İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, CHP’li belediye başkanlarının parti içi kriz ve yargı baskısı nedeniyle tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşadığını söyledi. Çakır, belediye başkanlarının ilerleyen süreçte CHP’de kalmak ile yeni oluşumlara yönelmek arasında kritik tercihler yapmak zorunda kalacağını belirtti.
Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır, CHP’li belediye başkanlarının partideki iç krizler ve yargı baskısı nedeniyle zor dönemler geçirdiğini belirtti.
- Belediye başkanları, CHP’de kalmak ile yeni siyasi oluşumlara yönelmek arasında önemli tercihler yapmak zorunda kalacak.
- Çakır, CHP’li belediye başkanlarının, milletvekillerine göre daha fazla soruşturmaya maruz kaldığını vurguladı.
- Belediye başkanlarının özgürlüklerini kaybetme riski var, bu yüzden gelecekteki tercihleri kritik öneme sahip.
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “CHP’li belediye başkanı olmak ateşten gömlek” başlıklı yayınında CHP’deki yönetim tartışmaları ve belediye başkanlarının karşı karşıya kaldığı siyasi tabloyu değerlendirdi. Çakır, son dönemde yaşanan gözaltılar ve soruşturmaların özellikle CHP’li belediye başkanları üzerinde yoğunlaştığını söyledi.
“En zor durumda olanlar belediye başkanları”
Özgür Özel’in Adana ziyaretinde Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın miting programında yer almamasının sosyal medyada farklı yorumlara neden olduğunu hatırlatan Çakır, Karalar ile Özel’in ertesi gün birlikte kahvaltı yaparak aralarında sorun olmadığı mesajını verdiğini söyledi. Çakır, Zeydan Karalar’ın 2023 kurultayında Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklediğini, buna rağmen bugün daha çok “orta yolcu” bir çizgi izlemeye çalıştığı değerlendirmesinde bulundu.
Çakır, benzer şekilde Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in de hem Kılıçdaroğlu ile diyaloğunu sürdürdüğünü hem de seçilmiş genel başkan Özgür Özel’in yanında olduğunu açıkladığını belirtti.
CHP içinde bugün en zor konumda bulunan kesimin belediye başkanları olduğunu söyleyen Çakır, milletvekillerinin dokunulmazlığı bulunduğunu, buna karşılık belediye başkanlarının kolaylıkla soruşturmalarla karşı karşıya kalabildiğini ifade etti.

“Eskiden DEM Parti’li belediye başkanı olmak ateşten gömlekti”
Çakır, geçmişte kayyum uygulamaları nedeniyle DEM Parti’li belediye başkanı olmanın büyük risk taşıdığını belirterek, bugün benzer baskının CHP’li belediye başkanlarına yöneldiğini söyledi.
Yargı üzerinden yürütülen süreçler nedeniyle CHP’li belediye başkanlarının sürekli hedef olma riskiyle karşı karşıya bulunduğunu dile getiren Çakır, belediye başkanlarının önünde sessiz kalmak ya da Özgür Özel’e açık destek vermek gibi seçeneklerin bulunduğunu ifade etti.
“Yeni parti kurulursa belediye başkanları tercih yapmak zorunda kalacak”
Çakır, ilerleyen dönemde yeni bir siyasi oluşumun ortaya çıkmasının muhtemel göründüğünü belirterek asıl sınavın o aşamada yaşanacağını söyledi.
Yeni parti kurulması halinde belediye başkanlarının CHP’de kalıp kalmayacaklarının belirleyici olacağını ifade eden Çakır, çok sayıda belediye başkanının “CHP’den seçildim, CHP’de hizmet etmeye devam edeceğim” diyebileceğini, ancak bunun siyasi ve hukuki riskler taşıyacağını dile getirdi.
“Özgür Özel’in gittiği her yerde yoğun ilgi var”
Çakır, Özgür Özel’in ziyaret ettiği kentlerde gördüğü ilginin parti tabanındaki yönelimi gösterdiğini belirtti. Genel merkezdeki mevcut yönetimin toplumsal karşılığının sınırlı kaldığını belirten Çakır, buna karşılık Özgür Özel’in sahada güçlü bir destek gördüğünü söyledi.
Buna rağmen CHP’li belediye başkanlarının hem görevlerini hem de özgürlüklerini kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya bulunduğunu ifade eden Çakır, önümüzdeki günlerde belediye başkanlarının hangi tarafta konumlanacaklarına ilişkin daha fazla işaret görüleceğini söyledi.
