İSTANBUL (Medyascope) – Kamuoyunuda “Kuyu tipi” olarak adlandırılan, AKP iktidarının inşa etmeye başladığı “Yüksek güvenlikli cezaevleri”ne karşı 266 gün açlık grevi yapan, üç aydır da yoğun bakımda olan Gürkan Türkoğlu hayatını kaybetti.

Kuyu tipi hapishanelerin kapatılması ve kuyu tipi olmayan bir hapishaneye sevk talebiyle 266 gün açlık grevi yapan ve yaklaşık üç aydır yoğun bakımda olan Gürkan Türkoğlu hayatını kaybetti.
Halkın Hukuk Bürosu’ndan yapılan açıklmada “Müvekkilimiz Gürkan Türkoğlu’nu kaybettik. Kuyu tipi hapishaneler bu ülkede can aldı. Zorla müdahale ile gelen bu süreçte Gürkan’ın katilleri Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığıdır, kuyu tipi hapishaneleri inşa eden siyasal iktidardır. Gürkan Türkoğlu ölümsüzdür!” denildi.
Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Hapishane Komisyonu da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Kuyu tipi hapishanelerin kapatılması talebiyle 266 gün açlık grevi yapan ve sonrasında hastaneye kaldırılıp zorla müdahale edilmesiyle 3 aydır yoğun bakımda olan siyasi tutsak Gürkan Türkoğlu’nu kaybettik. Kuyu tipi hapishanelerin kapatılması için mücadeleyi sürdüreceğiz!” dedi.
Açlık grevini 266 gün sürdürdü
Evrensel’de yer alan habere göre, kuyu tipi hapishanelerinin kapatılması talebiyle açlık grevi başlatan tutuklular 13 Nisan’da Antalya Şehir Hastanesine götürülmüştü. Gürkan Türkoğlu ise zorla müdahale edilerek yoğun bakıma kaldırılmıştı.
Kuyu tipi olmayan hapishaneye sevk talebiyle 266 gün boyunca açlık grevinde olan Türkoğlu, talebinin kabul edilmesinin ardından 21 Nisan’da açlık grevine son vermişti.
Deniz Göktaş da kuyu tipinde
Komedyen Deniz Göktaş, “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” ve “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlamaları yöneltilerek tutuklanmasının ardından önce İstanbul’daki Metris Cezaevi’ne , birkaç saat sonra da Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde bulunan Karatepe Y Tipi Cezaevi’ne nakledildi.
Karatepe Y Tipi Cezaevi, kamuoyunda “Kuyu tipi” olarak bilinen yüksek güvenlikli cezaevlerinden biri.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan, İmamoğlu’nun danışmanı Murat Ongun, avukat Rezan Epözdemir, Leman dergisi çizeri Doğan Pehlevan ve YouTube’daki Soğuk Savaş programının sunucusu Boğaç Soydemir ile program konuğu rapçi Enes Akgündüz de bu cezaevinde kaldı.
Kuyu tipi cezaevleri hakkında

Kısa Dalga’dan Canan Coşkun, “Distopik bir sistem: Tahliye olan mahpuslar kuyu tipi cezaevlerini anlatıyor” başlıklı haberinde, Ocak 2025’te ESP ve SGDF operasyonu kapsamında tutuklanan Cafer Özsoy’un kuyu tipi cezaevi ile tanıklıklarını şöyle aktarıyordu:
“Çorlu Karatepe Cezaevi’nde hep tekli hücreler vardı, sadece bir blokta üç kişilik hücreler vardı. Üçlü hücre dedikleri de iki tane tekli hücrenin ortadan açılmış kapıyla birleştirilmiş haliydi. Aynı tip yani değişen bir şey yok, aynı mimari. Kamera da vardı üç kişilik hücrelerde. Yani 24 saat boyunca duşa girerken, lavaboya girerken sürekli izliyorlardı.
Üç katlı bloklardan oluşan cezaevinin her bloğunda beş tane kuyu vardı. Blokların her katında bir koridor vardı. Her koridorda da altı hücre. Hücrelerde önünde korkuluk olan bir pencere vardı. Korkuluğun önünde de sık dokunmuş tel kafes bulunuyordu. Yani dışarıyı görmeniz veya ışığın doğru düzgün içeri girmesi, havanın girmesi imkansızdı.
