik kimliğinin yalnızca saha içi başarılarla açıklanamayacağını söyledi. Baykam’a göre Fenerbahçe’nin tarihsel kimliği; Cumhuriyet, Atatürkçülük, demokrasi, kadın-erkek eşitliği ve insan haklarıyla kurduğu bağdan ayrı düşünülemez. Röportajda 3 Temmuz sürecinden başkanlık seçimlerine, transfer hatalarından “yapı” tartışmasına, Aykut Kocaman’dan İsmail Kartal’a kadar Fenerbahçe gündeminin birçok başlığı ele alındı.

“Fenerbahçelilik ruhu cumhuriyetçidir, Atatürkçüdür”

Siz çok koyu bir Fenerbahçe taraftarısınız. Fenerbahçelilik sizin için yalnızca saha içi bir aidiyet mi, yoksa kültürel ve tarihsel bir kimlik mi?

Ben bir Fenerbahçe taraftarıyım. Ama şunu da söyleyeyim: Ben kötü oynadığı zaman “kötü oynadı” derim. Fenerbahçe galibiyeti hak etmediyse “bugün galibiyeti hak etmedi” derim. Çok koyu taraftarım ama objektif bakmaya çalışıyorum.

Fenerbahçelilik ruhu dediğimiz şey yalnızca maç kazanmakla ilgili değil. Ben babadan Fenerbahçeliyim. Babam beni daha iki-üç yaşındayken Fenerbahçeli yaptı. Ben de oğlumu annesinin karnındayken Fenerbahçeli yaptım. Babam bana Fenerbahçe’nin sarı-lacivertini anlattı ama sadece takımını anlatmadı; Kurtuluş Savaşı’nı, Fenerbahçelilerin Anadolu’ya nasıl silah çıkardığını, nasıl mücadele ettiğini de anlattı. Daha dört-beş yaşındayken bunları duymuş olmamın üzerimde büyük etkisi var.

Onun için Fenerbahçelilik ruhu cumhuriyetçidir, Atatürkçüdür. İnsan haklarına, kadın haklarına, demokrasiye değer verir. Diğer kulüpler de bizim kadar Atatürkçü olduklarını söylesinler, bununla gurur duyarız; kıskanmayız. “Biz Atatürkçüyüz, siz nereden çıktınız?” demeyiz. Tam tersine, keşke bu konuda bir yarış olsa; kim Cumhuriyet’e, Atatürk’e, 23 Nisan’a, 29 Ekim’e, 10 Kasım’a daha çok sahip çıkacak diye yarışsak.

Fenerbahçelilik ruhunun bu konularda rüştünü ispat ettiği noktalardan biri Gülencilerle yapılan mücadeledir. Fenerbahçe o süreçte çok sağlam durdu ve Türkiye’ye örnek oldu. Aziz Yıldırım’ın “Ne şikesi, memleket elden gidiyor” sözü bu açıdan tarihimiz adına çok önemlidir. Fenerbahçe’nin 10 Kasım’da, 29 Ekim’de, 23 Nisan’da gösterdiği refleks de bu kimliğin parçasıdır. Açık konuşayım, diğer takımlar bu konuda Fenerbahçe’den sonra gelir. 3 Temmuz da bu yüzden yapıldı. Fenerbahçe, Atatürk’ün, demokrasinin ve Cumhuriyet’in temel değerlerinin en sert koruyucularından biridir. Cumhuriyet değerlerinin başlıca koruyucu odaklarından biri olan Fenerbahçe’nin, Cumhuriyet’i yıpratmak isteyenlerin ana hedefi haline gelmesi normaldir.

Doğrudan siyasete girmek istemem ama bugün CHP nasıl hedef haline getiriliyorsa, o dönem de Fenerbahçe’nin de hedef yapılması normaldi.

Ben Aziz Yıldırım’ı Metris’te ziyaret ettiğimde bana bunun Gülencilerin operasyonu olduğunu fısıldayarak söylemişti.

Fenerbahçe’nin futbolcularındaki temel problem sizce nedir?

Futbolda kimi satın alacağınızdan daha önemlisi, kimi satmayacağınızdır. Çünkü yeni aldığınız oyuncu büyük umutlarla gelir; gözünüzde parlatılır, şişirilir ama tutup tutmayacağını bilemezsiniz. Bir futbolcunun Türkiye’ye uyum sağlaması gerekir. Eşi burayı sevecek, kendisi ortamı sevecek, yemekleri sevecek, kulüpteki insanlarla ilişkisi iyi olacak, kendini suda balık gibi hissedecek. Büyük umutlarla yaptığınız transferlerin tutup tutmayacağını baştan göremezsiniz.