- Özgür Özel’in Adana çıkarması: Binlerle yürüdü, muzlu süt içti, Zeydan Karalar ile kahvaltıda buluştu
- Özgür Özel’in Niğde’de bir günü: Kirazlı çiçekli karşılama, yolunu kesip sarılanlarla yoğun destek, 100 yaşındaki partiliden “İzindeyim” mesajı
Yayına hazırlayan Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve tabii ki iyi sabahlar. Özgür Özel’in Adana ziyaretinde, baştan sona miting havasında geçen ziyaretinde Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar yoktu ve hemen sosyal medyada Zeydan Karalar’ın ‘‘Kılıçdaroğlucu’’ olduğu yorumları yapıldı. Fakat ertesi gün sabah otelde birlikte kahvaltı ettiler Özgür Özel ile Zeydan Karalar ve aralarında bir sorun olmadığını göstermeye çalıştılar. Fakat şunu biliyoruz: Zeydan Karalar 2023’teki kongrede, kurultayda Kılıçdaroğlu’nu desteklemişti. Hatta hiç unutmuyorum, Özgür Özel konuşurken tribünlerden Adana’dan gelen partililer sürekli slogan atıyordu. Özgür Özel de dönüp Zeydan Karalar’a “Zeydan abi, söyle de bir sussunlar” diye sitem etmişti. Zeydan Karalar biliyorsunuz gözaltına alındı, bir müddet tutuklu kaldı ve sonra serbest bırakıldı. Ama hemen bir faaliyete katılmadığı için tabii kendi bölgesinde seçilmiş genel başkan geliyor ve belediye başkanı yok. Şunu da biliyoruz; arkadaşımız Özgecan Özgenç baştan sona izledi bütün Adana ve Niğde gezilerini. Onun aktardığına göre Özgür Özel birçok kez gittiği yerlerde, Adana’da Zeydan Karalar’dan hep övgüyle bahsetmiş. Benim anladığım kadarıyla Zeydan Karalar orta yolcu bir çizgi izlemeye çalışıyor.
Bir başka önemli belediye başkanı, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer de Özgür Özel’in özellikle Pozantı’daki faaliyetine bizzat katılmıştı. Vahap Seçer de çok ağırlığı olan bir isim. Hatta cumhurbaşkanı adaylığı için bile adı geçen bir isim. Onun da Kemal Kılıçdaroğlu’yla bir diyaloğu olduğunu biliyoruz. Fakat ilk andan itibaren seçilmiş genel başkanın yanında olduğunu beyan etmişti. Yine de bir arabuluculuk yapmak gibi bir meselesi var sanki. Baktığımız zaman bir başka olay; Çankaya Belediye Başkanı gözaltına alındı. ‘‘Eğer kendisi Kılıçdaroğlu’ndan yana bir tutum takınmış olsaydı başına bu gelir miydi?’’ sorusu soruldu. Bence gelmezdi. Çok emin değilim ama akıl yürütecek olursak bence gelmezdi. Ya da son oturumda tahliye olan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, sosyal medyada “Ben CHP’liyim” diye uzun bir paylaşım yaptı ve hemen Kılıçdaroğlucu olarak lanse edildi. Hatta dendi ki, ‘‘Kılıçdaroğlu’ndan yana tavır aldığı için tahliye oldu.’’ Bunların hepsi tabii ki spekülasyon. Benim anladığım kadarıyla İnan Güney’in de şu anda net bir tavrı yok.
Fakat şöyle bir realite var: Bugün Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde en zor durumda olanlar belediye başkanları. Çünkü milletvekillerinin dokunulmazlıkları var. Tabii ki kalkmaz diye bir şey yok. Hep onun spekülasyonu da yapılıyor ama şu anda belediye başkanlarına çok kolay bir şekilde operasyon yapılıyor. En son Çankaya’da olduğu gibi bir gizli tanık çıkarılıyor, ki dünyada en kolay işlerden birisi, o ifadeyle çok kişi gözaltına alınabiliyor. Bir gizli tanıklık canları var yani belediye başkanlarının. Tamamen siyasi bir şekilde bu işler yürüdüğü için çok kolay CHP’li belediye başkanları hedef alınabiliyor. Daha önce biliyorsunuz HDP’li ya da DEM Partili belediye başkanı olmak ateşten gömlekti. Çünkü hemen kayyum atanıyordu. Artık işi otomatiğe bağlamış gibiydi siyasi iktidar. Ama belli bir yerden sonra o durdu, özellikle çözüm süreciyle birlikte. Şimdi tamamen CHP’ye yönelik çok ciddi, acımasız bir saldırı var. Yargı üzerinden saldırı var.