Dışarıyı görmek için sık dokunmuş telin aralıklarından dışarıya bakıyordum. Bir süre sonra gözlerim ağrımaya başladı. Dışarı çıktığımda da bulanık görüyordum. Gökyüzünün güneşli veya bulutlu olduğu ancak havalandırmaya çıktıktan sonra anlaşılıyordu.
Hücrede bir yatak, demir bir dolap, küçük bir mutfak tezgahı ve bir banyo vardı. Yani adım atmak bile çok zordu. Kıyafetiniz yıkasanız asacak bir yer de yoktu. Yani küçücük bir hücre, yaklaşık 10 metrekarelik bir alan. Oraya gittikten altı gün sonra hareketsizlikten eklem yerlerim ağrımaya başladı.
Havalandırma hakkı günde 1,5 saatti. Havalandırmada kitap veya gazeteye hiçbir şekilde izin vermiyorlardı. Bir tek su alabiliyorduk yanımıza. Diğer tutukluları – aynı koridorda tutuluyorsak- havalandırmada görebiliyorduk. Başka koridordaki tutuklularla asla yan yana getirmiyorlardı bizi.
Havalandırmanın üstünde de elektrikli teller vardı. Karşınızda da bir duvar vardı ve sadece derin bir boşluk.
Bir de Ramazan ayında Diyanet’in koyduğu etkinlikler yapılıyordu. İdare, “Eğer bu hücrenin dışına çıkmak istiyorsanız güzel Kuran veya Yasin okuma yarışmalarına katılırsınız” diyordu. Aileyle telefon hakkıyla ilgili de ‘Bir hak daha kazanmak istiyorsanız Yasin okuma yarışmalarına katılacaksınız ve güzel okuyacaksınız, ezberleyeceksiniz’ diyorlardı.
İnsanlar orada sosyal yaşamdan tamamen yalıtılmış durumda. Şöyle düşünün, bir ihtiyacınız olduğunda butona basıyorsunuz. Eğer cevap verirse gardiyanın sesini duyabiliyorsunuz. Onun dışında insan görmek, biriyle sohbet etmek imkansız.”
İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan da “Kuyu tipi”ni anlatmıştı
Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan da Çorlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde olduğuna dikkat çeken gazeteci Elif Ilgaz, Mehmet Pehlivan’ın mahkemedeki beyanında kaldığı “kuyu tipi” cezaevini şöyle anlattığını hatırlattı:
https://x.com/elifilgaz/status/2073152893327385034?ref_src=twsrc%5Etfw%7Ctwcamp%5Etweetembed%7Ctwterm%5E2073152893327385034%7Ctwgr%5Ea41521a098a2d35c6e7abf41c6a078447a6cfc58%7Ctwcon%5Es1_&ref_url=https%3A%2F%2Fmedyascope.tv%2F2026%2F07%2F03%2Fdeniz-goktas-karatepe-y-tipi-cezaevine-nakledildi%2F“‘Kuyu tipi hapishane’ deniyor ya hiç duydunuz mu kuyu tipi hapishaneyi Sayın Başkan? Beş metrekare avlusunu 13 metre çevreleyen yükseklikte duvarlar var. Yani güneş en dik zamanda, temmuz ayında bile avluda zemine düşmüyor, sadece duvara yaslanıyor. Etrafındaki o uzun duvarlar nedeniyle kendinizi hep kuyunun dibinde hissediyorsunuz. Akşam olduğunda da o kuyunun kapağı kapatılmış gibi hissediyorsunuz. Yani güneşten yararlanma imkanınız, güneşin en çok ve en dik açıyla geldiği yerde bile yalnızca duvardan nasiplenerek günde sadece bir saat Sayın Başkan. O etki size kuyu hissiyatı verdiği için oraya da kuyu tipi hapishane deniyor. Ben orada kalıyorum. Bu salonda orada kalan, kuyu tipi hapishanede kalan dört tutukluyuz, ben, Murat Ongun, Elçin Karaloğlu ve Hüseyin Köksal. Ben öyle bir yerden geliyorum”