Ama bir futbolcu artık burayı seviyorsa, seyirciyi ateşliyorsa, maçların önemini bizim ona anlatmamız gerekirken o bize anlatacak hale geldiyse, onu ne yapıp ne yapıp tutacaksınız. Josef de Souza iki buçuk kişilik oynuyordu. İleri geri, iki buçuk ciğerli bir futbolcuydu. Onu gereksiz yere sattık. Ondan aldığımız parayla lüzumsuz iki-üç futbolcu aldık ve hiçbir zaman onun yerini dolduramadık.

Valbuena’yı sattıklarına hâlâ inanamıyorum ve hâlâ affedemiyorum. ‘Yaşlandı’ denilerek takımdan uzaklaştırıldı. Oysa lider bir futbolcuydu; oyun kurucuydu, mağlubiyeti reddeden bir insandı, kanının son damlasına kadar çarpışan bir oyuncuydu. Saha görüşü, hırsı ve futbol zekası vardı. Ondan sonra kaçırdığımız sezonlardan en az ikisinde Valbuena bizi şampiyon yapabilirdi.

Miroslav Stoch da aynı şekildeydi. Josef, Valbuena ve Stoch gibi oyuncular Fenerbahçe’ye uyan oyunculardı. Bunları takımda gördüğünüz zaman taraftar olarak rahatlarsınız. “Burada Josef var, burada Valbuena var, burada Stoch var” dersiniz. Ama biz bunların değerini bilemedik. Batshuayi için de aynı şeyi düşünüyorum. Çok iyi bir ikinci santrforu, çok iyi bir yedekti. Her an maç döndürebiliyordu.  Fenerbahçe’de kimyası vardı. Galatasaray’a gittiğinde Fenerbahçe’deki veriminin fersah fersah uzağında kaldı. Demek ki bir oyuncunun burada iyi oynaması, her yerde aynı şekilde oynayacağı anlamına gelmiyor.

Bugün de benzer iddia ve sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz: Rashford bize gelirse ne kadar verimli olup olmayacağını bilmiyorum, ama Talisca’nın burada yeni büyük bir eve geçtiğini İstanbul’da yaşamayı artık sevdiğini ve geçen sene 30 gol attigini biliyorum. Şimdi Rashford’un transferi nedeniyle Talisca yollanacaksa ben tabii ki böyle bir maceraya girilmesini son derece yanlış bulurum.

Bir futbolcunun başarısında yetenek kadar takımla ve atmosferle kurduğu ilişki de belirleyici mi?

İkisi de önemli. Yetenek çok önemlidir ama çevre uyumsuzluğu yaşarsa o yetenek cilalanıp parlayacağına grileşir ve yok olur. Batshuayi’nin burada iyi yeşerdiğini, iyi randıman verdiğini gördük. Onu tutmak gerekiyordu. Birine yeni ev tahsis edersiniz, birine 500 bin dolar fazladan verirsiniz; bu iş böyledir. Takımı kafanızda yapıyorsanız o oyuncuyu kaçırmayacaksınız.

Aidiyet duygusu çok önemlidir. Bir futbolcuyu parayla transfer edebilirsiniz ama o futbolcunun sanki Kadıköy’de doğmuş bir taraftar gibi oynamasını sağlamak çok zordur. Galatasaray bunu bazı oyuncularda sağlayabiliyor. Icardi’de, Torreira’da, Osimhen’de bunu yarattılar. Biz de Fenerbahçe’ye uyan oyuncuların değerini bilmek zorundaydık.

“Aziz Yıldırım Cumhuriyetçi ve Atatürkçü”

Son seçimde Aziz Yıldırım’ı desteklediniz. Bu tercihinizde Fenerbahçe’nin Cumhuriyetçi ve laik değerleri belirleyici oldu mu?

