İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Ahmet Davutoğlu hakkında açılan cumhurbaşkanına hakaret soruşturmasını yorumladı. Çakır, soruşturmanın arkasında bir İmralı bağlantısı olabileceğini öne sürdü.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, feshedilen Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu hakkında cumhurbaşkanına hakaret soruşturması açtı. Davutoğlu pazartesi günü Ankara Adliyesi’nde ifade verecek.
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Melih Gökçek hakkında açılan soruşturmaya fazla şaşırmadığını belirtirken Davutoğlu’na yönelik soruşturmanın kendisini gerçekten şaşırttığını aktardı. Çakır, “Anlam veremedim ilk başta, sanki hani var ya bazı böyle yanıltıcı haber başlıkları” dedi. Davutoğlu’nun Türkiye’nin seçilmiş son başbakanı olduğunu ve AKP iktidarının başından itibaren önemli bir isim olduğunu hatırlatan Çakır, partisinin feshinden sonra Davutoğlu’nun iktidara karşı nötr bir konuma geldiğini öne sürdü.

Çakır, Öcalan’ın ilgisine dikkat çekti
Çakır, Abdullah Öcalan’ın görüşmelerde Davutoğlu’nun adını birkaç kez andığını ve temmuz ayında görüşmek istediği isimler arasında da Davutoğlu’nu saydığını aktardı.
Çakır, bu ayrıntının soruşturmayla bağlantılı olabileceğini öne sürerken Erdoğan’ın motivasyonunu da sorguladı. Çakır, “Erdoğan niye Davutoğlu’yu yargı eliyle cezalandırmak istesin, bu bana pek akıl kârı gelmiyor” dedi ve şöyle devam etti:
“Farkındayım, size net cevaplar veremiyorum.”
Bir siyasetçinin yıllar önceki eleştirisinin suç unsuru sayılmasını eleştiren Çakır, bunu düşünce ve ifade özgürlüğüne aykırı olarak nitelendirdi. Çakır, “Bir siyasi partinin genel başkanının eleştirisinin yıllar sonra suç unsuru olarak kullanılması, demokrasiden ne kadar uzaklaştığımızın açık bir kanıtı” dedi.
Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir
“Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları.
Pazartesi günü Profesör Ahmet Davutoğlu ifade verecek. Soruşturma açıldı, Cumhurbaşkanına hakaret. Gerekçe ne? Yıllar önce Gelecek Partisi Genel Başkanı olarak yaptığı bir konuşmanın videosunun yakınlarda tekrar tedavüle girmesi ve onun ardından hakkında resen soruşturma açılması. Bu hep başımıza gelen bir şey. Birçok kişi daha önceki yazdıklarından, söylediklerinden yıllar sonra yargılanabiliyor. En son emekli amiral Türker Ertürk’ün de başına böyle bir şey geldi. Ama tabii ki bu söz konusu olan kişi Ahmet Davutoğlu. Açıkçası Melih Gökçek’e bu kadar şaşırmadım. Tabii ki onda da bir şaşkınlık vardı ama Ahmet Davutoğlu’na böyle bir soruşturmanın açılması gerçekten şaşırtıcı. O günden beri, duyduğumdan beri… Perşembe günü bir yayında söylemiştim. Silivri’de duruşmaya gittiğimde, bir ara kafeteryaya gittiğimde bir avukat bana göstermişti cep telefonunda, kafeteryada kahve beklerken. Anlam veremedim ilk başta. Sanki hani var ya bazı böyle yanıltıcı haber başlıkları. Öyle mi diye düşündüm ama gerçekten soruşturma başlatılmış ve ifadesini alacaklar pazartesi günü.
Böyle bir olay Türkiye’de siyasi iktidardan bağımsız olamaz. Ahmet Davutoğlu gibi bir isim, Türkiye’nin seçilmiş son başbakanı. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum ‘‘son başbakan Binali Yıldırım’’ dese de seçimle oraya gelmiş son başbakan Ahmet Davutoğlu. Onun sonra istifaya sürüklenmesinin ardından Binali Yıldırım gelmişti, atanmıştı bir anlamda. Onu özellikle vurgulamak lazım. Ama Davutoğlu AKP iktidarının başından itibaren bu iktidarın önemli bir parçasıydı. Belli bir tarihte koptu, Gelecek Partisi gibi bir maceraya girdi. Orada tabii partiyi kurmasının dışında Erdoğan’ı kızdırmıştır muhakkak ama daha sonra Kılıçdaroğlu ile birlikte Altılı Masa’da yer alması herhalde aralarını iyice açmıştır, açtığını biliyoruz. Fakat yine de böyle bir isme soruşturma açmak, onu bir şekilde yargılama ihtimaliyle karşı karşıya bırakmak ve suçlamanın da cumhurbaşkanına hakaret olması siyaseten çok anlamlı.
Bir yığın dedikodu var, bir yığın rivayet var. Kulis haberi diye söylenen birçok şey var. İşte iktidar içerisinde güç dengeleriyle bunu açıklamaya çalışanlar var. Şu kanat, bu kanadı tasfiye ediyor, etmek istiyor diyenler var. Ama burada önemli bir husus, birkaç husus: Bir, bunun Gelecek Partisi’nin feshinden sonra olması. Gelecek Partisi’nin feshi ile beraber Ahmet Davutoğlu artık siyasi iktidara karşı en azından nötr bir pozisyona kavuştu. Yani artık muhalif diyemeyiz kendisine. Eleştirileri hep vardır muhakkak ama muhalif olduğu zaman da açıkçası iktidarı çok fazla güçlü bir şekilde eleştirmiyordu. Bir o işte hakkında soruşturmaya neden olan o videodakine benzer çıkışı çok fazla olmamıştı. Partiyi kapatmasından sonra, feshinden sonra Davutoğlu bir şekilde Türkiye’de yeniden bir göreve getirilebilir mi ihtimali, spekülasyonları yapılır oldu. Kendisi ‘‘Kesinlikle böyle bir şey yok’’ demedi ama böyle bir şeye talip olduğunu da söylemedi.
Ama bir diğer ilginç nokta Abdullah Öcalan’ın görüşmelerde birçok kez Ahmet Davutoğlu’nun adını zikretmesi. O ilginç bir husus. Siyasi koordinatörlük diye söylediği aylar önce, yani sürecin siyasi koordinasyonunda adını zikrettiği isimlerden birisiydi. Sonra yakın zamanda, Temmuz ayında yanılmıyorsam yaptığı bir görüşmede kendisinin görüşmek istediği insanlardan bahsederken 4-5 tane isim sayıyor, bunlardan birisi de Ahmet Davutoğlu. Bu çok ilginç. Neden böyle yapıyor? Bir önem atfediyor Ahmet Davutoğlu’na Öcalan. Onun siyasi iktidarla ilişkisini bilmiyor olamaz, daha doğrusu sorunlarını bilmiyor olamaz. Ama birkaç kez adını tekrarlamış olmasını da bir yere not etmek lazım. En azından Davutoğlu’yla görüşmek isteyen bir Öcalan var. Davutoğlu böyle bir şeyi kabul eder mi bilemiyorum ama çok eskiden beri tanıdığım hocanın, hoca diyeceğim, çok fazla bunu en azından şu aşamada isteyeceğini sanmıyorum. Ama Öcalan’ın kendisiyle görüşmek istemesinden rahatsız olduğunu da sanmıyorum. Dolayısıyla Davutoğlu’na bu beklenmedik davanın ya da soruşturmanın açılmasında bir İmralı boyutunun da bir şekilde olma ihtimalini bir kenara yazmak lazım.
Şimdi şu geliyor aklıma: Erdoğan niye Davutoğlu’yla bir sorun yaşamak ya da kaba tabiriyle söyleyecek olursak onu yargı eliyle cezalandırmak istesin? Bu bana pek akıl kârı gelmiyor. Farkındayım, size net cevaplar veremiyorum. Daha çok kafamdaki karışıklıkları size aktarmaktayım. Erdoğan’ın Davutoğlu’nu şu aşamada bir hizaya getirmek gibi bir derdi olamaz. Zamanında belki olurdu ama bu saatte ne gereği var? Ama bir savcı da Erdoğan’a rağmen böyle bir şeye girişemez. O zaman işin içerisine başka şeyler giriyor. ‘‘Erdoğan’ın doğrudan bilgisi olmadan birileri bu soruşturmayı açmış olabilir mi?’’ sorusu geliyor. Eğer bu sorunun cevabı evetse Türkiye’de sandığımızdan ya da en azından benim sandığımdan farklı bir iktidar şekillenmesi var demektir. Onun için meselenin anlaşılabilmesi için pazartesi gününü beklemek gerekecek. Kendisine nasıl davranıldığı, neler sorulduğu ve ardından ne gibi sonuçlara varıldığına bakmak gerekecek.
Ama şurası çok önemli, burada en önemli husus şu: Bir siyasi partinin genel başkanının eleştirisinin, siyasi eleştirisinin yıllar sonra bir suç unsuru olarak kullanılıyor olması Türkiye’de demokrasi, partili sistem, hukuk devleti vesaire bütün bunlardan ne kadar uzaklaştığımızın açık bir kanıtı. Dolayısıyla böyle bir soruşturmaya ‘‘Neden olmasın? Böyle bir soruşturma neden olmasın? Kanunlar karşısında herkes eşittir.’’ gibi şeylerle yaklaşmak hiç doğru bir tavır değil. Türkiye’de birçok soruşturma, böyle açılan birçok soruşturma hukuk devletine, demokrasiye, düşünce, ifade özgürlüğüne aykırı. Bu da onların bir zirvesi. Dolayısıyla bunu bir Melih Gökçek olayıyla kıyaslamamak lazım. Melih Gökçek olayında siyasi bir şey yok. Suçlamada en azından siyasi bir şey yok. Tabii ki Melih Gökçek’in ifadeye çağrılması siyasi bir hamle ama yapıp ettikleri vesaire bunlarda siyasi bir şey yok. Ama Davutoğlu’nunki doğrudan bir görüş beyanı, bir iktidara yönelik eleştiri ve bunun hakkında soruşturma açılması da düşünce ve ifade özgürlüğüne aykırı. Hele onun gibi yıllarca ülkede önemli görevlerde bulunmuş birisine bunun yapılıyor, yapılabiliyor olması da Türkiye’nin bence çok ciddi bir ayıbı. Şunu özellikle vurgulamak istiyorum; yolsuzluk şu bu gibi iddialarla herkes yargılanabilir. Ama düşüncesini ifade ettiği için Ahmet Davutoğlu gibi birisinin hakkında soruşturma açılıyor olması gerçekten asla kabul edilebilecek bir şey değil.
Bugünün ithafı bir deli kadına diyeceğim. Geçenlerde Twitter‘da fotoğraflarını gördüm, Lale Müldür’ün. Son fotoğraflarıymış, Cihangir’deki evi. Orada ne yazıyor? “Noli me tangere” yazıyormuş. Bu neymiş? ‘‘Bana dokunma.’’ Kitab-ı Mukaddes’te Hazreti İsa annesi Meryem’e söylemişmiş bunu. Aslında ‘‘kutsala dokunma’’ gibi bir anlamı varmış. Ama Lale Müldür’ün böyle bir yazıyla elinde tabii ki sigarasıyla poz vermesi şaşırtıcı değil. Gördüm, yaşlanmış. Tabii hepimiz yaşlanıyoruz. Şu anda 70 yaşında. Bu benim tam bildiğim Lale Müldür. Ben Lale Müldür’ü nereden bilirim? Biraz Boğaziçi Üniversitesi yıllarından bilirim ama esas onun ‘‘Voyıcır 2’’ diye bir kitabı çıktı. İlk baskısı Metis‘ten çıktı. Ahmet Güntan’la birlikte yazdılar bu kitabı. Şiir kitabı, ortak şiir kitabı. 1990’da çıktı ve benim de ‘‘Ayet ve Slogan’’ yine Metis’te 1990’da çıkmıştı. Yani yaşıtlar. O dönemden Metis‘ten de tanıyordum. Bu gençlik hali. Çok iyi eğitim görmüş. Türkiye’de, İtalya’da, İngiltere’de çok iyi eğitim görmüş ama kendini yazmaya adamış birisi Lale Müldür. Ama çok zor, yazdıklarını okuyup anlamak çok zor. Kendine özgü bir üslubu var. Aynı zamanda resim de yapmış, sergi de açmış ve en son bir tane romanı var. Ben okumadım açıkçası. 2007’de çıktı. ‘‘Bizansiyya’’ diye bir romanı var.
Lale Müldür’ün kendisiyle birçok kez karşılaştım. Birçok kez sohbet etmeye çalıştım diyeyim ama çok da fazla mümkün olmadı. Çünkü o gerçekten benim gibi sıradan insanlardan farklı bir âlemde yaşıyor. Bunu söylerken kesinlikle küçümsüyor falan değilim. Tam tersine gıpta ediyorum. Bambaşka birisi. Bizden farklı boyutlarda olan birisi ve gerçekten sevilesi birisi. Duyduğum kadarıyla çok fazla evden dışarı çıkmıyormuş, çok fazla yemek yemiyormuş, sigara içiyormuş ve öyle çok hareket etmeden hayatını sürdürüyor. Nasıl söyleyeyim? Başlı başına ilginç bir insan Lale Müldür. Okumadıysanız şiirlerini okumanızı öneririm. Anlayıp anlamayacağınız, sevip sevmeyeceğiniz size kalmış ama Lale Müldür okumadan bu dünyadan göçmek iyi bir fikir değil diyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.“








