İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, çözüm sürecine ilişkin yasal düzenlemenin bu ay sonuna kadar Meclis’e gelmesinin beklendiğini belirtti. Çakır, yurtdışındaki bazı eski Fethullahçıların da bu düzenleme kapsamına alınmayı talep ettiğini ancak bunun mümkün görünmediğini değerlendirdi.
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, çözüm süreci kapsamında yasal düzenlemenin Meclis’e gelmesini bekliyor.
- Eski Fethullahçıların yeni bir yapı kurduğunu ve bu grubun yurtdışında yer aldığını belirtti.
- Çakır, eski Fethullahçıların taleplerinin kabul görme ihtimalinin düşük olduğunu vurguladı.
- Devletin, bu kişilerin topluma entegrasyonu konusunda herhangi bir adım atmadığını ifade etti.
- FETÖ’nün siyasi bir araç olarak kullanıldığını ve buna dikkat çekti.
Türkiye’de çözüm süreci kapsamında beklenen yasal düzenleme, yalnızca Kürt hareketini değil eski Fethullahçı Hareket mensuplarını da yakından ilgilendiriyor. Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bu ay sonuna kadar bir yasa çıkmasını bekliyoruz ama yasanın tatminkâr olup olmayacağı belli değil” dedi. Çakır, Fethullah Gülen’in ölümünden sonra hareket içindeki bağların gevşediğini ve bazı eski üyelerin giderek bağımsızlaştığını kaydetti.
Yurtdışında yeni bir yapı kuruldu
Çakır, bu eski üyelerden bir grubun yurt dışında “Yeni Herkül” adını verdikleri bir oluşum kurduğunu ve Kanada, ABD, Almanya ile İngiltere gibi ülkelerde yaşayan 40 ile 50 yaş arasındaki bu grubun, hareketin değişik kademelerinde görev yapmış kişilerden oluştuğunu aktardı. Çakır, bu yapının devletten talebini şöyle özetledi:
“Bu hareket açık açık devlete ‘bizi de alın kapsama’ diyor.”

Çakır: “Bu talebin kabul görme ihtimali düşük”
Çakır, bu talebin gerçekleşme ihtimalini değerlendirirken şu sözleri kullandı:
“Şu haliyle bakıldığında çok mümkün değil, hatta hiç mümkün değil; çünkü ortada söz konusu olan yasal düzenleme doğrudan PKK ile ilgili olacak ve buraya başka birilerinin katılması pek söz konusu gözükmüyor.”
Çakır, PKK sürecinde örgütün kendisini feshetmesinin esas alındığını belirterek, bu iradenin ancak Abdullah Öcalan’ın liderliği sayesinde mümkün olduğunu vurguladı ve 27 Şubat deklarasyonunun ardından örgütün kongre toplayarak silah bırakma kararı aldığını hatırlattı.
Çakır, aynı sürecin Fethullahçı yapıda tekrarlanamamasının nedenini de açıkladı:
“Fethullah Gülen hayattayken böyle bir süreç olsaydı insanlar büyük bir çoğunlukla uyabilirdi ama bugün yöneten bir heyet var ve bu heyet kendini fesih etme derdinde değil; bu yapının varlığını sürdürebildiği kadar sürdürmesi için elinden geleni yapıyor.”
Çakır, devletin bu kişilere en fazla mevcut yasal düzenlemeler çerçevesinde etkin pişmanlık gibi imkanlar sunabileceğini belirtti ve bazı eski Fethullahçıların bu yolla verdikleri bilgiler sayesinde cezalarının hafiflediğini ya da davalarının tarihe karıştığını kaydetti.

“Devlet entegrasyon için hiçbir şey yapmıyor”
Çakır, yapıdan kopmuş ve Türkiye’de ya da yurtdışında yeni bir hayat kurmaya çalışan çok sayıda kişi bulunduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:
“Devlet bunların topluma entegrasyonu konusunda ciddi anlamda hiçbir şey yapmıyor, bu kişileri bir lanet olarak bir yere tutmaya devam etmek istiyor.”