Ve şu anda CHP’li belediye başkanlarının önünde seçenekler nedir? Tabii ki ilk akla gelen seçilmiş Cumhuriyet Halk Partisi’nde kalmak, oradan yana durmak. Özgür Özel tek başına gibi yürütüyor bütün bu süreci. Ona olabildiğince destek olmak. Ama bu ne demek? Sürekli hedefte olma ihtimaliniz var. Hele biraz da öne çıkıyorsanız, kendinizi gösteriyorsanız bu risk giderek artıyor. Bir diğer seçenek, böyle olup çok da fazla ses çıkartmamak olabilir. Çok dikkat çekmemeye çalışmak olabilir. Daha önceki dönemde, mutlak butlandan önce ne vardı? AKP’ye transfer oluyorlardı. Aydın’da, Afyon’da yaşadıklarımız… Gittiler, AKP’ye transfer oldular ve böylece içeri girmekten kurtuldular, çok açık. Her iki belediye başkanı da haklarında birtakım soruşturmalar vardı ve kurtuldular. Yani saflarını seçtiler ve kurtuldular. Şimdi olsaydı bu seçenek, Aydın ve Afyon belediye başkanları AKP’ye geçmeyip ama açık bir şekilde atanmış Cumhuriyet Halk Partisi’nden yana tavır almış olsalardı bence yine kendilerine dokunulmayacaktı. Çünkü şu anda siyasi iktidarın, atanmış CHP’nin Kılıçdaroğlu ve ekibinin olabildiğince güçlü olmasına ihtiyacı var. Bir cazibe merkeziymiş gibi bir yer oluşmasını istiyor ki etkili olsun.
Ama şu ana kadarki duruma baktığımızda, güvenilir olan kamuoyu araştırmaları da bunu gösteriyor; atanmış CHP’nin pek bir gücü yok, sokağa çıkamıyorlar. Kılıçdaroğlu’nun katılmaya çalıştığı yerlerde yuhalanıyor Kılıçdaroğlu; en son Ahmet Telli cenazesinde olduğu gibi çelengi bile kabul edilmiyor. Ve burada tabii neyle takviye edilebilir? Milletvekillerinin sayısı; sürekli birileri birtakım rakamlarla ‘‘hangi milletvekili kimden yana, kim orta yolcu’’ diye tablolar yapıyorlar ve şunu görüyoruz ki 100’e yakını en azından Özgür Özel destekçisi. Milletvekillerinden çok fazla bir şey çıkmayacağı için neye yöneliniyor? Belediye başkanlarına. Ve eğer o parti, yeni parti kurulduğunda… Artık kurulacak bence, öyle gözüküyor. Ne zaman olacağı belli değil. Bir de iki parti olacak, şu olacak, bu olacak. Neyse… Kurulduğunda o zaman işte göreceğiz, belediye başkanları hangi partiden yana olacak. Yeni partide mi yoksa CHP’de mi kalacak? Bu arada biliyorsunuz İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı şimdiden CHP’den ayrıldı, bağımsız kaldı. Ama ilginç, butlan yönetimine karşı tavır aldığını söyleyerek ayrıldı ama kendisinin sürekli olarak AK Parti’ye geçeceği yolunda dedikodular da yapılıyor. Bu da ilginç bir olay olarak bir kenarda dursun.
Ve belediye başkanları işte o an geldiğinde, ‘‘hangi parti?’’ seçeneği geldiğinde bir tercih yapmak zorunda kalacaklar ve o zaman işte mücadeleyi ve gerekirse – ki olabilir, çok kuvvetli ihtimal – mağduriyeti, tutuklanmayı, başkanlığı kaybetmeyi mi göze alacaklar? Yoksa kendi işlerini sağlama almak için “Ben zaten kendimi bildim bileli Cumhuriyet Halk Partiliyim. Burası baba ocağı. Keşke ayrılma olmasa. Arkadaşlar için üzgünüm ama ben CHP’den seçildim, CHP’de hizmet vermeye devam edeceğim.” diyecek çok sayıda belediye başkanına tanık olabiliriz. Şimdiden, İstanbul’da tutuklu olmayan belediye başkanlarının bazıları hakkında zaten çoktan bu söyleniyor. Bakalım göreceğiz. Ama gerçekten, hani “Allah düşmanıma vermesin” diye bir laf var. Abartılı olduğunun farkındayım ama Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları çok zor bir durumdalar. Fakat Özgür Özel’in gittiği her yerde gördüğü o yoğun ilgi sonuçta giden geminin, yolculuk yapan geminin hangi gemi olduğunu bize gösteriyor. Diğeri tamamen kızağa çekilmiş bir parti, şu anda genel merkezdeki Cumhuriyet Halk Partisi. Ama öte yanda rüzgarı arkasına almış giden bir Özgür Özel var. Ama tabii ki tekrar söylemek gerekirse, bir de özgürlüğünü ve başkanlığını kaybetme ihtimali var. Önümüzdeki günlerde bol miktarda belediye başkanlarının hangi taraftan yana tercih yaptığını, ne tür işaretler verdiğini daha çok duyacağa benziyoruz.