Evet. Ben bu genel kurulda Aziz Bey’in bu değerlere Ali Koç’tan sonra en iyi sahip çıkacak aday olduğunu düşündüm ve onu destekledim. Yapıyı yıkacağına da gönülden inanıyorum. Ayrıca geçmişten kalan takımı yeniden şampiyon yapma hırsının bilendiğini, bunun da takımı ateşleyeceğini düşündüm. Fenerbahçe’ye yapılan haksızlıkların üzerine, federasyona, Merkez Hakem Kurulu’na ve PFDK karşı daha güçlü gideceğine inandım. Aziz Yıldırım’ı desteklemem, onun Fenerbahçe’nin Cumhuriyetçi ve Atatürkçü değerlerini temsil ettiğine inanmamla da ilgiliydi.

Aziz Yıldırım’ın karşısındaki aday Hakan Safi hakkında nasıl bir izlenim edindiniz?

Hakan Bey, Aziz Yıldırım hakkında yaptığı yorumlarla kendi kendini yok etti. Bir Fenerbahçe üyesi olarak oyunuzu Ali Koç’a, Aziz Yıldırım’a verebilirsiniz. Aday da olabilirsiniz. Ama Fenerbahçe’nin tarihini bilen, 3 Temmuz’u bilen, bütün olayın nereden nereye gittiğini bilen bir insan Aziz Yıldırım için “eski zihniyete bay bay diyeceğiz, bir daha sakın uğramayın buralara” gibi bir dil kullanamaz.

Orada şunu gördüm: Fenerbahçe Başkanı olacak olgunlukta, dil dinginliğinde ve tarih bilincinde değil. İktidara ne kadar yakın olduğunu doğrudan bilemem; bu konuda kanıtım yok. Ama böyle bir algının oluşması bile Fenerbahçe üyeleri ve taraftarı üzerinde ters etki yaratmış olabilir. Fenerbahçe Başkanı olmak istiyorsanız, bu kitlenin neye duyarlı olduğunu bilmeniz gerekir.

Konu yalnızca iktidara muhalif olmak değil. Fenerbahçe kitlesi Cumhuriyet’e, demokrasiye, Atatürkçülüğe, kadın-erkek eşitliğine ve insan haklarına duyarlıdır. Siz bunu yeterince hazmetmemişseniz, arabanız tökezler; sonra da “benzinime ne karıştı” diye bakar kalırsınız.

Bedri Baykam ile söyleşi: “Yapı Fenerbahçe’nin en az 2 şampiyonluğunu elinden aldı”

“İktidarın ve Fenerbahçe’nin rotası farklı”

Sizce siyasetin spora etkisi var mı? Mevcut iktidarla Fenerbahçe arasında bir gerilim görüyor musunuz?

Bu konuda birebir yüzde yüz emin olduğumuz şeyleri söylemek zor. Ama verilere bakınca bir rota farkı görüyorum. İktidarın son 25 yıldaki uygulamalarına bakıyorsunuz; 10 Kasım’da, 29 Ekim’de, Cumhuriyet ve Atatürk anmalarında yaşananlara bakıyorsunuz. Kimi zaman önemli günlerde farklı gerekçelerle anmaların ya da kutlamaların geri plana itildiğini, Atatürk anıtına çelenk konmasını zorlaştırdığını gördük.

Ben duyumlarla değil, verilerle konuşmak isterim. Bu saydığım veriler, iktidarın bu konudaki duyarlılığının ve reflekslerinin Fenerbahçe’den çok farklı olduğunu gösteriyor. Fenerbahçe, 29 Ekim’i ya da 23 Nisan’ı kutlamamak için böyle gerekçeler bulmaz. Daha güzel kutlamak için gerekçeleri arar.

“Yapı, en az iki şampiyonluğumuzu elimizden aldı”

Bu rota farkı, iktidarın Fenerbahçe’nin sportif başarısını engellediği anlamına gelir mi?

Bunu söylemem için elimde somut veri olması lazım. Elimde somut veri olmadan doğrudan “iktidar Fenerbahçe’nin başarısını engelliyor” diyemem. Ama şunu biliyorum: Federasyon başkanları çoğunlukla iktidarın kontrolünde seçiliyor. Son federasyon başkanı, iktidara rağmen seçildi.  Bununla birlikte MHK üzerinden konuştuğumuz “yapı” meselesinin yıllardır sürdüğünü düşünüyorum. Fenerbahçe Divan Kurulu’nda da söyledim. Ali Koç döneminde şampiyon olamadığımız sezonların en az ikisinde şampiyonluğun elimizden alındığını düşünüyorum. Hatta belki üç. Bunu MHK’nın ve yapının yaptığını düşünüyorum.