Çakır, FETÖ suçlamasının halen siyasi bir araç olarak kullanıldığını belirterek bir MHP Kayseri milletvekilinin Kayseri’de FETÖ’yle yeni operasyonlar yapılması çağrısında bulunduğunu örnek gösterdi. Çakır ayrıca “Bir de bu işin borsası var, FETÖ borsası var; mesela bir PKK borsası yok Türkiye’de” diyerek konuya ilişkin gözlemini paylaştı.
Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Türkiye’de çözüm süreci kör topal ilerliyor. Bu ay sonuna kadar bir yasa çıkmasını bekliyoruz. Ama yasanın tatminkâr olup olmayacağı belli değil, bir bekleyiş hâlindeyiz ve bunu sadece Kürt hareketi değil, aynı zamanda Fethullahçı hareketin bir bölüm eski üyesi de bekliyor diyelim, öyle diyelim. Çünkü işler biraz karıştı, özellikle Fethullah Gülen’in ölümünden sonra bu yapı içerisinde ilişkilerini, hareketle ilişkilerini gevşetmiş olanların bazılarının iyice bağımsızlaştıklarını görüyoruz. Bu bağlamda çözüm sürecindeki yasal düzenleme projelerinden de hareketle bir grup — çoğu yurt dışında yaşıyor bunların — bu PKK militanlarına yönelik yapılacak düzenlemelerden kendilerinin de faydalanması gerektiğini söylüyorlar. Bir yapı oluştu yurt dışında; ‘‘Yeni Herkül’’ diye bir yapı. Bu yapı değişik yerlerde Fethullahçı hareketin değişik kademelerinde görev yapmış, hepsi yurt dışında yaşayan ama kimisi Kanada’da, kimisi ABD’de, kimisi Almanya’da, kimisi İngiltere’de yaşayan 40 ila 50 yaş arasında bir grubun inisiyatifiyle başlayan bir hareket ve bu hareket açık açık devlete “bizi de alın kapsama” diyorlar.
Peki bu mümkün olabilir mi? Şu hâliyle bakıldığında çok mümkün değil. Hatta hiç mümkün değil. Birincisi, ortada söz konusu olan yasal düzenleme ki ne olacağını tam bilmiyoruz ama çok istisnai bir düzenleme olacak ve doğrudan PKK ile ilgili olacak. Öncelikle onu biliyoruz. Buraya başka birilerinin katılması pek söz konusu gözükmüyor. Şimdi olay sadece terör kapsamında alınıp, Fethullahçılığı da devlet ‘‘FETÖ’’ tabiriyle, ‘‘Fethullahçı Terör Örgütü’’ olarak tanımladığı için ‘‘katılabilir’’ diye düşünen olabilir. Fakat burada temel husus şu: örgütün kendini feshetmesi gerekiyor. Örgütün irade olarak varlığına son vermesi gerekiyor ve şu anda PKK ile yürütülen olayın esası bu. Silahlar da var tabii ortada, silahların da bırakılması ve bu bir şekilde mümkün olabiliyor. Çünkü Abdullah Öcalan diye bir lider var ve o lider, bu hareketin ezici bir çoğunluğunu diyelim, hatta tümünü de denebilir, harekete dâhil olanları bir şekilde bu olaya ikna edebiliyor. Şu ana kadar bunu gördük.
