İSTANBUL (Medyascope) – Nepal-Tibet sınırını vuran buzul çökmesi ve ardından gelen sellerde can kaybı bini aştı. Binlerce kişi hâlâ kayıp, yüzlerce hidroelektrik santrali çalışanının tünellerde mahsur kaldığından endişe ediliyor. Levent Kurnaz, “Buzullardan gelen ödünç bereket” yazısında durumun ciddiyetini anlattı.

Himalaya’nın kalbindeki Yala Buzulu’nun erimeye başladığı yükseklik sınırı, 1980’lerden bu yana 200-250 metre yükseldi ve artık bu seviye buzulun en tepesinden bile yüksek. Bu, o buzulun artık en tepeden en dibe erime bölgesinde olduğu anlamına geliyor, gelecekte değil, şu anda.
Bu bir tükenişin haberi değil ya da henüz öyle görünmüyor. Çünkü bir buzul erirken, önce aşağıdaki vadiye daha fazla su gönderir. Yıllardır donmuş duran kütle yavaş yavaş erir, nehirlere akar, tarlaları sular ve elektrik santrallerinin türbinlerini döndürür. Himalaya ve Tanrı Dağları çevresinde yaşayan milyarlarca insan için bu, kısa vadede bir bereket anlamına geliyor. Ama her bereketin bir sonu olacağını unutmayalım ve bu sefer sonun ne zaman geleceğini artık hesaplayabiliyoruz.
Bir buzulu kışın para yatırılan, yazın para çekilen bir hesap gibi düşünün. Dağın en yüksek kesimlerinde kış boyunca yağan kar birikir; bu yatırılan taraf. Daha aşağıda, yaz sıcaklığı o karı ve altındaki eski buzu eritir; bu da çekilen taraf. İkisinin birbirine eşit olduğu çizgiye dengeleme çizgisi denir. Dengeleme çizgisinin üstünde kalan kısım her yıl buz kazanır, altında kalan kısım ise her yıl buz kaybeder.
- Uydu görüntüleri ve videolarla Nepal ve Tibet’i vuran felaket: Ölümcül sel nasıl başladı?
- ANİMASYON: Nepal’deki ani sel nasıl meydana geldi?
Yalnız bu çizgi sabit değil, bölgenin ortalama sıcaklığı arttıkça yukarı doğru tırmanır. Yala Buzulu’nda dengeleme çizgisi 1980’lerden bu yana yaklaşık 200-250 metre yükseldi ve artık buzulun en yüksek noktasının bile üzerine çıktı. Yani buzulun hiçbir yerinde artık “yatırım” yapılmıyor; her santimetrekaresi sadece kaybediyor. Bu, gelecekte olacak bir şey değil; şu anda yaşanıyor. Bu sadece Himalayalar’daki Yala Buzulu’nda değil, pek çok diğer buzulda da görülen bir durum.

26 Ağustos’ta Himalayalar’daki Langtang Lirung’un kuzey yüzünden kopan buz ve kaya kütlesi, Nepal’de yüzlerce can aldı. Bu olayı tek başına iklim değişikliğinin eseri saymak bilimsel olarak henüz erken olur. Benzer çöküşler yüzyıl önce de, hiçbir ısınma olmadan da yaşanmıştı. Ama olayın gerçekleştiği dağın hikayesi biz başka bir şey söylüyor.
Aynı bölgedeki gözlem verileri, yaz sıcaklıklarının on yılda yaklaşık 0,3 °C arttığını gösteriyor. O bölgedeki son dört yaz, uzun süredir tutulan kayıtlar içerisinde en sıcak ilk beşe giriyor. Himalayalardaki bölgesel buzullar ölçümlerin başladığı 1957’den bu yana kalınlıklarının önemli bir kısmını kaybetti; bu kaybın yarısından fazlası ise son çeyrek yüzyılda gerçekleşti. İklim bilimci Zeke Hausfather’ın son yazısında belirttiği gibi, tek bir çöküşü kesin olarak bu ısınmaya bağlamak zor olsa da, dağın ve buzulun uzun vadeli değişimi tartışmasız.
Burada ilginç ve az bilinen bir noktaya geliyoruz. Bir buzul erimeye başladığında ona bağlı olan dereler ve nehirler hemen kurumaz. Tam tersine, ilk aşamada daha fazla su üretir, çünkü her yıl daha fazla eski buz eriyip nehre karışır. Buzul bilimciler buna su zirvesi diyorlar: buzul küçüldükçe akış artar, ta ki geriye eriyecek yeterli buz kalmayana kadar. O noktadan sonra, sıcaklık artmaya devam etse bile akış düşmeye başlar.
Tanrı Dağları için bu dönüm noktasının önümüzdeki birkaç on yıl içinde geleceği öngörülüyor, yani bölge hâlâ bereketli dönemde. Himalaya’nın bazı kesimleri için tablo daha karışık; bazı alt bölgeler zirveye çoktan yaklaşmış veya ulaşmış durumda, özellikle küçük ve düşük irtifalı buzullarda.
Buzul erirken zenginleşiyoruz, buzul bitince yoksullaşacağız
Bu tablo tuhaf bir şekilde petrol zengini Körfez ülkelerini hatırlatıyor. Bir ülke petrol çıkardığı sürece zenginleşir, altyapı kurar, nüfusu büyür, refahı artar. Ama o zenginlik, aslında yer altındaki sonlu bir kaynağın harcanmasından geliyor. Petrol bitince, geriye o zenginliğe alışmış ama onu sürdürecek kaynağı olmayan bir toplum kalıyor.
Himalaya ve Tanrı Dağları çevresindeki topluluklar da benzer bir yola giriyor. Aradaki fark, harcanan kaynak petrol değil, buz. Su zirvesine kadar geçen yıllarda nehirler daha bol akacak, hidroelektrik potansiyeli büyüyecek, sulama suyu artacak. Bu gerçek bir bereket, sahte değil. Ama gelecekten ödünç alınmış bir bereket ve geri ödeme günü geldiğinde faturası ağır.
Erimenin getirdiği risk sadece suyun azalacağı gelecekte değil, bugün de var. Çünkü ısınan ve eriyen buzul, aynı zamanda dağın kendisini de daha kırılgan hale getiriyor. Buzulun altındaki donmuş toprak çözülünce, çatlamış kayaları bir arada tutan buz çimentosu kayboluyor. Eriyen buz dik yamaçları destekleyen ağırlığını kaybediyor. Bu tek bir çöküşü, yani Langtang Lirung’da olan felaketi, açıklamaz, ama neden büyük kaya-buz kütlelerinin dünya genelinde daha sık koptuğunu açıklıyor.
Yani aynı fiziksel süreç, hem kısa vadeli bir su bolluğu hem de artan bir çöküş riski birlikte üretiyor. Bu ikisi birbirinden ayrı haberler değil, aynı madalyonun iki yüzü.
Yala Buzulu’nun artık tamamen erime bölgesinde olması, gelecekte olacak bir şeyin haberi değil, zaten gerçekleşmiş bir durumun tarifi. Dağ faturasını şimdiden kesmiş durumda; biz sadece şimdilik suyu kullanıyoruz, ama ileride bu kazandıklarımızı kuraklık olarak geri ödeyeceğiz. Bereket gerçek ama bize ödünç verildi ve her ödünç verilen her şey gibi, bir gün geri istenecek.