Bugün bir siyasetçiye, ama Türkiyeli olmayan bir siyasetçiye ithaf etmek istiyorum: François Mitterrand. François Mitterrand, 1958’den o yana, ki onlar ‘‘Beşinci Cumhuriyet’’ diyor, 1981’de kazanan ilk sosyalist cumhurbaşkanı oldu Fransa’da. Biz de o tarihlerde hem solcu hem de frankofon olduğumuz için çok yakından takip ediyorduk ve çok sevinmiştik. François Mitterrand, bir kere entelektüel yönü çok güçlü birisi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransa’da direniş hareketine katılmış. Almanların elinden hapisten kaçmış, direnişe katılmış, çok genç yaştan itibaren politik birisi. Ama çok ilginç, çok solda bilinen birisi değil. Fakat Danielle Mitterrand’la evlenince daha sola kaydığı yolunda rivayet var. Danielle Mitterrand, François Mitterrand’ın eşi. Şu ana kadar benim gördüğüm, tanık olduğum dünya siyasetinde Kürtlere en sıcak bakan isim. Bu fotoğraf da onun olduğu söyleniyor. Danielle Mitterrand’ın özellikle Irak Kürtlerine yönelik çok desteği olmuştu. Onu özellikle vurgulamak lazım. Türkiye’ye göçtüğünde, Irak Kürtleri Türkiye’ye kaçmak zorunda kaldığında Türkiye’ye gelip onları ziyaret etmişti. Neyse…
Bu, François Mitterrand’ın gençlik fotoğrafı; ilk zamanları, belki de direniş zamanlarıdır. İki kez üst üste kazandı ama ikinci kazanışından sonra mecliste çoğunluğu sağ partilere kaptırdı ve o zaman bizim ilk defa tanık olduğumuz ‘‘kohabitasyon’’ diye bir kavram ortaya çıktı. Çünkü Fransa’da yarı başkanlık sistemi var. Cumhurbaşkanı çok güçlü ama diğer yandan başbakanın da belli bir gücü var. İşte orada “kohabitasyon”, “aynı evde birlikte oturmak” gibi çevrilebilir; bir arada yönetmek. Jacques Chirac onun başbakanı oldu mecburen ve uzun bir süre bunun muhabbeti yapıldı, ilk defa oluyor Fransa’da bu; ‘‘Bakalım kohabitasyon nasıl olacak, nasıl edecek?’’ diye. Biz de o tarihlerde hep işimizi gücümüzü bırakıp kohabitasyon takip ediyorduk. Sosyalistler daha sonra bir seçimde yine kazançlı çıktılar. Hükümeti kurdular ama ülkeyi yönetemediler. Sürekli başbakanlar değişti vesaire vesaire.
Mitterrand’ın şöyle bir özelliği var: Danielle Hanım’dan çocukları var ama onun dışında bir tanesini resmen kabul ettiği, bir tanesini resmen kabul etmediği iki bilinen başka kadınlardan, iki ayrı kadından da çocukları var. Ve kendisi Danielle Mitterrand’la ölene kadar evli kaldı. O 96’da hayatını kaybetti. Eşi de yanılmıyorsam 2010, öyle bir tarihte hayatını kaybetti. Hep evli kaldılar ama herkes de bildiğini okudu. Tabii Fransa’da böyle ilginç bir durum var. Kimse bunlara çok fazla bulaşmadı. Haber vesaire çok fazla yapılmadı. Özellikle Mitterrand’ın ölümünden sonra başka sevgililerinin de isimleri yayınlanmaya başladı ya da birileri kalkıp kendileri Mitterrand’la ilişkilerini anlattılar. Neyse…
Fransa’da geldiği zaman ilk kampanyasındaki sloganı “sakin güç”tü, “la force tranquille”. Evet, sakin güçtü ve Fransa’nın bir dönemine damgasını vurdu. Ben şahsen hep kendisini sevdim. Her ne kadar bizim kadar solcu olmasa da Fransa’da yıllar sonra sol bir iktidar geldi diye çok sevinmiştik. Sonra başarısızlıklarıyla üzüldük. Ölümü de zaten, bayağı bir yaşını başını almış birisi olarak hayatını kaybetti. 80 yaşında yanılmıyorsam, 79-80 yaşında ama François Mitterrand gerçekten büyük bir siyasetçiydi. Benim gözümde hep parlak bir yeri vardır. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