27 Şubat Deklarasyonu çıktığı zaman ‘‘PKK buna uymaz’’ diyenler oldu. Kısa bir süre sonra uyacağını açıkladı, kongresini topladı, kendisini feshetti ve silah bırakma kararı aldı. Ama o zamandan bu yana yasal düzenlemeyi bekliyorlar, o ayrı. Buradaki temel mesele şu; birisi örgüt adına devletle pazarlık ediyor. Devletle müzakere ediyor. Bir anlaşmaya varıyor ve bu anlaşmaya binaen örgüt kendini feshediyor. Yani böyle olmasını bekliyoruz. Henüz tamamlanmış bir süreç değil. Fakat Fethullahçılık olduğunda bu söz konusu olamıyor. Çünkü ortada tüm herkese lâfını dinletecek bir figür yok. Fethullah Gülen hayattayken böyle bir süreç olmazdı tabii ama diyelim ki olsaydı ve o fesih kararı alsaydı insanlar uyabilirdi, büyük bir çoğunluk. Ama bugün Fethullah Gülen’den sonra yöneten bir heyet var ve bu heyet hiç de kendini feshetme falan derdinde değil. Bu yapının varlığını sürdürebildiği kadar sürdürmesi için elinden geleni yapıyor. Yani yapı bir yerde duruyor. Şimdi birileri, o yapıdan kopmuş olan birileri “bizi de bu kapsama alın” dediği zaman devlet tarafından bunun bir kabul görme ihtimali çok fazla yok.
En fazla o kişilere sunulabilecek olan herhâlde zaten birtakım yasal düzenlemeler var. Etkin pişmanlık gibi uygulamalarla, yani gelip devlete birtakım bilgiler verecekler. O bilgiler ışığında devlet operasyonlar yapacak ki bazı eski Fethullahçılar bunu yaptılar. Onların cezaları hafifledi. Kimileri tahliye oldu, şu oldu, bu oldu. Onun dışında PKK ile yürütülene benzer bir sürecin yürütülebilmesinin imkânı yok. Öncelikle bu bir. İkincisi, yapı kendini feshetmiyor diye yapıdan kopan insanları devletin buna dâhil etmesinin bir zemini yok. Ama şunu özellikle söylemek istiyorum; uzun bir süredir, özellikle bu KHK’lılar meselesinde de bunu söyledim: Bu yapıda bir şekilde ilişkili olmuş değişik kademelerde ve sonra buradan kopmuş, kendine yeni bir hayat seçmiş, seçmeye çalışan Türkiye’de ve yurt dışında çok insan var. Ve devlet bunların topluma entegrasyonu konusunda hiçbir şey yapmıyor. Ciddi anlamda hiçbir şey yapmıyor. Bu kişileri bir lanet olarak bir yerde tutmaya devam etmek istiyor. Çünkü PKK defteri de kapatıldıktan sonra devletin elinde hoşuna gitmediğini suçlayabileceği bir terör örgütü kalmıyor. Bakın, hâlâ FETÖ suçlaması iş yapabiliyor. CHP’lilere FETÖ’cü diyebiliyorlar. Geçen gün gördüm; MHP Kayseri milletvekili ”Kayseri’de FETÖ ile mücadele yapılmadı. Yeni operasyonlar yapılması lâzım” diye açıklamalar yapıyor mesela. Bir de borsası var bu işin, FETÖ borsası var. Mesela bir PKK borsası yok Türkiye’de, olacak gibi de değil ama FETÖ borsası var falan. Dolayısıyla burada bu kişiler tam anlamıyla kaderlerine terk edilmiş durumdalar. Bu aslında iyi bir şey değil.
Şimdi bu “Yeni Herkül” dediğim yapıda yer alan isimlerin içerisinde yurt dışında çok iyi eğitim görmüş ve bu hareketin içerisinde de belli yerlere gelmiş insanlar var ve bu insanlar birilerini harekete geçirebiliyorlar. Sosyal medya üzerinden bayağı bir faaliyet yürütüyorlar. Fakat önlerinde çok ciddi bir engel var, o da Fethullahçı yapılanma. Fethullahçı yapılanma bunları ‘‘ajan, casus, iş birlikçi, şu bu’’ diye ilân edip onlara yönelik bir kampanya yürütüyor. Bitecek gibi değil. Bir diğer yandan da devlet tarafından çok da ciddiye alınmıyorlar. Sahipsiz kalmış durumdalar. Ne yapılabilir? Nasıl yapılabilir? Akla çok fazla bir formül şu anda gelmiyor. Fakat birilerinin, kamuoyunda, iktidar nezdinde de belli bir ağırlığı olan birilerinin çıkıp bu işi üstlenmesi gerekir. Kimse buna dokunmak istemiyor açıkçası. Arada sırada Bülent Arınç falan bir şeyler söylüyor ama o çok fazla etkili olamıyor. Birilerinin bunu kendine iş edinmesi gerekir. Fakat demin de söylediğim gibi bu, kullanışlı bir tehdit olduğu için çok da fazla dokunmak istemiyorlar ve olan insanlara oluyor, özellikle de bu insanların çocuklarına oluyor.