Fenerbahçe’nin başarısını engelleyen bir “yapı” olduğuna Ali Koç’tan daha çok inanıyorum diyebilirim. Ben Divan Kurulu’nda hep şunu söyledim: Bunun Fenerbahçe’nin web sitesinde, kaç puanın çalındığıyla birlikte, örnekleriyle ve belgeleriyle yer alması lazım. Kaç puan Fenerbahçe’den çalındı, kaç puan Galatasaray’a eklendi; bunların reddedilemez kanıtlarla dokümante edilmesi gerekir.

Fenerbahçe bunu yeterince yapamıyor. Oysa bu görev bana verilse, sosyal medyada bu konuyu çok iyi takip eden arkadaşlarımla birlikte bunu uygulatırım. Lig başladığında da ‘bakın 11. puanı da yaptınız’ diye tek tek dokümante ederim.

Bu yapıyı doğrudan iktidarla mı ilişkilendiriyorsunuz?

İlla doğrudan iktidara bağlı diyemiyorum. Bir rota farkı olduğunu söylüyorum ama burada Galatasaray’ın devrede olduğunu düşünüyorum. Ali Koç’un da sevdiğim bir dostum olarak yaptığı bir hata vardı. Fenerbahçe’nin kimsenin desteğine ya da torpiline ihtiyacı yok diyerek federasyon kurullarına, MHK’ya, PFDK’ya temsilci vermek istemedi. Bu biraz safça bir yaklaşımdı.

Eğer dünyada son derece dürüst, objektif kişiler tarafından seçilen objektif kurumlar olsaydı belki bu yaklaşım doğru olabilirdi. Ama bunun böyle olmadığını yaşadık. Aynı suçlara PFDK’nın Fenerbahçeliye beş maç, Galatasaraylıya bir maç verdiğini gördük. Dolayısıyla bu kurullara insan vermemek bir hataydı ve bunun bedelini yıllarca ödedik.

Galatasaray camiası, liseden gelen bir komünite yapısıyla hareket edebiliyor. Büyük şirketlerde, bürokraside, federasyon çevrelerinde kendi insanlarının bulunması ve desteklenmesi konusunda daha örgütlüler. Benim rahatsız olduğum nokta bu işin çığırından çıkması. Galatasaraylı X ve Y, Galatasaray’ı kayırıyor; tarafsız X kişisi Galatasaray’ı kayırıyor demiyorum. Özellikle Fenerbahçe’nin paçasını aşağı çekiyorlar. Durum o kadar abartılı bir hal aldı ki.

Trabzonspor için de ayrı bir durum olduğunu düşünüyorum. Trabzonspor’un federasyon başkanı noktasından destek aldığını, ayrıca iktidarın bakanları ve milletvekilleri tarafından açık şekilde desteklendiğini görüyoruz

Bu yapıdan en çok Fenerbahçe’nin, ardından da Beşiktaş’ın mağdur olduğunu düşünüyorum.

Ali Koç’un “yapı”ya karşı mücadelesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ali Koç belki beni biraz daha dinleyip bu mücadeleyi daha açık, daha dijital, daha örnekli ve biriken bir arşiv halinde verebilirdi. Yüksek Divan Kurulu’nda ve Fenerbahçe televizyonunda bunu hep anlattım. Ama Fenerbahçe taraftarı ve üyelerinde şöyle bir algı oluştu: “Her başarısız olduklarında yapı diyorlar.”

Oysa ayrımı doğru yapmak lazım. Yapı yüzünden kaybedilen puanlar başka, teknik direktör hataları yüzünden kaybedilen puanlar başka, futbolcu hataları başka, yönetici hataları başka. Galatasaray’ın yediği golün “ofsaytımsı” bir gerekçeyle iptal edilmesi ya da sana karşı uydurulan penaltı doğrudan yapı meselesidir. Kadro hatası ise teknik direktör hatasıdır. Ben Fenerbahçe’nin puan kayıplarında bunun yüzde 50 kendi hatalarımız, yüzde 50 yapı olduğunu düşünüyorum.

Kendi hatalarım var diye yapı hatalarıyla savaşmam engellenemez. Aynı şekilde yapı hatalarıyla savaşırken de kendi hatalarımın farkında olmam gerekir.

