İSTANBUL (Medyascope) – Sağduyu programının bu bölümünde Tarık Çelenk’in konuğu Selim Öztürk oldu. Öztürk, Balkanlar’daki “Balkanlaşma” olgusunun tarihsel, dini ve kimliksel kökenlerini; özellikle Sırp milliyetçiliğinin ve Ortodoks Kilisesi’nin bu süreçteki merkezi rolünü, Bosna katliamları ve diğer etnik grupların düşmanlaştırılmasını değerlendirdi.
Selim Öztürk, Balkan milliyetçiliğinin tarihsel ve dini kökenlerini, Sırp Kilisesi ile Sırp Bilimler Akademisi’nin etkisini, Bosna’daki katliamları ve Milošević dönemini anlattı. Balkan siyasetini “piromanyak itfaiyeci” benzetmesiyle değerlendiren Öztürk, milliyetçi iktidarların kendi yarattıkları krizleri mağduriyet ve kahramanlık söylemi üretmek için kullandığını savundu.
Balkanlaşma ve kimlik
Bölgedeki kimliklerin çoğunun, “Ben kim değilim?” sorusu üzerinden tanımlandığını söyleyen Öztürk, “Balkan milliyetçiliğini çok yalın bir şekilde tarif etmek gerekirse, bunun ötekini düşmanlaştırmak üzerine kurulduğunu söyleyebiliriz” dedi. Romanya’nın, kendisini Latin olarak tanımlamasını ve Slav dünyasını barbar olarak görmesini örnek gösteren Selim Öztürk, konuşmasına şöyle devam etti:
“Bu yaklaşım, sözünü ettiğim ‘Balkanizasyon’ teriminin temelini oluşturur. Yunanistan da Türkleri barbar olarak görür ve kendisini barbarlarla savaşan medeni bir millet olarak tanımlar. Bulgarlar ve Sırplarda da benzer bir anlayış vardır. Sırp milliyetçiliğinin tarih yazımı da bu kurguya dayanır.”
Öztürk, Sırp milliyetçiliğinin, esas olarak Türk’ü düşmanlaştırmak üzerine kurulu olduğunu söyledi. “Avrupa’da milletler önce kendilerini inşa etti; ortak bir dil, edebiyat, tarih ve kültür üreterek kimliklerini oluşturdular. Ardından kendi devlet yapılarını ortaya çıkardılar” diyen Öztürk, Balkanlar’da ise sürecin tersine işlediğini ifade etti.

Piromanyak itfaiyeci
Öztürk, Sırp aydınlarının, entelektüellerinin ve gazetecilerinin Srebrenitsa Soykırımı ile Travnik, Saraybosna ve Zvornik’te Boşnaklara yönelik gerçekleştirilen katliamlar başta olmak üzere, eski Sırbistan Başkanı Slobodan Milošević döneminde işlenen suçlarla yüzleşmeye çalıştığını belirtti. Selim Öztürk, Slavoj Jukic ve İvan Çoğloviç gibi isimlerin bu suçları soykırım olarak kabul ettiğini söyledi. Milošević rejiminin bölgeyi bir “ateş alanına” dönüştürdüğünü savunan Öztürk, Balkan siyasetini “piromanyak itfaiyeci” benzetmesiyle anlattı:
“Kendi çıkardığı yangını söndürüp kendisini mağdur ve kahraman olarak gösteren politikacı… Balkan siyasetini burada görebilirsiniz. Yangını kendisi çıkarıyor, ardından müdahale ederek kendisini kahraman ilan ediyor ve yarattığı mağduriyeti kullanıyor.”
Öztürk, bu siyasetin Müslüman Boşnakların Avrupa’nın ortasında bir İslam devleti kurmak istediği iddiası üzerinden yürütüldüğünü belirtti. “Yeşil tehlike” söyleminin işlenen soykırımları meşrulaştırmak amacıyla kullanıldığını savundu.
Tarık Çelenk’in Sırp toplumunun sağduyulu kesimlere mi yoksa milliyetçi siyasete mi daha yakın olduğu sorusunu da yanıtlayan Öztürk, savaş döneminde ilan edilen askeri seferberliğe Sırp toplumunun yalnızca yüzde 25’inin katıldığını söyledi. Bu oranın düşük olmasını olumlu değerlendiren Öztürk, Çetniklerin Bosna’da yalnızca Srebrenitsa’da değil; Travnik, Saraybosna ve Zvornik gibi birçok yerde soykırım yaptığını savundu. Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nın ise yalnızca Srebrenitsa’yı soykırım olarak tanıdığını hatırlattı.