Bugün binlerce çocuk yurt dışında ailelerinin geçmişte yaşadıkları, Fethullahçı yapı ile kurdukları ilişkilerin faturasını ödemek zorunda kalıyorlar. Ülkelerini göremiyorlar. Bunların bir kısmı ailesi Fethullahçı hareketten kopmuş çocuklar. Bir de hâlâ hareketin içerisinde olup ama kendileri kopmuş çocuklar var. Öyle çok örnek duyuyorum. Yurt dışında anne babalarından çok farklı yaşam tarzlarını tercih eden, bulundukları ülke ile çok daha kolay uyum sağlayan ama kendi ülkelerine hep yabancı olan, belki de hiç hayatlarında görmemiş olan ve bu gidişle göremeyecek olan çocuklar var. Adil bir devlet bunları düşünür ama bizim devlet maalesef bu kavramdan çok uzak ve sıra bunlara, bu Fethullahçı hareketten kopan, kopmak isteyen kişilere kolay kolay geleceğe benzemiyor. Eğer PKK ile olan bu süreç başarılı bir şekilde ilerler ve toplum da bundan memnun olursa belki o zaman sıra bunlara da gelebilir. Ama şu hâliyle bakıldığı zaman, o çıkartılan seslerin hepsinin bir önemi var, bir tür çığlık gibi görebiliriz bunu, yardım çığlığı gibi ama yardım etme gücü olanların bu çığlıkları çok da umursamadığı gerçeğiyle maalesef karşı karşıyayız.
Evet, bugün bir büyük şaire, Ahmet Telli’ye değineceğiz. Önceki gün kaybettik 79 yaşında. Türkiye’nin son dönemde yetiştirdiği, son ana kadar edebiyatla uğraşan bir isim. Öncelikle şiir ama sadece şiir değil. Öykü, deneme, eleştiri ve yayıncılık, dergi yayıncılığı, kitapçılık; bu işin tam tezgâhından gelmiş birisiydi Ahmet Telli. Öğretmenlikten geliyor, bir süre öğretmenlik yapıyor ama sonra başına işler geliyor siyasi nedenlerle. Tabii ki solcu olduğu için, sosyalist, hatta komünist olduğu için başına işler geliyor. İşlerini kaybediyor. Hapislere giriyor, çıkıyor. Benim de Ahmet Telli ile tanışmam; daha önce adını biliyordum ama şiirlerini Hasdal ve Metris cezaevlerinde, askerî cezaevlerinde tanıdık. O zaman dergiler vardı. O dergilerde çıkardı şiirleri, sonra kitapları da teker teker geldi. Bu kitapların büyük bir kısmı tam da benim, mesela ‘‘Su Çürüdü’’ 82’de, ‘‘Saklı Kalan’’ 81, ‘‘Hüznün İsyan Olur’’ 79… Bunlar tam bizim işte 12 Eylül döneminin okunan kitaplarıydı ve biz Ahmet Telli’yi okurken bizden birisi olarak, kardeşimiz ve yoldaşımız olarak görürdük. Kendisiyle tanıştım mı, hiç emin değilim. Galiba gördüm, karşılaştım ama bir sohbetim olmadı. Ankaralı arkadaşlarımın, çok arkadaşımın dostu olduğunu biliyorum. Hakkında hep iyi şeyler duyduğumuz birisiydi. Ve bir süre hastalıkla mücadele etti. Ama sonunda önceki gün, cuma günü pes etti. Kendisini sevgiyle ve saygıyla anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.