Galatasaray’ın AKP iktidarı tarafından kayrılan bir kulüp olduğunu düşünüyor musunuz? Paylaşımlarınızdan böyle imalar sezilebiliyor…  

Galatasaray’ın bu iktidar tarafından sevildiğini ve kollandığını görüyorum. Arsalar, vergiler, vergi afları, imar hakları gibi konularda verilen örnekleri okuyorum ve takip ediyorum. Bunu detaylı olarak açıklayan sosyal medyada bir çok dostumuz var ama ben bu belgeleri hukuki açıdan toplayan ve takip eden yorumlayan biri değilim.

Aykut Kocaman’ın son süreçte Fenerbahçe’ye dönmesinin gündeme gelip sonra gerçekleşmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizin için Aykut Kocaman ne ifade ediyor?

Aykut Kocaman benim çıplak gözle izlediğim Fenerbahçe futbolcuları içinde ilk ona, belki ilk beşe girer. Ben Fenerbahçe tarihinin yaklaşık 66 yılını gözlerimle izledim; Lefter’i de, Ogün’ü de, Cemil’i de, Şükrü’yü de, Levent’i de, Ercan’ı da, Numan’ı da, Birol’u da seyrettim. Ama teknik direktörlük konusunda Aykut Kocaman’ın genel olarak yıldızlarla sorun yaşadığı bilinen bir gerçek. Alex’le yaşadığı sorun Fenerbahçe tarihine geçti. Aziz Yıldırım Aykut’u seçseydi ben yine Aziz Yıldırım’ı destekleyecektim; bunu deklare etmiştim. Ama futbolda yıldızların çok önemli ve esas olduğuna inanıyorum. Bunu Mbappe de, Messi de, Ronaldo da gösteriyor.

Aykut Kocaman’ın sistemi, yıldızlara tahammül edemeyen bir sistem diyebiliriz. Aykut Kocaman kendisi bir yıldız futbolcuydu. Yıldız futbolcu bazen kendi pişirip kendi yer; 30 metreden şut atar, birkaç kişiyi çalımlar, frikik golü atar. Alex gibi, Talisca gibi, Arda Güler gibi oyuncular böyledir. Hocanın dediğini yaparlar ama bazen kafalarının dikine de giderler, bireysel kararlar alıp uygularlar!

Aykut Kocaman’ın teknik direktör olarak çizdiği sistemde ise her şey tarif edildiği gibi olsun istiyor. Futbolcular onun tarif ettiği şekillerde değil de kendi yıldızlıklarıyla gol attığında bundan rahatsız oluyordu. Bu yüzden yıldızları sabote ettiğini düşünüyorum. Alex’i en kritik Galatasaray maçında başlatmaması, Valbuena’yı kupa finalinde oynatmaması, Stoch’a ve sonra Valbuena’ya takması benim hâlâ affetmediğim hatalar. Biraz da tabii Aziz Yıldırım’ı işine karıştırmak istemediği için sanırsam Fenerbahçe’ye tekrar gelemedi. Yani herhalde Samandıra‘da Aziz Başkanın odası olmasını istemedi, bu yönde çok duyum oldu ve bunu tekzip etmedi.

Kulüp başkanları teknik direktörlerin işine karışmalı mı?

Bence olmalı. Antrenörün kompleksi olmaması lazım. Bazı teknik direktörler öyle hatalar yapıyor ki futbol şubesi sorumlusu olsam “hayır, buna izin vermiyorum” demek isterdim. Liyakat duygusu futbolda çok önemlidir. Bir kaleci üst üste zor maçlarda iyi oynuyorsa, ona en azından birkaç maç kaleyi verirsiniz. Ama siz sırf bonservisine çok para ödendi diye başka birini oynatırsanız, bu takımda liyakat duygusunu zedeler. Futbolda bonservis değerleri maç kazanmaz; ruh, liyakat, inat ve takım ruhu kazanır. Mesela geçen sene Ederson ve Tarık arasında yaşananlar beni bunları söylemeye itti…

Sadettin Saran’ın başkanlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sadettin Saran’ın Fenerbahçe’ye kısa sürede çok büyük zarar verdiğini düşünüyorum. Eğer Fenerbahçe’nin üç santrforunu takımdan gönderip, sözde şampiyonluğa giderken takımı amatör bir stajyer santrfora emanet ettiyse, burada iki ihtimal var: Ya futbolu bilmiyor ya da Fenerbahçe’nin kötülüğünü istiyor. Ben iyi niyetli olduğum için futbolu bilmediğini düşünmek istiyorum. Ama bunun dışında da sayısız zarar verdi kulübe, çok enteresan bir durum.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş