Müge İplikçi ile Sabun Köpüğü – Yazarla editör arasında bir Noel: Alejandro Zambra’nın “Bir Noel Hikâyesi”

Yaz sıcağında içimizi ferahlatan, dipnotlarla akan bir metin; Saliha Nilüfer çevirisiyle editör-yazar ilişkisinin iç mutfağından bir portre. Müge İplikçi, Alejandro Zambra’nın “Bir Noel Hikâyesi” kitabını anlatıyor.

Sabun Köpüğü’nden herkese merhaba.

Bu yaz sıcaklarında biraz kışa uzanalım şimdi. Öyle ya, seçim bizde. Bir Noel Hikâyesi’ne gidelim. Latin Amerika’da geçen bir Noel hikâyesi bu. İşin edebiyat tadına uzanan bir macerası da var. O yüzden belki bugün, bu sıcaklarda içimizi biraz daha serinletiyor. O yüzden buradasınız, o yüzden buradayız dedirtiyor insana. Hikâyemiz Alejandro Zambra’nın “Bir Noel Hikâyesi” olarak karşımızda serilmiş duruyor.

Aslında bir özyaşam tanıklığı ve onun serüveni gibi. Edebiyatla hayat arasındaki bağların ve silinip giden bir arkadaşlığın hikâyesi olarak bizlerle buluşuyor. Notos Kitap’tan çıkan bu kitap, bu öykü, Şili Dışişleri Bakanlığı Kültür, Sanat, Miras ve Kamu Diplomasisi Müdürlüğü’nün Yabancı Yayıncılara Yönelik Çeviri Destek Programı çerçevesinde yayımlanmış. Ne kadar güzel. İspanyolcadan dilimize Saliha Nilüfer’in yetkin kalemi tarafından aktarılmış.

İç içe geçen bir metin olması ise işin en ilginç yanlarından biri. Hemen belirtelim, ilk kademede şunu öğreniyoruz: Gris Tormante Yayınevi’nin “Editörün Koleksiyonu” dizisinden çıkmış bir kitap var karşımızda. Bu bir dizi ve bu dizide bir kitap daha henüz rafa çıkmadan önce yazarla editörü arasında neler yaşandığını, o ilişkinin dinamiklerini gözler önüne sermeyi amaçlıyor ve okuru dosdoğru mutfağa davet ediyor.

Bu iş gerçekten hem zor hem de tatlı bir iştir, bilen bilir. Zordur çünkü çok ciddi emek ister. Keyiflidir, tatlıdır çünkü işbirliğini hatırlatır, edebiyatın bir de o boyutunu. Editörünüz iyiyse “korkmayın” der gibi bir edası vardır ki gerçekten editör sağlamsa, iyiyse metninizi ona teslim edebilirsiniz.

Yayını hazırlayan önsöz ve notlara baktığımızda Andres Brathwaite’i görüyoruz. Zambra’nın son yıllardaki editörü olan Brathwaite, hem bu öykünün editörlüğünü üstlenmiş hem de üşenmeyip ya da tırnak içinde “mecbur kalarak” kitaba bir önsöz yazmış.

Hatta önsözü yazmak için metnin editörlüğünü yapmayı şart koşmuş. Önsözde “Bir Noel Hikâyesi” adını alacak metnin ilk halini okuyor ve sonrası da geliyor. “Niye bu önsözü yazmamı istediğini galiba anlamıştım,” diye ifade ediyor sonrasında ve ekliyor: “Sanırım bu anlatının müstakbel okurları da bu isteğin arkasında yatanı anlayacaktır.”

İşin içinde gezip duranlar olarak anlıyoruz elbette. Anlıyoruz anlamasına ama işte orada durmak lazım ve tekrardan Brathwaite devreye giriyor: “Burada şimdi olay örgüsünü anlatmak gibi bir basiretsizlik yapacak da değilim. Önsöz yazarlarının bu eğitsel ve lütufkâr tavırları da beni oldu bitti mahvetmiştir.”

Evet, dediğim gibi anlıyoruz anlamasına ama bir diğer taraftan da satırların açılmasını bekliyoruz bu noktada. Satırlar çok açılıyor mu? Açılmıyor. Öyküyü de aslında güzel kılan bu diyebiliriz. Ve sonuçta bu öyküyü Zambra anlatıyor, o kendine özgü üslubuyla…

Editörümüz de dipnotlar aracılığıyla hem editörlüğünü konuşturuyor hem de anlatıya usul usul dahil oluyor. Ama bunlar nasıl dipnotlar? Çok insani, çok arkadaşça, çok metni önemseyen, iyi bir şeyler çıksın çabası içerisinde olan dipnotlar. Ve şunu görüyoruz, resmen sohbet ediyorlar. Teknik düzeltme ve önerilerin yanı sıra Brathwaite, “Santiago’nun yaz sıcaklarının biraz katlanır olduğu o saatlerde,” gibi bir cümleye “Hayır.” diyor, “Katlanır falan olmuyor.” Böyle bir dipnot.

Demek ki çok sıcak. Metnin düzeltilmiş nihai halini görmüyoruz. Belki de nihai hali budur, onu da bilemiyoruz. Zambra bazı düzeltmeleri kabul etmiş, kabul etmediklerini de bu şekilde bırakmış olabilir. Aslında okuru da bu metni olgunlaştırma sürecine dahil ediyor ve ne iyi yapıyor ve evet birlikte düşünmeye çağırıyor gibi. Aslında kanımca bir metni gerçekten metin kılan da bu. Hep birlikte, haydi o potlaç ruhu.

Nefes kesiciliği seviyoruz, öyle değil mi?

Gerçekte bize kalan şu soru oluyor: Bunlar sahiden yaşandı mı yoksa bu da kurgunun bir parçası mı? Hiç fark etmiyor, hepsi olabilir. Edebiyatın güzelliği de budur zaten. Bu kısacık metnin başarılarından biri de kanımca zaten bu. Edebiyatın yaşamla al takke ver külah biçiminde nefes kesiciliği. Evet, o nefes kesiciliği seviyoruz, öyle değil mi? Peki ya öykü? Öykü ya da novella, kısacık olmasına rağmen uzun yıllara yayılan bir kurguyla karşı karşıyayız.

Olur böyle şeyler.

Zambra öyküde “2002 yılının kış aylarında ne mutlu ki çok yakında editörüm olacak David Tightwad ile tanıştım.” diye başlıyor öyküsüne. Kurgunun içerisindeyiz, bunu anlıyoruz ve gerçekten de editör yazar ilişkisinin bütün hikâye boyunca metinde yer aldığını görüyoruz. Yaşadıkları gelgitler, diyaloglar ve onların uzun yıllara dayanan hikâyesi diyebiliriz buna. Zambra’nın evlenip boşanmasını, yeniden evlenmesini, Meksika’ya taşınmasını okuyor, bir yandan da Şili edebiyatının dönüm noktalarına tanıklık ediyoruz.

Ama bunlar usul usul oluyor. Zorlamalı değil, “Bak okur, burada öğreneceksin.” gibi değil. Hayır, sakin sakin. Bu arada Zambra, bize ünlü yazar Bolano’nun hastalığından da bahsediyor ve 10 Temmuz 2003’te vefat eden Bolano’nun hem Tightwad hem de onun için ne kadar önemli bir kalem olduğunu ifade eden satırları da buralarda görüyoruz. Roberto Bolano’nun “2666” kitabı 2004’ün son aylarında çıktığında, bu kitapla ilgili ikisinin birlikte düşüncelerini paylaştığı satırlar mevcut.

Son derece ilginç satırlar bunlar. Bir başka büyük yazara selam duruşu, bir editörün ve bir yazarın. O satırları okurken gerçekten çok heyecanlandığımı ifade etmem lazım. Eserin bir başyapıt olduğuna dair söylediklerinin edebiyat çevrelerinde yarattığı gerilimi de aktarıyor bize. Dünyanın her tarafında bu böyle demek ki. Böyle birtakım yorumlar, birtakım çevreleri sinirlendiriyor demek ki- dünyanın her yerinde.

“Neyse olsun, olabilir” diyerek devam ediyoruz. Ama sonunda hem editör hem de yazar haklı çıkıyorlar ve eser bir başyapıt olarak biz edebiyatseverlerle buluşuyor. Buradan Bolano’ya da bir sevgi gönderiyor diyebiliriz. Ve biz de tabii ki bu sevgiyi gönderen okurlardan biriyiz o noktada. Hikâyenin sonuna doğru masada buz gibi olmuş bir pizzanın başında editör soruyor: “Peki bu anlatı nasıl bitiyor?” Cevap geliyor karşı taraftan, yazardan.

“Hikâyelerin, karakterler gecenin bir vakit kendilerini kaybedip konuşurken sona ermesi hoşuma gidiyor. Sonrasında onları zamandan azade olmuş, o şekilde askıda kalmış gibi gözümüzde canlandırabilme şansımızın olması güzel.” Tightwad ise buna bir editör edasıyla karşılık veriyor: “Hikâyeyi daha öncesinde bitir. Barışma ya da zamanda atlama falan olmadan, ayrılık da olmadan. Başkahraman hâlâ editörüne kırgın, hatta Noel ortamına katılmaya da bir parça isteksiz olsun. Noel armağanlarını açtığında Bolano’nun kitabıyla karşılaşsın.”
“Nasıl yani zıt karakterler mi?” diye soruyor yazarımız orada.

“Yok.” diyor kati bir dille editör.

“Ne zıt ne başkarakter. Biz editörler üç aşağı beş yukarı aynı işi yaparız. Silinip giden birer arkadaşız biz. Bu hikâyeyi Noel akşamındaki o hediye sürpriziyle bitir. Sanki bir Noel hikâyesiymiş gibi yani. Tamam, işte bu. İsmini de böyle koy: Bir Noel Hikâyesi. Yani şöyle diyelim, finaldeki o vurucu hallerden falan uzak dur.” diyor. “Kendiliğinden, yaşamın içerisinden aktığı gibi aksın gitsin.”

Evet, yazmanın doğası ve perde arkasında olup bitenler üzerine kafa yoran, herkesin keyifle okuyacağı son derece tatlı bir metin bu. Ama adım adım gidiyor, onu takip etmek lazım. Yoksa o matematiği kaybederseniz siz de kayboluyorsunuz. Evet, Salihan Nilüfer’in çevirisiyle bizlerle buluştu dedik. Biz de her ne kadar Noel zamanı olmasa da, bu sıcak günlerden geçerken hem Bolano’ya hem Alejandro Zambra hem de tabii ki sevgili editörüne içten bir selam gönderelim.

Bu kaydı birazcık, ne diyeyim size, kuşların eşliğinde bir yaz ortamında, dışarıdan gelen seslerle çektim. Sanki o metne biraz da bunun eklenmesini istedim. Yaşamın kendiliğindenliğiyle birlikte dinlensin istedim. Hepinize Sabun Köpüğü’nden sevgiler, selamlar efendim.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş