Masada Kalanlar (24): Anneannemin meyveli sabah kahvaltıları

Çocukluğumun en sevmediğim öğünü sabah kahvaltısıydı. Sıcak yataktan çıkıp sofraya oturmak bana eziyet gibi gelirdi. Zaten benim uyanıp iki ayak üzerine dikilmem başlı başına bir olaydı, kimi sabahlar epey bir zaman alırdı da “hadi oğlum” demekten annemin dili şişerdi. Ortaokulda kendi başıma okula gitmeyi başladıktan sonra hemen her sabah geç kalırdım. Beyoğlu Anadolu’da okurken ilk dersin başladığı saatte kalan vapura ancak yetişebiliyordum.

Sabahları 10 dakika fazla uyumayı mükellef bir kahvaltıya yeğlerdim. Bazı insanlar sabaha aç uyanır. Mesela anneannem öyledir, uyanır uyanmaz ille bir parça bir şey atacak ağzına. Ben hiç öyle olmadım.

Yazları neyse de okul sabahları kahvaltıdan özellikle nefret ederdim. Sıcak yorganın altından çıkıp da gri, kapalı, soğuk güne başlamayı olabildiğince ertelemeye çalışırdım. Gelgelelim, ne kadar uğraşsam da bu çabanın nafile olduğunu bilirdim. Yataktan çıkılacak, okula gidilecek. Biz Mühürdar’da oturuyorduk. Her sabah arkama bakarak yürürdüm, yoldan bir tanıdık geçse de Bahariye’ye çıkarken beni okula arabayla bıraksa diye… Heyhat, bir sabah bile o tanıdığa tesadüf edemedim.

Anneannemin Kuzu Kestanesi’ndeki evi ile Bahariye İlkokulu’nun kapısı karşılıklıydı. Anneannemde kaldığım bazı gecelerde, hele dedem de evdeyse, sabah okula gitmeden mutlaka kahvaltı yapacağımı bilirdim. Dedeme göre, kahvaltısız başlanan günden hayır gelmezdi, insanın zihni açılmazdı.

İyi de, uykumun en büyük düşmanı olarak gördüğüm sofraya oturmak benim için bir nevi zulümdü. Afyonu patlamamış insanın midesi ne alabilir ki? Uyanır uyanmaz kahvaltı yapınca midemin bulandığını söylerdim.

Anneannemin meyveli sabah
Masada Kalanlar (24): Anneannemin meyveli sabah kahvaltıları

Ne de olsa Kuleli’den mezun dedemse hiç oralı olmaz, “kusarsın o zaman,” derdi, “birkaç kere kusarsın, sonra alışırsın.” Pek ikna edici bir yöntem olmasa da o yaşlarda işe yaradığı kesindi. Söylensem de, öfleyip püflesem de sürüne sürüne sofraya otururdum.

Dedem asla peynir, zeytinle kuru kahvaltı yapmazdı. Mutlaka sıcak bir şeyler olsun isterdi. Yağda yumurta severdi. Bazen de haşlanmış yumurtayı anneannem tereyağında şöyle bir çevirir, üstüne tuz, karabiber, kekik, kırmızı tozbiber serpip getirirdi. Nadiren börek olurdu.

Şimdilerde düşünüyorum da dünyada değişime en iyi direnenlerden biri anneannemin kahvaltı sofralarıdır herhalde. Anneannemin meyveli sabah kahvaltıları, o sofranın olmazsa olmazı mevsim meyvesidir.

Bir kere sonbahar başta olmak üzere bulunabildiği her mevsimde çekirdeksiz yeşil üzüm olur, yazsa şeftali ya da kavun, bazen çilek, kışları -ben seviyorum diye- deveci armudu… Sonra kızarmış ekmek, tereyağı, peynir, domates, zeytin belki birkaç yeşil biber, reçel, bol baharatla süslenmiş ekmek batırmalık zeytinyağı, uzun bir kahvaltıysa patatesli omlet ya da menemen. Misafir geliyorsa Macar salamı ya da jambon.

Anneannemle anlaşamadığımız yegâne konu zeytindi. Anneannem, çocukluğunda Aydın’da yediği kahverengi zeytini hiçbir yere koyamaz. Ona göre eşi menendi olmayan bu zeytinin her tanesi ayrı bir lezzet şölenidir.

Ben bu zeytini hiç sevmem, tadı bana kumlu gelir, zaten anneannemden başka da sevenini görmedim. Eğer Aydın’dan biri o zeytinden getirdiyse anneannemin zeytini sofraya ayrıca konurdu. Kimse ona ilişmezdi. Anneannem de söylemez ama zeytininin hepsinin kendine kalmasına içten içe sevinirdi.

Şarküteri ürünleri anneannemin sofrasında pek yer bulmazdı. Anneannem kokulu gıdalar yemediği gibi yenmesine de iyi gözle bakmazdı. O yüzden de anneannemin menemeninde asla soğan konmayacağı gibi sucuk ya da pastırma hiçbir zaman olmazdı. Ancak, çok ısrar edersem, binde bir, benim için pişirilirdi.

Tatil demek anneannemin sofrası demekti

Okul günlerinde nefret ettiğim kahvaltı sofralarına tatillerde bayılırdım. Şatafatlı bir sofra kuruluyorsa herkes anneannemde toplanıyor demektir. Anneannemin sofrasına oturan herkesin bildiği ama başka kimsenin bana ikram ettiğini görmediğim iki basit, basit olduğu ölçüde de şahane tarifi yazayım.

Bunlardan ilki, “çingene pilavı”dır. Adının pilav olduğuna aldanmayın, bu aslında bir salata. Limonsuz çoban salatası da denebilir. Domates, salatalık, biber, maydanoz, bir de peynir. Aydın’ın kesik denen bir peyniri vardır, biri gelince bize de getirirdi.

Anneannem, “aydın kesiğinin” hiçbir yerde bulunamadığında ısrarcıdır. İstediği gibi bir kesik bulamadığı için içine beyaz ya da tulum peyniri rendeler. Yaz kış ayırdetmez, her fırsatta çingene pilavı yerdik.

Diğeri de “kesikli biber”. Bunu yapabilmek için Aydın kesiği şarttır. Menemen gibi biberler önce sotelenir. İçine domates konur. Domates eriyince kesik eklenir. Hepsi birlikte pişirilir. İsteğe göre bir yumurta da kırılabilir. Anneannem kesikli biberi genellikle yumurtalı yapar. Biraz kırmızı biber de serpiştirdiniz mi, buyurun ziyafete.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş